İstanbul Belgrad Ormanı

3.185 kişi okudu!

belgrad ormanı.genel.1

 

Belgrad Ormanı: Çatalca yarımadasının en doğu ucundadır. Doğusunda İstanbul Boğazı ve Kuzeyinde Karadeniz vardır. Şehir merkezine yakınlığı değerlendirildiğinde: Taksim merkeze 20 km, Büyükdere’ye 6 km ve Çayırbaşı’na 5 km uzaklıktadır. Buraya gitmek istediğinizde: Taksim-Sarıyer-Kilyos hattını takip etmelisiniz. Şehir merkezinden buraya en çabuk ulaşım: Çayırbaşı-Bahçeköy istikametinden sağlanır. Ayrıca, ikinci bir seçenek: Alibeyköy-Kemerburgaz-Terkos hattıdır.

belgrad ormanı.4   belgrad ormanı.genel.2   belgrad ormanı.genel.4   belgrad ormanı.genel.5

GİRİŞ ÜCRETİ

Araç girişi: hafta sonu 11 TL, hafta içi 5 TL. dir. Yaya veya bisikletle gelindiğinde giriş ücreti alınmıyor. Evet Belgrad ormanlarına giriş ücretli, ancak burayı ziyaret ettiğinizde göreceğiniz gibi: bu alınan ücretin karşılığında hiçbir sosyal hizmet verilmiyor. Emniyet ve sağlık ekiplerinin bulunmaması ve özellikle otopark sorununa acil önlem alınması başlıca sıkıntılardandır. Oturacak masaların birçoğunun zamanla kırık olması, çöplerin çevreye atılması, çeşmelerin çevresinin çamur dolu olması ve en kötüsü bunları takip edecek bir görevli ekibinin bulunmaması, buraya akın akın gelen insanların birçok sıkıntı yaşamasına sebep olmaktadır. Bu yüzden: burayı mümkünse hafta içi ziyaret edin, yoksa hafta sonu büyük bir kalabalık ve aksaklıklarla yüz yüze gelmeyi kabul etmelisiniz.

 

ÖNEMİ VE TARİHİ GEÇMİŞİ

Trakya’da Istıranca dağlarından başlayıp Karadeniz’e kadar uzanan Belgrad Ormanları, geçtiğimiz yüzyılda bugünkünden çok daha büyüktür. Çünkü denizden çok yüksek olmamasına rağmen, yoğun yağış alan bir bölgedir. Orta Avrupa ve Akdeniz iklimleri arasında bir geçiş yeridir.

Ormanın içinde bulunan; geçmişi Romalılar dönemine kadar uzanan su kemerleri ve su bentleri ise o zamanki su dağıtım sistemini açıklamaktadır.

Orman ismini: bir zamanlar burada bulunan Belgrad köyünden almıştır.

Köyün ismi ise: Kanuni Sultan Süleyman’ın 1521 yılında Belgrad’ı (günümüzdeki Sırbistan’ın başkenti) aldıktan sonra buraya getirttiği ve şehrin su dağıtım sisteminin sorumluluğunu verdiği göçmenlerden gelmiştir.

18’nci yüzyılda bazı yabancı büyükelçilikler, yazlıklarını bu köy civarında yaptırmışlardır.

Lady Mary Wortley Montagu, diplomat eşiyle birlikte 1717 yılında birkaç gününü burada geçirmiş ve bu ziyaret “Türk Sefareti Mektupları” isimli kitabında yazılmıştır.

19’ncu yüzyılda yazlıklar Tarabya ve Büyükdere kıyılarına taşınınca, Belgrad köyü, yavaş yavaş küçülmeye başlamıştır.

1826 yılında ormanda saklanan yeniçerilerden kurtulmak için yeni ve modern ordusuna, ormanı yakma emri veren Sultan II. Mahmut: köye son darbeyi böylelikle vurmuştur.

1898 yılında geriye kalan birkaç kişinin de başka yere taşınmasıyla, burada bir zamanlar bir köy olduğuna dair neredeyse bir emare kalmamıştır.

İstanbul’un akciğerleri bir zamanlar şehir dışındayken günümüzde neredeyse şehrin göbeğine gelmiştir.

Belgrad: tarih boyunca sadece mesire yeri olmakla kalmamış ve şehrin su ihtiyacını karşılamıştır.

