Bolu, Abant Gölü

25.859 kişi okudu!

abant.1

Abant gölü denilince, gerçekten yörenin en güzel yerlerinden biri akla geliyor. Yıllarca yaşadığım bu yörede, Abant gölüne her gittiğimde, sessizlik, doğal güzellik, muhteşem görüntü, yeşil ve güzel havanın tadını çıkardım ve her seferinde bıkmadan, usanmadan bu güzel bölgede yaşamanın keyfini çıkardım. Siz de, çok güzel zaman geçirebilirsiniz, mutlaka gidin, mutlaka bu güzellikleri yaşayın. Son olarak 4 Mart 2018 tarihinde Abant gölüne gittim ve gördüklerimi aşağıda yazıyorum.

ULAŞIM:

Abant gölü, o kadar enteresan bir yerde ki, gerek İstanbul’a ve gerekse Ankara’ya aynı yani eşit mesafede. Bolu kent merkezine ise, 30 km. uzaklıkta.Ankara-Abant sapağı:180 km. ve İstanbul (Tem gişeler)-Abant sapağı ise 225 km.
İstanbul’dan gelenler için; Boludağı tünelinden çıktıktan sonra, Bolu şehrine gelmeden önce: otobandan çıkıp, Abant sapağına girmeniz gerekiyor.

Ankara’dan gelenler ise, otobanda ilerlerken, Bolu şehri geçildikten sonra Abant kavşağına gelindiğinde otobandan çıkılıp E-5 karayoluna girilecek ve sonra Abant levhası takip edilerek, Abant sapağına girelecektir. Abant sapağına girildikten sonraki yol ise, 20 km. lik ve asfalt. Fazla virajlı değil, çevresinde özellikle muhteşem görüntülü villaları seyrederek ilerleyeceksiniz. Ayrıca, bol miktarda ızgara restoranı görebilirsiniz. Özellikle, sağ yanınızda kalacak olan, alabalık üretimi ve pişirilerek servisinin yapıldığı restoranların birinde, mutlaka mola verin ve yöreye özgü alabalık yemelisiniz.

Evet, yol dediğim gibi, pek virajlı değil, düzgün. Abanta yaklaşırken, sol yanınızda, Geyik Üretim Çiftliği olucak, aracınızı kısa süre yol kıyısına park edin ve tel engellerinin yanına gidin, belki de, yem yemek üzere buraya gelmiş geyikleri görebileceksiniz.

Özellikle, bahar ve yaz aylarında, yolun görünümünün tadına doyamayacaksınız, yolun kıyısında uzanan bölümdeki ağaçlarda yeşilin her tonunu görecek ve güzelliğe doya doya ilerlerken, Abant Milli Parkına ulaşacaksınız.

Yanlız, kışın bu güzel yol biraz sıkıntı yaratıyor. Çünkü, malüm, bölgede muhteşem bir kar yağışı var, havanın durumuna göre elbette buzlanma da oluyor. Giderken mevsim şartlarını mutlaka dikkate alın, yanınızda zincir, çekme halatı bulunsun, lastiklerinizin kar lastiği olmasında yarar var. Yanında zincir bulunmayan araçların, özellikle yolun bazı bölümlerindeki minik de olsa rampalarda kayarak kalma olasılıkları çok yüksek. Yinede, yolda kalırsanız üzülmeyin, çünkü bu durumları iyi bilen yöre sakinleri, traktörleri ile yada yanlarında satılık zincirler ile, yol kıyısında bekliyorlar, sorununuza çare bulmak üzere, gerektiğinde aracınıza zincir takıyorlar, gerektiğinde ise, traktörleri ile aracınızı çekerek kurtarıyorlar, ama birazcık maliyeti yüksek bir çare oluyor, seçim size kalmış.

Sonuç olarak; karlı bir havada Abant’a gitmekten korkmayın. İnanın, çok muhteşem bir görüntü ve çevre manzarası sizi bekliyor olacaktır. En büyük problem; sis ve buzlanma. Ancak; söylediğim gibi, Abant karlı bir ortamda çevrede oluşan bembeyaz görüntüsü ile bambaşka bir güzel. Hatta; Abant’ta herhangi bir tesiste, belki şömine başında belki de bir havuzda (otellerden birinin oldukça büyük ve kapalı bir yüzme havuzu var ve dış cephenin bir bölümü cam) yüzerken, sıcak bir ortamda, dışarıda lapa lapa kar yağdığını görebileceksiniz ve inanın muhteşem bir görüntü, harika bir ortam ve yaşamdan büyük keyf alacaksınız. Abant’a kar yağarken de gidin, tek gereken, aracınızın yeterli olması. Kar lastikleriniz, zinciriniz bulunması.

Abant Milli Parkına geldiğinizde, doğal park alanına aracınız ile giriş yapacaksınız, bedelini ödüyorsunuz ve giriyorsunuz. Göl etrafında araç ile dolaşabileceğiniz gibi, park yerlerini kullanıp aracınızı bırakabilirsiniz. Piknik alanına veya göl çevrenizde yürüyerek yapmak istediğiniz turunuza yürüyerek başlayabilirsiniz. Yanlız, özellikle, birkaç günlük bayram tatillerinde, buraya gelen ziyaretçi sayısı onbinleri buluyor. Bu durumda, muhteşem bir araç sıkışıklığı yaşanıyor, tıkanmalar ve uzun süre beklemeler olabiliyor, ayrıca insan kalabalığı da var. Abant Gölüne giderken, lütfen buna dikkat edin, arzunuz, sessizlik ve sakinlik ise, gideceğiniz tarihi mutlaka iyi seçin, aksi halde orada sıkıntı yaşamadan dönmeniz mümkün değil.

abant÷¹

GENEL:
Abant Gölü, Abant dağları üzerinde, arazi kaymaları ile oluşmuş bir set gölüdür. 1988 yılında Tabiat Parkı olarak korumaya alınmıştır.

Deniz seviyesinden, 1328 m. yükseklikte olan göl, 1.28 km. karelik bir alanı kapsamakta ve uzunluğu 900 metre. En derin yeri ise, 18 metre, ortalama derinlik 10-15 metredir. Göl çevresi yaklaşık 7 km dir. Yürüyerek yaklaşık 1.5 saat sürer. Ancak, özellikle yeraltı sularının yoğunluğunun arttığı Mart-Nisan dönemlerinde, gölün su seviyesi 25-30 cm. daha yükseliyor ve çevresindeki yolun küçük te olsa bir bölümü su altında kalıyor.

