Bolu

34.857 kişi okudu!

Hayatımın en güzel, beş yılını geçirdiğim, bu güzel şehri: yeşillikleri ve güzellikleriyle anımsıyorum. Tam bir cennet, Ankara ve İstanbul’da yaşayanlar için: fazla uzak olmayan, gerektiğinde sabah gidip akşam dönülebilecek, bir nefes, bir güzellik, evet tek kelime ile tam bir cennet. Gidin ve bu cennetin güzelliklerini görün yaşayın. Son olarak 4 Mart 2018 tarihinde gittim, elbette çok fazla değişiklik var ve değişiklikleri aşağıdaki notlarımda görebilirsiniz.

bolu şehri.1

ULAŞIM:

Ankara-İstanbul karayolu üzerinde bulunan Bolu şehrine ulaşım, yalnızca kara yolu ile yapılıyor. E-5 karayolu yanında, Otoban bulunuyor. Otobanın Bolu-Ankara bölümü: 125 km. Bu bölüm: yerli bir firma tarafından yapılmış ve pek otoban özelliklerini taşımıyor. Yani: bol virajlar, rampalar, dönüşler, iniş-çıkışlar var. Zaten bu yüzden: ağır vasıtalar, otobanı kullanmıyorlar. Aman, otoban diye güvenipte aşırı hız yapmayın, bazı virajlar o kadar sert ki inanamassınız. Bir de, kışın karlı havalarda buraya girmek pek akıl karı değil, çünkü az araç geçtiğinden, yol karlı-buzlu olabiliyor. Bolu-İstanbul arasındaki otoban ise, yabancı bir firma tarafından yapılmış. İtalyan firması. Devletler arası ilişkilerde bile bu firmanın ismi sık sık gündeme gelmiş, alacak-verecek yüzünden, ama inanın, Bolu-İstanbul arasındaki bu otoban daha mantıklı yapılmış, yani düz ve viraj, dönüş, rampa, iniş-çıkış, yokuş olmayan bir otoban. Tek sıkıntısı, bazı yerlerde, iki şeride inmesi, düşünün bir şeritte onarım varsa, otoban adı altındaki yol, tek şerit, muhteşem rezillik.

Bu arada: Bolu dağı tüneli diyeceksiniz. Bunu aşağıda ayrıntılı olarak anlatacağım. Çünkü: eskiden, Bolu dağını geçmek gerçekten büyük problem di. Hiç birşey olmasa, yani kar-buz-yağmur olmasa, sis olurdu. Bu kısa mesafeli yolu, aşabilmek için saatlerce, döne-dolaşa, ine-çıka araba kullanmak gerekirdi. Yüzlerce insanın, trafik kazalarında hayatını kaybettiği kesin. Tek güzel yanı, Bolu dağında bulunan restoran ve lokantalar idi. Tünelin açılması ile; bu tesislerin hepsi, ortadan kalktı, ama biraz önce de söylediğim gibi, tüm bu güzellikler, buranın trafik olumsuzluklarını asla gideremedi, iyi ki tünel açılmış. Tünel yaklaşık 3 dakika sürüyor ve tünel içinde hız limiti sınırlamaları var, 70 km den daha hızlı gitmemenizi öneririm, çünkü radar konuluyor ve limiti aşan sürücüler cezalandırılıyor.

Evet: Bolu şehrinin çevresindeki yerleşim yerlerine uzaklıkları şöyle. Bolu-Ankara arası uzaklık: 191 km. Bolu-İstanbul arası uzaklık: 262 km. Bolu-İzmir arası uzaklık: 595 km. Bolu-İzmit arası uzaklık: 151 km. Bolu-Zonguldak arası uzaklık: 159 km. Bolu-Adapazarı arası uzaklık: 114 km. Bolu-Bursa arası uzaklık: 273 km.

TARİH:

Bolu yöresinde ilk yerleşik toplumun, MÖ.1200 yıllarında, Frigler olduğu düşünülüyor. Daha sonra: Persler sonra İskender ve ardından, Bitinya Krallığı. Bu yüzden, buraya “Btihynia” denilmiş. Romalılar zamanında, bölge “Claudio Polis” olarak isimlendirilir. Bolu isminin de “Polis”ten geldiği sanılmaktadır.

Şehir, üç tepe üzerine kurulmuş. İçte ve  dışta surları varmış. Şehrin kuzeyinde, Halı Hisarı bölgesinde, bugün, bu surların kalıntıları görülebiliyor.

