Bosna Hersek Saraybosna Sarajevo

8.331 kişi okudu!

 

Dünyaca ünlü seyahat rehberi “Lonely Planet” 2006 yılında yaptığı en güzel şehirler sıralamasında, Saraybosna şehrini 43 sırada göstermiştir. 2009 ve 2010 yılları arasındaki değerlendirme de ise, şehir görülmeye değer on şehirden birisi olarak seçilmiştir. Saraybosna, Bosna Hersek devletinin başkenti ve en büyük şehridir. Saraybosna vadisi içinde, Miljacka ırmağının çevresinde kurulmuştur. Şehirde ayrı bölgelerde de olsa: Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar bir arada yaşarlar. Şehrin çevresinde tepelerin etekleri vardır. Bu durum çok önemli, çünkü iç savaş sırasında, bu tepelere yerleşen Sırp ve Karadağlı vahşiler, şehri aylarca (3.5 yıl) kuşatma ve ateş altında tuttular, bu tepelere keskin nişancılar yerleştirdiler. Şehirde kuzeyden karasal iklim ve güneyden Akdeniz iklimi etkisi görülür. Yıllık ortalama hava sıcaklığı 9.5 derece civarındadır. En soğuk ay Ocak ayıdır. En güneşli ay ise Ağustos ayıdır. Şehir: 1984 yılında “Kış Olimpiyat Oyunları” na ev sahipliği yapmıştır. Şehir 2014 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçildi. 2019 yılında Avrupa Gençlik Olimpiyatları, bu şehirde yapılacaktır.

Şehrin ismi ve anlamı:

Osmanlılar burayı fetih etmeden önce ise, şehrin ismi “Vrhbosna” dır. Osmanlılar burayı ele geçirince şehrin ismi “Bosna-saray” olmuştur. Ayrıca: “Saray ovası” olarak da bilinirdi. Bu yüzden, günümüzde pek çok dilde, bu ifadenin kısaltılmış hali olarak “Sarajevo” kullanılmaktadır. Yani, şehrin günümüzdeki ismi “Sarajevo” dur.

   

Ulaşım:

İstanbul-Saraybosna arasındaki hava yolu yolculuğu yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Saraybosna uluslar arası hava alanı: şehir merkezinin 1.6 km güneybatısındadır. Hava alanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım, rahattır. Otobüs durağı: hava alanı otoparkı dışında ana yol üzerindedir. Tramvay ile şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Otobüs, her 30 dakikada bir var. Ulaşım için taksi tercih ederseniz, pişman olabilirsiniz, çünkü taksi ücretleri çok yüksektir.

 

Tarihi:

Şehirdeki ilk yerleşimcilerin, çok eski tarihlere dayandığı bilinmesine rağmen, yazılı kayıtlara göre burası, 9’ncu yüzyılda, uzun bir direnişin ardından Romalılar tarafından ele geçirilmiştir. 805 yılından sonra, bölgede Sırp Raşka kralığı ve 863 yılından sonra Hırvat Düklüğü egemen olur. 9’ncu yüzyılın sonlarında ise, I. Bulgar imparatorluğu hakim olur. 950 yılında, bu bölgeyi elinde bulunduran Sırp kralı Caslav’ın ölümünün ardından, burada bulunan Bosna derebeyleri, bağımsızlıklarını ilan ederler. Şehir: 1462 yılında, İsa-bag Ishakoviç tarafından kurulur. Bu yüzden: bazen kurucusu İsa-beg İshakoviç tarafından verilen ismiyle (Seher) anılır. Daha sonra, şehir tarihinde en önemli olaylardan biri gerçekleşir. Osmanlının bölgeye gelir. 1492 yılında, Sultan II. Mehmet, buraları ele geçirir. Miljacka nehri kıyısında, şehrin ilk kurulduğu alanda, büyük bayındırlık faaliyetlerine girişirler. Miljacka nehrinin sol kıyısında, bu bölgedeki ilk cami olan “Careva camisi” yapılır. Zaman içinde, kültürlerin, ticaret yollarının ve gezginlerin bir uğrak yeri olan şehir, özellikle 16’ncı yüzyılda Avrupa’nın en zengin şehirlerinden biri olur. Aynı zamanda, Türklerin, Avrupa’da kurdukları en büyük şehir ortaya çıkar. 1878 yılında Avusturya-Macaristan imparatorluğu bölgede egemenliği ele geçirir. Bu dönemde şehir modern fabrikalar ve Batı tarzı birçok okul ve kültür kurumu kurulmasıyla zenginleşmiştir. Aynı dönemde: Ulusal müze, Belediye Binası, Mahkeme, Ulusal Tiyatro Binası, Postane, Hastane ve diğer birçok yapı yapılmıştır. Ancak, 1914 tarihinde bu şehirde yapılan bir suikast sonucu Avusturya-Macaristan imparatorluğunun veliahtı öldürülünce, I. Dünya savaşı başlar. Şehir, 1918 yılında Yuğoslavya krallığına bağlanır.

Para birimi:

Bosna Hersek ülkesinin para birimi: Mart (KM) 1 euro: 1.95 KM dir. Şehirdeki çoğu mağaza, Euro kabul eder. Yine çoğu dükkan ve mağaza, kredi kartı kabul etmektedir.

 

Ne yenir-Ne içilir:

Buraya yolunuz düşer ve mahalli lezzetlerden tatmak isterseniz “köfte” ve “börek” önerilir. Köfte: sarımsak karıştırılmış soğan, çeşitli baharatlar ve ince kıyılmış kıyma ile yapılıyor. Özellikle, dana eti kullanılıyor. Uzunlukları 5 cm civarında olan köfteler, hemen yanında doğranmış kuru soğan, sos ve pide ile servis ediliyor. Pidenin üstüne de köftenin yağını döküyorlar. Yanında da yoğurt veya ayran servis ediliyor. Köfte yanında, şehirde tatmanızı önereceğim diğer lezzet “börek” tir. Boşnak böreği sipariş ederken: kıymalı isterseniz “burek”, peynirli isterseniz “sirnica”, ıspanaklı isterseniz “zelvenica” şeklinde söylemelisiniz. Özellikle sıcak yemenizi öneririm. Yani, sipariş verirken taze pişmiş olup olmadığını sorun. Yemek mekanı derseniz: özellikle “Tarık Hodzic” isimli ve bir zamanlar ülkemizde de futbol oynamış bir şahsın restoranı tercih edilebilir. Çünkü, gayet sıcak karşılama ve ilgi vardır. Şehirde bira tatmak isteyenler için öneri “Sarajevski Pivot” olabilir.

ŞEHRİN GEZİLMESİ:

Saraybosna şehrini gezmeniz için, şehirle ilgili bazı kişi ve olaylar hakkında bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Bunları bilirseniz, şehri daha iyi tanır, daha iyi anlarsınız.

