Kocaeli Kartepe Maşukiye

15.573 kişi okudu!

 

20180422_153019(0)

Değerli okurlarım: en son bu bölgeye yani Maşukiye-Sapanca-Taraklı’dan oluşan tura Nisan 2018 tarihinde gittim. Öncelikle bilmelisiniz ki: bu söylediğim tur kesinlikle bir gün içinde yetişmiyor ve özellikle Taraklı, sadece 15-20 dakikalık bir ziyaretten ibaret kalıyor. Yani: bu turu satın alırken, büyük bir yorgunluk ve bazı yerlerin pas geçilmesini kabul etmek durumundasınız.

Bölgeyi anlatmadan önce, önemle belirtmek istediğim bir husus var. Sakın ola: hafta sonu yani Cumartesi ve Pazar günü veya tatil günlerinde buraya gitmeyin. Çünkü inanılmaz bir kalabalık, arabalar, tıkanan trafik, insan seli, inanın giderseniz pişman olursunuz. Hiçbir düzen yok, temizlik yok, her yer para ama nasıl para, fahiş fiyatlar, araç plakalarına 34, 54 sanırsınız bütün İstanbul buraya akın etmiş, peki sonra ne olmuş, tam bir rezillik, hani bir çok internet sitesinde yazılı ya: Maşukiye, kuş sesleri, cennet hayır, burada kuş sesi duyamazsınız, ama bolca araba sesi ve satıcı sesleri, ATV denen üç tekerlekli motor gürültüsü duyabilirsiniz. Tabii ben bunları yazınca, bir kısım ziyaretçinin hafta sonu gitmeyeceğini ve sakin olacağını düşünebilirsiniz, ama bu bölgede Araplar (artık turist mi yoksa daimi ikamet eder mi desem bilmiyorum) da çok, yani bence, mutlaka buraları gidip göreyim derseniz: mutlaka hafta içi bir günü tercih edin, en azından hafta sonu yoğunluğunun beşte biri kadar yoğunluk oluyormuş, ben maalesef hafta sonu gittim ve bir kez daha buraya asla gitmem.

Ama yine en başta belirtmek isterim ki, bu yazı sizlere biraz karamsar gelebilir, ama unutmamak gerekir ki, ben gördüklerim ve yaşadıklarımı yazdım, tercih sizin.

Evet: şimdi Maşukiye nedir, burada neler var, insanlar burayı neden tercih eder, bu konuda sizlere bilgi vermek istiyorum.

Öncelikle biraz tarihi geçmiş ve buranın isminden, isminin anlamından başlayalım.

Maşukiye köyü 1865 yılında, Kafkasya’dan buraya göç etmiş Çerkez boyları tarafından kurulur. Bunlar arasında bulunan Murat Bey isimli bir şahsın, köyün kurucusu olduğu söylenir. Osmanlı-Rus harbi sırasında da Batum’dan göçüp gelenler buraya yerleştirilir. Daha sonraki yıllarda ise, Karadeniz ve Romanya yöresinden göçüp gelenler, yine buraya yerleşirler. Böylece: Çerkezler, Abazalar, Gürcüler, Muhacirler ve mübadele sonucu Yunanistan’dan gelenler, bölgede çok farklı kültürlere sahip bir toplum oluşmasına neden olmuşlardır.

Maşukiye’nin tarihinde ilkler var. Cumhuriyet döneminin ilk kadın belediye başkanı (Leyla Atakan, İzmit Belediye Başkanı) buradan çıkmıştır. Yine, Cumhuriyet döneminin ilk kadın subayı, Maşukiyelidir.

Tarihe, devam edelim. Osmanlı döneminde, yukarı da da belirttiğim gibi, burada pek çok çerkez yaşarmış. Harem için, aşık olunacak kadar güzel kızlar, buradan seçilirmiş. Bu nedenle buraya “Maşuk köy” ismi verilmiş. Zaman la da “Maşukiye” ismini almış. Yani: “Maşukiye” ismi: aşık anlamına gelen Maşuk kelimesinden gelir. Aşık olan erkeklere “Aşık” ve aşık olan kızlara ise “Maşuk” denirmiş.