Göl, bir kısım küçük akarsular ile beslenmekte, ama esas kaynağını yer altı sularından aldığı söylenmektedir. Göl, sularını kuzeydoğu ucundan boşaltıyor ve bu sular, çevredeki ormanlardan gelen sularla birleşerek, Filsoy Çayının kollarından olan Bolu Suyunu oluşturuyor.

Gölün çevresi: çam, köknar ve kayın ağaçlarından oluşan orman ile kaplı. Bu ormanı izlediğinizde, yeşilin birçok tonunu görme şansınız olucak. Ayrıca, yabanı meyve ağaçları ve çiçekler, çeşitli mantarlar ve özellikle gölün yüzeyini kaplayan nilüfer çiçekleri, inanın muhteşem bir görüntü.

Ayrıca, kuş seslerini duyacaksınız, belki de özellikle akşam-gece saatlerinde uzaklardan gelen yabani hayvan seslerini duyup ürkeceksiniz. Ama inanın, bunlar, sizin o anda tamamen doğanın içinde bulunduğunuzun en büyük kanıtı, güzelliği yaşayın.

 

MEVSİMLER:
Abantta, kışın doyumsuz bir kar manzarası ile karşılaşacaksınız, belki de gölün yüzeyinin buzla kaplı olduğunu görme şansınız bile olucak. Bazen, yerdeki kar kalınlığının, belinize kadar geldiğini görecek ve bu kar yoğunluğu içine kendinizi öylesine bırakıvereceksiniz, belki de kartopu oynamanın keyfini süreceksiniz.
İlkbaharda, gölün yüzeyinin nilüfer çiçekleriyle kaplandığını görünce, bu tür çiçekleri başka yerde görmemiş olmanın şaşkınlığını yaşayacaksınız, Durgun suda, o çiçeklerin saplarının, su içinde ve çok derinlere kadar uzandığını, çiçeklerinin ise, su yüzeyinde, tüm güzellikleri ile açtığını görüp izleyebileceksiniz.
Ancak ve özellikle yaz aylarında, akşamları bir bakıyorsunuz sis inmiş, göz gözü görmüyor, ama geri dönmeyi düşünenlerin telaşlanmasına gerek yok, çünkü sis hızla indiği gibi, çoğu kez hızla gidiveriyor, nadiren uzun süre kalıyor.
Tüm bunların yanında, Abantta hava gün içinde bile değişebiliyor. Bu yüzden, hırkanızı, şemsiyenizi yada yağmurluğunuzu yanınızda bulundurmanızda yarar var. Çünkü, yazın bile, hava sıcaklığı gündüz en fazla 26-27 derece civarında ve akşamları ise mutlaka serin. Bu yüzden tedbirli olmanızda yarar var. Zaten böylesi bir ormanlık alanda, sık sık yağmur yağması kaçınılmaz bir tabiat olayıdır.

ABANT EFSANESİ:

Bir zamanlar günümüzde gölün bulunduğu alanda bir tarla varmış ve yine buradaki bir kilisede yaşayan iki papaz, bu tarlayı ekip biçer, elde ettikleri ürünlerle burada yaşayan köylüleri beslerlermiş. Tarlayı sürmekte kullandıkları öküzün boyunluğu ve sabanı altınmış. Bu yüzden, tarladan alınan ürün de çok kıymetli oluyormuş.

Bir süre sonra kutsal öküz ölmüş, çevredeki köylüler yas tutmaya başlamışlar. Papazlar, tarlayı süremez olmuşlar. Tarlanın her yanı taş olmuş. Açlık ve kıtlık başlamış. Köylüler açlığa dayanamaz hale gelince, kiliseye saldırmışlar. Tam o sırada, taş kesen tarla birden alev püskürtmeye başlamış ve tarlanın bulunduğu yerde kocaman bir delik açılmış. Köylüler korkup hemen orayı terk ederler. Papazlar, kutsal öküzün ölümünün ardından, toprağın gazaba geldiğini  düşünürler ve açılan delikten içeriye, kutsal öküzün altın boyunluğu ve sabanını atarlar. Birden gökyüzü aydınlanır ve deliğin içinden sular fışkırmaya başlar. Ardından taş tarlanın yerinde, günümüzde görülen göl oluşur.

ABANT’TA YAŞAM:

FOTOĞRAFÇILIK:

Abant gölünde karşılaşacağınız muhteşem doğa, sizi birçok kare fotoğraf çekmeniz konusunda uyaracaktır. Özellikle, Abant gölünü, en güzel nereden görebilirim derseniz, gölün kıyısından ilerleyen ve bir süre sonra ayrılan, küçük bir rampa üzerinde yükselen Mudurnu karayolunda bir süre aracınız ile ilerleyin, gölü en iyi görebileceğiniz noktalar, bu yol üzerinde, muhteşem fotoğraflar çekebilirsiniz. Fotoğraf çekmek için en iyi yerlerden birisi de, göl kıyısında, tam karşı kıyıda, burun kesimidir. Her ne kadar, burada muhteşen bir rüzgar olsa ve bazen ayakta bile durulamayacak hale gelse de, en iyi fotoğrafın burada çekildiğini unutmayın. Bir de, bu burnun hemen ilerisinde, otelin önünde, göl içinde, bol miktarda “Nilüfer” bulunuyor. Mevkim uygunsa, bunların çiçeklerini bile görebilirsiniz.

 

OLTA BALIKÇILIĞI:

Göle gelirken, doğal olarak, balık tutma meraklıları, oltalarını yanlarına alacaklardır. Belkide, abant alası olarak bilinen ve yanlızca bu gölde yetişen, kırmızı noktalı alabalık hakkında da bilgi sahibidirler. Oltanızı alın, ücreti karşılığı oltanızı göle atabilirsiniz. Ancak, maalesef balık tutmanız büyük şansa kalmış durumda, çünkü gölde pek balık kalmamış, özellikle abant alası olarak isimlendirilen alabalık, uzun süredir gölde yakalanamıyormuş ve koruma altına alınmış, üretim çiftliğinde üretilerek göle bırakılması için çalışmalar yapılmakta imiş. Şunu unutmamak gerekir, Abant gölünde balık tutmak hiç te kolay değil, uzun süre sabırla beklemek gerektiğini unutmayın.