Günümüzde: kayın, meşe, akkavak, çam, çınar ve kayın ağaçlarıyla dolu orman, piknik için gelinecek en popüler yerlerden birisidir. Burada göl manzaralı, 6.5 kilometre parkurda yürüyüş ve koşu yapmak mümkündür. Yol boyunca spor aletleri de bulunuyor.

 

KIRKÇEŞME SU DAĞITIM YERİ

Mimar Sinan genellikle camilerle tanınır. Ancak 1554-1563 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle birçok su kemeri de yapmıştır. Zamanın bu büyük su tesisi ve Sinan’ın en muazzam eserlerinden olan bu kemerler, hassas eğimleriyle “Tarihi Yarımada” ya su taşımıştır. Sistem: 4 su bendi ve 33 su kemeri vasıtasıyla suyu kara surlarındaki Eğrikapı’nın hemen dışına kadar getirmiştir.

Kırkçeşme sistemi iki kola ayrılıyor, bir kol Ayvad Bendi’nden, diğeri ise Büyük Bend’den geliyor ve Galata Kulesi yüksekliğinden derinliği olduğu söylenen bir taş sarnıçta, Başhavuz’da birleşiyor. Aynı dönemde Süleymaniye ve Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan külliyeleri inşaatlarıyla da uğraştığı düşünülürse, mimarbaşının zekasının yanı sıra çalışkanlığı ve azmi de şaşırtıcıdır.

Kırkçeşme sisteminin günümüze ulaşan en muhteşem yapısı: iki katlı Mağlova Kemeri ya da diğer adıyla “Muallakemer”e ulaşmak ne yazık ki çok da kolay değildir.

Yolu olmayan, ormanın derinliklerindeki kemer Alibey Deresi’ni ikiye bölüyor.

Mağlova kemeri dünyada kendi türündeki eserler arasında bir başyapıttır. Sadece bu eseri bile Sinan’ın bir dahi olduğunu kanıtlamaya yetiyor. Mağlova’nın merkezdeki dört kemeri, dünyadaki en geniş kemerler olarak biliniyor. Kemer açıklıklarının farklı boyutlarda olmasının nedeni, yapının yüzyıllarca su baskınları ve depremlere dayanmasını sağlamak içindir.

Alibey Deresi üzerinde 165 metre uzunluğundaki iki katlı Güzelce Kemeri’ni de 1563-1564 yılları arasında Mimar Sinan yapmış, ancak burada tabandan yukarı çıktıkça daralan farklı bir t arz uygulamıştır.

Bahçeköy’den Kemerburgaz’a direkt olarak gelirseniz: 12’nci yüzyılda İmparator I. Andronicos Kommenos tarafından yaptırılan ve daha sonra Sinan tarafından onarılan 102 metre uzunluğundaki Paşa Kemer’den geçersiniz.

Yolun sonunda, sağa döndüğünüzde yol sizi 711 metre uzunluğunda iki katlı heybetli Uzunkemer’e götürür.

Kemer 2009 yılında restore edilmiştir.

Eğer sağ yerine sola, yani Kemerburgaz’a doğru dönerseniz, Romalılar döneminde yapılmış ama 1564 yılında Sinan tarafından yeniden inşa edilmiş 342 metre uzunluğundaki Eğrikemer’e varırsınız.

Kemer: biri üç katlı ve 216 metre uzunluğunda, diğeri ise sadece tek katlı ve 126 metre uzunluğundaki iki kolundan ötürü bu adı almıştır.

Kırkçeşme sisteminin dört büyük su bendi vardır.  1620 yılında Sultan II. Osman tarafından yaptırılan Karanlık Bent; Topuz Bendi veya Kömürcü Bendi olarak da bilinir.

Büyük Bent: 1724 yılında Sultan III. Ahmet, Ayvad Bendi 1765 yılında Sultan III. Mustafa ve Kirazlı Bent: 1818 yılında Sultan II. Mahmut tarafından yaptırılmıştır.

Tüm bu yapılar, bir mühendislik projesinin sanatsal yönü olabileceğini göstermesi bakımından da ayrı bir önem taşır.

Nitekim birçok 18’nci yüzyıl resmi, bentlerde doğanın keyfini süren, nargile içip müzik dinleyen insanları tasvir etmektedir.

