Bosna Hersek, Mostar

5.320 kişi okudu!

Ortada bir nehir, nehrin bir yanında, Müslümanlar, diğer yanında Hıristiyanlar, nehrin üstünde muhteşem bir köprü. İç savaş sırasında ise, birbirini boğazlarcasına yaşanan vahşet. İşte: Mostar. Günümüzde: her ne kadar insanlar geçmişi unutmaya çalışıyor olsalar da, o vahşet, o zulüm unutulurmuş, hiç sanmıyorum. Ama; bunların ötesine çıkın ve burayı bir güzel gezin, özellikle o muhteşem köprünün karşısına geçin ve birkaç dakika onu seyredin.

ULAŞIM:
Buraya uçakla ulaşım mümkün değil. Yalnızca, Sarajevo şehrinden trenle ulaşabilirsiniz. Ayrıca, elbette karayolu ulaşımı mümkün. Trenle şehre giderseniz, tren istasyonunda, ellerinde “boş oda” bulunduğunu yazan levhalar ile, birçok kadın görebiliyorsunuz. Oda fiyatları, günlük: 10-15 euro arasında değişiyor.

 

   

GENEL:

Mostar sırrını saklayan bir şehirdir, dağların arasında kuruludur. Şehir, Neretva nehri üzerindedir ve ülkenin beşinci büyük şehridir. Şehre girdiğiniz anda, burada yaşanmış iç savaşın bütün sıkıntılarını ve dehşetini görebiliyorsunuz. Yıllardır, her türlü onarım ve restorasyon yapılmasına rağmen, hala, yapıların duvarlarında mermi izlerini, delikleri görmek mümkün. Hatta, bombalandıktan sonra tamir edilmeyen ve kendi kaderine bırakılan bir sürü yapı görmek mümkün.

Hatta: şehirdeki o eski kin dolu günleri, günümüzde de görmemek, hissetmemek mümkün değil. Şehirde, Hırvatlar nehrin bir yanına, Boşnaklar ise öte yanına yerleşmişler.

 

TARİH:
Şehir: iç kesimlerdeki zengin maden yatakları ve Adriyatik denizi arasındaki ticaret yolları üzerinde bulunması nedeniyle, zamanla önem kazanmış ve nehrin sağ kıyısında hızla gelişmeye başlamıştır.
Nehrin bir kıyısında Nebojsa kasabası, diğer kıyısında ise Cimski kasabası bulunuyormuş. 1444 yılındaki bu yapılaşma, yukarıda belirttiğim köprünün yapılması ile, birleşmeye başlamış. İlk köprü: nehrin sol yakasında inşa edilmiştir.
1468 yılına gelindiğinde: bölgede Osmanlı egemenliği görülür. Osmanlı döneminde, burada şehirleşme ve mimari faaliyetler hızlanır. 1520-1566 yılları arasında, şehir tahkim edilir ve ahşap köprü, taş köprü olarak yeniden yapılır.
Taş köprü: 1566 yılında, Kanuni Sultan Süleyman emriyle yapılır. Mimar: Hayruddin. Bu şahıs: Mimar Sinan’ın öğrencisidir.
1878 yılına gelindiğinde: Avusturya-Macaristan imparatorluğu tarafından bölge ele geçirilir. Bu dönemde: yani 1881 yılında bölgedeki ilk Sırp Ortodoks kilisesi inşa edilir.
II. Dünya Savaşı döneminde ise, şehir: tütün, boksit, şarap, uçak ve aliminyum sektörünün gelişmesine tanık olur. Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti dönemini takiben; 1992-1993 yılları arasında Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan edince, bu kez, şehir 18 aylık bir Sırp kuşatmasına uğrar. 3 Nisan 1992 tarihinde, şehir ilk kez bombalanır ve şehrin büyük kısmı, kuşatmacı güçler tarafından kontrol altına alınır.
Hırvat silahlı güçleri tarafından: şehirdeki anıtlar arasında bulunan Fransisken Manastırı, Katolik katedrali ve Piskoposluk sarayı, kütüphane, Bey camisi ve diğer 13 cami tamamen tahrip edilir.
1995 yılında savaş sona erince, Mostar kentinin yeniden yapılanmasına başlanır ve restorasyon için, yaklaşık 15 milyon dolar harcanır. Eski taş köprü, 1999 yılında projelendirilir ve 2004 yılında tamamlanır ve 23 Temmuz 2004 tarihinde, görkemli bir törenle açılır. Hatta, eski köprü: 2005 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınır.

