Eskişehir, Han

10.104 kişi okudu!


Han ilçesi, ismini: Sultan IV.Murat’ın vezirlerinden Hüsrev Paşa’nın, burada yaptırdığı külliyenin bir parçası olan “Menzil Han” dan almıştır. Yani, Osmanlı döneminde oldukça yoğun bir güzergah üzerinde bulunan ilçe, günümüzde, şehirlerarasındaki karayolu bağlantılarının farklı yerlerden geçmesi nedeniyle, eski önemini kaybetmiştir.
Ama yine de, burada, özellikle tarih meraklılarını muhteşem güzellikler bekliyor. Frig dönemine ait: gerek Frig vadisi ve gerekse Midas Yazılı Kaya anıtı, ülkemiz topraklarında, mutlaka görülmesi gereken antik döneme ait günümüze ulaşabilen kalıntıların başında gelmektedir.
Mutlaka ve mutlaka, zaman ayırın ve Midas Yazılı Kaya anıtını görün. Çünkü, bir zamanlar, büyük bir uygarlığın temsilcileri, bu anıta tapmışlar. Günümüzde ise, anıt, üzerinde bulunan büyük çatlaklar ile, zamana direniyor. Ama tedbir alınmasa, yakın bir gelecekte, anıtın üstünden büyük bir parçanın koparak düşeceği ve yok olacağı kesindir.

ULAŞIM:
Eskişehir il merkezi ile, Han ilçesi arasında doğrudan toplu ulaşım mümkün değildir. Eskişehir il merkezinden, Çifteler ilçesine gelen otobüsler ile, oradan garajdan minübüsler ile, Han ilçesine gelinebilmektedir.
Han ilçesi ile, bağlı bulunduğu Eskişehir ili arasındaki uzaklık: 105 km. dir. Özellikle, yazılı kaya anıtı ve Frig vadisi gibi bölgelere ulaşmak istediğinizde, Eskişehir-Afyonkarahisar karayolunun üzerinden, iç kesimlere sapmanız gerekiyor.

TARİHİ:
İlçe, tarih boyunca, yoğun bir yerleşime tabii olmuştur. Bu bağlamda: Yazılıkaya-Midas kenti, başkaca birçok Frig eseri, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemi eseri görülmektedir.
Osmanlı döneminde, IV. Murat döneminde: Vezir-i Azam Hüsrev Paşa: Bağdat seferine giderken, buradan geçmiş ve bölgenin önemine binaen, buraya bir kervansaray, cami, çeşme ve hamam yaptırmıştır. Bu nedenle, yöreye: Han-ı Hüsrevpaşa ismi verilmiş ve ilçe adını, bu “Han” dan almıştır.
Biraz önce sözünü ettiğim gibi, özellikle Osmanlı döneminde, yörenin kervan yolu: Eskişehir, Seyitgazi ve buradan geçmektedir.
Bu arada, ilçenin en büyük özelliği, uzun yıllar boyunca, Afyonkarahisar ilinin bir ilçesi olarak bulunmuş olmasıdır. 1963 yılında, Hüsrev Paşa köyü olarak bilinen yöre, bu yıl, Afyon-Emirdağ ilçesine bağlı iken, buradan ayrılarak, Eskişehir-Çifteler ilçesine bağlanmıştır. 1967 yılında kasaba olan yerleşim de daha sonra Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1990 yılında “Han” adını alan yerleşim yeri, 11 köyün bağlantısı ile, ilçe statüsüne kavuşmuştur.

GENEL:
İlçe, Eskişehir ilinin en küçük ilçelerinden birisidir. Çünkü, yöreden dışarıya büyük göçler yaşanmıştır. Bunun sonucunda, buranın insanının büyük bölümü, günümüzde İstanbul ve Eskişehir illerinde yaşamaktadırlar.