Yöre halkının deyişine göre “Buraya gelen aşık olur” imiş. (Elbette günümüzde böyle bir şey yok, buraya gelen sadece sinir olur demek daha uygun)

Yine, buralarda söylenenlere göre “Maşukiye, yıllarca Balayı yeri olarak tercih edilmiştir”. Ama söyledim ya, günümüzde kalabalık ve gürültüden, sanırım balayı için burayı tercih eden yoktur.

 

Ulaşım:

Maşukiye-İstanbul arasındaki uzaklık 120 km ve Maşukiye-İzmit arasındaki uzaklık ise 20 km. dir. İstanbul’dan yola çıkanlar için: Çamlıca gişelerinden, otoyola giriş yapın, İzmit-Adapazarı yolu ile devam ettiğinizde, yaklaşık 1 saat sonra İzmit-Doğu-İzmit-Yalova-Bursa çıkışına geleceksiniz. Otoyol gişelerinden sağa dönerek, D-100 karayolundan, Adapazarı yönüne çıkın. 500 metre sonra, Kartepe-Sapanca kavşağından sağa dönülerek, Kartepe-Maşukiye yoluna gireceksiniz. 10 km daha ilerledikten sonra, Maşukiye’ye varılmaktadır.

Maşukiye merkezden, Kartepe yönünde biraz ilerledikten sonra, Kartepe yolu üzerindeki “Alabalık vadisine” ulaşılmaktadır.

20180422_154127

GENEL:

Yukarıda da söz ettiğim gibi: günümüzde burası kalabalık Araplardan geçilmiyor.

İlçe sınırları içinden D-100 devlet karayolu ve TEM otobanı geçer. Marmara Bölgesinin: Uludağ’dan sonra en çok ziyaretçi çeken, kış turizm merkezidir. Ancak “Kartepe” sadece kışın güzel, çünkü burada bulunan ağaçlar, büyük yapraklı olduklarından kar yağdığında üzerleri karla kaplanıyor ve tamamen bembeyaz bir görüntü ortaya çıkıyor, ayrıca yine kışın buraya çok fazla miktarda kar yağması nedeniyle, kar kalınlığının yer yer 3.5 metreye kadar çıktığı söyleniyor. Ama yazın Kartepe anlamsız bir yer, tamamen çorak bir arazi yapısı görülüyor, yani burası kışın güzeldir.

Maşukiye’nin denizden yüksekliği 111 metredir. Köy ve yakın çevresinde 50’den fazla restoran bulunduğu söyleniyor. Özellikle et-mangal ve alabalık tesisleri yoğundur.

 

Ne satın alınır:

İnternet sitelerinde birçok yerde yazılı olduğunu görünce: burayı ziyaretimde ekşi mayalı köy ekmeği almak istedim, ama bulmak ne mümkün, sadece bir fırında bulabildik, o da sayılı, yani tur  da bulunan ve isteyen herkese yetmeyecek şekilde, 8-10 tane ekmek vardı. Mersu alabalık tesislerinden alabalık satın almayı umduk, ama kalabalıktan bu tesislerin yerini bile bulmak mümkün olmadı. Bir de “Çerkez peyniri” denilmiş, hani burası çerkezlerin diyarı ya, çerkez peyniri alalım dedik, bulmak ne mümkün, bir yerde vardı ama tadı rezaletti.

Pazar günleri, merkez meydanda kurulan pazarda pek çok sebze ve meyve satıldığı söyleniyor, ne mümkün, Pazar günü gittim, Pazar filan yoktu.