1071 Malazgirt Zaferinden sonra, batıya yayılan Türkmenler, 3 yıl sonra, Bolu bölgesine gelip yerleşirler. Osmanlılar, bölgede, ilk kez, Osman Gazi zamanında görülürler. Orhan Gazi döneminde, yöre tamamen ele geçirilir.

16. yüzyılda, Bolu, ikinci derece Şehzade sancaklarından biri olur. Kanuni Sultan Süleyman, şehzadeliği döneminde buraya atanır. 1811 yılında, Tanzimat sonunda, şehir Kastamonu eyaletine bağlanır. I.Dünya Savaşı ve sonrasında, şehir düşman işgaline uğramaz, fakat maddi zarar görür. 1923 yılında, şehir olarak öne çıkar.

GENEL:

İl topraklarının, % 56’sı dağlarla kaplıdır. Bölgede: morfolojik yapının karışıklığı, akarsu sayısının çokluğu, yükselti farklılıkları ve eğimin fazlalığı gibi faktörler, çok sayıda gölün oluşmasına sebep olmuş. Abant Gölü, Yeniçağa, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Sülüklügöl, Karamurat, bölgenin önemli gölleri.

Bolu’nun iklimi: Karadeniz iklim tipinde. Yıllık yağış miktarı fazla, yani bol yağmur ve kışın kar yağıyor. Güneşli gün sayısı pek fazla sayılmaz. Yani: gökyüzü, sürekli karanlık ve bulutludur. Zaten bu yüzden: Bolu, tamamen yeşil ve yeşillikler yöresi. İl’in, % 55’i ormanlarla kaplı. Karadere, Seben ve Aladağ ormanları, ülkemizin en zengin ormanları olarak değerlendiriliyor. (4 Mart 2018 tarihinde Bolu’ya gittiğimde, gün boyu sürekli yağmur yağdı, ama inanın bu tarih önemli değil, Mayıs veya Haziran ayında da Bolu’ya giderseniz büyük olasılıkla yağmur veya kesinlikle karanlık gökyüzü ile karşılaşabilirsiniz. Bu yüzden Bolu gezisinde yanınızda şemsiye ve yağmurluk olmalıdır. )

Şehir, jeolojik bakımdan, önemli fay tabakası üzerinde bulunduğundan, çok miktarda, jeotermal su kaynağı ve kaplıca var.

Bolu, kümes hayvanları üretiminde, ülke çapında önemli bir yere sahiptir.

DEPREM:

Buralarda ilk deprem 1 Şubat 1944 tarihinde oldu ve 4600 kişi öldü. 7.2 şiddetinde, sabah 06.21’de oldu. Kış mevsimi  nedeniyle, ölenlerin bir kısmının donarak öldüğü söylenir. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra, 12 Kasım 1999 tarihinde saat 18.57’de merkez üssü Düzce olan 7.2 büyüklüğünde bir deprem daha oldu. Bolu’nun bir bölümünde de mal ve can kaybı oldu. Toplam 710 kişi öldü, 2678 kişi yaralandı. Depremin en büyük özelliği: Bolu şehir merkezinde, genellikle Karacasu denen, E-5 karayolunun alt kısmında bulunan bölüm zemin durumu nedeniyle tehlikeli olarak düşünülürken, depremin E-5 karayolunun üst kısmında olmasıdır, çünkü fay hattı buradan geçiyormuş. Sonuçta: depremin ardından kalıcı konutlar, daha yukarılara ve zemin sağlam bölgelere yapıldı, yani şehir bir anlamda yer değiştirdi denilebilir.

 

KÖROĞLU;

Bolu denilince, akla, bu yörelerde yaşamış, Köroğlu gelir. Asıl adı: Ruşen Ali. “Benden selam olsun Bolu Bey’ine” diye başlayan sözleri ve haksızlığa karşı gelmesi, halk arasında, dilden dile dolaşarak günümüze kadar ulaşan söylencelere neden olmuştur.

Bolu Bey’i: at meraklısıdır. Seyisi olan Yusuf’u: güzel ve cins bir at aramaya gönderir. Yusuf; bir tay bularak geri döner. Tayın gösterişi yoktur, hatta çirkindir. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Bey: bu çirkin ve sevimsiz tayı beğenmez ve ceza olarak seyisi Yusuf’un gözlerine mil çektirir ve kör olmasını sağlar. Yusuf tay ile birlikte köye döner ve olanları oğluna anlatır. Oğlu ile birlikte tayı terbiye ederler. Tay mükemmel bir küheylan olur. Oğlu Ruşen babasının intikamını almak için dağa çıkar. Ruşen Ali “Köroğlu” diye anılır. Gelen geçeni soyar, ünü yayılmaya başlar, kendisi gibi kanun kaçaklarını yanına toplar. Bolu şehrinin karşısında Çamlıbel’de bir kale yaptırır. Babasının öcünü almak ve zalimlerden hesap sormak için Çamlıbel’deki otağında yaşar. Onun zalimlerle mücadelesi, yurdun dört bir yanına “Köroğlu Efsanesi” olarak yayılır. Günümüzde, Bolu şehrinin merkezi meydanında Köroğlu heykeli bulunmaktadır.