 

GÖL ÇEVRESİNDE YÜRÜYÜŞ YAPMAK:
Gölün çevresi, yaklaşık 7 km. ve burada bir yürüyüş yolu var. Ortalama adımlar ile, saatte 5 km. yüründüğü düşünüldüğünde, bu mesafe yaklaşık 1.5 saatlik bir yürüyüş ile alınabilir. Mutlaka deneyin, büyük keyf alacaksınız. Bunun yanında, gölün çevresindeki ormanlık alanda ve yaylalarda yürüyüş yapmakta mümkün ama, tercih size ait, özellikle bu yürüyüş esnasında kesinlikle bölgede bol miktarda bulunan ve zehirli olma olasılığı daima söz konusu olan mantarlara dokunmamanızı tavsiye ediyorum. Bir de bu  yürüyüş için, kış veya karlı-buzlu havaları seçmemeniz gerekiyor. Çünkü: bu yürüyüş sırasında, güneş görmeyen kesimlerde, yoğun buzlanma var ve yürümek gerçekten sorunludur.

 

GÖL ÇEVRESİNDE FAYTONLA DOLAŞMAK:
Milli park girişinde faytonlar bulunmakta, bunlara belli bir ücret karşılığı binip, gerek gölün çevresinin tamamını veya gerekse Abant Köşküne kadar olan bölümü, fayton ile gezerek dolaşabilirsiniz. Tur yaklaşık yarım saat sürmekte. Denemenizi öneririm. Ancak, elbette aşırı pahalı bir keyf olacaktır. Kısa bir fayton turu için ödemeniz gereken miktar: 60 TL. dır. Gölün çevresinde tam tur 80 TL. dir.

 

AT BİNMEK:

Göl kıyısında, ata binmek ve kısa bir yolculuk yapmak mümkündür. Kısa bir at biniş turu 20 TL dir.

 

GÖL ÇEVRESİNDE PİKNİK YAPMAK:
Göl çevresinde piknik yapmak üzere, elbette birçok alan tahsis edilmiş, siz de zaten gittiğinizde mangallardan çıkan yoğun duman bulutunu daima görebilmeniz mümkün. Ancak, Milli parka girişte, üzerinde milli parkta uyulması gereken kuralların yazılı olduğu kağıt çöp poşetleri veriliyor, güzel ve yerinde bir uygulama, çöplerinizi bu poşetlere doldurup, çıkışta yine görevlilerin bulunduğu yerdeki çöpe atmanız şart, aksi halde, çıkışta görevliler tarafından ” lütfen çöpünüzü toplayın ve öyle gelin ” şeklinde uyarılmanız mümkün. Kızmamak gerek, buranın temizliği elbette, elbirliği ile sağlanacak.

 

GÖL ÇEVRESİNDEKİ RESTORANLARI DEĞERLENDİREBİLİRSİNİZ:
Göl çevresindeki restoranları, gerek yemek ve gerekse bir şeyleri içmek amacı ile değerlendirebilirsiniz. Elbette, yemek için, özellikle alabalık çeşitlerini seçmeniz, buranın yöresel özellikli bir yemeğini tatmanız açısından önemli.

 

MAHALLİ ÜRÜNLERİN SATILDIĞI PAZAR YERİ (ABANT PAZARI-ABANT PAZAR YERİ):
Abant Gölü bölgesini terk etmeden önce, mutlaka uğrayın, alışveriş yapmasanız bile, görmenizde yarar var. Yöre sakinleri, kurdukları tezgahlarda, yörenin kendine özgü tarhana ( özellikle kırmızı kızılcık tarhanasını tercih edin, mide rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenmekte), erişte, yağlı peynir, tereyağı, çam balı, fasulye (özellikle iri boy fasulyeyi tercih edin, yöreye özgü) ve çeşitli meyveler gibi köy ürünleri satılıyor. Bir çoğu Mudurnu köylerinden gelerek, getirdikleri, özellikle: ceviz, kestane, patates, kuşburnu ve alıç isimli kolye misali ipe dizili dağ yemişleri alıcı buluyor.

 

KONAKLAMA:
Abantta bir hafta sonu veya daha uzun süreyi geçirmek niyetinde olanlar için çadır ile konaklamayı saymassak, üç seçenek var. Çadır ile konaklamak mümkün ancak kesinlikle tavsiye etmiyorum, özellikle geceler çok serin, çadırda barınmak mümkün değil. Soğuktan donarsınız, sabahı zor çıkarırsınız. Diğer seçenekler ise, Abant Gölü kıyısında bulunan üç otel. Bunlar yeteri kadar reklam yaptıklarından, kalmayı düşleyen ziyaretçiler, zaten gitmeden önce mutlaka oteller hakkında gerekli incelemeyi ve rezervasyonlarını yaptırmak durumundalar. Daha önceki yıllarda, göl kıyısındaki nisbeten daha uygun fiyatlı olan Turban Otel, günümüzde özelleştirme uygulamaları sonucu, özel şirkete devredilmiş durumda, Ayrıca, E-5 karayolundan saptığınızda, sağınızda yine geceleme yapabileceğiniz büyük bir tesis var, devre-mülk olarak kullanılabilen bu tesisi de değerlendirebilirsiniz. Özellikle belirtmek istediğim bir husus var, göl kıyısında, kapalı yüzme havuzu olan oteller var, bunların ısıtılmış sularında, dışarıda kar yağışını seyrederken havuza girmenin keyfi muhteşem, tercih ettiğiniz otelde havuz olup olmadığını soru ve yanınızda mayolarınızı götürmeyi unutmayın.

5 Yıldızlı              Abant Palace Otel                   374-2245012

5 Yıldızlı              Büyük Abant Oteli                  374-2245033

Abant Bungalov Evleri                                         374-2245178

Abant Evleri                                                           374-2245178

Petro Club Tatil Köyü                                          374-2252870            Abant yolu. 2’nci km. dedir.

Abant Pansiyon                                                     374-2371107             Abant yolu 14’ncü km. dedir.

Abant Dere Pansiyon                                           374-2371105             Abant yolu 14’ncü km. dedir.

 

 

RESTORANLAR:

Abant Göl Restoran                                             374-2245045

Abant Çamlık Restoran                                       374-2245049

 

SONUÇ:
Evet, mahalli ürünlerin satıldığı pazar yerinden çıktınız ve aracınıza binerek, yöreden ayrılış istikametine yöneldiniz. Şöyleki, bugün için gölde kirlilik var ve bu durum göl için büyük tehdit. Çevredeki otel ve restoranların atıkları, günü birlikçilerin atıkları, etrafta gezinen faytonları çeken atların dışkıları. Bütün milli parklarımızda olduğu üzere, tüm temizlik tedbirlerine kişisel ve kurumsal bazda mutlaka riayet edilmesinin gerekliliği, günümüzde kuşku götürmez bir gerçek. Abanttan ayrılırken, geriye baktığınızda, bu kirliliğe hiçbir katkınızın bulunmadığını düşünüyorsanız, mutlu bir şekilde buradan ayrılabilirsiniz. Çünkü, kirliliğin boyutları böyle giderse, 10-15 yıl sonra, Abant Gölü kalmayacak.