 

İsa-beg Ishakoviç:

İsa-beg İshakoviç, bir Osmanlı uç beyi olarak Üsküp Sancağında bulundu. Bu dönemde, günümüzdeki Üsküp ve Novi Pazar dahil olmak üzere, bazı şehirleri kurdurdu. 1464 ile 1470 yılları arasında Bosna Sancakbeyi olarak görev yaptı. Saraybosna kentinin kuruluş belgesi olarak kabul edilen “Vakufnan”da yazılanlara göre: 1457 yılında, Sultan II. Mehmet’in emriyle, bugün Cameva olarak bilinen bir cami yaptırdı. Ardından camiden çok uzak olmayan bir saray inşa ettirdi ve şehre “Valinin kalesi” anlamında “Saray” ismini verdi. (Bu sarayın Osmanlı döneminde tahrip edildiği ve burada bir askeri kamp ve kışla yapıldığı tahmin ediliyor.) Daha sonra ise, kapalı Pazar, hamam ve bir han yaptırdı. Yaptırdığı han kapısına “Burası iyi insanların mekanıdır” yazdırdı ve hana gelen Müslüman ve gayri müslimlere, sıcak yemek ve 3 gün konaklama imkanı sağladı. Ölümünden sonra nereye defnedildiği bilinmiyor. Ancak tahminlere göre: Careva camisi (Sultan camisi) bahçesinde bulunan ve mezar taşında yazı bulunmayan mezarlardan birine defnedildiği düşünülüyor.

 

Dinsel yapı:

Şehrin en önemli özelliği dinsel yapısıdır. Burada: Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar bir arada yaşıyorlar. Zaten: burayı turla ziyaret ederseniz, yerel rehberler de, size şehri ve özellikle iç savaşı anlatırken: Her ne kadar 3.5 yıllık kuşatma sırasında çok sıkıntı çekseler de, kendilerine aynı dönemde yardımcı olan birçok Sırp ve Hırvat arkadaşlarının olduğunu ve asla bunlara karşı kin beslemediklerini söylüyorlar. Evet: şehir, yüzyıllardır var olan İslam, Ortodoks, Katolik ve Yahudi üyeleriyle tanınır. Bunların dini mabetleri, cami, kilise ve sinagog birbirlerine sadece yürüme mesafesindedir. Şehir: çok uzun ve zengin tarihi, dini ve kültürel çeşitliliği nedeniyle, Avrupa ve Balkanların “Kudus” ü olarak tanınır. Bu şehirde: “Bosnalıyım” demek “Müslamanım” ve “Hersekliyim” demek ise “Hıristiyanım” anlamındadır.

 

Tarihi değiştiren suikast:

1914 yılında, bölge Avusturya-Macaristan imparatorluğunun işgali altındadır. Ancak, Sırplar bu durumu yani işgali kabullenmezler. 28 Haziran 1914 tarihinde Bosna Gençlik Derneği üyesi Sırp Lise öğrencisi Gavrilo Princip, şehri ziyaret eden Avusturya veliaht Prensi Friar Ferdinand ve karısı Sopnie Hotek’i: Latin köprüsü denen yerde suikast sonucu öldürür. Avusturya, bu cinayetten Sırbistan ülkesini sorumlu tutar ve ülkeler, birbirine karşı savaş ilan ederler ve böylece I. Dünya savaşı başlar. Sonraki yıllarda, suikastçı Princip’in bir özgürlük savaşçısı mı yoksa bir terörist mi olduğu hala tartışılmaktadır.

 

Gazi Hüsrev Bey:

Saraybosna şehri tarihinde çok özel bir yeri vardır. Kendisi: tanınmış bir Osmanlı ailesinin çocuu olarak, 1480 yılında Yunanistan Serez’de doğmuştur. Babası Ferhat Bey, yüksek mahkeme görevlisi bir Bosnalıydı. Annesi, Osmanlı Prensesi Selçuk ise Sultan 2’nci Beyazıt’ın kızıydı.1521 yılında, Belgrad şehrinin fethi sırasında, Hüsrev Bey, muazzam askeri manevralarla ve savaşta gösterdiği olağanüstü cesaretle “Gazi” ünvanı aldı. Aynı yıl, Kanuni Sultan Süleyman, kendisine Sancak Beyi ünvanını verdi ve 1541 yılında, ölümüne kadar kaldığı Bosna’nın hükümdarı olarak atandı. Kendisi Saraybosna şehrine geldiğinde, yaptığı faaliyetlerle şehir kısa zamanda 50 bin kişinin yaşadığı bir yer haline geldi ve Osmanlı imparatorluğunun Avrupa kısmındaki en büyük şehir oldu.

Bu sürede: Fatih Camisini yeniden yaptırdı. Ayrıca: Gazi Hüsrev Bey camisi, kütüphane, medrese, saat kulesi, hastane ve daha birçok ünlü binayı yaptırdı. 1541 yılında, Karadağ’da öldü ve naaşı, Saraybosna şehrine getirilerek yaptırdığı caminin bahçesindeki türbeye gömüldü.

İç savaş dönemi:

1990 yılında, ilk genel seçimler yapılır, Cumhurbaşkanı Alija Izetbegoviç, Bosna Hersek’in bağımsızlığı için sivil referandum yapar ve ardından Bosna Hersek Cumhuriyeti kurulur. Ancak, ardından etnik guruplar arasında çatışmalar çıkar. Saraybosna şehri, 3.5 yıl fiziksel abluka altına alınır. Şehir bu dönemde büyük maddi yıkım ve çok sayıda insan kaybı ile birlikte ezilir. Sırp Cumhuriyeti ordusu ve Sırp militanların keskin nişancıları ve topçu ateşi: 1601 çocuk dahil olmak üzere 10.615 kişiyi öldürürler. Ayrıca 50 bin kişi yaralanır. Belediye binası yıkılır, şehirdeki birçok kültürel, tarihi konut ve dini yapı hasar görür. Bu öldürülen binlerce kişi nedeniyle, şehrin futbol stadyumu mezarlığı dönüştürüldü. Günümüzde, şehir merkezinin sadece birkaç blok ötesinde bazı binalar hala kurşun delikleriyle işaretlenmiş olarak durmaktadır. Bunları gezerken bizzat göreceksiniz.

 

 

 

 

ŞEHİRDE GEZİLECEK YERLER:

STARİ GRAD-ESKİ ŞEHİR:

Saraybosna şehrinin en eski ve tarihsel olarak önemli parçasıdır. Şehrin kalbindeki bu bölümde, 15’nci yüzyılda, Osmanlı döneminde İsa-beg Isakoviç tarafından kurulan eski şehir pazarı olan Bascarsıja (ben yazıda Baş çarşı olarak belirteceğim) bulunmaktadır.

 

BASCARSİJA-BAŞ ÇARŞI:

Ortaçağ döneminde, günümüzdeki Baş çarşının bulunduğu bu bölümde “Stara Varos” denen bir yerleşim yeri bulunduğu, daha küçük bir ticaret alanı olduğu biliniyor.

1460 yılında, İsa-beg Ishakoviç, Miljacka nehrinin sağ kıyısında bulunan bu küçük ticaret merkezini, bir çarşı haline getirdi. Han ve dükkanlar yaptırdı. “Bascarsija” kelimesi Türkçeden türetilmiştir. Türkçe “baş” kelimesi “kafa” anlamına gelir. Bununla birlikte, bazı durumlarda çarşı veya market anlamına da gelir.

Takip eden dönemde yani Gazi Hüsrev Bey zamanında ise (1521-1541) yine burada: Bey camii, medrese, kütüphane, tekke ve hamam yaptırıldı. Böylece Baş çarşı denen yerde, 200’den fazla dükkan ve halka açık bir de mutfağı olan Taşlıhan ortaya çıktı.