Yörenin deniz seviyesinden yüksekliği: 1245 ile 1270 metre arasındadır. Yüzey şekilleri, doğudan batıya doğru yükselmektedir. Rakımın yüksek olması nedeniyle, iklim şartları da etkilenir ve özellikle, kış ayları sert ve uzun geçer. Kuzey rüzgarları etkilidir ve bu yüzden, yollarda, buzlanma nedeniyle, uzun süreli kapanmalar görülebilir. Yani, doğan don olaylarına rastlanabilmektedir.

Güney, batı ve kuzeybatı bölümlerde, ormanlık alanlar görülür. Ormanlar, ilçe topraklarının, yaklaşık % 43 lük bölümünü kapsar. Ancak, bu ormanların büyük bölümünün, tarihi süreç içinde tahrip edildiği bilinmektedir. Bu ormanlık bölümlerde: özellikle kuşburnu ağaçlarının yoğunluğu dikkat çeker. İlçenin hemen her yerinde görülen kuşburnu, ekonomik yönden yöre insanına gelir getirmektedir. Yine, ormanlık alanlardaki “ahlat” ağaçları, ilgilenenlerin dikkatini çeker.

Yöre insanının ekonomik etkinliklerinin başında, tarım ve hayvancılık gelmektedir.

 

GÖRÜLECEK YERLER:

HÜSREV PAŞA CAMİSİ:
Yapının isminin Hüsrev Paşa değil, Rüstem Paşa olduğuna inanılmaktadır. Selçuklu dönemi yapısıdır. Yapı: bir kilise kalıntısı üzerine inşa edilmiştir. Özellikle, kubbe görüntüsü, Osmanlı mimarisinden ziyade, Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır.

 

HÜSREV PAŞA KÜLLİYESİ:
Burada, Osmanlının yakın dönemine ait, 17’nci yüzyılda inşa edilmiş bir han, cami ve hamam bulunuyor.
Yapılar: Sultan IV. Murat’ın vezirlerinden Hüsrev Paşa tarafından yaptırılarak, 1631 yılında hizmete açılmıştır.
Külliye: Osmanlı döneminde, devletin doğudaki topraklarını, merkeze bağlayan üç ana yol ağının üzerinde bulunması nedeniyle, önem kazanmaktadır.

     

HAN ANTİK YER ALTI ŞEHRİ:
İlçe merkezinin güneydoğusundadır.
Burada, 1992 yılında, Eskişehir Müzesi görevlileri tarafından, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmıştır.
Bu yer altı yerleşimi: doğal kayalar oyularak yapılmıştır. Yeraltında yapılan bu kat kat mekanlarda; mekanları birbirine bağlayan koridorlar bulunmaktadır. Ayrıca: kuzey yönünden bir temiz su kanalı yer altı yerleşimine bağlanmaktadır.
Yer altı yerleşiminde: oyularak yapılmış gömü ve mezar yerleri de bulunmuştur. 1992 yılında yapılan kazı çalışmalarında temizlenen bu mezar yerleri: güneydoğu bölümünde, 3 odadan oluşmaktadır. Odalarda: sandukalar görülmektedir. Oda duvarlarının üzerinde ve tavanlarında rozet, baklava dilimi, yaprak, fiyonk ve fırıldak motifleri bulunmaktadır. Bu alan: antik yer altı yerleşiminin mezarlık yani nekropol alanı olarak kullanılmıştır ve burada, kayaya oyulmuş, tekli ve oda tipinde, 100 civarında mezar tespit edilmiştir. Bu mezar alanlarından ele geçen buluntular, buraların, MÖ.1’nci yüzyıldan, MS.6’ncı yüzyıla kadar kullanıldığını göstermektedir.

Bunlar: bölgedeki nadir örnekler olması nedeniyle önemlidir.
Evet, 2004 yılından bu yana, bu yer altı şehrinde, resmi arkeolojik kazı çalışmaları sürdürülmektedir. Burayı ziyaret ederek: kayalara oyulmuş, yer altı galerinde gezebilirsiniz. Karmaşık bir yapı sergileyen, bu yer altı galerilerinde, çok sayıda tahıl ambarı görülür. Çünkü: bunlar, uzun süreli ve güçlü düşman tehditlerinden korunmak için yapılmıştır. Çünkü: 7’nci yüzyıldan itibaren Anadolu bölgesinde sürekli artan Arap akınları, yörede yaşayan insanların korunmak için çeşitli yöntemler geliştirmelerine neden olmuştur.