Ayrıca: Abant içinde, piknik yerlerinde, kar yağışı nedeniyle aşırı çamur, yürüyüş yollarında, güneş görmeyen yerlerde buzlanma vardı. Ama en önemlisi, sanırım tuvalet konusundaydı. Çünkü: mevcut tuvaletlerin birçoğu kapatılmış, kapılarında bir zincir ve bir yazı (arıza nedeniyle kapalıdır) var. Halbuki, yine aynı piknik alanının hemen yakınındaki diğer bir tuvalet hizmete açık, ama hemen önünde: bir masa, bir kolonya, birkaç peçete parçası. İçeride akmayan çeşmeler. Ama, kapıdan çıktığınız gibi karşınıza çıkan: tuvalet para bekçileri, yani, tuvalete girip çıktıktan sonra 1 TL. tuvalet parası vermeniz gerekiyor ki, hayır, bence hiç hoş değil ve bunların kontrol edilmediğini düşünüyorum. Kontrol gerekli. İşin ilginç yanı: para vermeniz istenen bu tuvaletlerin içi berbat pis, yerler kirli, çamur içinde ve çeşmelerden su akmıyor.

Son bir not: Abant’ta, şu anda, yani Mart ayı başı itibarıyla, iyi soğuk var. Buraya gitmeyi düşünenler, burada piknik yapmayı düşünenler: sıkı giyinmeli ve soğuk havayı, çamuru, buzlu zeminleri göze almalıdırlar. Ayrıca yanınızda mutlaka şemsiye ve yağmurluk olmalı, su geçirmeyen ayakkabı giymelisiniz. Havada bir an güneş görülüyor, 5 dakika sonra şiddetli bir yağmur olabiliyor. Ama, tüm bu hava şartları ve yoğun kalabalıklar: bu muhteşem güzelliği görmenizi engellemesin.

Maldivler, Genel

25.565 kişi okudu!

Maldivler’e gitmeyi düşünüyorsanız, orada ne yapabilirim diye bir sorunuz varsa, hemen en başta şunu söylemem gerekir: “Maldivler’de, yapabileceğiniz tek şey: masmavi bir deniz, bembeyaz kumsallar ve pırıl pırıl bir güneşin altında, sessiz ve sakin bir tatil geçirmektir”

Bunun dışında: Maldivler’de, tarihi eserler, büyük alışveriş merkezleri, insan ve araç kalabalığı göremezsiniz. Gürültülü müzik dinleyebileceğiniz, her türlü içkinin satıldığı barlar, birçok kültürün sunulduğu restoranlar yoktur. Burası: yalnızca, sessizlik ve sakinlik, huzur düşleyenler için, yanında sevdiği ile birlikte olmayı, başkaca hiçbir şeyi düşünmeyenler için uygun bir yer, yani: tam bir “balayı” mekanı, zaten bu yüzden, özellikle ülkemizden buraya giden gezginlerin birçoğu, hatta büyük çoğunluğu: yanında sevgilisi veya eşi ve hatta yeni evlendiği eşi ile, baş başa bir tatil geçirmek hayaliyle gidiyorlar. Buraya giderken havayolu olarak “Emirates” seçerseniz balayı çifti olduğunuzu öğrendiklerinde, uçakta özel ikramlarda (pasta gibi) bulunuyorlar. Ayrıca: Maldivler’e gittiğinizde, otel veya tatil köyünde, yine balayı çifti olduğunuzu söylediğinizde: yine özel ikramlarda bulunuyorlar. Ücretli aktiviteleri ücretsiz sunma, Mum ışığında yemek, yarım pansiyonu tam pansiyona çevirme gibi.

Girişte son bir not: küresel ısınma nedeniyle, bu adalar suya gömülüyorlar. Bazı adaları, şimdiden sular altında kalmıştır. Diğer yerler ise, ciddi tehdit altındadır. Ülkenin Cumhurbaşkanı, uluslararası toplantılarda, bizi öldürmeyin diye büyük ülkelere sesleniyor ve ülkeden şimdiden göçler başlamış durumda, millet zorla evlerini bırakıyor ve düşünün ki, bu cennet yakın zaman sonra yok olacak ve mutlaka gidip görülmesi gerekir. Söylenenlere göre, Cumhurbaşkanı, para vererek, ülke yakınlarında, insanlarının yaşaması için toprak almaya çalışıyormuş.

VİZE:
Maldivler’e gitmek isteyenler için, ülkeye girişte vize damgası uygulanır. Bu damga gereği “kişinin ülkede çalışması yasaktır”. Yani, ülke dışından buraya çalışmaya gelenleri istemiyorlar. Bu vize, 30 günlük süreyi kapsar ve yeterli gelir.
Zaten ziyaretçilerin çoğu: önceden ayarlanmış tatil planı, konaklama yeri bilgisiyle buraya gelirler. Ancak, herhangi bir rezervasyon yaptırmadan buraya gitmeyi düşünürseniz, Male havaalanından, otel veya tatil köyü rezervasyonu yaptırabilirsiniz. Ancak, konaklama izni alabilmeniz için dönüş biletinizi ibraz etmeniz, göstermeniz istenir.
Ülkeye girerken, yanınızda alkollü içki bulundurulmasına izin verilmez.

ULAŞIM-HAVAALANI :
Ülkemizden Maldivler’e doğrudan uçuş yoktur ve uçuşlar, Dubai veya Bankok üzerinden aktarma yapılarak gerçekleştirilir. Yaklaşık 8-9 saatlik bir uçuş gerekiyor. Saat farkımız ise, 3 saattir.

Ülkenin uluslararası havaalanı: başkent Male yakınlarındaki North Male atolündedir. Havaalanının ismi: “İbrahim Nasır Male Uluslararası Havaalanı”dır. Havaalanı, 12 Nisan 1966 tarihinde hizmete açılmıştır. 1981 yılında ise, büyük restorasyon çalışması yapılmıştır.

Hulhule adasında bulunan havaalanı, uluslararası havaalanıdır. Havaalanının pisti, denize doğru uzanır ve bu yüzden, sanki uçak gemisine iner gibi bir duygu yaşanır. Uçak alana indikten sonra, terminale kadar yürümeniz gerekir. Sadece yağışlı havalarda, otobüs servise sokulur.