17’nci yüzyıla gelindiğinde, çarşıda çeşitli loncaların bulunduğu 46 ayrı çarşı oluştu. Altın zamanında, Baş çarşı, sadece Saraybosna şehrinin değil, Balkanların en büyük ticaret merkezi haline geldi ve dükkan ve mağaza sayısının 12 bin civarını bulduğu bilinmektedir.

Ancak: Avusturya-Macaristan imparatorluğu işgali sırasında, Baş çarşının altın çağı birden bitti. Savoylu Habsburg Prensi, bütün şehri yakıp yıktı. İşgalin ardından, Baş çarşı yeniden inşa edildi, ancak 1857 yılında bu kez yangın çıktı ve çarşı yine büyük ölçüde hasar gördü.

Sonuç olarak: Osmanlı etkisinin azalmaya başlaması ve Avusturya-Macaristan imparatorluğu otoritesinin dayatması sonucu, ucuz sanayi mallarının gelişmesiyle Baş çarşı esnafı zor zamanlar geçirmeye başladılar. Özellikle, II. Dünya savaşından sonra, en zor dönemler yaşandı. Neyse ki, 1984 yılındaki Kış Olimpiyatları için yapılan tadilatlar sonucu, Baş çarşı ya yeniden bir hava geldi.

Günümüzde, burası şehrin tarihi ve kültürel merkezidir. Şehrin en önemli turistik mekanıdır. Baş çarşı, Mijacka nehri boyunca birkaç sokaktan geçiyor ve güvercinlerle dolu bir meydanda, ahşap sebil çeşmesinin önünde bitiyor.

Bosnanın gülleri:

Evet: buradaki açık Pazar, Şubat 1994 tarihinde, Karadağ topçusu ateşiyle vuruluyor ve 68 kişi ölüyor. Karadağlılar yanlışlıkla vurduk diyorlar. Ancak, elbette açık pazarın vurulmasında yanlışlık mümkün değil, vahşetin boyutlarının bilinmesi açısından bu önemli. Hatta: şehirde gezerken bazı yerlerde “Bosnanın gülleri” denen, yerde işaretler, kırmızı boyalı işaretler göreceksiniz. Bu işaretler, bombalama sırasında, bombaların düştüğü yerlerden birkaç tanesinin gösterilmesi için yapılmış işaretlerdir. Boşnaklar: bu 68 kişinin bombalanarak öldüğü yere isimlerini yazmışlar ve inadına Pazar yeri olarak kullanmayı sürdürmüşler.

 

Sebil:

Sebil Mehmet Kukavica Paşa tarafından 1754 yılında yapılmıştır. Ancak orijinal yapı, yaklaşık bir yüzyıl sonra, yangında tahrip olmuş ve 1913 yılında şu anda görülen sebil dikilmiştir. Mimari Alexander Wittek.

Taşlıhan:

Saraybosna şehrinde, hem gezginlere hem de atlara hizmet eden üç kervansaraydan biridir. Taşlıhan; bölgede türünün en büyüğü olarak göze çarpar. Dubrovnikli usta işçiler tarafından yapılmıştır. Kurşunla işlenmiş bazı bölümleri, dikkat çeker. Taşlıhan birkaç kere yanmış ve son olarak 1879 yılındaki yangında yanarak tamamen yok olmuştur. 1912 yılında, Bezistan tarafında yeni inşa çalışmaları sırasında hanın kalıntıları tamamen kaldırılmış, sadece duvar bölümleri kalmıştır. Daha sonra, yine burada yapılan Avrupa Otelin yenilenme ve genişletme çalışmaları sırasında, otelin yaz bahçesi altında yapılan arkeolojik çalışmalarda, Taşlıhan’ın temellerinin bulunduğu bölümler ortaya çıkarılmıştır. Bosna Hersek Ulusal Anıtların Korunması Komitesi, 2004 yılında bu arkeolojik alanı ve Taşlıhan kalıntılarını koruma altına almıştır.

         

Gazi Hüsrev Bey Camisi-Begova Camisi:

1530 yılında yapıldı. Yapıldığı yıllarda, Saraybosna şehrinin gelişimi için büyük önem taşımıştır. Osmanlı imparatorluğunun baş mimari olan İstanbullu mimarlardan Pers olan Tebrizli Tibris Ajem Ali tarafından tasarlandı. Dubrovnikli ustalar tarafından yapıldı. 108 metre uzunluğundaki cadde boyunca uzanır. Caminin boyutları: merkez kubbesi 26 metredir. Minare yüksekliği 47 metredir. Kubbe, daha küçük kubbe ve yarı kubbeler ile tamamlanır. Caminin içi, sıra dışı sanatsal güzelliklerle doludur. Günümüzde görülen kubbenin şekli, 1893 yılı yapımıdır. Bahçede 1530 yılından bu yana bir kuyu bulunuyor. Ayrıca, yine caminin bahçesinde iki türbe vardır. Bu türbelerde: Gazi Hüsrev Bey, eşi ve daha sonra bir arkadaşı Dalmaçyalı Murad-beg Tardiç gömülüdür. Caminin diğer bazı özellikleri daha var. 1898 yılında, dünyada elektrikle aydınlatılan ilk camidir. Yine bu camide ilk kez uygulanan bir sistem var. Caminin 40 adım yakınına “Umumi tuvalet” yapılmış. Günümüzde de bu tuvalet faaldir. Yine bu camide bir özellik: camide sebilin hemen yanında üstünde boşluk bulunan bir kaya parçası var. Bu kaya parçasının boşluğuna: hayvanlar için, kuşlar için su konuyormuş ve bu iş için vakıftan maaş alan bir kişi görevlendirilmiştir. Caminin avlusunda: namaz saatlerinin kesin olarak belirlenmesi için yapılan ölçümleri ayarlayan muvekithane vardır. Saat kulesindeki saat, ay saatine ayarlandığından, günler uzadığında saatin ayarlanması gerekmekteydi. Cami: iç savaş sırasında tahrip edilmiş ve savaş sonrasında, Suudi Arabistan fonlarıyla restorasyona tabi tutulmuştur.

Saat kulesi:

Camiye yakındır. 17’nci yüzyılda Avusturya-Macaristan işgalinden sonra yapılmıştır. Kuleyi yaptıran Gazi Hüvrev-beg’dir. Bosna Hersek ülkesindeki en büyük saat kulelerinden birisidir. Kulenin üstündeki saati, haftada bir ayarlamak için tırmanılan 76 basamaklı ahşap merdiven vardır. Kule, 1697 yılındaki yangından sonra 1762 yılında restore edilmiştir. Saatin en büyük özelliği, “ay saatini” göstermek üzere ayarlanmıştır. Avrupa’da ay saatine göre ayarlanan tek saattir. Bu saate göre: Saraybosna’da yeni gün: saat 12.00’de gün batımında başlıyor.  Ancak günlerin uzunluğu yıl boyunca değiştiği için: saatin doğruluğunu sürdürmesi için, bir muvekit görevliydi. Bey Camisinin avlusunda: dikkatli teknikler ve hassas enstrümanlar yardımıyla tam zamanın hesaplanacağı bir muvekithane yani bir tür rasathane bulunmaktaydı. Saat: 1875 yılında Londra’dan Saraybosnalı tüccarlar Hasimaga Glodo ve Mehaga Kapetanoviç tarafından getirilmiştir. Ünlü bir saatçi ve Saraybosna’dan eski muvekit, Abdullah Kasumagiç, saat yüzlerinin dördünde, el ve numaraları yaldızla süsledi. Eski saat: Vratnik Camisine götürülmüştür. Kulede bulunan ay saati: 1967 yılında onarılmıştır.