 

TAKSİM SU DAĞITIM SİSTEMİ

Ormanın içindeki su sisteminin ikinci kolu, suyu şehrin bugünkü merkezine götürür ve Taksim Meydanın’da biter. Bu sistem: 1731 ve 1839 yılları arasında Pera’nın artan nüfusuna hizmet etmek için yapılmıştır. Sistemden günümüze ulaşmış en ünlü su kemeri Sultan I. Mahmut tarafından 1732 yılında yaptırılmış, 490 metre uzunluğundaki I. Mahmut Kemeri: günümüzde Bahçeköy girişinde durmaktadır. Üstüne çıkmanıza izin verilmiyor ama teorik olarak en tepesinden Boğaz’ın Karadeniz’e açılan yeri görülüyor. Geçmişte inşa edilen ve suyu tutmaya yarayan, üç bent 88 metre uzunluğundaki Topuzlu Bendi, Sultan III. Selim’in annesi Mihrişah Sultan’ın 1796 yılında yaptırdığı Valide Bendi ve 1839 yılında yaptırılan II. Mahmut Bendi (Yeni Bent olarak da tanınır) günümüzde ayaktadır.

 

ATATÜRK ARBORETUMU

Burası ile ilgili tanıtım yazısı, yine bu sitede, bu isim altında ayrı bir başlıkla açıklanmıştır.

belgrad ormanı.genel.4

MESİRE YERLERİ

Ormanın geneline yayılmış 11 mesire yeri vardır. Ayrıca piknik alanlarına yakın yerlerde, sayısı az da olsa kır bahçesi ve lokantalar bulunuyor.

ayvad bendi.1    ayvad bendi.2

Ayvat Bendi Mesire Yeri

Alanı 50 hektardır. Kağıthane deresinin kollarından biri olan Ayvad Deresi üstünde kurulmuştur. Tarihi Bend: 1765 yılında Sultan III. Mustafa tarafından yaptırılmış olup, yerden yüksekliği 13.45 metredir. Uzunluğu ise, düz hat olarak 63 metredir. Burada: Belgrad Ormanlarındaki en güzel manzara izlenir. Giriş yerindeki düzlükler: piknik ve dinlenme için uygundur.

bentler mesire yeri.1    bentler mesire yeri.2

Bentler Mesire Yeri

Alanı 16.3 hektardır. Belgrad ormanlarındaki en güzel mesire yeridir. Burada Osmanlı döneminde inşa edilen 3 su bendi bulunur. Piknik alanında büfe bulunmaktadır. Yürüyüş parkuru ve bisiklet yolu, ormanın derinliklerine kadar uzanmaktadır. Bahar ayında yeşil örtü, yaz aylarında serinlik, sonbaharda ise sarıdan kırmızıya dönen renkler ve kışın bembeyaz bir ortam ziyaretçileri beklemektedir.

binbaşı çeşmesi mesire yeri.1

Binbaşı Çeşmesi Mesire Yeri

Kemerburgaz ya da Belgrad Ormanları içinden rahatlıkla ulaşılır. Burası zengin bir ağaç ve bitki örtüsüne sahip piknik yeridir. Yürüyüş parkuru ve oturma yerleri vardır. Burası hakkında anlatılan bir efsaneden söz etmek istiyorum. Osmanlının son dönemlerinde, savaşlarda, bir bölük asker bölgeye yani buralara sığınmak zorunda kalırlar. Açlık ve susuzluk giderek artar. Asker huzursuzdur ancak kamp yerinden ayrılmak da mümkün olmaz. Bunun üzerine, günlerce çare arayan bölük komutanı binbaşı, geceden sabaha kadar açtığı kuyudan su çıkarmayı başarır ve bölgeye de adını verir. Mesire yerinin girişinde bir kafe bulunuyor.