GEZİLECEK YERLER:

Mostar şehrine ulaştığınızda, aracınız köprünün yaklaşık 250-300 metre uzağında, yüksek çan kulesinin hemen arkasında park edecektir. Bu çan kulesi, 107 metre yükseklikte ve şehrin her yerinden görülüyor. Sadece bir inat uğruna dikilmiş, en yüksekte haç, hatta, hemen karşıda uzaktaki tepenin üstünde de bir haç görülüyor.

Siz köprüye doğru ilerlediğinizde, uzaktan Koski Mehmet Paşa camisi ve Yunus Emre Kültür Merkezi (Sarı bina, günümüzde Türk kültürü lobi faaliyetleri için kullanılmaktadır.) görülüyor. Önce, köprünün en iyi görülebildiği aşağı bölüme iniliyor. Hafif bir rampa var, yorucu değil. Buraya indiğinizde, köprünün üzerindeki gençler, aşağıda, turistlerin arasında bulunan genç arkadaşlarının para toplayıp toplamadığını sorarlar ve eğer yeterli para toplandı ise, köprüden aşağıya atlarlar. Bu seyredildikten sonra, yukarı çıkılıyor ve köprünün üstünden geçiliyor. (Köprünün üstünden geçerken, eğer yerdeki yükseltilere basarak ilerlerseniz, güç alır ve köprüyü daha hızlı geçersiniz.) Köprüyü geçtikten sonra: hemen karşı tarafta sağlı-solla birçok hediyelik eşya satıcısı dükkanı var. Sol başta, Türk Konsolosluk binası görülüyor. Camiye kadar yürüyebilirsiniz. Bu arada, geride, yine köprünün uzaktan muhteşem manzarası görülebiliyor. Tüm bunların izlenmesi, gezilmesi yaklaşık 30 dakikalık zamanınızı alır, köprünün üzerinde durmak, çevreyi izlemek ve köprünün muhteşem manzarasını izlemek, herşey 30 dakika, ama hediyelik eşya satan yerleri de gezmeyi düşünürseniz, burada size 45  dakika yeterli gelir. Evet, Balkanlar gezisinin en önemli objelerinden biri “Mostar Köprüsü”

         

KRİVA CUPRİJA-MOSTAR KÖPRÜSÜ:
Tarihi süreç içinde burada bilinen ilk köprü: 1474 yılından kalma bir belgede sözü edilen, tüccarlar tarafından kullanılan, nehrin sol kıyısında inşa edilmiş, ahşap bir köprüdür. Bu köprü: askerler ve diğer yolcular tarafından da kullanılmıştır.
Tek kemerli taş köprü: ilk olarak 1558 yılında, Osmanlı mimarı Cejvan Kethoda tarafından inşa edilmiştir. Bu köprünün, büyük köprü yapılmadan önce, bir test niteliğinde yapıldığı söylenir. 1566 yılına gelindiğinde ise, Mimar Sinan’ın öğrencisi mimar Hayruddin tarafından, Kanuni Sultan Süleyman emriyle, büyük taş köprü yapılmıştır. Köprünün yapımında: 465 taş blok kullanılmıştır.

Bu orijinal köprü: Balkanlar bölgesinde, Osmanlı kontrolündeki bölgelerdeki en büyük mimari yapılardan biri olarak önem kazanmaktadır ve 400 yıl boyunca, buradaki varlığını sürdürmüştür.

Köprü: nehirden 21 metre yüksektedir.

Uzunluğu: 30 metre ve genişliği: 4 metredir. (Burada dikkatinizi çekerim, Sayın tur görevlileri bu sayısal bilgileri vermiyorlar.) Köprünün yüksekliği önemli, çünkü üstünden, aşağıdaki nehre gençler atlıyorlar ve doğal olarak bunu seyreden sizler köprünün yüksekliğini merak edeceksiniz.

Günümüzde, şehrin evlenme çağına gelmiş gençleri, sevgililerine cesaret gösterisi yapmak için, köprünün üzerinden nehre atlıyorlar.