Gazi Hüsrev Bey Medresi-Kurşunlu Medresesi:

Caminin yakınlarındadır. Medreseler, 15’nci yüzyılın başından itibaren, Bosna Hersek’te Müslüman nüfus için orta ve yüksekokul olarak yapılmıştır. Gazi Hüsrev Bey Medresesi, 1537 yılında kurulmuştur. Kurşun kubbeleri nedeniyle Kurşunlu Medresesi olarak da bilinir. Hatta: Gazi Hüsrev Beg’in annesi Selçuklu’nun ismine atfen “Selçukluya” medresesi olarak da anıldı. Burası zaman içinde, binlerce Boşnak imam, müftü, hafız ve aynı zamanda filozof, sanatçılar ve akademisyenler yetiştirdi. Günümüzde, burası ortaokul olarak görev yapıyor.

           

Kütüphane:

1537 yılında Gazi Hüsrev Bey tarafından kurulmuştur. Vasiyetine göre: burası İslami bilimler, İslami kültür mirası ve diğer benzer bilimsel disiplinler için özel bir kültür ve araştırma kurumudur. 1863 yılında, Bey camiinde özel bir alana geçene kadar, Kurşunlu Medresesinin bir parçasıydı. Kütüphane koleksiyonu büyümeye devam ettikçe, daha sonra 1935 yılında Fatih camiinin yanındaki binaya taşındı. Burası da iç savaş başlayıncaya yani 1992 yılına kadar kullanıldı. 2013 yılında Baş çarşının merkezinde, özel olarak tasarlanmış bir yere taşındı. Günümüzde, hemen Mijecka nehrinin yanında, büyükçe bir binadadır. Giriş kapısının hemen yanında, büyük burgulu sütunlar dikkat çeker. Daha sonra ise, Selçuklu motifleriyle bezenmiş kapı bölümü görülür. Binanın cephesindeki mermer levhada şunlar yazılıdır “25-26 Ağustos 1992 gecesi, Sırp milisler tarafından, bu kütüphane olarak kullanılan binada bulunan, yaklaşık 2 milyon kitap yakılmıştır” Evet yazının son bölümü “Unutma, kazan” diye bitiyor. Sırp milisler, burada çıkarılan yangın sonucunda yanmayan kitapları, kesici aletlerle parçalamaya çalışmışlar.

Eski Yahudi Tapınağı-Sinagog:

Saraybosna şehrindeki Yahudiler için en eski ibadet yeridir. Saraybosna Baş çarşıda, küçük bir Yahudi mahallesi olan Velika Avlija olarak da bilinen kasaba, 16’ncı yüzyıl sonlarında inşa edilmiştir. Burası: 1697 ve 1788 yılındaki yangınlarda büyük hasar görür. 1788 yılındaki yangında Sinagog’un çatısı çöker. Yapının bugünkü görüntüsü, 1813 yılından kalmadır. 1941 yılında Nazi işgali başladıktan sonra, Sinagog yağmalandı ve yıkıldı. Saraybosna’daki Yahudiler toplama kampına gönderilmeden önce burada gözaltına tutuldular. II. Dünya savaşından sonra tapınak depo olarak kullanıldı. Savaştan sonra 1957 yılında yapı büyük çaplı yeniden inşa edildi ve 1966 yılında Bosna Hersek ülkesinin Yahudi Müzesi ve Saraybosna Müzesinin eki olarak ziyarete açıldı. Eski Yahudi Tapınağı 2003 yılında ulusal anıt yapıldı.

 

Brusa Bezistan:

Burası bir müzedir. 1551 yılında Baş çarşının merkezinde, Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde, müze olarak kullanılır ve müzenin kalıcı sergilerine ev sahipliği yapar. Müzede sergilenenler, üç kronolojik döneme ayrılır. Tarih öncesi, antik dönem ve ortaçağlar. Bezistan galerisi, Osmanlı döneminden Osmanlı askerlerinin kullandığı değerli silah parçaları ve Saraybosna’daki Avusturya-Macaristan yönetimi dönemi unsurlarını içeriyor. En çok dikkat çeken ise: Osmanlı Saraybosna ticaret merkezi olan Eski Çarşı’nın modelidir. Avusturya-Macaristan işgalinden önce, şehri olduğu gibi gösteren model ise, 1950’lerde usta Karisik tarafından oluşturulmuştur.

Eski Ortodoks Kilisesi:

Şehrin en eski ibadethanelerinden biridir. 16’ncı yüzyılın ortalarında inşa edildiği sanılıyor. Ancak daha önce de burada bir kilise bulunduğu biliniyor. Kilise, tarih boyunca birçok kez yakıldı, ancak her zaman yeniden inşa edildi. Son restorasyonu 1726 yılında yapıldı. Kilise, 1889 yılında kurulan kendi müzesini barındırıyor. Koleksiyonundaki simgeler göz önüne alındığında, dünyanın en önemli Ortodoks müzelerinden birisi olarak kabul ediliyor. Müze, ünlü kodeks, 1307 Saraybosna tebliği ve eski sikkeler, giyim, silahlar ve nadir el yazmalarını içeriyor.

Vijecnica-Belediye Binası:

Avusturya-Macaristan işgal döneminde, Saraybosna şehrinde inşa edilen en abartılı binadır. Dünya medeniyetlerinin buluşması olarak sembolize edilmektedir. Proje, doğu ve batının kusursuz mimari birliği olan sözde Mağribi tasarımını öneren Alexander Wittik tarafından yapılmıştır. 1896 yılında açılan bina, o günden bu yana şehrin sembolü olarak kullanılmaktadır. Şehrin birçok fotoğrafında bu bine görülür. II. Dünya savaşından sonra, bine, Bosna Hersek Ulusal ve Üniversite kütüphanesi olarak kullanılmıştır. Son iç savaş döneminde ise, 25-26 Ağustos 1992 gecesi, bina ateşe verilmiştir. Kütüphane koleksiyonunun yaklaşık yüzde 90 lık bölümü yanmış ve bina, Saraybosna kuşatması trajedisinin sembolü olmuştur. Binanın yeniden inşaatı, 1996-2014 yılları arasında tamamlanmıştır.