20180422_132817   20180422_132820

Ne yenir:

Tabii Maşukiye, dereler, şelaleler denince akla hemen alabalık geliyor. Hatta: bazı restoranlarda alabalıklar akvaryumlar için de canlı bulunduruluyor. Ayrıca: yine bu yörede, yörenin ormanlık olması nedeniyle mantar öneriliyor, ama önünüze geldiğinde göreceğiniz gibi, bu mantarlar kültür mantarı. Sonuç olarak: olur da buralarda bir şeyler yemek isterseniz: kiremitte alabalık, köfte veya tavuk tercih edebilirsiniz. Yanında salata ve meşrubat, ardından çay vardır. Önerim: kesinlikle alabalık ve tavuk tercih etmeyin, köfte tercih edebilirsiniz, kiremitte kaşarlı mantar, şansınız varsa, restoran ücretsiz ikram eder, yoksa bunu da deneyebilirsiniz.

 

GEZİLECEK YERLER:

KAR TEPESİ:

İzmit körfezi ve Sapanca gölüne bakan dağın zirvesindedir. Kayak tutkunları için, muhteşem güzel bir ortamdır.

Buraya gitmek için: önce Maşuriye’ye ulaşmanız ve sonrasında 17 km.lik bir yol daha gitmeniz gerekiyor. Ama, orman içinde yapacağınız bu yolculuk, muhteşem güzel ve keyifli. İstanbul’a 1 saatlik uzaklıkta (115 km) bulunması, büyük imkan. Ayrıca: Kocaeli şehrinin su ihtiyacı, buradan karşılanıyormuş.

Kartepe’nin Avluburnu mahallesi sakinliğini karlarla birleştirdiğinde ortaya etkileyici bir manzara çıkıyor. Yine Kartepe’ye bağlı Eşme ise doğa ile içiçe zaman geçirmek isteyenler için en doğru adrestir.

Aralık ayı sonlarında: burada kayak sezonu açılıyor. Kayak sezonu dışında ise: tenis kortları, voleybol sahaları, 2 çim futbol sahası ile de, spor turizmine çok uygun bir yer. Futbol kulüplerinin bazıları, burada kamp çalışmaları yapıyorlar.

Bölgede: 12 ay hizmet veren, gayet lüks bir otel var. Bu konaklama tesisinde: her türlü imkanlar, ziyaretçilerine sunuluyor.

Evet, gelelim kayak merkezine. Kayak merkezi, özel bir firmaya, 49 yıllığına kiraya verilmiş ve özel sektör tarafından işletiliyor. Merkezde, son derece konforlu bir otel tesisi, ziyaretçilerin her türlü ihtiyacının giderilmesini sağlayacak yapıda düzenlenmiştir.

Zirve: denizden 1650 metre yüksekliktedir. Kasım ayı ortalarında başlayan kar yağışı, Nisan sonuna kadar devam ediyor ve bu dönemde, bölgedeki kar kalınlığı: 2-3 metre civarında oluşuyor.

Kayak Tesisi: 4 tane mekanik kayak tesisi var. Pist alanı: 42 km. 14 pist bulunuyor. Kayağa yeni başlayanlar için kolay pistler olduğu gibi, usta kayakçılar için de, uygun pistler bulunuyor.

Evet, kartepe: ister yaz sıcağında şehrin gürültüsünden kaçmak için burayı tercih edebilir, isterseniz kış sezonunda kayak yapmak için gidebilirsiniz.

 

20180422_152759   20180422_154124   20180422_154139   20180422_154155

20180422_154216   20180422_153012

MAŞUKİYE:

Maşukiye’ye kendi arabanız ile giderseniz, büyük bir park yeri sıkıntısı yaşamanız kesin. Ama bir şekilde arabanızı bir yerlere park ederseniz, merkez meydana gidebilirsiniz.

20180422_145604   20180422_145612

Hatta: önce merkez meydanın ilerisinde, yolu takip ederek Kartepe seyir terasına gidin ve rezilliği görün. Muhteşem bir manzara, ama yapılaşma nedeniyle sağı-solu kapanmış, sadece 3-4 metrelik bir boşluktan, muhteşem Sapanca göl manzarasını izlemeye çalışın.

Sonra: yokuştan aşağıya, merkez meydana gelin. Burada: muhteşem güzellikteki şelalenin bulunduğu yere girmek için giriş ücreti olarak 5 TL istendiğini görün ve şaşırın kalın. Maşukiye’nin birçok yerinde olduğu gibi (bu kadar papağan nerden bulunmuş anlamadım) papağanlı kişilerin papağanla resim çektirmeniz için sizden para talep etmesini savuşturun.