 

 

Irmak Mesire Yeri

Alanı 10 hektardır. Burası küçük bir ırmak boyunca yükselen, anıt değerindeki ağaçların rengini ve havasını verdiği önemli bir dinlenme sahasıdır. Hemen girişteki düzlükte tahta masalar, piknikçiler için idealdir. Suyunun berraklığı ve çevresinin temizliği dikkat çeker. Neşet Suyu’ndan başlayan koşu parkuru, bu mesire yerinden de geçer. Ayrıca patika yollarla ormanın derinliklerine ulaşmak mümkündür. Özellikle burası hafta sonlarında aşırı kalabalık olmaktadır.

kızılbent mesire yeri.1

Kirazlıbent Mesire Yeri

Alanı 19.14 hektardır. Yüksek ağaçları, ince patika yolları ve tarihi Kirazlıbent ile mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisidir. Piknik alanlarının üst kısmı benttir ve mimarisiyle büyüleyicidir. Sultan II. Mahmut’un 1818 yılında Kirazlı Deresi üzerine yaptırdığı bu güzel bendin yerden yüksekliği 11.25 metredir. Tepe uzunluğu ise 59 metredir. Ağaçlarla örtülü düz sahası piknik için uygundur.

kömürcübent mesire yeri.1

Kömürcübent Mesire Yeri

Alanı 2.9 hektardır. Burada bulunan Karanlıkbent: Sultan II. Osman tarafından 1620 yılında Kağıthane deresiyle buluşan Topuz Deresi üzerine inşa edilmiştir. Küçük su havzası, aynı zamanda birçok canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Hemen bitişiğinde bulunan geyik üretme sahasında, geyikleri izleyebilirsiniz. Burada 66 geyik bulunduğu söyleniyor. Arazi biraz engebeli olmakla birlikte, göğe uzanan ağaçlarıyla farklı bir güzelliği sahiptir. Piknik ve oturma sahaları oldukça bakımlıdır.

kurtkemeri mesire yeri.2

Kurtkemeri Mesire Yeri

Belgrad ormanlarının devamıdır. Suyunun bolluğu, ağaçlarla çevrili geniş alan ve çok sayıda piknik bölümüyle ilgi çekmektedir. Eyüp, Kağıthane, Kemerburgaz ve Göktürk sakinleri ve yöresel derneklerin etkinlik programları, burada düzenlenmektedir. Mesire alanının bütün bölümlerine ulaşan patika yol, koşu ve yürüyüş imkanı verir. Ortasından asfalt yol geçer.

 

Neşit suyu Mesire yeri

Alanı 67.3 hektardır. Neşet Suyu, ismini öğretmen Neşet Bey’den almıştır. Neşet Bey: 1881 tarihinde Resne’de doğmuş ve 1929 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir. Orman Mektebi müdürlüğüne kadar yükselmiştir. Ağaca ve ormana emsalsiz bir aşkla bağlı, idealist biriydi ve bu mevzudaki üstün çabaları nedeniyle, arkadaşları ve öğrencilerinin sevgisini kazanmıştır. Orman Genel Müdürlüğü: 21.09.1953 tarihinde üzerinde bu yazıt bulunan bir çeşme yaptırmıştır.

Evet, bu mesire yeri, adını Neşet Bey’den almıştır. Serin suyun çevresinde kurulan önemli konumuyla, yılın dört mevsimi, haftanın 7 günü, tabiat severlerin akınına uğrar. Güzel suyunun yanı sıra, Büyükbent çevresinde ring yapan 8 kilometrelik koşu parkuru, uygun piknik alanları, kafeteryası ve otoparkı vardır. Spor kulüplerinin kros ve nefes açma çalışmaları için da tercih ettikleri yerdir. Buraya ulaşmak için: Levent-Maslak-Bahçeköy ya da Kemerburgaz istikametinden Belgrad ormanları tabelaları takip edilmelidir.

1980’li yıllarda su sıkıntısı olduğunda, İstanbullular bu çeşmenin önünde uzun su kuyrukları oluşturmuştur. Neşet Suyunun hemen girişinde, bir de köy pazarı kuruluyor. Burada Kilyos köyleleri ürünleri sebze ve meyveleri satıyorlar.

İstanbul Tuzla

3.019 kişi okudu!

tuzla.genel.0Marmara denizinde 13 km uzunluğunda kıyıya sahiptir. İlçenin güney uç noktası olan “Tuzla Burnu” büyük bir çıkıntı oluşturur. Aydıntepe kıyıları: merkeze kadar koylar ve burunlarda, girintili ve çıkıntılıdır. Tuzla körfezinden sonra: Mezar burnu, Mesari Burnu, Limon Burnu, Dalyan Burnu sıralanır. Sakız Burnu açıklarında: Eşek Adası (Ekrem Bey Adası) vardır. Haydarpaşa’ya 32 km uzaklıktadır. Marmara denizinde 13 km uzunluğunda sahil vardır.