 

ŞEHRİN DİĞER YERLERİNDE GEZİLECEK ESERLER;

Careva Camisi:

Bosna Hersek ülkesinin en eski camisi olan bu cami, Miljacka nehrinin güney tarafında, Vali İsa-beg Ishakoviç tarafından 1457 yılında yaptırılmıştır. Nispeten küçük ve çevrede yaşayanlar için yemek yapılarak dağıtılan ahşap cami, 550 yıllık süreçte birkaç kez yeniden inşa edilmiş ve genişletilmiştir. Cami açıldıktan 5 yıl sonra, 1462 yılında, nehrin karşı tarafından ticaret merkezi Bascarsija açılır. Caminin ismi “Fatih Sultan Mehmet camisi” olarak da biliniyor. Çünkü, İsa-beg: Bizanslılardan İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet’in ismini camiye vermiştir. 1480 yılında cami, çıkan bir yangın sonucu yanar. Aynı yerde, yeniden inşa edilir. Günümüzde görülen cami ise, 1566 yılında yapılmıştır. Finansmanı ise, Kanuni Sultan Süleyman tarafından sağlanmıştır. O dönemde, imparatorluğu baş mimarı Sinan idi, caminin Mimar Sinan’ın öğrencisi veya bir arkadaşı tarafından yapıldığı düşünülüyor. Takip eden dönemde, cami yine hasar görür ve sürekli olarak restore edilir. Özellikle II. Dünya savaşı ve iç savaş yıllarında ağır hasarlar söz konusu olur.

Gelelim caminin mimari özelliklerine: cami üçgen sundurmalı, merkez cami modelindedir. Mümkün olduğunca fazla kişinin ibadet edebilmesi için, 1847 yılında, her üç tarafında değişiklik yapılmış ve ayrı bölümler merkeze birleştirilmiştir. Merkezi kubbe, Osmanlı mimarisinin klasik dönemine ait tipik bir eserdir. Minare: Bosna Hersek ülkesindeki en güzel eski eserlerden biri olarak kabul edilir. Caminin arkasındaki mezarlıkta, 15 ve 19’ncu yüzyıllardan kalma mezarların taşları ilgi çekmektedir. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, şehrin ve bu caminin ilk kurucusu İsa-beg Ishakoviç’in mezarının da net olmasa da burada bulunduğu tahmin ediliyor. Caminin son restorasyonu Tika tarafından 2013 yılında tamamlanır. Günümüzde, burada aynı anda 500 kişi ibadet edebilmektedir.

 

 

Mevlevihane:

Evliya Çelebi’nin 1659 yılında Saraybosna ziyareti sırasında şehirde 47 tane tekke olduğunu yazar. Mevlevihanenin 1462 yılında ilk olarak burada kurulduğu biliniyor. Bu Mevlevihaneden söz ederken: Seyahatnamesinde “Malaçka nehri kenarında, cennet bağı gibi bir yerde olup semahane ve meydanlı bir Celaleddin-i Rumi Tekkesi” ifadesiyle övgüyle bahsettiği İsa Bey Tekkesi, 1954 yılında, Tito Yuğoslavyasının kültür politikalarının bir sonucu olarak yıkılan birçok Osmanlı dönemine ait eserle aynı kaderi paylaşmıştır. Saraybosna Mevlevihanesi, Selçuklu Belediyesinin finansmanında, aslına büyük ölçüde uygun olarak hazırlanan projeler dahilinde Tika tarafından yeniden inşa edilmiştir. Günümüzde “Balkanlar Mevlana Araştırmaları Merkezi” olarak kullanılmaktadır.

Saraybosna Katedrali:

1884 tarihinde yapılmış ve 1889 tarihinde kutsanmıştır. Yapı: Romaneks ve Gotik unsurların bir araya getirilmesiyle düzenlenmiştir. Yapıldığı yer, Avusturya-Macaristan imparatorluğu döneminde kullanılan Pazar yeridir. Ön taraftaki kare ve içinde çan bulunan kulelerin yüksekliği 43 metredir. Batı kulesindeki çanın ağırlığı 2.5 tondur. Doğu kulesinde ise 5 küçük çan vardır. Ana girişin üstündeki kemer ve dekoratif cam vitrayla zenginleştirilen rozetin altında, İsa’nın kalbi heykeli bulunur. Ana giriş kapısı üstünde ise kutsal üçlü kabartması vardır. Katedralin hemen önündeki meydanda, 1997 yılında şehri ziyaret eden Paza II. John Paul heykeli vardır.

      

Latin Köprüsü-1’nci Dünya Savaşının başlatıldığı yer:

Eski şehri, Skenderija mahallesine bağlamak için, sığ Miljacka nehri üstünde bir köprü var. Bu köprünün ismi “Latin köprüsü” dür. Şehrin en eski köprüsüdür. 1914 yılında, bu köprünün bir ucunda, Hapsburg tahtının varisi: 18 yaşındaki bir Sırp tarafından öldürülmüştür. Böylece birinci dünya savaşı kıvılcımlandı ve iki büyük imparatorluğun yani Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluğu yok oldu. Köprünün kuzey ucunda mütevazi bir müze vardır. Gavrip Princip’in, diğer katil suikastçılar tarafından öldürülmesinden sonra, Archuduke Frans Ferdinand’ın motosikletini görmeye nasıl başladığı anlatılıyor. Müze, yıllar boyunca hem milliyetçi ve hem de sosyalist bir kahraman olarak görülen Princip’in, gelişen algısıyla değişti.

 

 

 

Morica Han-İbrahim-aga Hanı:

1551 yılında Osmanlı döneminde inşa edilmiştir. 1697 yılında çıkan bir yangından sonra, günümüzde görüldüğü şekliyle yeniden yapılmıştır. Gazi Hüsrev Beg Vakfından finanse edilen binalardan biridir. Saraybosna’da hayatta kalarak günümüze ulaşan tek handır. Faaliyette bulunduğu dönemde: 300 yolcu ve 70 at ağırlayabiliyordu.

Evliya Çelebi, 1659 yılında Saraybosna şehrine yaptığı ziyarette burayı tanımlamış ve isminin “İbrahim aga” olduğunu yazmıştır. Ancak, bazı kaynaklar bu hanın isminin: 1747-1757 yılları arasında Osmanlı imparatorluğuna karşı isyanlara katılan Moric kardeşlerden geldiğini söylerler.

Hanın tarihi geçmişindeki en önemli olay: 1878 tarihinde Saraybosnalılar, bu handa bir araya geldiler ve Avusturya-Macaristan imparatorluğunun, Bosna Hersek ülkesini işgalini protesto ettiler.

Han, tamamen yıkıldığı 1957 yılından önce çok sayıda yangın geçirdi. 1971-1974 yılları arasında ise yeniden inşa edildi. Birinci katta 43 oda ve günümüzde, Ömer Hayyam’ın şiirleriyle dekore edilmiş bir İran halı dükkanı vardır. Üst katta ise, genellikle hukukçuların büroları bulunuyor. Ayrıca, ikinci katta “Mladi Müslümanlar” örgütünün bürosu bulunuyor. Bu örgüt: II. Dünya savaşının başlamasına yakın bir dönemde Aliya İzzetbegoviç ve arkadaşları tarafından, Osmanlının bölgeden çekilmesinden sonra, sahipsiz kalan bölge Müslümanlarının haklarını korumak için kurulmuştur.

Ferhat Paşa Camii-Banja Luka:

Cami 1579 yılında tamamlanmıştır. Efsaneye göre: camiyi yaptıran Ferhat Paşa: minarenin içindeki ustaları, ondan daha güzel bir şey inşa etmelerini önlemek için, kilitlemeye karar vermiştir. Mimari olarak dış cephesi 18 metre ve minare 43 metre yüksekliktedir. Merkezi kubbe ile tipik bir klasik Osmanlı tasarımıdır. Şehirdeki diğer camilere kıyasla daha küçüktür. Dışarıda bir avlu, çeşme ve mezarlık bulunur. Ancak bu güzel Osmanlı eseri de, diğerleri gibi 1993 yılında Ortodoks Sırplar tarafından yıkılmıştır. Cami, yeniden inşa edilmiş ve 2016 yılında tamamlanarak hizmete girmiştir.