Sırf bu yüzden değil, para kazanmak için de atlayışlar sürdürülüyor. Özellikle turistlerin yoğun olduğu dönemlerde, köprü üzerinde mayolu gençler hazır bekliyorlar ve o muhteşem yükseklikten nehre atlıyorlar, ölüm tehlikesi elbette var, yani diğer bir anlamda “rus ruleti” denilebilir. Bunun bedeli ise, size seyredenler için kişi başı 1 euro, onlara ise, bir ihtimal ölüm. Bu arada, köprüden atlayan gençler yalnızca nişanlılarına hava atmak değil, aynı zamanda köprü üzerinden nehre atılan madeni paraları da toplamak için, köprüden nehre atlıyorlarmış.

Köprünün her iki yanında: Halebija ve Tara kuleleri bulunmaktadır ve bunlar, Osmanlı döneminde, mühimmat için depo olarak yapılmışlardır.
Köprünün kemeri: 9 metre genişlinde ve 4 metre yüksekliğinde, yarım daire şeklindedir. Köprüye yaklaşan yollar ise, parke taşları ile döşenmiştir.
Evliya Çelebi: yazılarında, köprü hakkında şunları söylemektedir: “bir uçurumdan diğerine uzanan köprü, gökyüzüne kadar yükselen bir gökkuşağı kemeri gibidir. Ben: 16 ülke gezdim, bu kadar yüksek bir köprü görmedim.”

Köprü: 1990’lı yıllarda, Bosna iç savaşındaki silahlı çatışmalar sırasında, Boşnak-Hırvat barış anlaşmasının bittiği gün, Hırvat askerleri, köprüyü bombalayarak havaya uçururlar ve yerine bir haç koyarlar.

Hatta, Hırvat güçleri, yalnızca köprüyü değil, şehrin çevresindeki Boşnak yerleşim yerlerini de bombalamışlar ve birçok Boşnak ve yakınlarının ölümlerine neden olmuşlar.

Yukarıda sözünü ettiğim gibi, günümüzdeki karşılıklı hırç, uzun süre bitmeyeceğe benzer. Bu arada, köprünün 1992 yılında topçu ateşi sonucu yıkılması ile, taşları nehre dökülmüş. Savaştan sonra, köprünün yeniden inşaatını üstlenen bir Türk firması, bu taşları, nehirden Macar dalgıçlar ile geri toplatmış ve köprünün onarımında orijinal taşları kullanmışlar. Ağustos 2003 tarihinde, ortaya kilit taşı konulmuş ve inşaat bitirilmiştir. Köprünün yapımına maddi yardım yapanların listesi, köprünün hemen ayağında bir tabelada yazılıdır.

   

Ama, daha önce de tarihinde yıkım yaşamıştır. II. Dünya savaşında, Nazilere direnen Yugoslav güçleri, köprüyü havaya uçururlar ve hemen birkaç yüz metre aşağısında, bir gecede başka bir köprü kurarak, kuşatmayı yarmayı başarırlar. Hatta, bu konuda bir film bile çekilir. “Neretva Köprüsü”.


Son olarak: köprü, 2005 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

 

ESKİ KÖPRÜ MÜZESİ:
Müze binası içindeki bölümler: Tara kulesi ve 3 ayrı bölümden oluşmaktadır. Tara kulesi içinde: 2002 yılındaki yeniden yapılanma sırasında bulunan arkeolojik nesneler sergilenmektedir. Diğer bölümlerde ise: eski köprü ile ilgili, temel tarihsel olayları anlatan resimler ve grafikler bulunuyor. İkinci bölümde: önceden mevcut olan kulenin altında bulunan arkeolojik kalıntılar var. Labyrinth adlı üçüncü bölümde ise, eski köprünün fotoğrafları sergileniyor.

 

CEJVAN CEHAJ CAMİSİ:
Cami: 1552 yılında yapılmıştır. Bölgenin en eski camisidir. Buraya, daha sonra bir medrese ilave edilmiştir.

 

KOSKİ MEHMET PAŞA CAMİSİ:
1617 yılında yapılmıştır. Günümüzde ziyarete açıktır. Mihrap ve minberdeki renklerin güzelliği dikkat çekiyor. Burada, minareye çıkmak mümkündür. Daracık merdivenlerden kendinize güvenirseniz, caminin minaresine çıkabiliyorsunuz.
Caminin hemen köşesinde, uzun yıllardır burada bulunan bir Pazar yeri var. Buraya yolunuz düşerse, bu Pazar yerinden: nar ve incir satın almanızı ve tatmanızı öneririm. Ayrıca: buraya has “bal” da satın alabilirsiniz.