Havaalanında, geliş bölümünde duty-free mağazaları bulunmaz. Valizlerinizi aldıktan sonra, terminalden çıkabilirsiniz. Tatil köyleri görevlileri, hemen burada, kendi misafirlerini, ellerinde kartlar ile karşılarlar. Daha sonra: Male şehrine geçmek için: kısa aralıklarla kalkan feribotlara yönlendirirler. Bazı yolcular ise, doğrudan deniz uçağına yönlendirilir. Male şehrine gidenler: Male şehrindeki 9 numaralı mendirekte teknelerden inerler. Havaalanı adası ile Male şehri arasında feribot değilde, dhoni denilen tekneleri kullanmak isterseniz, gündüz 75 Mrf ve gece 100 Mrf ödemeniz gerekir. Feribot ise, 10 Mrf. Dir.

Havaalanı duty-free mağazaları, terminal binasının ikinci katında, gidiş sırasında uğranılacak şekilde düzenlenmiştir. Eğer, Maldivler’den zaman bulup bir şeyler satın alamadı iseniz, bu duty-free mağazalarını ziyaret etmenizi öneririm.

Havaalanının bulunduğu adada, 5 yıldızlı Hulhule Island Hotel bulunmaktadır. Son bir not: internetten aldığım bilgiye göre, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren, havaalanından çıkış yapan her yolcudan: 25 Amerikan doları, havaalanı geliştirme fonu için para alınacakmış. Girişte, zaten 12 Amerikan doları veriliyordu, şimdi artık çıkışta da almaya başlayacaklarmış.

 

YANINIZDA BULUNDURUN:
Maldivler’e gitmek isteyenlerin yanlarında mutlaka bulundurmaları gerekenler:
1. Güneş kremi ki hem de en güçlüsünden olmalıdır.
2. Deniz ayakkabısı, suyun içinde yalınayak dolaşmak çok zor oluyor.
3. Şnorkel takımı.
4. Su altı çekimi yapabilen bir fotoğraf makinası,
5. Mümkün olduğunca çok, pet şişe su.

COĞRAFİ KONUM:
Maldivler: Hindistan ülkesinin hemen altında, Hindistan’a: 600 km. , Sri Lanka ülkesinin yakınında (Sri Lanka ülkesine: 670 km.), Hint Okyanusunda, bir adalar topluluğudur. Güneyinde: Seyşeller adaları bulunmaktadır.
Ekvator kuşağındadır. Birleşmiş Milletler raporuna göre, dünya üzerindeki en fakir 50 ülkeden biridir. Aynı zamanda, dünyanın varlıklı insanlarının popüler tatil seçeneklerinin başında gelmektedir.

Adalar topluluğunun uzak kıyısı: batısında, Afrika var. Afrika kıtasındaki komşusu: Somali ve Kenya’dır.

Önceleri: Maldivler, bir Sultanlık olarak gündeme gelir. Hint okyanusu üzerinde önemli bir deniz ticareti yolu üzerinde bulunması, buranın, stratejik önemini ortaya çıkarmıştır. Bunun üzerine, denizciler, tüccarlar ve göçmenler, buraya akın etmişlerdir. Adanın geçmişinde, daha eskilere gitmek gerekirse: Maldivler, tarihin ilk dönemlerinde, bir kadın kraliçe tarafından yönetilmiştir. Buna istinaden, adaların ismi: kadın adası anlamına gelen “Mahiladipaka” olarak bilinir. Hintli tüccarlar: adalara, kendi dillerinde “çelenk” anlamına gelen “Maladiv” ve “Malodheep” ismini vermişlerdir. Zaten, adaların genel haritasına bakıldığında, çelenk gibi dizildiği görülmektedir. Günümüzde ise, yerel halk, kendi ülkelerinden “Maldivler” diye söz etmez. Yerel dilde, ülkenin adı “Dihievi Raajje” yani “Divehi Halkı Bölgesi” dir.

Maldivler Cumhuriyetinde, 1190 tane ada bulunmaktadır. Bunlar: Ekvator geçiş noktasının en güneyinde, Hint Okyanusunda, 750 km. lik bir zincir şeklinde uzanırlar. Bu adalar topluluğundaki küçük adalar “atols” olarak bilinirler. Bu kayalıkların merkezindeki lagün içinden, suyun dışarı akması için kanallar bulunmaktadır 1190 adanın, yalnızca 200 tanesi yerleşime açıktır. 99 ada ise, tatil için geliştirilmiştir. Kalan adalar ise, ıssızdır. Turistler, ıssız ve balıkçı adalarını ziyaret edemezler. Turizm geliştikçe, Maldiv hükümeti, yeni adaları, turizme açmaktadırlar.

1970’li yıllara kadar, burası, dünyanın geri kalan kısmı tarafından bilinmeyen, yoksul balıkçıların yaşadığı köylerden ibaret olan adalar topluluğu iken, günümüzde: yılda, 600-700 bin arasında turist ağırlayan, muhteşem güzel tatil köyleri ve tatil beldeleri bulunan bir yer haline gelmiştir. 1972 yılında, ilk olarak, yalnızca 2 ada turizme açılmış olmasına rağmen, günümüzde, adalar topluluğunda yaklaşık 100 tatil köyü bulunmaktadır. Bu tatil köylerinde, gündelik hayatlarından uzaklaşmak isteyen ziyaretçiler var.

Ada yönetimi: ülke çapında, yaygın bir sağlık hizmetinin kurulması, en uzak adada bile modern alt yapının sağlanması konusunda başarılı çalışmalarıyla dikkat çekmekte ve ülkede işsizlik bulunmamaktadır.

Adanın 240 bin kişilik nüfusunun, 100 bin kişilik bölümü, burada, yani başkentte yaşamaktadır.

ATOLLER:
Maldivler’de, en çok duyacağınız kelimelerden birisi de “atol” dür. Çünkü: yerleşim yerleri ve tatil köyleri, atoller üzerinde kurulmuştur.

Adalar topluluğu: Ekvatorun biraz kuzeyinde başlar ve güneyine doğru 820 km. boyunca, bir çelenk şeklinde uzanmaktadır. Bunların toplamı ise, 26 doğal atolden ve 1190 mercan adasından oluşan; bağımsız bir “İslam” cumhuriyetidir. Toplam alan: 90 bin km. karedir.

Bu arada atolden birazcık söz etmek gerekirse: bunlar, yüzük şeklinde, geniş mercan resifleridir. Bu karmaşık mercan resiflerinde bulunan küçük adacıklar: okyanusun derinliklerinden yükselen, volkanik dağların kırık bölümleridir.

Bu atoller: 19 idari bölüme ayrılmıştır. Her atolün iki ismi bulunmaktadır. Bunlardan biri yöresel dille olan ismidir. Bunların bazıları ıssızdır. Bu bölgeler: Cumhurbaşkanı tarafından atanan “Atol Başkanları” tarafından yönetilir. Atollerde, bir de “Gazi” isimli dini lider bulunur. Yerleşime açık her adanın: hükümet tarafından atanmış ve genellikle o adada yaşayan seçkin bir kişi olan “Ada Başkanı” bulunmaktadır. Buna da “katip” denilir.