    

Bosna Tarih Müzesi:

Merkez tren istasyonunun 100 metre yakınındadır. Giriş ücretlidir. (4 KM) Müzede: kuşatma sırasındaki görüntüler ve sakatlanan Bosnalıların görüntüleri ekrandan gösteriliyor. Ayrıca, çocuklar tarafından çizilmiş savaş resimleri de sergileniyor. Üst kat sergilerinde: şehirde yaşanan Sırp vahşeti, yakılan kamu binaları, Sırp tetikçilerin öldürdükleri sivillerin resimleri görülüyor. Burada özellikle görmenizi istediğim resim: o dönemin başbakanları Tansu Çiller ve Benazir Butto’nun, çelik yelek giyerek buraya yaptıkları ziyaretin görüntüleridir.

 

Bosna Hersek Ulusal Müzesi:

Müze binası, ilk olarak 1850 yılında tasarlanmış ve 1888 yılında yapılmıştır. 1913 yılında ise genişletilmiş ve günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Binanın cephesi: İtalyan Rönesans stilindedir. İç kısımdaki pavyon bölümleri ise: Çek mimar Karel Parik tarafından düzenlenmiştir. Bu pavyonlar: arkeolojik, doğa tarihi ve kütüphane bölümleri olarak ayrılmıştır. İç savaş sırasında müze büyük hasar görmüş ve uzun süre kapalı kalmıştır. Günümüzde ise, ziyarete açıktır. Müzede: Sefarad Yahudilerine ait el yazmaları ilgi çeker. Bu el yazmalarına: Haggadah denir. Bu resimli el yazması metinler, 1350 yılında Barselona’da hazırlanmıştır. Metinler: dana derisi üzerine, ışıklı bakır ve altın ile yazılmış ve resmedilmiştir. Metinler içinde, 34 sayfalık, İncil’den sahneler bulunan ilgi çeker.

Aliya İzzetbegoviç Mezarı ve Müzesi:

Bizim için Atatürk ne ise, Bosnalılar için de Aliya İzzetbegoviç aynıdır. Mezarlık içinde: küçük bir anıtmezar görülüyor. Son yıllarda, bu anıtmezarda, askerler nöbet tutmaya başladılar. Çünkü, Hırvatlar, İzzetbegoviç’in mezarına bile tahammül edemiyorlarmış. Bir ara, mezarı bile bombalamışlar. Yani, Aliya İzzetbegoviç, Bosnalılar için çok çalışmış bir Cumhurbaşkanı olarak hatırlanıyor. Müze: Kovaçi şehitliğine sırtını vermiş, birbirine sur ile bağlanan, 16’ncı yüzyıl Osmanlı eseri iki kuleden oluşuyor. Birinci kulede: Aliya İzzetbegoviç’in özel hayatı, kitapları, mektupları, fotoğrafları ve yaşam boyunca aldığı ödüller sergileniyor. İkinci kulede ise: savaş sırasında Boşnaklar üzerinde yapılan etnik temizlikle ilgili belgeler, savaş fotoğrafları sergileniyor. Ayrıca, direnişçilerin kullandıkları el yapımı silahlar ve Aliya İzzetbegoviç’in beresi görülüyor.

 

ŞEHİR ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER:

       

Bosna Tünel Müzesi-Kurtarma Tüneli:

Saraybosna kuşatması sırasında, 1992-1995 yılları arasında, Saraybosnalılar tarafından yapılmıştır. Şehir merkezine 17 km uzaklıktadır. Gitmek isterseniz, bir taksiye binmelisiniz. Ayrıca şehir merkezinden Turizm ofisi tarafından kişi başı 12 euroya tünel gezisi düzenleniyor. Yalnız tünelin sadece 5 metrelik bölümü gezdiriliyor, geri kalan bölüm çökme tehlikesi nedeniyle gezdirilmiyor. Evet, tünelin yapımı için 8 saatlik vardiyalar halinde çalışan Bosnalı gönüllülerin çalışmaları sonucu 4 ayda tamamlanmıştır. Yükseklik ve genişlik 1 ile 1.5 metre kadardır. Çıkış yerleri, Sırp güçleri tarafından bulunmaması için “L” şeklinde kazılmıştır. Yaklaşık 800 metrelik tünel, Saraybosna hava alanının altında uzanmaktadır. Başlangıç noktası: Müslüman bir ailenin arka bahçesidir. Saraybosna hava alanını kontrol altında tutan Birleşmiş Milletler güçleri ve şehrin mahalleleri arasında bağlantıyı sağlıyormuş. Sırp güçlerin şehri kuşattığı 3.5 yıl boyunca, şehir için bir yaşam hattı sağlamıştır. Tünel yüzünden pek çok insan kurtarıldı. Kuşatma şehri ve dünya ile tek bağlantı anlamına geliyordu. Savaş yani kuşatma yıllarında, buradan şehre 20 milyon ton gıda girmiş ve 1 milyon insan, bunlarla sağ kalmayı başarmıştır.

Kış Olimpiyatları pisti:

Olimpiyat oyunlarının Saraybosna şehrine verildiği yıllarda, Saraybosna şehrinin dahil olduğu Yugoslavya komünist olmasına rağmen, Sovyetler Birliğiyle uyumlu olmaması nedeniyle, olay Soğuk Savaşın başarısı olarak yorumlandı. 1990 yıllarındaki iç savaş: şehrin güneyindeki Trebevic dağındaki bobsled ve luge pisti de dahil olmak üzere, birçok spor mekanına zarar verdi. Sonrasında yapılan birçok yenilemeye rağmen, buralar temelde terk edilmişlik algısından kurtulamadı. Günümüzde: şehir merkezinden yapılacak 10 dakikalık taksi yolculuğuyla, Trailhead denen tuhaf olimpiyat harabesini görebilirsiniz. Günümüzde: burada kalın çam ormanlarından geçerek iyi işaretlenmemiş parkurlarda yürüyüş yapan ve yol boyunca çeşitli pistlere tırmanan kişiler mevcuttur. Ayrıca: yeni açılan Aspen kayak merkezinin yakınlarındaki Pino Nature Hotel, dağın muhteşem manzarasına sahip bir spa ve terasa sahiptir. Ancak kuru bir mekandır.

 

Bosna Hersek, Mostar

5.447 kişi okudu!

Ortada bir nehir, nehrin bir yanında, Müslümanlar, diğer yanında Hıristiyanlar, nehrin üstünde muhteşem bir köprü. İç savaş sırasında ise, birbirini boğazlarcasına yaşanan vahşet. İşte: Mostar. Günümüzde: her ne kadar insanlar geçmişi unutmaya çalışıyor olsalar da, o vahşet, o zulüm unutulurmuş, hiç sanmıyorum. Ama; bunların ötesine çıkın ve burayı bir güzel gezin, özellikle o muhteşem köprünün karşısına geçin ve birkaç dakika onu seyredin.