Yöre, ismini: Osmanlı döneminde, İstanbul’un tuz ihtiyacını karşılayan “Tuz gölü” nden almıştır. Günümüzden 70 yıl öncesine kadar bu gölden tuz elde ediliyordu.

Yörenin geçmişi incelendiğinde, çok fazla eskilere giden bilgilere ulaşılmamıştır.

1403 yılında, Peçenek Türklerinden 1500 kişilik bir gurup: bu bölgede bir gece kalmıştır.

Osmanlının ilk yıllarında, Abdurrahman Gazi: Yalova, Kartal ve Tuzla’yı alıp Aydos kalesini fetih etmiştir.

Yine aynı dönemde: Tuzla: Osmanlı donanmasının gemilerine liman olmuştur. Yöre halkı ise, geçimini balıkçılık, zeytincilik ve tütün işletmesiyle karşılamaktadır. Sultan I. Ahmet 1609 yılında Tuzla yöresine bir cami yaptırır. Kalekapı denen yerde yapılan arkeolojik araştırmalarda ise, eski çağlara ait çanak-çömlekler ve çeşitli kalıntılar bulunmuştur.

1400’lü yılları takip eden Osmanlı hakimiyeti döneminde, Evliya Çelebi’nin de belirttiği “Şifalı Sular” günümüzde de hakkın büyük ilgisini çekmeye devam etmektedir.

Tarihin ilk devirlerinden beri bir yerleşim yeri olan Tuzla’nın Pargorire (1872-1907) Dymotionlu Stophanes’in eserindeki “İzmit Körfezi” ile ilgili metinde “Aktaş Burnu” adı ile bilinmektedir. Buranın bir Rum balıkçı köyü olduğu, bir zamanlar İzmit ve İstanbul arasında gidip gelen korsanlara üs olduğu ve bu devirde, Aydost’taki Bizans beyi tarafından çevresinin kale ile çevrildiği ve Abdurrahman Gazi zamanında Türklerin eline geçtiği bilinmektedir.

Burası gemilerin kalafat yeri ve limanı olmuştur. Osmanlı imparatorluğunun son yıllarına kadar burada Rumlar ve Türkler içiçe yaşamışlardır.

Tuzla: 1908 yılında Türkiye’nin ilk köy beldesi olmuştur.

1924 yılında yapılan mübadelede Atatürk’ün emriyle Tuzla bölgesine: Selanik, Drama, Kavala bölgelerinden gelen Türkler yerleştirilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Tuzla 300 hane ve 1200 kişinin yaşadığı bir yer olarak görülür. 1936 yılında müstakil belediye olan Tuzla, 1951 yılında Kartal ilçesine bağlanmıştır. 1987 yılında Pendik ilçesinin kurulmasıyla, Pendik ilçesine bağlanmıştır. 1992 yılında ise müstakil ilçe olmuştur.

Tuzla’nın cadde ve sokaklarında, evlerin bahçelerinde çok sayıda Bizans döneminden kalma mimari elemana rastlanılır. 1972 yılında yapılan bir kazıda: Bizans dönemi kilisesi ortaya çıkarılmıştır. Ekrembey adasında yapılan kazıda ise: Saint Andre Manastırı bulunmuştur. İncir adasında Hagios Gikara manastırı, Tuz burnunun kuzeyindeki yarımadada Hagios Geogios manastırı bulunmaktadır. Bunlardan ayrı olarak, Tuzla’da tarihi eser olarak: 7 kilise ve Padişah I. Ahmet zamanında yapılan bir cami bulunmaktadır.

köfteciler.1   tuzla limanı.1   tuzla.1   tuzla.genel.3

Günümüzde Tuzla’nın en önemli özellikleri: merkezde İTÜ Denizcilik Fakültesi, kuzeybatıda Tuzla Piyade Okulu ve güneyde Tuzla burnunda ise Deniz Harp Okulu olmasıdır. Ayrıca yine yolu Tuzla’ya düşecek olanların sahildeki köftecilerden, meşhur Tuzla köftesini tatmaları önerilir.