 

HERSEK MÜZESİ:
1950 yılında kurulan müzede: Mostar bölgesinin kültürel ve tarihsel mirasına ait eserler sergileniyor. Ayrıca: arkeoloik ve etnografik sergiler düzenleniyor. Antika mobilyalar ve günlük kullanım nesneleri de görülüyor.

 

RUZNAMECİ İBRAHİM EFENDİ CAMİSİ:
Ruznameci İbrahim Efendi: Osmanlı sultanları Abdülmecit ve Abdülhamit döneminde, 1800’lü yıllarda, sarayın defterlerini tutarmış. Ama, kendisinin en büyük özelliği: gerek İstanbul ve gerekse Anadolu’nun birçok yerinde, birçok gayrimenkulü bulunmasıymış. Buradaki caminin kapısında: 1830 yılında inşa edildiği yazılıdır. Özellikle, pencerelerindeki mermer oyma işçiliği görülmeye değerdir.

Bosna Hersek Potiçel köyü

50 kişi okudu!

Burası: Bosna’da Mostar şehrinin 20 km güneyinde, Dubrovnik şehrinin 100 km kuzeyinde yol kıyısında kurulu bir Osmanlı köyüdür. Köy, 2007 tarihinde UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Dağın yamacında kat kat kurulmuştur. Köyde şu an çok az kişi yaşıyor. Çünkü savaştan sonra burada yaşayanların çoğu Mostar şehrine göç etmişler.

Köyde: saat kulesi, cami, hamam, medrese ve çeşitli konaklar bulunuyor. Bunların tümü, tipik Osmanlı mimarisinin günümüze kadar kalabilmiş nadir örnekleridir.

Köyün tepesinde bir kale vardır. Bu kalenin burcunda ise bir kule görülüyor. Bu kuleye kadar çıkmayı göze alabilirseniz (parke taş döşeli bayağı dik bir yokuş var) Neretva ırmağı ve çevrenin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz.

   

Köyün hemen girişinde Adem in kafesi denen bir yer var, buranın tuvaletini kullanabilir, çay veya kahve içebilirsiniz. Ayrıca, hemen köyün girişinde hediyelik eşya satan yerler var. Köyün girişinde ellerinde incir, badem, karadut satanları da görebilirsiniz.

Bosna Hersek, Saraybosna, Sarajevo

8.146 kişi okudu!

Diğer bilinen ismi: Sarajevo. Bölge, Osmanlılar tarafından alınmadan önce: Vrhbosna olarak bilinmektedir. Osmanlılar tarafından ele geçirilince, Bosna-Saray olarak isimlendirilir. Ayrıca: Saray Ovası olarak da bilinir. Bu yüzden, günümüzde pek çok dilde, bu ifadenin kısa hali olarak “Sarajevo” kullanılmaktadır. I. Dünya savaşının çıkmasına neden olan suikastin olduğu yer olarak öne çıkan Saraybosna, aradan yıllar geçtikten sonra, 1984 yılında Kış Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapmıştır.
Evet bu yörede, Bosnalıyım demek “Müslümanım”, Hersekliyim demek ise “Hıristiyanım” demekmiş.

   

ULAŞIM:
İstanbul-Saraybosna arasındaki uzaklık: 1,5 saat kadar süren bir uçuştan sonra alınıyor.
Saraybosna Uluslararası havaalanı: şehir merkezinin 1.6 km. güneybatısında bulunuyor. Kod ismi: SJJ.
Toplu ulaşım araçları ile, havaalanı şehir merkezi arasında ulaşım rahattır. Otobüs durağı, havaalanı otoparkı dışında, ana yol üzerinde bulunuyor. Tramvay ile de, şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Otobüs: her 30 dakikada bir var. Ulaşım için taksi tercih ederseniz, pişman olabilirsiniz, çünkü taksi ücreti çok pahalı.