BOLU KAPLICALARI:

Kaplıcalar: şehir merkezine, 5 km. uzaklıktaki, Karacasu beldesinde bulunmaktadır. Burası: Gölcük gölüne çıkış yolu üzerindedir. Yani: 5 km. deyince, aslında burası şehirle birleşmiş bir durumdadır. Seben dağları eteklerinde, çevresi ormanlarla kaplı, sakin bir dinlenme yeridir.

Su: doğal kaynaktan çıkar. Sıcaklığı: 42-44 derecedir. İçindeki bileşimi: bikarbonat, sülfat, kalsiyum, magnezyum, karbondioksit ve flörür.

Sular: banyo ve içme kürlerine elverişlidir. Romatizmal hastalıklara, deri, kan dolaşımı ve kalp hastalıklarına, solunum yolu hastalıklarına, kadın hastalıklarına, sindirim sistemi, safra kesesi, böbrek ve idrar yolları hastalıklarına, kemik ve kireçlenme rahatsızlıklarına, metabolizme ve beslenme bozukluklarına iyi gelir.

Kaplıcaların bulunduğu Karacasu bölgesinin diğer en büyük özelliği ise: Sağlık Bakanlığının burada bulunan “Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi” nin bulunmasıdır. Gölcük çıkışında hemen sol yanda kalıyor.

İZZET BAYSAL VE ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ:

İzzet Baysal ismi: Bolu için büyük önem taşıyor. Bu hayırsever iş adamı: tüm hayatı boyunca sahip olduğu değerleri, tamamen Bolu şehri için harcamış. Bolu şehrinde: okullar, sağlık ocakları ve muhteşem bir Üniversite yaptırmış. Zaten vasiyeti üzerine de, 2000 yılında vefat edince, Üniversitenin hemen girişinde, sağ bölümde, küçük bir anıtın altına gömülmüş.

Muhteşem bir üniversite. Tam bir modern eğitim kurumu. Gerek tesisleri ve gerekse bölgesi itibarı ile, gerçekten muhteşem. Üniversite merkez kampüsü, Bolu şehir merkezine 8 km. uzaklıkta. Kampüse ulaşım, özel halk otobüsleri ve belediye otobüsleri ile sağlanıyor.

Aynı zamanda: bu güzel üniversitenin öğrencileri ve eğitim kadrosu, Bolu şehrine büyük bir kültürel farklılık yaratmış. Şehir içinde gezerken, çok miktarda, genç insan göreceksiniz.

Bu arada: bu muhteşem insan için, her yıl, Mayıs ayında, “İzzet Baysal Kültür ve Sanat Festivali” yapılmaktadır. Bolu şehrinin merkezindeki meydanda, İzzet Baysal heykeli bulunmaktadır.

 

KÖKEZ SUYU:

Bolu’da mutlaka dikkatinizi çekecektir. Buraya has, Gölcük bölgesinden, ormanların içinden çıkan ve şehirdeki çeşmelere verilen kökez suyu: içim lezzeti olarak çok güzel. İl genelinde, kökez suyu bağlanan: 87 çeşme bulunuyor. Kireç oranı son derece düşüktür. Kireç içermediği için, çay demlerken, oldukça kullanışlı. Bolu’da bulunduğunuzda, size belki de şu soru sorulacak: “şebeke mi, kökez mi”.

Ama: şunu da unutmayın, 2-3 yılda bir, kökez suyuna bir mikrop karışır ve tüm şehir “cırcır” olur. Yinede: kökez suyu bir alışkanlıktır, bu suyu içen, bir daha buradan ayrılamaz derler. Evet kökez suyunu tatmak isterseniz: Gölcük yolunda, şehir merkezinde solda bir çeşme var ve yine Gölcük yolunda, tepeye çıkarken yine solda bir çeşme bulunuyor.

NE YENİR:

Şehir, yemekten öte, aşçıları ile ünlü. Mengen ilçesinde yetişen aşçıların ünü; Osmanlı döneminden günümüze kadar geliyor. Atatürk’ün aşçısının bile, Mengen’li olduğu düşünüldüğünde, Mengenli aşçılara verilen önem hemen ortaya çıkıyor. Bunun yanında: her yıl, Mengen İlçesinde, “Mengen Aşçılar Festivali” düzenleniyor ve bu festivale: birçok aşçı yanında, birçok insan katılıyor.