 

AKRİTAS BURNU

Tuzla’daki Akritas Burnu yakınlarında, 6’ncı yüzyılda varlığı bilinen Hagios Trifon Manastırı vardır. Ayrıca çevredeki küçük adalarda da Hagios Andreas ve Hagia Glikeria manastırları bilinmektedir.

formula 1.1   tuzla.pist.1

FORMULA-1 İSTANBUL YARIŞ PİSTİ

Formula-1 yarışlarının yapıldığı İstanbul Park Yarış Pisti ve Tesisleri Projesi, 2005 yılında Tuzla Akfırat mevkiinde bulunan ve toplam 2 milyon metre karelik bir alanı kapsamaktadır. Piste 6 farklı noktadan ulaşım vardır.

Formula-1 yarışlarına 3 kere ev sahipliği yapan İstanbul Park pisti, günümüzde dev bir ikinci el oto pazarı olarak kullanılmaktadır. İstanbul Park: yıl boyunca süren organizasyonlara da ev sahipliği yapıyor. Formula-1 için organize edilen pist, dünyaca ünlü otomobil firmalarının test merkezi gibi de hizmet veriyor. Dünyaca ünlü otomobil ve lastik markaları, burada özel etkinlikler düzenliyorlar. Burayı ziyaret ettiğinizde, ziyaretçilere tanınan haktan yararlanabilirsiniz. Pistte sürücüler, kendi araçlarıyla 300 TL karşılığında, 20 dakika tur atabiliyorlar. Pist, Formula yarışları sırasında 8’nci virajı ve 2010 yarışlarında Sebastian Vettel-Mark Webber kazası ile hatırlanmaktadır. Ayrıca 1 Ağustos 2005 tarihinde yapılan yarışları, 110 bin kişi izledi ve Türkiye’nin en kalabalık spor organizasyonu olarak tarihe geçti.

 

 

 

 

 

İstanbul Kartal

1.932 kişi okudu!

kartal.genel.1

Kartal, Kocaeli yarımadasının bir uzantısı olarak kabul edilir ve tarih öncesi dönemlerden itibaren iskan görmüştür. Ancak MÖ. 2 ve 3 binlerde: Marmara denizindeki su seviyesinin düşmesi ve tuzlanma oranının artması sonucu değişen ekolojik şartlar, Marmara kıyılarının tümünde yerleşimlerin terk edilmesine yol açmıştır.

MÖ.2 binlerin başlarında: Karadeniz ve Balkanlar üzerinden gelen Trak halklarının göç etmesiyle Marmara kıyıları tekrar iskan görmeye başlar. MÖ 1200 yılında bölge Trak kökenli bir halk olan Bitinyalılar tarafından iskan edilir. Bu döneme ait yazılı kaynaklarda da, bölge Bitinya Trakyası olarak adlandırılır. Bitinya toprakları, MÖ 94-74 yılları arasında veraset yoluyla Roma’ya bağlanır ve MÖ. 74 yılında Roma’nın bir eyaleti olur.

Daha sonra Bizans sınırları içinde kalan topraklara Türklerin gelişi 1080 yılı başlarına rastlar. Ancak 1329 yılında, günümüzdeki Maltepe’de yapılan ve Bizanslıların yenilgisiyle sonuçlana Pelekanon savaşı sonrasında Osmanlılar bölgeyi tümüyle ele geçirirler.

Sonuçta, Kartal ve çevresinde Helenistik ve Roma dönemine ait bilgiler oldukça sınırlıdır. Ancak Bitinya’nın Roma döneminde yoğun bir imar faaliyetlerine sahne olduğu; Genç Plinus’un mektuplarından anlaşılmaktadır. Kartal ve çevresinin tarihine ait bilgiler, daha çok Bizans dönemiyle başlar. Kartal ve çevresinde Bizans dönemine ait birçok manastır ve kilise kalıntısı tespit edilmiştir.

Bizans imparatorluğu  döneminde, 6’ncı yüzyıl başlarında “Kartalimen” isminde burada küçük bir balıkçı köyü kurulmuştur. “Kartal” adını ilk defa, sahilde balık avlamak için gelip buraya yerleşen “Kartelli” isminde bir balıkçıdan almıştır. Bizans zamanında, liman önemi taşıyan bu beldeye “Kartalimen” denildiği de bilinmektedir.