Genellikle Karadeniz yöresinde derelerin üzerinde yapılan “Zipline” uygulaması burada da var. Altlı üstlü iki çelik halat çekilmiş ve insanlar bunların üzerindeki oturma yerlerine oturarak bir diğer yöne doğru hızla kayıyorlar ve ardından geri dönüyorlar, neyse ki bu halatların altına koruyucu file çekmek akıllara gelmiş, ücret 15 TL. ilgisini çeken deneyebilir.

Sonra: yine burada bolca ATV denen, üç tekerlekli ve çeşitli versiyonları bulunan motorlar var. Bunlarla arazide gezi yapılıyor. 30 ve 45 dakikalık turlar yapılıyor. Kullananların birçoğunun kaskı yok, ayrıca motor sesi ve motorların egzozlarından çıkan gaz, tam bir hava kirliliği rezaleti yaşanıyor, sonra da bazı internet sitelerinde olduğu gibi “kuş sesleri” ve “bol oksijen” hayal. ATV motor sesleri yanında, arabası ile buraya gelen binlerce kişinin, trafik kilitlendiğinde yarattıkları korna sesi gürültüsü, insanlar sıkıntıdan, trafik biraz sıkıştı mı çılgınlar gibi korna çalıyorlar, ARKADAŞLAR BURADA KUŞ KALMAMIŞ Kİ sesi olsun.

Yine merkez meydanda: alışveriş yapmak için birkaç dükkan var, ben burada bir dükkandan şimşir tahta kaşık aldım, 3 tanesi 10 TL. Malum şimşir özelliği olan bir ağaç türü, dayanıklı ve bakteri tutmaz, el oyma, tam bir el emeği, mutfaklarda işe yarar.

Evet: tüm bunları görüp yaşadıktan sonra: bir daha buraya gelmeme kararı vererek, buradan ayrılıyorum.

Bu arada: Maşukiye’de zamanız varsa ve hafta içi bir gün giderseniz, görmenizi önereceğim bir kaç yer hakkında bilgi vermek istiyorum.

Aygır deresi:

Kartepe zirvesinden gelip, Maşukiye’ye doğru akar. 15 km uzunluğundadır. Dere kıyısında bulunan patika, yürüyüş yoludur. Kısa ve orta uzunluktaki yürüyüş parkurları bulunur. Yürüyüş yolu bitince, karşınıza bir küçük şelale çıkar. Ayrıca Aygır deresi kıyısında, birçok restoran bulunuyor.

Alabalık Vadisi:

Maşukiye-Kartepe yolundadır. Vadinin içinde, Yazıcılar deresi akar. Derenin akış yönünde ilerlerseniz, derenin oluşturduğu çağlayanları görebilirsiniz. Vadinin her iki yanında, alabalık restoranları bulunuyor.

Soğuksu Piknik Alanı:

Bahçecik beldesindedir. Buradan bütün körfez izlenebilir. Burada ağaçlar altında piknik yapılıyor. Ayrıca, buraya ismini veren su içildiğinde “mide rahatsızlıklarına” iyi geldiği söyleniyor. Su: deniz seviyesinden metrelerce yükseklikte, fundalıktan çıkmaktadır.

 

İstanbul, Çatalca

6.585 kişi okudu!


TEM Otoyolundan Edirne’ye doğru, Arnavutköy-Habibler sapağından çıkarak, 62 km. gittikten sonra göle ulaşılır. Diğer alternatif bir yol ise: TEM gişelerinden geçip, Avcılardan sonra Hadımköy sapağını izlemek ve yoldaki Durusu, Terkos tabelalarını takip etmektir.

Özel araçlar dışında, Yenibosnadan kalkan otobüslerle Çatalca merkeze kadar gidilebilir. Gölün uzak tarafı, askeri bölge olduğundan, buraya giriş yasak. Balaban Köyünden, aşağı göle inmek en iyi yol. Çatalcayı geçtikten sonra Nakkaş, İzzettin, Yassıören tabelalarından sonra, Balabana ulaşılır. Gölün en hareketli bölümü de burasıdır.