Bolu il merkezinde; yemek denilince akla gelen şunlar: Kızılcık tarhana çorbası (mide ağrılarına iyi geldiği söyleniyor, ancak lezzeti biraz acıdır), tarhana çorbası, Bolu ekmeği (içinde patates bulunuyor, özellikle merkeze yakın Paşaköy ekmeği), keşli-cevizli makarna (keş; bir çeşit peynir, cevizle karıştırılarak makarnanın üstüne dökülerek servis yapılıyor). Ayrıca: Bolu yöresinin, kaymaklı ekmek kadayıfı da yöresel bir lezzet olarak öne çıkıyor. Tüm bunların yanında: Bolu’da bulunduğunuz sürede, yörede bolca bulunan Alabalık Çiftlikleri nedeniyle, burada mutlaka alabalık yemelisiniz. Özellikle: Abant Gölü yolunda mutlaka alabalık yemeği sakın ihmal etmeyin. Son bir not: kızılcık tarhanası kilosu 20 TL, yine buraya özgü büyük boy kuru fasulyenin kilosu 15 TL. dir. Özel ekmeğin tanesi ise 6 TL. dir.

 

NE SATIN ALINIR:

Bolu’dan satın alabileceğiniz başlıca şeyler: fındık şekeri, Bolu çikolatası, Bolu patatesi ve patatesli ekmek. Özellikle: Bolu çikolatası mutlaka ilginizi çekecektir, değişik bir tat, yalnız merkezde, bir-iki yerde satılıyor. Patatesli ekmeği de mutlaka tatmalısınız. Bolu patatesi çok özeldir, özellikler renginin sarılığı ile öne çıkıyor, özel aracınız ile gitti iseniz, bagajınıza mutlaka bir miktar patates alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER:

GEZİ PLANI:

Ankara istikametinden şehre girmek için: otobandan ilk çıkıştan çıkmalısınız. (Eğer şehri gezmek isterseniz) Yalnızca: Abant istikametine gidecekseniz, otoban ‘BOLU BATI” çıkışına kadar gidebilir ve şehir trafiğine girmezsiniz.

Ancak şehri gezmek isterseniz: Ankara istikametinden gelirken, ilk otoban çıkışından (BOLU DOĞU) çıkıp, şehir merkezine 11 km. lik bir mesafeden merkeze yaklaşarak, şehri gezebilirsiniz. Otobandan çıktığınızda: solunuzda Çimento Fabrikası ve sağınızda, önce Organize Sanayi Sitesi ve sonra bir Makarna Fabrikası göreceksiniz.  Çimento fabrikası denince, Amerika’da ve gelişmiş ülkelerde, hiç çimento fabrikası göremezsiniz. Çünkü: çimento fabrikaları, çevreyi yani doğayı en fazla kirleten tesis olarak öne çıkarlar. Bu yüzden: gelişmiş ülkeler çimento fabrikalarını kendi ülkelerinde kurdurmazlar, çimento fabrikalarını başka ülkelerden satın alarak, kendi ülkelerinin çimento ihtiyacını karşılarlar. Şimdi düşünün bakalım, niye ülkemizdeki bir miktar (sanırım 6) çimento fabrikası, Fransızlar tarafından satın alınmıştır. Niye mi, onların doğası, çevresi değerli, bizimki galiba değil.

Neyse, gezimize devam edelim. Bu yolda ilerlediğinizde, sağınızda büyük tavukçuluk tesisleri göreceksiniz. Bolu adı duyulunca, burada kurulu tavukçuluk tesisleri ön plana çıkıyor. Özellikle: bir zamanlar Mudurnu, bunların başını çekiyordu. Tavukçuluk tesisleri kurulu bulundukları bölgede, çevre yaşayanları içinde büyük imkanlar yaratıyorlar. Köylerde: tavuk üretim tesisleri kuruluyor ve buralarda üretilen tavuklar, bu tesislerde, tam otomatik bu tesislerde, gayet güzel işleniyorlar. Ben gördüğümde inanamadım, kamyonlarla tesise getirilen canlı tavuklar, bir yandan ayaklarından çengellere asılıyorlar, bu çengeller üzerinde raylı sistemde ilerleyen tavuklar, tesis içinde işlemlere tabi tutulduktan sonra, tesisin diğer çıkış kapısında, kesilmiş, şoklanmış, paketlenmiş olarak, koliler içinde, Türkiye’nin birçok yerine sevk edilmeye hazır hale geliyorlar. Ah bir de, bu tesislerin yani tavuk kesim tesislerinin o kötü kokusu olmasa, özellikle Mudurnu ilçesi girişinde, tavukçuluk tesisinin yaydığı o kötü koku, pek dayanılır gibi değil.