YAZILIKAYA ANTİK ŞEHRİ:
Burası, Frigler tarafından dini bir merkez olarak seçilen yerdir. Bu nedenle, ilçe merkezine bağlı Yazılıkaya köyünde bulunan bu anıt: kayalık bir platform üzerindedir ve bölgede, erken Tunç çağından sonra yerleşim bulunduğu bilinmektedir.
Antik şehirde: önce Hitit kültürüne ait kaya kabartmaları ve daha sonra ise, Frig kültürüne ait kale duvarları, yerleşim yerleri, kaya anıtları, kaya kabartmaları, su sarnıçları, sunak yerleri, kaya mezarları, anıtlar, nişler ve antik yollar görülmektedir. Bu kalıntılar, her ne kadar tabiat şartları nedeniyle yıpranmış ve olumsuz etkilenmiş olsalar da, günümüze kadar ulaşmayı başarabilmişlerdir. Özellikle: Roma ve Bizans dönemlerinde: Frig yapıtları, dini düşüncelerle yıktırılmış ve bunlara kaya barınakları ile kaya mezarları ilave edilmiştir.

          

YAZILI KAYA MİDAS ANITI:
Anıt, Eskişehir il merkezine, 80 km. uzaklıktadır. Han ilçesine bağlı, Yazılı kaya köyündedir. Han ilçesinin, 13.5 km. kuzeybatısındadır.

Bu anıt: antik Yazılıkaya platformunun kuzeydoğusundadır.

Anıt: ilk olarak, 19’ncu yüzyılda: buradan geçen bir İngiliz subayı olan M.Leake tarafından görülmüştür. Bu şahıs, hatıralarında: kayaya oyulmuş, üstü yazılı anıtlar gördüğünü yazmıştır. Daha sonra, tekrar bölgeye gelerek, anıtlar üzerindeki yazıları inceler ve yazıtlarda “Midas” adını gördüğü için, anıta “Midas Mezarı” ismini verir. Buranın, Frigya dönemindeki isimleri ise “Phrygia Salutaris” ve “Sağlıklı Frigya” olarak bilinmektedir. Anıt, Frigya döneminde özellikle büyük önem taşımaktadır. MÖ.8’nci yüzyılda, büyük ve güçlü bir devlet kuran Frigler: Kral Midas ile uygarlık ve sanatın zirvesine ulaşmışlar, kendilerine özgü ahşap mimari işçiliği, kayalara taşımışlar ve bölgenin, hatta dünyanın en önemli ünik yani dini anıtını yapmışlardır.

MÖ.6’ncı yüzyıla (muhtemelen MÖ.550 yıllarında) tarihlenen ve tüf üstüne oyulmuş anıt: 17 metre yüksekliğinde, 16.5 metre genişliktedir. Tüf kayaların kolayca işlenebiliyor olması, bu anıtın yapımında büyük etken olmuştur.

Anıtın, doğuya bakan bölümünde, yazılar bulunmaktadır ve bu nedenle “Yazılı kaya anıtı” olarak isimlendirilmektedir. Anıt, yaklaşık 400 m. Karelik bir alanı kapsamaktadır. Dikdörtgen şeklindedir. Yüzey: çeşitli motiflerle süslüdür. Kaya üzerinde, bir tapınağın cephesi biçiminde işlenmiştir. Cephesi, doğu yönüne bakmaktadır.