TARİHİ:
Yaklaşık olarak 2500 yıllık bir tarihe sahip olan Çatalca bölgesinin ilk yerleşimi, MÖ.450 yıllarında, önce Romalılar zamanında, şimdiki İnceğiz köyünün bulunduğu yerde olmuş. Fakat bir süre sonra, aslen Tatar ırkına mensup olan kafilelerin Balkanlar’a akınları sırasında yakılıp-yıkılmış ve bilahare havuzlar mevkiinde, akıncılar tarafından ikinci kez inşa edilmiştir. Büyük İskender’in Asya seferi sırasında Çatalca’nın bu ikinci yerinde de yanmak suretiyle felakete uğradığı ifade edilmektedir. Bu ikinci yanış felaketidir. Bir süre sonra, bu günkü yerinde üçüncü kez olarak inşa edilir. Bu döneme ait, herhangi bir mimari eser, günümüze kadar gelememiştir.

Bölge: Bizans imparatorluğu döneminde, önemli bir yerleşim yeridir. Hatta İstanbul’un kapısıdır. Bizans imparatorluğu döneminde, birçok savaşlara sahne olmuştur. 375 yılında Macaristan’dan gelen Hunlar, Balamir idaresinde devlet kurmuşlar, Muncuk’un ölümünden sonra Atilla iktidarı tek başına ele alınca, I. Balkan ve II. Balkan seferlerine çıkmış ve bu seferlerinde Çatalca’dan geçerek, Büyük Çekmece Gölü önlerine gelmiş ve Bizans’ı vergiye bağlamışlardır. Avrupa Hunlarının bu hareketi üzerine: Bizans imparatoru Anastasius :507-511 yılları arasında, Çatalca’nın Karadeniz kıyısındaki Evcik İskelesinden Silivri İlçesinin batısındaki Karıncaburnu’na kadar uzanan surları yaptırmak zorunda kalmıştır. Bu surlar: Çin Setinden sonra, Hunlar’ı durdurmak için yapılan, dünyanın 2 nci büyük surudur. Ormanlık alandaki bölümü halen ayaktadır. Bizanslılar döneminde, yöre bol ağaçlık ve ormanlarla kaplı olması sebebiyle, hem bir av merkezi hem de İstanbul’un yakacak odun ihtiyacının karşılandığı yerdir. Bizans döneminde, İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak için Gümüşpınar köyü yakınlarında, halen ayakta bulunan su kemerleriyle, İstanbul’a su taşınmıştır.

Hunlardan sonra, başka Türk kavimleri de, Çatalca’dan geçerek İstanbul’u kuşatmışlar ve tehdit etmişlerdir. Avar Türklerinin 616 yılında, Bulgar Türklerinin 813 yılında Çatalca’dan geçerek Bizans’ı kuşatmışlardır. 1090 yılında ise Peçenek Türkleri, Çatalca üzerinden Büyük Çekmeceye kadar gelmişlerdir. İstanbul’a yürüyen Sırp ve Bulgarlar tarafından da, Çatalca’nın harap edildiği bilinmektedir. Bizans elinden çıkıp, Osmanlılara geçmesi ise, birkaç kez olup ilk defa, I.Murad döneminde olmuştur. Daha sonra, son kez ise, Fatih döneminde bölge, Osmanlılara geçmiştir. Çatalca “Avcı” lakabı ile tanınan IV. Mehmet’in avlanmak üzere sık sık geldiği bir yer olarak öne çıkar. Bu olay, Çatalca’nın gelişmesinde önemli bir etken olmuştur. Bu yüzden Çatalca’da, Hünkar Sarayı ve bahçesi olduğu, Evliya Çelebinin Seyahatnamesinden öğrenilmektedir. Bunun yanı sıra, birçok saray olduğu da iddia edilmektedir. Avcı Mehmet’in uzun süre kaldığı dönemlerde de, İstanbul’dan sonra devletin merkezi olarak burası kullanılmıştır. Kalfaköy’de padişahların av köşkü bulunduğu söylense de, günümüze ulaşmamıştır. Bunun yanında, Kalfaköy gibi bir köy yerleşiminde hamam kalıntıları olması, burasının çeşitli Osmanlı padişahları tarafından avlak olarak kullanıldığını göstermektedir.