Evet, Bolu dedik, tavuktan bahsettik. Derken: şehre yaklaşıyoruz. Sağınızda, Bolu şehrinin simgesi bir yapı, bir oluşum göreceksiniz. “Bolu Komando Tugayı” Uzun yıllardır burada konuşlu bu askeri birlik, özellikle Güney Doğuda yaptığı kahramanca hamleler ile, Ordumuzun, Askeriyenin daima göz nuru olmuş, operasyon dönüşlerinde Bolu içinde yaptıkları tören geçişleri ile de Bolulunun sevgisini kazanmış bir unsur. Tugayın konuşlandığı yer, şehre girişte hemen sağda, Bunun hemen karşısından, Kartalkaya yoluna çıkan sapak var. Kar ve kayak meraklıları bu yoldan sapıyorlar.

Şehre yaklaştığımızda: şehrin, üzerinde bulunduğumuz ve E-5 karayolu olarak değerlendirilen, bu yolun her iki yanında kurulu olduğunu görüyoruz. Özellikle: sol yanda daha yoğun bir yerleşim var. Sağ yandaki küçük yerleşim, 1999 depreminden sonra daha yoğunlaşmış. Çünkü: duyduğuma göre, sol yan bölümün altı nisbeten sulak yani yumuşak, sağ bölümün altı ise, daha sert, kayalık imiş. Burada biliyorsunuz, büyük bir fay hattı geçiyor.

Şehir içine girdiğinizde: şehrin tam merkezinden geçen “Cumhuriyet Caddesi”nden yürüyerek gezin. Zaten: son gezide gördüğüme göre: Cumhuriyet caddesinin büyük bölümü trafiğe kapatılmış, sadece yaya olarak gezilebiliyor. Şehrin tüm canlılığı bu cadde üzerindedir. Daha sonra: aşağıda ayrıntılarını verdiğim, bölümlerden ilginizi çeken yerleri gezmek üzere, kendinize bir program yapabilirsiniz.

Son gittiğimde, Bolu şehrinde özellikle E-5 karayolu üzerinde, İstanbul istikametine giderken çok büyük AVM’ler yapıldığını gördüm, ama unutmamak gerekir ki, günümüzde her yerde AVM var, sizler Bolu’ya giderseniz, yeşilliklerin, ormanların, göllerin tadını çıkarın.

BOLU MÜZESİ:

Bolu il müzesi: 1975 yılında kurulmuştur. Bolu Kültür Merkezi içindedir. 1981 yılında, bugünkü şekli ile, ziyarete açılmıştır. 1999 yılı depreminde, hasar üzerine, bir süre ziyarete kapatılmıştır. 2006 yılında, yine ziyarete açılmıştır.

Kültür Merkezi giriş katındadır. 2 bölümden oluşmaktadır. Bunlar: Arkeoloji ve Etnoğrafya salonları.

Toplamda: 2935 arkeolojik eser, 1682 etnoğrafik eser ve 11364 sikke olmak üzere, Müzenin envanterinde, 15981 eser bulunmaktadır.

Arkeoloji Salonu: Eski dönemlere ait: mermer, cam, maden ve pişmiş topraktan yapılmış eserler var. Özellikle: Roma  dönemine ait olan mermer heykeller, pişmiş toprak ve cam mezar hediyeleri dikkat çekiyor. Bunun dışında: bronz, gümüş ve altın sikkelerin sergilendiği, zengin bir sikke koleksiyonu var. Kurtarma kazıları sırasında ortaya çıkarılan: Roma dönemine ait bir tuğla mezar örneği, iskelet ve orijinal mezar hediyeleri, ilgi çekiyor, mutlaka görün.

Etnoğrafya Salonu: Burada sergilenen eserler arasında: mahalli el sanatları olan Mudurnu oyaları, Bolu’da kına gecesi, eski Bolu evi mutfağı ve oturma odaları canlandırılmış, buralarda ziynet eşyaları, dini eserler, silah koleksiyonları ve çeşitli dokumalar sergileniyor.

BÜYÜK CAMİ (YILDIRIM BEYAZIT CAMİ):

Büyük cami mahallesinde bulunuyor. Yıldırım Beyazıt tarafından, 1382 yılında yaptırılmış. 1899 yılında yanmış ve bunun üzerine, yeniden bugün görülen cami yaptırılmış. Caminin iki minaresi var. Tek kubbesi bulunuyor. İç mekanda: nakış işi süslemeler ilgi çekici.