Arazinin büyük bölümü sudan oluşmaktadır. Adaların yalnızca 200 tanesi yerleşime uygundur. Yabancı ziyaretçiler, genellikle yerli halkın yaşamadığı adalarda kalırlar. Çünkü: yerel halkın kendi kültürünü sürdürmesi istenilmektedir. Zaten, yabancı ziyaretçilerinde, rahatsız edilmeden tatil yapmaları sağlanır.

Adaların çoğu: deniz seviyesinden yalnızca 1 metre yüksektedir. Bu yüzden adalarda, tepeler ve ırmaklar göremezsiniz. Tabii, bu su seviyesi, önümüzdeki yıllarda dünyayı tehdit eden küresel ısınma sonucu, denizlerin seviyesinin yükselmesi durumunda, buranın yok olması anlamına gelmektedir. Zaten: 2004 yılında da, Maldivler bölgesinde büyük bir “tsunami” felaketi yaşanmıştır. Ancak, dev dalgalar, Sri Lanka’da olduğu kadar, Maldivler bölgesinde büyük yıkımlara yol açmamıştır. Yine de, aralarında turistlerin de bulunduğu 110 kişi yaşamını yitirmiştir.

Adaların bitki örtüsü: genellikle: hindistancevizi, kavun, karpuz bulunur. Balıkçıl kuşları görülür, yılan bulunmaz. Ama, burada özellikle su altı dünyası, muhteşem çeşitliliğiyle önem kazanır.

 

İKLİM:
Evet, burada her yer su ve denizden yükseklik 1 metre demiştim. Ama, bazı yerlerde, yine de yemyeşil ormanlar görülür. Bu nedenle, yağmurlar da yağar. Özellikle, muson yağmurları zamanı geldiğinde, bunlar, yörenin iklimini de etkilemektedir.
Bu yüzden, Maldivler’e gitmek için en uygun zaman seçimi gerekir. En uygun zaman: Aralık ve Nisan ayları arasındaki, 4 aylık dönemdir. Bu dönemde: hava sıcaklığı 25 derecenin altına düşmez ve günün büyük bölümü güneşlidir. En güzel havalar: bizim de bulunduğumuz yarımkürenin kış ayları dönemine rastlar ve bu yüzden, özellikle Avrupalı turistlerin yoğun olarak tercih etmelerine neden olur. Hava bulutlu olsa dahi, güneş yakıcıdır ve mutlaka her durumda, güneş kremi kullanmanız önerilir.
Genel olarak, yıl boyunca, hava sıcaklıklarında büyük değişimler görülmez. Nem, genel olarak: % 80 civarındadır.
Maldivler’de, en sıcak ay: Nisan ve en soğuk ay: Aralık’tır. Ama: Ocak ve Şubat aylarında bile, hava sıcaklığı 30 derecenin üzerindedir. Çünkü hava şartlarını musonlar belirler. Ocak, Şubat, Mart ve Nisan ayları en kurak aylardır. Yağmurların en sık rastlandığı aylar ise, Mayıs ve Kasım ayları arasındadır. Maldivler, Ekvator çizgisinde bulunduğundan, burada: taygun, kasırga gibi doğal afetlere pek rastlanmaz.

İNSANLAR:
Yerli halk: saygılı ve çekingendir. Ancak, ziyaretçileri sıcak karşılarlar.
Birçoğu İngilizce bilirler, çünkü İngilizce ulusal dil olarak kabul edilmiştir. Kendi aralarında ise “Divehi” denilen ulusal dil konuşurlar.
Maldivler’de, ilk kabine toplantısı: su altında düzenlenmiştir. Toplantı Başbakan Mohamed Nasheed başkanlığında yapılmış ve toplantıda, BM. İklim Konferansında, iklim değişikliği konusunda, ortak bir küresel eylem için çağrı bildirisine imza atılmıştır. Su altındaki bu toplantı, uluslararası sivil çevre örgütleri tarafından, geniş bir kampanya ile dünyaya duyurulmuştur.

 

GİYİM:
Maldivler, daha önce de söylediğim gibi, Müslüman bir ülke ve İslam kurallarına sıkı sıkıya bağlılar. Bu nedenle: odanız dışındaki alanlarda ve hatta kiralanmış safari teknelerinde bile, çıplaklık yasaktır.
Kumsalda çıplak güneşlenmeniz, belki de, büyük bir para cezası ile sonlanabilir.
Özellikle, tatil köyü dışında, bir yerleşim adasını ziyaret ettiğinizde: ada halkını rahatsız etmemek için, özellikle bayan yabancı ziyaretçilerin, kıyafetlerine dikkat etmeleri önerilir. Hatta: omuzları ve dizlerini açıkta bırakmayacak şekilde giysileri önerilir.
Elbette, bu satırları okuyunca, kafanızda farklı duygular gelişiyor, ama şunu unutmamak gerekir ki, tatil köylerinin içindeki yaşam ile dışarıdaki yaşam arasındaki farklılıkları iyi bilmek ve buna göre hareket etmek gerekiyor. Yani, tatil köyü dışında, kesinlikle giysilere dikkat etmek şarttır. Hatta: erkek yabancı ziyaretçilerin bile, tatil köyleri dışında, kısa şort giymesi önerilmez.
Tatil köylerinde gün içinde deniz kıyafeti yani mayo giyebilirsiniz, ancak akşamları ve çevrede dolaşırken, deniz kıyafeti giymeniz hoş karşılanmaz.
Maldivliler ise: genellikle şık giyinirler ve peçe takmak, kimliğin gizlenmesi açısından yasaklanmıştır. Kolay ve rahat, çıkarılabilir ayakkabıları tercih ederler.

PARA BİRİMİ:
Maldivler ülkesinde, ulusal para birimi: Maldiv Rufiyasıdır ve Mrf olarak isimlendirilir. Ancak, özellikle tatil köyleri olmak üzere birçok yerde Amerikan doları da kullanılır. Yalnız, Amerikan doları ödediğinizde, para üstü büyük olasılıkla, yerel para birimi olan Mrf ile tahsil edilecektir.

Ülkede para bozdurmak isterseniz, uluslararası havaalanı çıkışında bulunan “Maldiv Bankası” şubesini kullanabilirsiniz. Burada döviz bozdurup, Mrf satın alabilirsiniz. Bozdurma oranı: hükümet tarafından sabitlenmiştir. Buna göre, 1 Amerikan doları karşılığı, 15.42 Rps satın alınmaktadır.