Orta bölümde ise, yüzey mihveri üzerinde, 5.5 metre genişliğinde ve 1.44 m. Derinliğinde bir girinti yani “niş” bulunmaktadır. (Niş: bu tür anıtların yapıldığı dönemlerde, kutsal sembollerin konulduğu yerler olarak bilinir) Bu girinti yani niş nedeniyle, anıtın bir mezar olduğu düşünülse de, bu girinti, bir mezar olabilecek büyüklükte değildir. Büyük olasılıkla, burası yani niş: Kibele yani ana tanrıça heykelinin konulması için yapılmıştır. Hatta: bu Kibele heykelinin bronz olduğu ve yine metal tutturucular ile, kayaya tesbit edildiği ileri sürülmektedir. Bu heykelin, takip eden süreçte, başkaları tarafından çalındığı söylenmektedir. Evet, burası, yani Yazılıkaya Açıkhava kutsal alanı: Friglerin ana tanrıça Kibele’ye tapındıkları en önemli kült merkezidir. Ancak, bu alan: Frig sonrasında, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde de, dini etkisini sürdürmüştür.

Bu niş dışında, anıtın üzerinde, üç yazıt görülüyor, ancak bu yazıtlar günümüze kadar çözülememiştir. Bu yazıtların: MÖ.6’ncı yüzyılda kullanımı terk edilen, eski Arkaik Grek yazısı olduğu söylenmektedir.

Birinci yazıt: 11 metre uzunluğunda ve 45 cm. boyutlarındadır. Alınlığın üzerindeki kaya çıkıntısındadır. Burada, Frig dilinde “Ates” ve “Midai” sözcükleri belirgin olarak okunmaktadır. Ates: bir Frig tanrısıdır. Midai ise, efsanelere konu olan, Kral Midas’ın annesinin ismidir. Bu aynı zamanda, tarım ürünlerinin koruyucusudur. Ancak, demirin keşfi de, Midai isimli bu tanrıça ile bağlantılıdır. Bu nedenle: bu anıt ile demir endüstrisinin kökeni hakkında, bağlantı kurulabilmektedir.

İkinci yazıt: 45 cm. boyutundaki harflerle yazılmıştır. Anıtın iki ucunda, dikdörtgen şeklindeki alanlardadır. Dip duvar ve yan duvar üzerinde de uzanır.

Üçüncü yazıt: kuzey yönünde, dikdörtgen dikmenin üzerinde, yukarıdan aşağıya 25 cm. büyüklüğündeki harflerle yazılmıştır. Yazıtın hemen başında “Baba” sözcüğü okunmaktadır.
Yazılar hakkında bir not: yöre halkı, yazıların çözüldüğünü ve bu yazılarda: “Tam karşıda, dünyanın en büyük hazinesi saklıdır” yazdığını söylemektedirler. Bunun üzerine, anıtın hemen karşısında, doğu cephedeki bütün alanlar, gerek yöre insanı ve gerekse çevreden gelenler tarafından kazılmış, delik-deşik edilerek hazine aranmıştır, ancak bulunamamıştır. Çünkü: büyük olasılıkla, bu tapınağı yapanlar, hazine olarak “doğu cephesinden her gün doğan güneşi kasdetmişlerdir.” Frigler, dünyanın en büyük hazinesi derken, güneşin doğuşunu kasdetmişlerdir.

Anıttan, batıya doğru yürürseniz, bu kez, karşınıza muhteşem doğal güzellik çıkıyor. Yerin derinliklerine doğru ilerleyen ve günümüze sapasağlam olarak gelmiş olan, oyulmuş merdivenleri görebilirsiniz. Burada, güneşe tapan Friglerin, suya neden önem verdiklerini anlayabilirsiniz. Çünkü, su ve güneş, Friglerin yaşamında, kutsal derecede önemliydi.

Yazılı kaya anıtısın, tam batı bölümünde ise, muhteşem bir sunak var. Bu sunak bölümünden, güneşin batışını tüm ihtişamı ile gözlemleyebilirsiniz. Burada hangi bölümde olursanız olun, güneşin batışını izleyebilirsiniz ve güneş avucunuzun içinde batar.