SARAÇHANE CAMİSİ:

Kitabesine göre: 1750 yılında, Silahtar Mustafa Ağa tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı ve ahşap çatılıdır. Doğu ve güney cephe duvarlarında: sivri kemerli çeşmeleri var.

TAŞHAN:

Büyük cami mahallesinde, caminin hemen arkasında bulunuyor. 1804 yılında: Abdullah Ağa tarafından yaptırılmıştır. İki katlı ve avlulu olan yapıda, toplam 30 oda bulunuyor. Burası, günümüzde alışveriş yeri olarak kullanılmaktadır.

TOKADİ HAYREDDİN TÜRBESİ:

İl merkezine 13 km. uzaklıktaki, Elmalık köyündedir. Otoban veya E-5 karayolundan ilerlerken, buranın tabelasını mutlaka göreceksiniz. Bu kişinin ismi: tasavvuf kaynaklarında geçmektedir. 1535 yılında ölmüştür. Türbe: asırlık ağaçların altında, bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Her yıl 20 Temmuz tarihinde, burada anma günü etkinlikleri düzenleniyor. Türkiye’nin birçok yerinden gelen ziyaretçiler var.

AKKAYALAR:

Bolu’nun 10 km. güneyinde, Mudurnu yolu üzerinde soldadır. Bu travertenler, Denizli-Pamukkale’nin bir minyatürü gibidir. Buradan çıkan maden suyu: değişik bir tatta ve 20 derece sıcaklıktadır. Bir zamanlar: burada akıp boşa giden maden suları, daha sonra modern tesisler kurulup şişelenerek satışa sunulmuştur. “Akmina” markalı maden suyu buradan çıkarılmaktadır.

GÖLKÖY:

Bolu’nun 13 km. güneyindedir. Suni olarak yapılmış bir set gölüdür. Çevresi: çam ve köknar ağaçları ile kaplı gölün içinde: sazan ve alabalık bulunuyor. Şehir merkezine yakınlığı ve ulaşımın kolaylığı nedeniyle, özellikle piknik yapmak isteyenler ve olta balıkçılığı için çok elverişli. İzzet Baysal Üniversitesinin hemen arkasındaki bölümde bulunuyor. Giriş ücretli. DSİ Bölge Müdürlüğüne ait bir tesis var. Burada: konaklama ve restoran bulunuyor. Özellikle: Bolu’daki düğün alayları, araç konvoyları, gölün çevresinde mutlaka tur atarlar.

 

ALADAĞ YAYLASI:

Bolu’nun 25 km. güneyinde, dağ yamaçları üzerinde bir bölge. Gölcük gölüne giderken, aynı yol üzerinde devam edildiğinde, buraya ulaşılıyor. Yol biraz zor ama pek fazla zahmetli değil. Buradaki tesislerden yer ayırtabilirseniz, iki veya üç gün burada kalmayı mutlaka deneyin. Ruhunuzun etkilendiğini göreceksiniz.

Orman alanları arasında bulunuyor. Burada: Orman İşletme Tesisleri, Aladağ İzcilik Kampı ve Gölet var. Buradaki: Orman İşletme Tesislerinde tek katlı, müstakil, ahşap barınma yerleri var. Ayrıca: göletin hemen kıyısında: Gençlik Spor Müdürlüğünün çok katlı bir tesisi var. Bu tesisin yanında ise, bungalov tipi evler bulunuyor. Buralarda da barınmak mümkün. Gölde ise, amatör balıkçılık yapılabiliyor.

Burası ile ilgili bir efsane, söylence anlatmak istiyorum. Yaklaşık 10-15 yıl kadar önce, bu bölgede, bir yabancı şahıs ve oğlu kaybolmuş ve bunun üzerine, o ülkenin askeri birlikleri dahil, uzun süre arama çalışmaları sürdürülmüş ve sonunda bu iki insan sağ salim bulunmuştu. Tabii bu kaybolma üzerine, bir  sürü senaryo üretildi. Buyurun senaryolardan birini de ben söylemek istiyorum, belki ilginizi çeker. Geçmiş dönemlerde, buradan geçen bir kervan, eşkıya baskını üzerine, yanlarında bulunduğu birçok deve yükü altın, mücevher ve değerli eşyayı, buradan geçen bir derenin yanına gömmüşler. Zamanla, bölgenin jeolojik değişimleri sonucu, derenin önü tıkanmış ve burada bu göl oluşmuş. Sözüm ona, yabancı devlete mensup kaybolan bu şahıs, gökyüzünden yapılan araştırmalarda, bu hazine ile ilgili ipuçları bulmuş ve onu aramaya gelmiş. Sonuç? Merak ettiniz elbette, ama inanın sonucu bende bilmiyorum, bu define bulundumu, bulunmadı mı. Ama insan düşünmeden edemiyor, bir yabancı, oğlu ile birlikte, Bolu’nun dağlarında, ormanlarında ne yapar, ne eder, kaybolur?