Osmanlı zamanında bu köyün nüfusunun büyük kısmı Rumdu. Rumlar mübadele zamanında buradan ayrıldı ve yerlerine Yunanistan’dan gelen Türk köylüler yerleştirildi.

Kartalda ilk vapur iskelesi 1857 yılında yapılmıştır. O dönemlerde küçük bir yerleşim yeri olarak kalan Kartal, 1873 yılında Haydarpaşa-Pendik banliyö hattının açılmasından sonra hareketlenmeye başlamıştır.

Kartal’ın sanayi bölgesi olması 1974 yılında kesinleşti. Aslında Kartal, bundan önce de komşuları Dragos veya Pendik gibi, tipik bir sayfiye değildi. Zengini daha azdı, ama örneğin iskele çevresindeki sevimli meyhaneleriyle, iddiasız evleriyle sakin bir yerdi.

Rumlardan geriye pek az şey kalmakla birlikte, Surp Nişan Ermeni kilisesi vardır.

1970’lerden sonra sanayi alabildiğine yoğunlaştı. Kirlenme de arttı. Günümüzde Kartal semt olarak herhangi bir özelliği kalmamış bir beton ve tuğla yığınıdır.

İç kısımdaki Yakacık’da hala güzel köşeler vardır. Burası yüksek olduğu için öteden beri havasının sağlıklılığı ile ünlüdür. Yaşlı ve yüksek ağaçlarıyla önem kazanmaktadır.

dragos.1

DRAGOS

Dragos: Marmara denizi sahilinde, Kartal-Maltepe arasında bulunan ve denizden 107 metre yükseklikteki Dragos tepe üzerinde kurulu bir semttir. İstanbul sahilinde, Prens adalarına en yakın konumdadır.

Dragos isminin kaynağına gelince: Dragos tepesiyle ilgili bir efsaneden söz edilmektedir. Dragos (Drakos: ejder) adı, bu tepede bulunan hayali bir hazine ile bu hazineye bekleyen ejderha efsanesinden kaynaklanmaktadır. Hatta bu hazinenin yarısının kız, yarısının yılan yaratıklarca korunduğu biçiminde de bir söylenti vardır. Zaten bu dolaylarda Bizanslılardan ya da daha eski zamanlardan kalma eski paraların bulunmuş olması, yakın zamanlara kadar define avcılarının yöredeki tepelerde kazı yapması, halk arasında bu inanışın yüzyıllardır sürdüğünü kanıtlamaktadır.

Coğrafi olarak bakıldığında, Dragos tepesi sanki Yakacık ve Çamlıca tepelerinin denize bir uzantısı ve hatta prens adalarının, özellikle Büyükada’nın devamı imiş gibi görülür. Adının tıpkı “Leandros”, “İmbros” gibi Yunan kökenli olduğu belli ancak buraya son yıllarda yerleşenler, bu mitolojik isim yerine “Orhantepe” ismini kullanırlar.

Kartal Orhantepe mahallesi, Dragos mevkiinde, İstanbul Arkeoloji Müzesi tarafından kazı çalışmaları yapılmaktadır. Dragos kazılarında: kilise, yapı ve hamam kalıntısı, adı bilinen bir saray, özel bir malikhane ya da manastırla bağdaştırılmaktadır. Mevcut kalıntıların genel olarak 4-6 yüzyıllar arasında inşa edildiği, çeşitli eklemeler, onarımlar ve düzenlemelerle 13’ncü yüzyıla kadar kullanıldığı anlaşılmıştır.

dragos.kazı.1   dragos.kazı.2   dragos.kazı.3

Dini yapı-Kilise kalıntısı

Hamamın güneyinde, geç Roma ve erken Bizans dönemlerine tarihlenen, MS.4-6’ncı yüzyıllarda inşa edilmiş kilise tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalara göre, kilisenin ölçüleri 40 x 20 metredir. Üç nefli, üç apsisli bazilika planlı bir kilisedir. Ana nef apsisinin güneyinde ve kuzeyinde, mermer kaplı vaftiz odaları bulunmaktaydı. Yapının batıdan üç, kuzeyden iki girişi vardı.