ULAŞIM:
Buraya uçakla ulaşım mümkün değil. Yalnızca, Sarajevo şehrinden trenle ulaşabilirsiniz. Ayrıca, elbette karayolu ulaşımı mümkün. Trenle şehre giderseniz, tren istasyonunda, ellerinde “boş oda” bulunduğunu yazan levhalar ile, birçok kadın görebiliyorsunuz. Oda fiyatları, günlük: 10-15 euro arasında değişiyor.

 

   

GENEL:

Mostar sırrını saklayan bir şehirdir, dağların arasında kuruludur. Şehir, Neretva nehri üzerindedir ve ülkenin beşinci büyük şehridir. Şehre girdiğiniz anda, burada yaşanmış iç savaşın bütün sıkıntılarını ve dehşetini görebiliyorsunuz. Yıllardır, her türlü onarım ve restorasyon yapılmasına rağmen, hala, yapıların duvarlarında mermi izlerini, delikleri görmek mümkün. Hatta, bombalandıktan sonra tamir edilmeyen ve kendi kaderine bırakılan bir sürü yapı görmek mümkün.

Hatta: şehirdeki o eski kin dolu günleri, günümüzde de görmemek, hissetmemek mümkün değil. Şehirde, Hırvatlar nehrin bir yanına, Boşnaklar ise öte yanına yerleşmişler.

 

TARİH:
Şehir: iç kesimlerdeki zengin maden yatakları ve Adriyatik denizi arasındaki ticaret yolları üzerinde bulunması nedeniyle, zamanla önem kazanmış ve nehrin sağ kıyısında hızla gelişmeye başlamıştır.
Nehrin bir kıyısında Nebojsa kasabası, diğer kıyısında ise Cimski kasabası bulunuyormuş. 1444 yılındaki bu yapılaşma, yukarıda belirttiğim köprünün yapılması ile, birleşmeye başlamış. İlk köprü: nehrin sol yakasında inşa edilmiştir.
1468 yılına gelindiğinde: bölgede Osmanlı egemenliği görülür. Osmanlı döneminde, burada şehirleşme ve mimari faaliyetler hızlanır. 1520-1566 yılları arasında, şehir tahkim edilir ve ahşap köprü, taş köprü olarak yeniden yapılır.
Taş köprü: 1566 yılında, Kanuni Sultan Süleyman emriyle yapılır. Mimar: Hayruddin. Bu şahıs: Mimar Sinan’ın öğrencisidir.
1878 yılına gelindiğinde: Avusturya-Macaristan imparatorluğu tarafından bölge ele geçirilir. Bu dönemde: yani 1881 yılında bölgedeki ilk Sırp Ortodoks kilisesi inşa edilir.
II. Dünya Savaşı döneminde ise, şehir: tütün, boksit, şarap, uçak ve aliminyum sektörünün gelişmesine tanık olur. Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti dönemini takiben; 1992-1993 yılları arasında Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan edince, bu kez, şehir 18 aylık bir Sırp kuşatmasına uğrar. 3 Nisan 1992 tarihinde, şehir ilk kez bombalanır ve şehrin büyük kısmı, kuşatmacı güçler tarafından kontrol altına alınır.
Hırvat silahlı güçleri tarafından: şehirdeki anıtlar arasında bulunan Fransisken Manastırı, Katolik katedrali ve Piskoposluk sarayı, kütüphane, Bey camisi ve diğer 13 cami tamamen tahrip edilir.
1995 yılında savaş sona erince, Mostar kentinin yeniden yapılanmasına başlanır ve restorasyon için, yaklaşık 15 milyon dolar harcanır. Eski taş köprü, 1999 yılında projelendirilir ve 2004 yılında tamamlanır ve 23 Temmuz 2004 tarihinde, görkemli bir törenle açılır. Hatta, eski köprü: 2005 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınır.

GEZİLECEK YERLER:

Mostar şehrine ulaştığınızda, aracınız köprünün yaklaşık 250-300 metre uzağında, yüksek çan kulesinin hemen arkasında park edecektir. Bu çan kulesi, 107 metre yükseklikte ve şehrin her yerinden görülüyor. Sadece bir inat uğruna dikilmiş, en yüksekte haç, hatta, hemen karşıda uzaktaki tepenin üstünde de bir haç görülüyor.

Siz köprüye doğru ilerlediğinizde, uzaktan Koski Mehmet Paşa camisi ve Yunus Emre Kültür Merkezi (Sarı bina, günümüzde Türk kültürü lobi faaliyetleri için kullanılmaktadır.) görülüyor. Önce, köprünün en iyi görülebildiği aşağı bölüme iniliyor. Hafif bir rampa var, yorucu değil. Buraya indiğinizde, köprünün üzerindeki gençler, aşağıda, turistlerin arasında bulunan genç arkadaşlarının para toplayıp toplamadığını sorarlar ve eğer yeterli para toplandı ise, köprüden aşağıya atlarlar. Bu seyredildikten sonra, yukarı çıkılıyor ve köprünün üstünden geçiliyor. (Köprünün üstünden geçerken, eğer yerdeki yükseltilere basarak ilerlerseniz, güç alır ve köprüyü daha hızlı geçersiniz.) Köprüyü geçtikten sonra: hemen karşı tarafta sağlı-solla birçok hediyelik eşya satıcısı dükkanı var. Sol başta, Türk Konsolosluk binası görülüyor. Camiye kadar yürüyebilirsiniz. Bu arada, geride, yine köprünün uzaktan muhteşem manzarası görülebiliyor. Tüm bunların izlenmesi, gezilmesi yaklaşık 30 dakikalık zamanınızı alır, köprünün üzerinde durmak, çevreyi izlemek ve köprünün muhteşem manzarasını izlemek, herşey 30 dakika, ama hediyelik eşya satan yerleri de gezmeyi düşünürseniz, burada size 45  dakika yeterli gelir. Evet, Balkanlar gezisinin en önemli objelerinden biri “Mostar Köprüsü”

         

KRİVA CUPRİJA-MOSTAR KÖPRÜSÜ:
Tarihi süreç içinde burada bilinen ilk köprü: 1474 yılından kalma bir belgede sözü edilen, tüccarlar tarafından kullanılan, nehrin sol kıyısında inşa edilmiş, ahşap bir köprüdür. Bu köprü: askerler ve diğer yolcular tarafından da kullanılmıştır.
Tek kemerli taş köprü: ilk olarak 1558 yılında, Osmanlı mimarı Cejvan Kethoda tarafından inşa edilmiştir. Bu köprünün, büyük köprü yapılmadan önce, bir test niteliğinde yapıldığı söylenir. 1566 yılına gelindiğinde ise, Mimar Sinan’ın öğrencisi mimar Hayruddin tarafından, Kanuni Sultan Süleyman emriyle, büyük taş köprü yapılmıştır. Köprünün yapımında: 465 taş blok kullanılmıştır.

Bu orijinal köprü: Balkanlar bölgesinde, Osmanlı kontrolündeki bölgelerdeki en büyük mimari yapılardan biri olarak önem kazanmaktadır ve 400 yıl boyunca, buradaki varlığını sürdürmüştür.

Köprü: nehirden 21 metre yüksektedir.