 

SARIALAN YAYLALARI:

Bolunun, 20 km. güneydoğusunda, Kartalkaya yolu üzerindedir. Burada: kamp, piknik ve trekkingi yapılabiliyor. Kartalkaya yolu üzerinde bulunması: özellikle kar ve kayak turizmi için Kartalkaya’ya çıkan ziyaretçilerin, mutlaka gördüğü, tanıdığı bir yer olarak öne çıkmasına sebep oluyor. Burada bir gölet var.

 

ABANT GÖLÜ:

Yine bu sitede, yalnızca Abant başlığı altında bulabilirsiniz.

 

KARTALKAYA:

Yine bu sitede, yalnızca Kartalkaya başlığı altında bulabilirsiniz.

 

YEDİGÖLLER:

Yine bu sitede, yalnızca Yedi göller başlığı altında bulabilirsiniz.

 

GÖLCÜK:

Yine bu sitede, yalnızca Gölcük başlığı altında bulabilirsiniz.

 

SONUÇ:

Bolu şehri gerek Ankara ve gerekse İstanbul gibi büyük metropol şehirlere yakınlığı ve otoban bulunması nedeniyle ulaşım sorunun olmaması nedeniyle ilgi çekiyor. Yani: Ankara ve İstanbul’da yaşayanlar Bolu şehri ve güzelliklerine kısa sürede ve zahmetsiz olarak ulaşma şansına sahiptirler. Eğer: bulunduğunuz büyük şehir ortamından kısa veya bir süreliğine uzaklaşmak isterseniz, Bolu şehri idealdir. Burada: şehir merkezinde: kaplıcalara gidebilir, yöresel lezzetlerin tadına bakabilirsiniz. Şehir yakınlarındaki: Abant, Gölcük, Yedi göller ve Gölköy: yeşillikler içindeki göllerin tabiat güzelliklerini ziyaretçilerin sunar. Kartalkaya ve Sarıalan yaylaları ise: özellikle kış turizmi ve kayak severler için idealdir. Aladağlar: yüksek konumu, yemyeşil ortamı ve ortasındaki gölü ile tam bir dinlenme yeridir. Bu güzellikleri mutlaka görün ve yaşayın.

 

Bolu, Kartalkaya

7.354 kişi okudu!

genel.5
Kartalkaya kayak merkezi: İstanbul’a 3 saat ve Ankara’ya 2 saat uzaklıkta bulunması ile öne çıkar. Bolu şehir merkezinden 15 km. uzaklıkta, E-5 karayolu üzerinde ilerlerken: İstanbul gelişinde, sağınızda: “Kartalkaya” tabelasını gördüğünüzde, yoldan ayrılmalısınız ve yaklaşık 28 km. sonra: Kartalkaya Kayak Merkezine ulaşırsınız.

Yani: Bolu şehir merkezine uzaklık: 54 km. dir. Bu mesafe: havanın ve yolun durumuna göre: yaklaşık 45 dakikada alınabilir. Ankara-Kartalkaya arası uzaklık: 275 km. dir. İstanbul Atatürk Havaalanı-Bolu arası uzaklık ise: 275 km. dir. Bolu şehir merkezinden: Kartalkaya’ya, toplu ulaşım araçları (otobüs, minübüs) bulabilirsiniz.

Elbette: sezonda buraya gitmek istemeniz halinde: yanınızda mutlaka zincir ve aracınızda kar lastiklerinin takılı bulunmasında yarar var. Zinciriniz yoksa: yol kıyısında; zincir kiralayan ve hatta zincirinizi takabilecek elemanları, ücreti karşılığında rahatlıkla bulabilirsiniz.

genel.1
GENEL:

Kartalkaya kayak merkezi: Bolu ilinin güneydoğusunda, Köroğlu Dağları üzerindedir. Bölge: yarı ılıman bir iklime sahip olup, kayak merkezi ve çevresi: çam ormanlarıyla kaplıdır. Hakim rüzgar yönü: batı-kuzeybatı yönündedir.