Yapının duvarları: bağlayıcı olarak horasan harcının kullanıldığı taş ve tuğla ile inşa edilmiştir. Taban ve duvarlarında ise mermer kaplamalara rastlanmıştır. Bu alanda yapılan kazılarda çok sayıda mermer mimari elemanlar ortaya çıkarılmıştır. Bunlar arasında: boya bezemeli mimari elamanlar sayıca fazladır. Erken dönem Bizans mimarisinin yapılarının etkisinin arttırılması için yoğun olarak mermer kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca kilise duvarlarının çevresinde yetişkin ve çocuk mezarları tespit edilmiştir.

 

Hamam kalıntısı

Dragos hamamı: ilk olarak 1974-1977 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları ile ortaya çıkarılmıştır. Hamam yapısından günümüze, hamamın alt yapısı olan ısıtma sistemi ile hamam işlevlerinin yerine getirildiği üst yapıya ait kalıntılara ulaşılmıştır. Hamamın ısıtılması, hypokaust denilen taban altı ısıtma sistemiyle sağlanır. Sistemde praefurnuum denilen odun ateşiyle hamamın ısıtılmasını sağlayan, genellikle kemerli geçişler ile tabanı taşıyan ve sıcak havanın dolaşımını sağlayan pilae denilen küçük ayaklar bulunur. Tabanda ayrıca büyük olasılıkla buhardan kaynaklanan suyun tahliyesi için yapılmış kanallar vardır.

 

Mezarlar

Hamam ve kilise yapılarının çevresinde basit toprak gömü tipinde mezarlara rastlanmıştır. Bu mezarlardan ilki hamamın doğu duvarının temeli altında bulunmuştur. Doğu-batı doğrultulu bu mezarın üzeri mermer plakalarla örtülüdür ve gömü sırtüstü yatırılmış olup eller göbek üzerinde birleştirilmiştir. Hamamın güneyinde bebek ve yetişkin mezarı olmak üzere toplam 17 tane erken Bizans dönemine ait mezar açığa çıkarılmıştır. Kilise çevresindeki mezarlar ise açılmamıştır.

dragos.sosyal tesisler.1   dragos.sosyal tesisler.2

İBB Dragos Sosyal Tesisleri

Orhantepe Mahallesi, Turgut Özal Bulvarı üstündedir. Sosyal tesisler, tüm adalar manzarasına hakimdir ve 2007 yılında hizmete açılmıştır. Aynı anda 440 kişiye hizmet verebilmektedir.

aydos ormanı.0   aydos ormanı.1   aydos ormanı.2   aydos ormanı.3

AYDOS TEPESİ VE AYDOS ORMANI MESİRE YERİ

Doğal Sit alanıdır. Bu güzel atmosferde çayınızı yudumlayıp göle karşı piknik yapabilirsiniz. Aydos tepesi, 537 metre yükseklikle, İstanbul’un en yüksek noktasıdır. Osmanlı imparatorluğu döneminde av sahası olarak kullanılması, çam ağaçlarından oluşan ormanın ne denli zengin olduğunu ortaya koymaktadır. Aydos gölü: Aydos tepesinin tam zıttı istikamettedir. 4 farklı giriş bulunan mesire yerindeki gölet, çevresindeki ekolojik bütünlük içinde bir uzun göl manzarası oluşturmaktadır. Piknik sahaları, büfesi ve koşu parkurları oldukça bakımlıdır. Ancak hafta sonları oldukça kalabalıktır, imkan bulursanız hafta içinde gitmelisiniz. Giriş ücretlidir.

 

SOĞANLIK

Kentsel Sit alanıdır. Kartal ilçesinin kuzeyindeki Yakacık ve Esenkent semtleriyle çevrili bu alanda: askeri birlikler ve askeri lojmanlar bulunmaktadır.

 

KARTAL CAMİİ

Kartal semtinin merkez camisi konumundadır. Sultan Mahmut Camii ve Hacı Ahmet Camii olarak da bilinir. Caminin ilk olarak 19’ncu yüzyıl başlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak 1915 yılında yanınca, Hacı Ahmet Efendi’nin miras bıraktığı para ile tekrar yapılmıştır. Duvarları kagir, çatısı ahşap ve minaresi tuğladır.