PARA BİRİMİ:
Ülkenin para birimi: Konvertbl Mart (KM) Bunun kendi paramız açısından değeri ise: bire-bir. Yani: 1 TL = 1 Km.
Bu arada, euro bağlantısını sorarsanız: 1 euro = 2 km. ediyor.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI:
Şehir: dar sokakları ve otopark imkanlarının az olması nedeniyle, daha yoğun olarak bisikletliler tarafından kullanılmaktadır.
Şehir içi ulaşımındaki en büyük özellik: 1885 yılından bu yana kullanılan tramvay’dır. Hatta, bu hat, Avrupa’nın ilk tramvay hattı olarak önem kazanmaktadır. İlk hatlar: atlarla çekilerek işletiliyormuş. 1960 yılında ise mevcut sistem yeniden düzenlenmiştir. Günümüzde, şehirde 7 tramvay hattı var. Ayrıca: troleybüs hatları ve birçok otobüs güzergahı, şehir içi ulaşımını sorunsuz hale getirmiştir. Gerek tramvaylar ve gerekse otobüslerde, satın aldığınız biletleri, içeride bir makineye okutmanız gerekiyor, okutmadan binmemenizi öneririm, bazen kontrol elemanları biniyorlar.

TARİH:
Şehirdeki, ilk yerleşimcilerin çok eski tarihlere dayandığı bilinmesine rağmen, 9’ncu yüzyılda, uzun bir direnişin ardından, buranın Romalılar tarafından ele geçirildiği bilinmektedir. 420 yıllarında bölge, Avrupa Hunları ve 455 yıllarında ise, Ostragotlar tarafından ele geçirilir. 805 yılından sonra, bölgede önce Sırp Raşka krallığı ve 863 yılından sonra da, Hırvat Düklüğü egemen olurlar. 9’ncu yüzyılın sonlarına doğru burada, I. Bulgar imparatorluğu egemen olur. 950 yılında, bu bölgeyi elinde bulunduran Sırp kralı Caslav’ın ölmesi üzerine, burada bulunan Bosna derebeyleri, bağımsızlıklarını ilan ederler. 1018 yılında, bölgede Bizanslılar görülür.

1492 yılında, Sultan II. Mehmet, buraları ele geçirirler ve şehrin ilk çekirdeğini kurarlar. Büyük bayındırlık faaliyetlerine girişirler ve Türklerin, Avrupa’da kurdukları en büyük şehir ortaya çıkar.

1878 yılına kadar Osmanlıların elinde kalan şehir, aynı yıl imzalanan Berlin Andlaşması sonucu, Avusturya-Macaristan imparatorluğuna bırakılır.

1914 yılına gelindiğinde, I. Dünya Savaşının başlamasına neden olarak gösterilen, Arşidük Franz Ferdinand’ın, Gavrilo Princip tarafından suikaste kurban edilmesi, bu şehirde olur. O zamanlarda, buralar, Avusturya-Macaristan imparatorluğunun elindedir ve Sırplar, bunu kabullenmemektedirler. Bu yüzden, Princip denilen üniversite öğrencisi genç, Veliaht Prens ve eşine, suikast yapıyor ve Avusturya, bu cinayetten, Sırbistanı sorumlu tutuyor ve ülkeler birbirine karşılıklı savaş ilan ederek, I. Dünya savaşını başlatıyorlar.

1918 yılında, Yugoslavya krallığına bağlanır. II. Dünya Savaşı yıllarında, 1941-1945 yılları arasında, Hırvatistan devletinin işgali altında kalır.

 

1984 yılına gelindiğinde ise: Kış Olimpiyat Oyunları, bu şehirde düzenlenir.

2000’li yıllarda ise, Bosna Savaşında kuşatılan şehir, modern savaş tarihindeki en uzun kuşatmanın yaşandığı yer olarak öne çıkar. Günümüzde de, bu kuşatma ve savaşın yıkıcı etkileri, bir yandan giderilmeye çalışılmaktadır.

GENEL:
Saraybosna şehri: Bosna-Hersek Devletinin başkenti ve en büyük kentidir. Şehir: Saraybosna Vadisi içinde, Miljacka ırmağı çevresinde kurulmuştur.

Şehrin nüfusu: 620 bin kişi civarındadır. Bu nüfus içinde en büyük özellik, her dinden insanın, yüzyıllardır birlikte yaşayabilmesidir. Müslümanlar, Katolikler, Ortodokslar ve Museviler, birlikte yaşamaktadırlar. Şehir, bu özelliği nedeniyle, Avrupa’nın Kudüs şehri olarak anılmaktadır. Nüfusun etnik köken olarak dağılımında ise, % 50’nin Boşnak olduğu görülür. Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatların yaşam yerleri ayrılmıştır. Bosna savaşında, Boşnaklar ve Sırplar savaşmış olmalarına rağmen, şehrin üst düzey insanları, Hırvatlardan oluşmaktadır.