Yazılı kaya alanı üzerinde, birkaç farklı sunak görebilirsiniz. Bu sunaklar, çeşitli yönlerdedir. (doğu, batı, kuzey ve güney) Batı yönündeki sunak bulunan yerden aşağıya baktığınızda, bölgedeki su depolarının en büyüğünü görebilirsiniz. Bu büyük su deposu: Selçuklu ve Osmanlı döneminde de kullanılmış, yüksek bölgelerden getirilen kar ve buz kütleleri, burada, üzerine saman ve deri parçaları örtülerek muhafaza edilmiş, eriyen buz-kar kristalleri, suya dönüştüğünde, açılan su kanalları yardımı ile aşağıdaki havuzda toplanacak şekilde, muhteşem güzel bir su şebekesi yapılmıştır.

Evet, Frig kaya anıtlarının en görkemlisini burada görebilirsiniz. Ayrıca, bu anıtın, dünya üzerindeki en görkemli ve önemli, ünik anıtlardan biri olduğunu bilmek gerekir. Ancak, anıtı gördüğünüzde, üzerindeki çatlaklar elbette dikkatinizi çekecektir. Özellikle: alınlık kısmında, 2 metre genişliğindeki çatlak hemen dikkat çekmektedir.

Bu çatlaklar nedeniyle, bu anıt yıkılırsa ve gelecek nesillere aktarılamasa, sanırım, bunun vebali, mümkün değil ödenemez. Bu yüzden, umarım, bu anıtın kurtarılması için gereken önlemler alınır. Özellikle, anıtın “UNESCO-Dünya Miras Listesine” dahil edilerek koruma altına alınması için, sanırım resmi makamlar, gerekli girişimlerde bulunmuşlardır.

Mutlaka gidip görmenizi öneriyorum. Ancak, burayı iyi fotoğraflamak isterseniz, sabah saatlerinde gitmeniz gerekir, çünkü doğu cephesine bakıyor.

 

KÜÇÜK YAZILI KAYA ANITI:
Aynı bölgede, Midas anıtının yaklaşık 200 metre güneybatısında başka bir anıt daha var.
Bu anıt: yukarıdan aşağıya işlenerek oyulmaya başlanmış, ancak alt kısımları, işlenemeden kalmış, yani yarım bırakılmıştır. Böylece, Frig kaya anıtlarının yapımında kullanılan çalışma teknikleri görülmektedir. En büyük özellik ise, iskele kurulmadan, doğal teras alanında, anıtların yapılıyor olmasıdır.

Anıtın: Midas anıtına benzer yönleri bulunmaktadır. Üstte: süslü bir alınlık bölümü ve iki yanda, geometrik motifler süslemektedir. Bu geometrik motifler, üstte, yatay bir motifle birleşirler. Anıtın işlenmiş kısmı, 18 metredir. Dinsel törenlerde kullanılmak üzere, hazırlandığı düşünülmektedir. Anıtın batıya bakması da, ayrı bir özelliktir. Niş bölümü: anıt bitirilmemiş olması nedeniyle, anıt yüzeyine işlenmemiş, anıtın sol kısmına işlenmiştir.

 

YAZILI KAYA FRİG VADİSİ:
Seyitgazi ve Han ilçeleri arasında, Yazılıkaya Frig vadisi uzanmaktadır. Vadi: doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Vadi: kuzeydoğu-güneydoğu yönünde, 1800 metre uzunluğundadır. Vadinin kuzeydoğudan girişi, 1250 metre genişliğindedir, güney batı yönüne gidildikçe, genişlik, küçülerek 180 metreye kadar daralmaktadır.

Vadide, tarihi süreç içinde, çok eski dönemlerden bu yana, yerleşim bulunduğu bilinmektedir. MÖ.3000 ve MÖ.2000 li yıllarda, Hitit yerleşiminin kalıntıları halen mevcuttur. MÖ.8’nci yüzyıldan sonra ise, Roma-Bizans-Selçuklu-Osmanlı dönemlerinde de yerleşim görülür ve bu dönemlere ait günümüze kadar ulaşabilen çeşitli kalıntılar mevcuttur.