Uzunluğu: 30 metre ve genişliği: 4 metredir. (Burada dikkatinizi çekerim, Sayın tur görevlileri bu sayısal bilgileri vermiyorlar.) Köprünün yüksekliği önemli, çünkü üstünden, aşağıdaki nehre gençler atlıyorlar ve doğal olarak bunu seyreden sizler köprünün yüksekliğini merak edeceksiniz.

Günümüzde, şehrin evlenme çağına gelmiş gençleri, sevgililerine cesaret gösterisi yapmak için, köprünün üzerinden nehre atlıyorlar.

Sırf bu yüzden değil, para kazanmak için de atlayışlar sürdürülüyor. Özellikle turistlerin yoğun olduğu dönemlerde, köprü üzerinde mayolu gençler hazır bekliyorlar ve o muhteşem yükseklikten nehre atlıyorlar, ölüm tehlikesi elbette var, yani diğer bir anlamda “rus ruleti” denilebilir. Bunun bedeli ise, size seyredenler için kişi başı 1 euro, onlara ise, bir ihtimal ölüm. Bu arada, köprüden atlayan gençler yalnızca nişanlılarına hava atmak değil, aynı zamanda köprü üzerinden nehre atılan madeni paraları da toplamak için, köprüden nehre atlıyorlarmış.

Köprünün her iki yanında: Halebija ve Tara kuleleri bulunmaktadır ve bunlar, Osmanlı döneminde, mühimmat için depo olarak yapılmışlardır.
Köprünün kemeri: 9 metre genişlinde ve 4 metre yüksekliğinde, yarım daire şeklindedir. Köprüye yaklaşan yollar ise, parke taşları ile döşenmiştir.
Evliya Çelebi: yazılarında, köprü hakkında şunları söylemektedir: “bir uçurumdan diğerine uzanan köprü, gökyüzüne kadar yükselen bir gökkuşağı kemeri gibidir. Ben: 16 ülke gezdim, bu kadar yüksek bir köprü görmedim.”

Köprü: 1990’lı yıllarda, Bosna iç savaşındaki silahlı çatışmalar sırasında, Boşnak-Hırvat barış anlaşmasının bittiği gün, Hırvat askerleri, köprüyü bombalayarak havaya uçururlar ve yerine bir haç koyarlar.

Hatta, Hırvat güçleri, yalnızca köprüyü değil, şehrin çevresindeki Boşnak yerleşim yerlerini de bombalamışlar ve birçok Boşnak ve yakınlarının ölümlerine neden olmuşlar.

Yukarıda sözünü ettiğim gibi, günümüzdeki karşılıklı hırç, uzun süre bitmeyeceğe benzer. Bu arada, köprünün 1992 yılında topçu ateşi sonucu yıkılması ile, taşları nehre dökülmüş. Savaştan sonra, köprünün yeniden inşaatını üstlenen bir Türk firması, bu taşları, nehirden Macar dalgıçlar ile geri toplatmış ve köprünün onarımında orijinal taşları kullanmışlar. Ağustos 2003 tarihinde, ortaya kilit taşı konulmuş ve inşaat bitirilmiştir. Köprünün yapımına maddi yardım yapanların listesi, köprünün hemen ayağında bir tabelada yazılıdır.

   

Ama, daha önce de tarihinde yıkım yaşamıştır. II. Dünya savaşında, Nazilere direnen Yugoslav güçleri, köprüyü havaya uçururlar ve hemen birkaç yüz metre aşağısında, bir gecede başka bir köprü kurarak, kuşatmayı yarmayı başarırlar. Hatta, bu konuda bir film bile çekilir. “Neretva Köprüsü”.


Son olarak: köprü, 2005 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

 

ESKİ KÖPRÜ MÜZESİ:
Müze binası içindeki bölümler: Tara kulesi ve 3 ayrı bölümden oluşmaktadır. Tara kulesi içinde: 2002 yılındaki yeniden yapılanma sırasında bulunan arkeolojik nesneler sergilenmektedir. Diğer bölümlerde ise: eski köprü ile ilgili, temel tarihsel olayları anlatan resimler ve grafikler bulunuyor. İkinci bölümde: önceden mevcut olan kulenin altında bulunan arkeolojik kalıntılar var. Labyrinth adlı üçüncü bölümde ise, eski köprünün fotoğrafları sergileniyor.

 

CEJVAN CEHAJ CAMİSİ:
Cami: 1552 yılında yapılmıştır. Bölgenin en eski camisidir. Buraya, daha sonra bir medrese ilave edilmiştir.

 

KOSKİ MEHMET PAŞA CAMİSİ:
1617 yılında yapılmıştır. Günümüzde ziyarete açıktır. Mihrap ve minberdeki renklerin güzelliği dikkat çekiyor. Burada, minareye çıkmak mümkündür. Daracık merdivenlerden kendinize güvenirseniz, caminin minaresine çıkabiliyorsunuz.
Caminin hemen köşesinde, uzun yıllardır burada bulunan bir Pazar yeri var. Buraya yolunuz düşerse, bu Pazar yerinden: nar ve incir satın almanızı ve tatmanızı öneririm. Ayrıca: buraya has “bal” da satın alabilirsiniz.

 

HERSEK MÜZESİ:
1950 yılında kurulan müzede: Mostar bölgesinin kültürel ve tarihsel mirasına ait eserler sergileniyor. Ayrıca: arkeoloik ve etnografik sergiler düzenleniyor. Antika mobilyalar ve günlük kullanım nesneleri de görülüyor.

 

RUZNAMECİ İBRAHİM EFENDİ CAMİSİ:
Ruznameci İbrahim Efendi: Osmanlı sultanları Abdülmecit ve Abdülhamit döneminde, 1800’lü yıllarda, sarayın defterlerini tutarmış. Ama, kendisinin en büyük özelliği: gerek İstanbul ve gerekse Anadolu’nun birçok yerinde, birçok gayrimenkulü bulunmasıymış. Buradaki caminin kapısında: 1830 yılında inşa edildiği yazılıdır. Özellikle, pencerelerindeki mermer oyma işçiliği görülmeye değerdir.

Bosna Hersek Potiçel köyü

112 kişi okudu!

Burası: Bosna’da Mostar şehrinin 20 km güneyinde, Dubrovnik şehrinin 100 km kuzeyinde yol kıyısında kurulu bir Osmanlı köyüdür. Köy, 2007 tarihinde UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Dağın yamacında kat kat kurulmuştur. Köyde şu an çok az kişi yaşıyor. Çünkü savaştan sonra burada yaşayanların çoğu Mostar şehrine göç etmişler.

Köyde: saat kulesi, cami, hamam, medrese ve çeşitli konaklar bulunuyor. Bunların tümü, tipik Osmanlı mimarisinin günümüze kadar kalabilmiş nadir örnekleridir.

Köyün tepesinde bir kale vardır. Bu kalenin burcunda ise bir kule görülüyor. Bu kuleye kadar çıkmayı göze alabilirseniz (parke taş döşeli bayağı dik bir yokuş var) Neretva ırmağı ve çevrenin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz.

   

Köyün hemen girişinde Adem in kafesi denen bir yer var, buranın tuvaletini kullanabilir, çay veya kahve içebilirsiniz. Ayrıca, hemen köyün girişinde hediyelik eşya satan yerler var. Köyün girişinde ellerinde incir, badem, karadut satanları da görebilirsiniz.