Şehrin çevresi tepelerle dolu. Bu tepeler, iç savaş döneminde tamamen Sırpların kontrolünde imiş ve buradan, şehirde yaşayan Boşnaklara, ateş ederek, ölümlere neden oluyorlarmış. Bu şekilde, birçok sivil vatandaş öldürülmüş.

 

NE YENİR.NE İÇİLİR:
Buraya yolunuz düşerse, mahalli lezzetlerden tatmak isterseniz “köfte” önerebilirim. Köfte: sarımsak ile karıştırılmış soğan, çeşitli baharatlar ve ince kıyma ile yapılıyormuş. Özellikle: dana eti kullanıyorlar. Uzunlukları: 5 cm. civarında olan köfteler, hemen yanına doğranmış soğan ve sos ve pide ekmeği ile servis ediliyor. Pidenin üstüne de köftenin yağını döküyorlar. Yanında da, yoğurt veya ayran servis ediliyor.
Köfte yanında, şehirde, bir de yemenizi önereceğim yöresel lezzet “Boşnak böreği” Böreğin kıymalısını isterseniz: burek, peynirlisini isterseniz: sirnica, ıspanaklı isterseniz: zelvenica şeklinde sipariş vermelisiniz.

Yemek mekanı derseniz: şehirde özellikle “Tarık Hodziç” isimli ve bir zamanlar ülkemizde bir takımda futbol oynamış şahsın restoranını tercih etmenizi öneririm. Çünkü: gayet sıcak bir karşılama ve ilgi var. Şehirde bir şeyler içmek isterseniz, yine bu şehirde üretilen bir bira türü olan “Sarajevski Pivot” önerebilirim.

             

ŞEHİRDE GEZİLECEK YERLER:
Şehirdeki gezilerinizi yürüyerek yapabilirsiniz.

 

ARS AEVİ ÇAĞDAŞ SANAT MÜZESİ:
Savaş sırasında, bir kültür direnç yeri olarak kullanılmıştır. Burada, dünyaca ünlü sanatçılara ait 130 eser sergileniyor. Eserleri sergilenen sanatçılardan bazıları; Joseph Beuys, Joseph Kosuth, Pistoletto, Kounellis.

 

BOSNA TARİH MÜZESİ:
Merkez tren istasyonunun 100 metre yakınındadır. Müzede, kuşatma sırasındaki görüntüler, sakatlanan Bosnalıların görüntüleri ekranlarda gösteriliyor. Ayrıca, çocuklar tarafından çizilmiş, savaş resimleri de var. Giriş: 4 km.
Üst katta sergilenenler: şehirde yaşaman Sırp vahşeti, yakılan kamu binaları, Sırp tetikçilerin öldürdükleri sivil vatandaşların resimleri görülüyor. Burada özellikle görmenizi istediğim resim: o dönemin başbakanları Tansu Çiller ve Benazir Butto’nun, çelik yelek giyerek, buraya yaptıkları ziyaretlerin görüntüleri.

    

BOSNA HERSEK ULUSAL MÜZESİ:
Müze binası, ilk olarak 1850 yılında tasarlanmış ve 1888 yılında kurulmuştur. 1913 yılında ise, genişletilerek günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Binanın cephesi: İtalyan Rönesans üslubu göstermektedir. İç kısımdaki pavyon bölümleri ise, Çek mimar Karel Parik tarafından dizayn edilmiştir. Bu pavyonlar; arkeoloji, doğa tarihi ve kütüphane bölümleri olarak ayrılmıştır.
İç savaş sırasında, müze büyük hasar görmüş ve uzun süre kapalı kalmıştır. Günümüzde ise, ziyarete açıktır.
Müzede: Sefarad Yahudilerine ait el yazmaları özellikle ilgi çekmektedir. Bu el yazmalarına: Haggadah deniliyor. Bu resimli el yazması metinler: 1350 yıllarında Barselona’da hazırlanmıştır. Metinler: dana derisi üzerine, ışıklı bakır ve altın ile yazılmış ve resimlendirilmiştir. Metinler içinde: 34 sayfalık, İncil’den sahneler bulunanlar ilgi çekmektedir.