GENEL ÖZELLİKLERİ:
Şehre yaklaşık bir saatlik uzaklıktaki Terkos Gölü, diğer adıyla Durusu, yeşillikler içinde ve göl kenarındaki konumu ile, piknik yapmak, balık tutmak, kanoyla gezmek gibi aktiviteleriyle dikkati çekiyor.

25 km.kare olan göl, İstanbul’un su ihtiyacını karşılıyor. Gölün fazla suları: Yalancıboğaz’dan Karadeniz’e akıyor. Karabatak, beyaz ve gri balıkçıl, kaşıkçıl, pelikan, sülün, arı kuşu, kartal ve yaban ördeği gibi pek çok kuş türünün gözlenebildiği bölgede, kışın, avlanmak da mümkün. Ancak, göçmen kuşların avlanması yasak.

Göl kenarı, serin ve Karadeniz rüzgarı alıyor. Piknik yapmanın yanı sıra, balık tutmak, avcılık, kano gibi su sporu aktiviteleri için Durusu’ya günübirlik turlar düzenleyen, turizm acentaları var. Göl çevresinde, 200 kişilik oturma kapasiteli yemek alanında bu acentalardan biri hizmet veriyor.

KONAKLAMA:

DURUSU PARK OTEL:
74 oda ve 1 suit var. Açık ve kapalı yüzme havuzları, jakuzi, sauna, fitnes salonu, yaban hayatı müzesi, doğa kütüphanesi, gençlik evi, amfitiyatro, basketbol, voleybol, mini futbol, kano, tenis, dağ bisikleti, jogging, motivasyon ve strateji oyunları gibi aktiviteler mevcut. Bunun yanında: 4 toplantı salonu ve açık hava seminerleri için çınaraltı meydan ve 300 kişilik amfitiyatro var. Telefon: 0212.7679020

KLEOPATRA OTEL:
41 oda ve 1 kral dairesi kapasiteli. Açık ve kapalı yüzme havuzları, sauna, fitness salonu, masa tenisi, bilardo, sinema salonu ve 3 toplantı salonu var. Subaşı köyünde. Telefon: 0212.7950444

GEZİLECEK YERLER:

İNCEĞİZ MAĞARALARI:
Bulunduğu köye adını veren bu mağaraların, 9’ncu yüzyılda Cenevizlilerden kaldığı bilinmektedir. Barınma amacı ile yapılan bu mağaralar, daha sonra ise kilise olarak kullanılmıştır. Bu amaçla kullanıldığı: tavandaki haç işaretlerinden anlaşılmaktadır. Bu yerleşim yeri: 4 katlı. İkinci katında, tavanına haç oyulmuş küçük bir kilise var. Kayalara oyulmuş merdivenlerle katlar arasında bağlantı sağlanmış. Kayalığın çevresindeki patikalar sayesinde bütün katlarına çıkılabiliyor.
İnceğiz Mağaralarına, bölge halkı: Kemal Sunal mağaraları da diyor. Bazı Kemal Sunal filimlerinin burada çekildiği söyleniyor. Mağaranın önünden Karasu Deresi akıyor. Derenin kıyısında, ücretli bir piknik alanı var. Özellikle, hafta sonları burası dolup taşmakta.


ANASTASİOS DUVARLARI:
Karacaköy’den Evcik Plajına giden yol üzerinde, ormanların içine gizlenmiş bir tarih. Sormadan bilmeden bulmanız mümkün değil. Çünkü, herhangi bir tabelası yok. Oysa, bu kaderine terk edilmiş tarihi yapı; daha önce de söylediğim gibi Çin Seddinden sonra, Hunlar’ı durdurmak için yapılmış dünyanın ikinci büyük suru.