Kredi kartları ise, her tatil köyünde ve Male şehrindeki birçok mağazada kabul edilmektedir. Ayrıca, yanınızda euro götürmenize gerek yok, dolar yeterlidir.

 

DİL:
Maldiv halkı, Divehi denilen yöresel dili kullanırlar. Ancak, 1960 yılından sonra, ortaöğretim dili olarak, İngilizce kullanılmaya başlanmıştır.
Yabancıları ilgilendiren tüm tabelalar ve yemek mönüleri, İngilizcedir. Özellikle tatil köyleri çalışanlarının hepsi İngilizce bilirler. Ancak, yerel dilden bir şeyler konuşmak isterseniz, en kolayı “Selamünaleyküm”.

 

DİN:
Maldivlerde, halk “Sünni Müslüman” dır. Günlük hayatın içinde, dinin önemi büyüktür. Her tatil köyünde ve yerleşim adasında, mutlaka cami bulunur. Male şehir merkezinde ise, 20 civarında cami bulunduğu söyleniyor. Tatil köyünde çalışanlar dahil, halk, günde 5 vakit namaz kılar.

TURİZM:
Maldivler’de, turizm, özellikle 1972 yılından sonra hızla yoğunlaşmış ve ülkenin ekonomisini etkilemeye başlamıştır. Ülkede bulunan 89 tatil köyü ve 17 000 yatak, yılda yaklaşık 600 000 turistin ağırlanmasını sağlamaktadır. 2007 yılı itibarıyla ülkeye gelen turist sayısı: 9.380.000 dir.

Maldivler’de, birçok ziyaretçi uçaktan indikten sonra, gideceği tatil köyü görevlisi tarafından karşılanır ve yine ödenen ücrete göre, en uygun ulaşım aracı (deniz uçağı, sürat motoru, safari motoru, dahai yerel tekne) ile, kalacağı tatil köyüne ulaştırılır.

Sonrası ise: tamamen size kalmıştır. Tatil köylerinde, asansör bulunmadığından, birçoğu su üzerinde bulunan odanız ile toplu kullanılan yerler (restoranlar) arasındaki ulaşımınız, yürüyerek yapılıyor, yani gün içinde uzun yürüyüşler yapmanız gerekiyor. Bunun dışında: denize girebilir ve güneşlenebilirsiniz.

Gününüzü tatil köyü dışında geçirmek isterseniz: her tatil köyünün yakın veya nispeten yakın çevresinde bulunan komşu köylere, piknik yapabileceğiniz ıssız adalara günübirlik gezilere gidebilirsiniz. Ancak, unutmamak gerekir ki, adalar arasında, düzenli feribot seferleri yoktur. Çevreyi gezmek istiyorsanız, bulunduğunuz tatil köyü veya adadan; tekne kiralamanız gerekir.

 

Dhoni kiralamak:
Maldivler, malüm su ülkesi ve bu ülkede sık sık duyacağınız bir kelime “dhoni” dir.
Dhoni, yukarıda sözünü ettiğim gibi, Maldivler’de ulaşımın sağlanmasındaki en büyük ulaşım aracı olan bir tür teknedir. Yalnız, sürat teknesine göre, biraz yavaş olduğu kesin, çünkü saatte: 13-14 deniz mili hız yapabilmektedir.
Teknede, hem yelken, hem de motor bulunur. Dümen, kayıkçı tarafından ayağı ile idare edilir. Ancak, elbette fiyatı, sürat teknesine göre daha uygundur. Yine de, dhoni kiralamak düşünüyorsanız, yakın mesafedeki ulaşım için uygun olduğunu bilmeniz gerekir, uzak mesafedeki ulaşım için uygun değildir. Uzun yolculuklar için, lüks dhoniler bulup kiralayabilirsiniz.

Dhoniler, genellikle tatil köylerinin yakın çevresinde, dalış yapmak ve ıssız adaları gezmek, piknik yapmak için kiralanabilir. Tatil köylerindeki dhoni teknelerinin üstleri, güneşten korunmak için tente ile şekillendirilir.
Özellikle, Maldivler’in başkenti olan Male şehrinde, birçok dhoni bulunmaktadır. Bunlar: havaalanına sefer yapan teknelerin bağlandığı mendirekten kiralanabilirler. Saatlik kira ücreti olarak: 25-30 Amerikan doları ödemek gerekir. Ancak, kiralamak istediğiniz dhoni kaptanı ile anlaşmakta zorluk çekebilirsiniz. Bu yüzden, yerel bir tur acentası ile görüşerek dhoni kiralamayı denemelisiniz. Böylece, kaptan gitmek istediğiniz yer ve ihtiyaçlar konusunda daha bilinçli hareket edecektir. Male şehrinden, yakındaki adaları gezmek veya havaalanı adasına gitmek için, dhoni kiralayabilirsiniz.

 

Sürat Teknesi kiralamak:
Dhonilere göre daha fazla ücret ödemek gerekir. Sürat teknesi kiralamak isterseniz, kaldığınız tatil köyü ilgililerine bunu iletirseniz, size yardımcı olacaklardır. Mesafeye ve süreye göre değişen rakamlar yanında, standart saatlik ücretleri: 100 Amerikan doları civarındadır.

 

Safari Teknesi kiralamak:
Bu tekneler, uzun süreli yolculuklar için uygundur. Çünkü, teknenin içinde, yataklı kabinler bulunmaktadır. Yolcu kapasitesi: 10-30 kişi arasındadır.
Tuvalette deniz suyu kullanılır, ancak duş’ta, tatlı su kullanılır. Yemek ise, güvertede yenilmektedir. Teknede: kaptan ve 2 mürettebat yanında, bir de aşçı bulunur.
Maldivler’e gelen birçok ziyaretçi; genellikle dalış yapmak ve çevreyi gezmek için, safari teknesi kiralamayı tercih ederler. Bu yüzden, bu tür teknelerde, dalış ekipmanı bulundurulur. Geceleri, genellikle açıkta veya bir tatil köyü yakınlarında demirlenerek geçirilir.