ALİYA İZZETBEGOVİÇ MÜZESİ:
Bizim için Atatürk ne ise, Bosnalılar için de Aliya İzzetbegoviç aynıdır. Mezarlık içinde, küçük bir anıtmezarı var. Son yıllarda, bu anıtmezarda, askerler nöbet tutmaya başlamışlar. Çünkü: Hırvatlar, İzzetbegoviç’in mezarına bile tahammül edemiyorlarmış. Bir ara, mezarı bile bombalamışlar. Yani, Aliya, Bosnalılar için çok çalışmış bir cumhurbaşkanı olarak tanınıyor.
Müze: Kovaçi şehitliğine sırtını vermiş, birbirine sur ile bağlanan, 16’ncı yüzyıl, Osmanlı eseri iki kuleden oluşuyor. Birinci kulede: Aliya İzzetbegoviçin: özel hayatı, kitapları, mektupları, fotoğrafları ve yaşamı boyunca aldığı ödüller sergileniyor. İkinci kulede ise: iç savaş sırasında, Boşnaklar üzerinde yapılan etnik temizlik ile ilgili belgeler, savaş fotoğrafları sergileniyor. Ayrıca: direnişçilerin kullandıkları el yapımı silahlar ve Aliya İzzetbegoviçin beresi görülüyor.

 

ŞEHİR KALESİ:
Burada, şehrin büyük bir bölümü görülüyor. Kale: eski şehrin doğu ucunda, mezarlıkların üzerindeki bölümdedir. Nehrin yukarısı takip edilerek buraya ulaşılabilir.

 

VRATNİK KAPI:
Logavina caddesinden yukarı doğru yürüdüğünüzde, şehrin eski mahallelerine doğru giriyorsunuz. Burada, karşınıza “Vratnik meydanı” çıkıyor. Sonra ise, kalenin ortaçağdan kalan üç kapısından biri olan “Vratnik kapı” duruyor.

       

BOSNA TÜNEL MÜZESİ:
Saraybosna kuşatması sırasında, 1992-1995 yılları arasında, Saraybosnalılar tarafından yapılmıştır. Şehir merkezine 17 km. uzaklıktadır. Gitmek isterseniz taksiye binmeniz gerekiyor. Ayrıca: şehir merkezinden, Turizm ofisi tarafından, kişi başı 12 euroya, tünel gezisi düzenleniyor.
Yapımı için: günde 8 saatlik vardiyalar halinde çalışan Bosnalı gönüllülerin büyük çabaları görülüyor. Şehre gelen gıda yardımları, bu tünel vasıtasıyla Bosnalılara dağıtılıyormuş. Çünkü: tünel: Saraybosna havaalanını kontrol altında tutan Birleşmiş Milletler güçleri ve şehrin mahalleleri arasındaki bağlantıyı sağlıyormuş.
Evet: tünelin yüksekliği ve genişliği; 1-1.5 metre arasında değişmektedir. Uzunluğu ise: 950 metredir. Çıkış yerleri, Sırp güçleri tarafından bulunmaması için: “L” şeklinde kazılmıştır.
Kullanıldığı iç savaş döneminde, buradan şehre: 20 milyon ton gıda girmiş ve 1 milyon insan, bunlarla sağ kalmayı başarmıştır.
Günümüzde, tünel ziyarete açıktır. Her gün: 09.00-16.00 arasında ziyaret edebilirsiniz. Ama, tünelin yalnızca 5 metrelik ilk bölümü geziliyor, geri kalan bölüm tehlikeli olduğu için ziyarete kapalıdır.

 

THE TOWN HALL:
Avusturya-Macaristan imparatorluğu döneminde inşa edilmiş. Mağribi tarzda bir yapıdır. Şehrin en güzel ve göze batan yapılarından biridir.

   

BASCARSİJA:
Buranın: kelime anlamı “ana pazar” olarak geçiyor. Şehir merkezinde, “Sebilj” olarak isimlendirilen çeşmenin çevresindeki Pazar yeri olan alanı belirliyor. Açık pazar yeri: Şubat 1994 tarihinde, Sırp topçu ateşi ile vuruluyor ve 68 kişi ölüyor, Sırplar ise, yanlışlıkla vurduk diyorlar. Açık bir Pazar yeri, yanlışlık olması mümkün değil, vahşetin boyutlarını burada hissedebiliyorsunuz. Aynı saldırıda, Pazar yerinde ölen sivillerin isimleri, duvarlara yazılmış ve Boşnaklar, inatla aynı yeri Pazar yeri olarak kullanmaya devam ediyorlar.