Bizans imparatoru Anastasios tarafından 507-511 yılları arasında, Hun saldırılarını engellemek ve İstanbul surlarının dışında kalan saray, kilise, manastır gibi yapıları korumak amacıyla yaptırılan Uzun Duvar, İstanbul’a yaklaşık 65 km. uzaklıkta. Silivri’nin yaklaşık 3 km. batısındaki Karınca Burnundan başlayıp, Karadeniz kıyısındaki Evcik İskelesine kadar, 56 km. boyunca uzanıyor.
Karacaköy-Yalıköy arasındaki Evcik Plajına giden asfalt yol boyunca görülen duvar: yaklaşık 2.5 km. sonra yoldan ayrılıp, ormanın içine doğru yöneliyor ve bir süre sonra gözden kayboluyor. Meşe ormanları arasındaki duvar, bu yörede oldukça iyi durumda. Uzun duvarın en yüksek yeri: 5 metre ve kalınlığı ise 3-3.5 m. arasında. Şimdi yüksekliği ancak 3 metreyi buluyor. Geçtiğimiz yüzyıla kadar büyük bölümü ayakta imiş. Korumaya çalışan olmamış ama taşlarıyla ilgilenmişler. Örneğin: Karamandere Camisi, Uzun Duvarın taşlarıyla inşa edilmiş.


EVCİK İSKELESİ:
Evet, bu kumsal, bölgenin en bakir yerlerinden birisi. Birkaç derme-çatma baraka dışında, hiçbir yapılaşma yok. Güzel bir çeşmesi ve çay ocağı var ama yiyecek doğru dürüst bir şey bulamazsınız.

ORMANLI PLAJI:
Karacaköy’e gelmeden ayrılan bir başka yol: Ormanlı Plajına gidiyor. Ormanlı Plajı: sürekli esen rüzgarı ve kum duvarları nedeniyle, yamaç paraşütü için son derece uygun bir yer.


YALIKÖY:
Karacaköy’ün içinden geçen yol Yalıköy’e kadar ulaşıyor. Yalıköy: Karaburun ile birlikte, Çatalca’nın Karadeniz kıyısındaki iki sahil köyünden birisi. Eski bir Rum balıkçı köyü. Rumlar buraya çizme anlamına gelen “Podima” diyorlarmış. Köy: bir zamanlar korsan yatağı imiş. Köyde Rumlardan kalan pek bir şey yok, köyün merkezindeki ahşap evlerin alt katları, eskiden şarap imalathanesi ya da dükkan olarak kullanılıyormuş. Yalıköy’ü çepeçevre saran orman en büyük geçim kapısı, kimi odunculuk yapıyor, kimi odun kömürü yapıp satıyor.

Çatalca’ya bağlı Yalıköy’ün tarihi 250 yıl öncesine kadar gidiyor. 10-15 yıldır turistleri çekmeye başlayan köyün, suyu da çok meşhur. Sezon kısa olması nedeniyle, turizm çok fazla gelişmemiş. Öyle ki, Yalıköy’den geçenler, bidonlarını doldurmadan köyden ayrılmıyorlar.

Bunun yanında, köyün diğer özelliği: uzun sahilinin bulunması. Öyle ki, yer yer 100 metreyi bulan 12 km. uzunluğunda kumsalı var. Dağların etekleri denize doğru indiğinden kayalaşma oluşmuş, zamanla bu kayalar denizin etkisiyle içlere doğru oyulduğundan, geniş mağaralar meydana gelmiş. Sahilin arka tarafı orman olup, muhteşem bir görüntüye sahip. Sahilde, balıkçı lokantası ve otel dışında, turistik tesis yok, bu yüzden tenha bir yer.