 

Tatil köylerinde, yakın köy gezisi:
Tatil köylerinde, kalan konuklar için: adada bulunan köye, günübirlik gezi düzenlenir. Köy adasındaki günlük yaşamı görmeyi düşleseniz de, genellikle gittiğinizde, sizi ıssız sokaklar karşılar. Çünkü: köylerde yaşayan insanlar, sabah saat: 04.00 ile 06.00 arasında uyanırlar ve sabah namazı kılarak güne başlarlar. Daha sonra, balıkçılar, gün ağarmadan denize açılırlar. Kadınlar ise, evlerin açıkta bulunan mutfaklarında kahvaltı hazırlarlar, çocuklar okula gönderilir. Balıkçılık dışında ise, ada erkeklerinin birçoğu, otellerde, inşaatlarda ve fabrikalarda çalışırlar. Köylerde, yabancı ziyaretçilere: köyün hastanesi ve ada başkanının çalışma yeri gezdiriliyor. Ayrıca, yerel ürünleri tanımak ve arzu ederseniz satın almak için, köy bakkalını da gezebilirsiniz.

Evet: Maldivler ülkesinde, diğer yapabilecekleriniz veya yapmanızı önereceğim geziler, aşağıdadır:

Maldivlerin ulusal kahramanının doğum yeri olan: Utheem adasını ziyaret edin.
Maldivlerin, rengarenk mercanları ve bunların arasında dolaşan balıklarını keşfetmek için, dalış yapın.
Balık tutmayı seviyorsanız, bir tekne kiralayın ve balık avına çıkın.
Maldivlerdeki yerel yaşamı görebilmek için, mutlaka bir Maldiv köyünü ziyaret edin.
Male adasındaki, Grand Mosque camisinin minaresini görün.
Yerel halkın alışveriş yaptığı, Male adasındaki Local Market’e gidin.
Male adasındaki, Ulusal Müzede, Sultanlar döneminden kalan hazineleri görün.
Male adasında, sahil kesiminde dolaşın.
Male adasında: 17’nci yüzyıldan kalma, Hukuru Miskiiy’i süyleyen oymaları görün.

TATİL KÖYLERİ:
Maldivler ülkesini ziyaret edenler: burada yalnızca: tatil köylerinde, safari teknelerinde ve ya başkent Male adasında kalabilirler.
Her tatil köylerinde: su sporları merkezi, şinolkerle dalış, tüplü dalış, balık avlama gibi etkinlikler sunulmaktadır. Ayrıca, bunlarda yine restoranlar ve barlar bulunur. Ayrıca, yine “Spa” salonları hizmet sunar. Ülkenin diğer yerlerinde alkollü içki tüketimi yasaktır. Özellikle, başkent Male adasında, buna dikkat etmenizi öneririm. Sonuçta, burası İslam Cumhuriyetidir.
Tatil köylerinin ortak özellikleri: bembeyaz kumsalları, Hindistan cevizi ağaçları, deniz manzaralı odaları, güneşli günleri, rengarenk çiçekleri, mavi lagünleri, muhteşem manzaralı resifler, uluslararası mutfaklar ve yüzme havuzlarıdır. Bazılarında, yüzülebilir lagunlar da bulunmaktadır.
Bunların çoğunda asansör yoktur ve bu yüzden, odanızdan, ortak kullanım alanlarına gitmek için uzun yürüyüşler yapmanız gerekir.

DALIŞ:
2006 yılında, Maldivler kıyılarında, 958 dalgıç, aynı anda dalış yaparak, dünya rekoruna imza atmışlardır. Evet, Maldivler ülkesinin kıyılarında: binlerce resif, binlerce balık türü ve yüzlerce mercan çeşitleri bulunmaktadır. Yani, ben şahsen bu konuda pek bilgi sahibi olmasam da, söylenenlere göre, dalış meraklıları için, burası tam bir cennettir. Zaten burayı ziyarete gelenlerin büyük çoğunluğunun: dalış yapmayı düşleyerek geldikleri söyleniyor. Yılın her döneminde dalış yapılabilmektedir. Özellikle: Ocak ve Nisan ayları arasındaki dönemlerde, suların berrak olması, dalışı daha çekici hale getirir.
Ekim ve Kasım ayları arasındaki dönemde ise, büyük balıkları buraya çeken planktonların bol olması etkindir ancak bu tarihlerde sular bulanıktır. Her tatil köyünde, uzman bir dalgıcın bulunduğu, dalış merkezi bulundurulur. Merkezde, uluslararası kurumlar tarafından verilmiş sertifikalara sahip, dalış hocaları görev yaparlar.

 

Sucuba Diving:
Burada, dalış okulları var ve her türlü dalış malzemesini kiralayarak edinmek mümkündür. Yapılan derslerde: çeşitli dalış kursları, gece dalışları, sualtı fotoğrafçılığı hakkında bilgiler veriliyor. Merakınız varsa, tatilinizin bir bölümünü, dalış eğitimi alarak veya biliyorsanız, dalış yaparak da geçirebilirsiniz.

 

Şnorkelle Dalış:
Maldivlerde, suyun altında muhteşem bir görüntü bulunuyor. Gerek deniz canlılarını ve gerekse mercanları görmek için, adaların çevresinde bulunan mercan kayalıklarını, muhteşem berrak su içinde, şnorkelle yüzerek izleyebilirsiniz. Çünkü, bu su altı dünyasını görmek için, profesyonel dalgıç olmaya gerek kalmıyor. İhtiyacınız olan tek şey, yalnızca tuzlu suda, su altı görüntüsünü izleyebilmek için bir şinorkeldir.

YEREL TATİL GÜNLERİ:
Maldivler ülkesinde, yerel tatil günlerini belirtmeden önce, burada, Miladi değil, Hicri takvim sisteminin uygulandığını söylemem gerekiyor. Bu yüzden: Hicri takvim gereği, etkinliklerin günü, her yıl farklılık göstermektedir. Malum: Hicri takvim, her yıl 10 gün öne gitmektedir. Bu yüzden: ülkedeki kutlama günleri hakkında ayrıntıya girmek istemiyorum, çünkü standart bir tarih vermek mümkün değil.
Ama siz Maldivler’e gitmek isterseniz, özellikle, orada “Ramazan ayı” olup olmadığını kontrol etmelisiniz. Çünkü, ramazan ayında, ülkedeki restoranların tümü, gün boyu kapalı kalır. Ancak, tatil köylerindeki yaşamı bu durum etkilemez ve hizmetler ramazan ayında da aynen devam eder.

Tüm bunların yanında, tarihleri değişmeyen bir kısım kutlama şunlardır:
1 Ocak: Yeni yıl kutlanır,
26-27 Temmuz: Bağımsızlık bayramı kutlanır.
3 Kasım: Zafer bayramı kutlanır. (Tamir teröristlerinin, 1988 yılındaki darbe girişimine karşı kazanılan zafer kutlanır)
11-12 Kasım: Cumhuriyet Bayramı kutlanır. (Bu tarih, 1968 yılındaki II. Cumhuriyetin kuruluşudur)
10 Aralık: Balıkçılar günü olarak kutlanır.