 

MORİCA INN:
Burası bir konaklama yeri. 16’ncı yüzyılın ikinci yarısında; 1551 yılında yapılmış bir konaklama yeridir. Şehir dışından gelen tüccarların konaklaması için yapılmıştır. Osmanlılar tarafından yapılmıştır. Birinci katta 43 oda var. Günümüzde ise, burada halı dükkanı bulunuyor. Üst katta ise, genellikle hukukçuların büroları bulunuyor. Burada: ikinci katta “Mladi Müslümanlar” örgütünün bürosu bulunuyor. Bu örgüt: II. Dünya savaşının başlamasına yakın bir dönemde, Aliya İzzetbegoviç ve arkadaşları tarafından; Osmanlıların bölgeden çekilmesinden sonra, sahipsiz kalan bölge Müslümanlarının haklarını korumak üzere kurulmuştur.

ALİ PAŞA CAMİSİ:
Cami, 1561 yılında, Sancak Beyi Ali paşa tarafından, şehir meydanında yaptırılmıştır. Şehrin en güzel camilerindendir. Hemen yanında, eski bir Bosna Valisinin mezarı görülüyor. Cami: ortaçağ dönemindeki Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir.

      

GAZİ HÜSREV BEY CAMİİ VE KAPALI PAZAR YERİ:
Yapı: taş binadır ve 108 metre uzunluğundaki cadde boyunca uzanır. 1542-1543 yılları arasında, Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey tarafından, Ragusalı ustalara yaptırılmıştır.
Cami ise: Bosnalı Müslümanların gözbebeği gibi bir yapıdır. 1531 yılında inşa edilen cami: günümüzde tüm sessizliği ve gururu ile ziyaretçilerini bekliyor. Burası: iç savaş sırasında tahrip edilmiş ve savaş sonrasında, S.Arabistan fonları ile restorasyona tabii tutulmuştur.

   

LATİN KÖPRÜSÜ:
Bu köprü, Avusturya-Macaristan imparatorluğu Arşidükü Franz Ferdinant’ın: I. Dünya savaşı başlamadan önce, suikaste uğrayarak karısı ile birlikte öldürüldüğü yerdir. Olay: 28 Haziran 1914 tarihinde, köprü üzerinde, suikastçi Gavrilo Princip tarafından gerçekleştirilmiştir. Yani: sabıkalı bir köprüdür. 32 milyon kişinin öldüğü, dünya savaşına neden olması unutulacak gibi değildir. Köprünün bu sabıkası herkez tarafından bilinir ama sanırım ikinci sabıkası pek bilinmiyor.
Şöyleki: 1992 yılındaki iç savaş yıllarında: bu köprü üzerinde, 18 yaşındaki bir Bosnalı kız öğrenci, Sırp güçleri tarafından öldürülür.

       

KÜTÜPHANE:
Saraybosna şehrinin en ilgi çeken yapılarından birisidir. Hemen Mijecka nehrinin yanında, büyücek bir binadır. Giriş kapısının hemen yanında: büyük burgulu sütunlar görülüyor. Daha sonra ise, Selçuklu motifleriyle bezenmiş kapı bölümü var. Tahta perdelerle kapatılmış, onarılmayı bekleyen, 5 katlı bina.
Binanın cephesi harap olmuş durumdadır. Ama, bu cephede, Bosnalı yöneticiler tarafından asılmış bir levha hemen dikkati çekiyor ve iç savaşın bütün vahşetini bir iki kelimeyle ortaya koyuyor.
Bu mermer levhada: “25-26 Ağustos 1992 gecesi, Sırp milisler tarafından, bu kütüphane olarak kullanılan binada bulunan, yaklaşık 2 milyon kitap yakılmıştır” yazıyor. Yazının son bölümü “Unutma, kazan” diye bitiyor. Sırp milisler, burada çıkarılan yangın sonucu yanmayan kitapları: kesici aletlerle parçalamaya çalışmışlar.