KOCAKUYU MAĞARASI:
Pınarca köyünden Gümüşpınar’a giden yolun yaklaşık 3 km. de yolun sol tarafında geniş bir düzlüğün kenarındaki çalılık içinde, elektrik direğinin yakınında bulunuyor. Mağaranın rakımı: 204 metre. Derinliği 34 metre. Uzunluğu: 1010 metre. Mağaranın ağzı yaklaşık 3-5 m. genişliğinde. Giriş, dik bir inişle başlıyor. Ağızdan itibaren zemin, çöküntü kayalardan oluşarak, 25-30 m. bir eğimle, ilk galerinin dibine varıyor. Tavanda harika oluşumlar ve bir süre sonra tıkanan bacalar var.
İçindeki sarkıt ve dikitlerin bulunduğu mağaranın içerisine doğru ilerledikçe genişlemek görülür. Genişlemenin bittiği yerde göl var. Yeryüzünde olmayan birçok balık türünün bu gölde bulunduğu söyleniyor.


ÇİLİNGOZ:
Yalıköy’den Kıyıköy’e doğru giden 13 km. lik yol, yapılaşmanın olmadığı bir cennet olan Çilingoz’e varıyor. Binkılıç Beldesinde, 17 km. mesafedeki Karadeniz’e sahili olan bu koy, inanılmaz bir doğa harikasıdır. Deniz, akarsu ve ormanın buluştuğu Çilingoz, son zamanlarda turistlerce yoğun ilgi görmekte olup, çadır yerleri sayesinde konaklama ihtiyacına da cevap vermektedir. Ücret ödeyerek girilen Milli Parklar’a bağlı “Ormaniçi” dinlenme yerinde günübirlik piknik ya da çadırda kamp yapılabiliyor. Deniz kıyısındaki mağaralar, adeta bir sanat eseri gibi, dere, orman ve deniz. Yani, doğa ile baş başa kalmak için güzel bir seçenek.


TERKOS GÖLÜ:
Durusu Beldesi sınırları içinde bulunan gölün diğer adı: Durusu Gölüdür. İstanbul’un 45 km. kuzey batısındadır. Gölün eski adı: Delkosdur. Göle ulaşan akarsuların en büyüğü: Istıranca Deresidir. Göl, karmaşık bir vadinin deniz suları altında kalması ile oluşan, girintili-çıkıntılı koyun, daha sonra alçak bir eşikle, Karadeniz’den ayrılması ile oluşmuştur. İstanbul’un içme suyu ihtiyacını karşılayan gölün, bu işlevini 1 metre çapındaki borularla, İSKİ yürütmektedir. Gölde: yabani kuş ve balık olduğundan, avcılıkta yapılmaktadır. Ayrıca, sıcak havalarda yüzmeye de olanak sağlıyor.

KUZULUK DERE BARAJI:
Yalıköy Köyü sınırlarındaki bu barajda da balıkçılık yapılmaktadır. Gezi ve piknik yerleri tam bir oksijen deposu olan Çatalca Belde ve Köyleri, bu yönde oldukça zengindir.


DURUSU PARKI:
Parkın olduğu yer, Bizanslılar zamanında at çiftliği olarak kullanılmıştır. Osmanlılara geçtikten sonra devletin ileri gelenleri: dinlenme yeri, av partileri ve at biniciliği için kullanılmıştır. Cumhuriyetten sonra, burayı satın alan Deli Yunus adlı şahıs, parkın olduğu yeri tekrar at çiftliği olarak kullanmıştır. Buranın yöre halkı, bu kişiden dolayı, buraya Deli Yunus Parkı adını vermiştir.

Bu park içinde: at çiftliği, hayvan müzesi ve Bizanslılar döneminden kalma bir kilise bulunmaktadır. Bu kilise, halen ayakta olup, çevresi oyun alanı haline getirilmiştir. Bahçesinde tenis alanı var. Kilisede papazların kaçmak için yaptığı ve kullandığı tünel, tüm gizemiyle turistlerin ilgisini çekiyor. Hayvan müzesinde ise, Afrika ve Kuzeyde yer alan av hayvanlarının doldurulmuş mumyaları ilgi çekiyor.

HAVUZ VE PİKNİK ALANI:
Çatalca’nın merkezinde bulunan yer, eskiden askeri bölge olup, günümüzde hem piknik alanı hem de tesisleriyle birlikte havuz olarak hizmet vermektedir.