Kayak ve snowboard sporları ile yeni tanışacak olanlar veya bu spora yeni başlayanlar, Kartalkaya’ya gönül rahatlığı ile gidebilirler. Burada: kendileri için uygun pistler bulabilirler. Kartalkaya: aynı zamanda, profesyonellere de hitap eden dik pistleri ile de gözde bir kayak merkezidir. Burada: kayak yapmanın dışında, sahip olduğu muhteşem manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Manzara: yalnızca çam ağaçlarıyla sınırlı değildir. Bolu dağlarını ve Köroğlu dağlarını rahatlıkla görebilirsiniz. Yazın: bu dağların yamaçlarında, doğa yürüyüşü yapılabilmektedir.

genel.2
Kayak merkezinde, kayak mevsimi; 20 Aralık tarihinden 20 Mart tarihine kadar devam etmektedir. Mevsim başında: toz ve mevsim sonunda ıslak kar özellikleri görülür. Merkezde: 3 metreye kadar kar görülür.

Evet, Kartalkaya, sahip olduğu özellikler nedeniyle, Türkiye’nin sayılı kayak merkezlerinden biridir. Alp kayağı, kayaklı koşu (cross-country) ve tur kayağı için çok uygun koşullara sahiptir.
genel.en güzel resim.1
Kayılabilen alan: 1850-2200 metre yükseklik kuşağı üzerindedir. Zirve: 2200 metre yüksekliktedir. Ancak: kayalık olup, alpin çamlarıyla kaplıdır. 12 adet pistte: toplam uzunluk: 20 km. yi bulur.

Snowboard yaparken, artistik uçmak isteyenler: Dorukkaya Otel pistlerinde bulunan, snowparkta, yeteneklerini sergileyebilirler. Bu parkta: 3 ana rampa, 1 corner, 3,4 ve 6 metre uzunluğunda olmak üzere, 3 handrail ve 3 box (3 ve 6 metre olmak üzere) bulunmaktadır.
genel.3
2 adet telesiyej, 6 adet telesiki ve 3 adet baby lift olmak üzere: toplam 11 mekanik tesiste, toplam taşıma kapasitesi: 6000 kişi/saattir. Yeşil Lift (Chairlift: 700 metre), Çamçukuru Lift (Chairlift: 650 metre), İnekçayırı 1-2 (Ski-Lift: 900 metre), Resuldede 1-2 (Ski-Lift: 600 metre), Kazankaya (Ski-Lift: 650 metre), Köroğlu Lift (Ski-Lift: 1200 metre), 2 Baby-Lift bulunmaktadır.
konaklama.1
Konaklama sıkıntısı bulunmamaktadır. 2000 metre yükseklikte: 3 tane gayet lüks otel var. E-5 karayolundan, Kartalkaya yönüne saptığınızda: 10 km. den sonra oteller başlamaktadır. Otellerde: kayak, kızak ve snowboard kiralama hizmeti var. Otellerin toplam yatak kapasitesi: 1760’tır.

Burada bulunan konaklama  tesisleri:

Kartal Oteli                                      374-2345005

Grand Kartal Oteli                         374-2345050

Dorukkaya Hotel                            374-2345026

Golden Key Hotel                           374-2345059

Karlı ve yorgun bir gün sonunda: otellerin SPA merkezlerini, hamam ya da saunalarını ziyaret edebilirsiniz. Spor sonrası eğlenceye devam etmek isteyenler ise: otellerde yapılan etkinlikleri takip ederek bu düşüncelerine de zaman ayırabilirler. Ayrıca: çam ağaçları ve bembeyaz örtülü manzara arasında: yürüyüş yaparak da keyifli anlar yaşayabilirsiniz. Yürüyüşler için özel parkurlar var. Bunu yapmadan önce: havanın soğuk olmasını düşünerek kat kat giyinmemenizi öneririm. Yürüyüş sırasında: fotoğraf makinenizi, mutlaka yanınızda bulundurun.

Bolu, Yedi göller

39.401 kişi okudu!


Yedigöller’e, özel aracınız ile, iki şekilde gitmeniz mümkün. Geliş yönünüz: Ankara veya İstanbul üzerinden gelirken aşağıda belirteceğim noktalarda, otoyoldan çıkmanız gerek.Tercih sizin, sonuçta iki yolda birbirinin benzeri. Yanlız, özellikle kışın gelmek isterseniz, Bolu içinden ayrılan yol kapalı, kesinlikle bunu tercih etmeyin, öbür yoldan gitmeniz gerek. Çünkü: Bolu içinden ayrılan yol, yüksek rakım nedeniyle daha fazla kar yağışı alıyor ve uzun süre kar nedeniyle kapalı kalıyormuş. Ben; baharda, Bolu içinden giden yolu kullandım.

Evet devam ediyorum.
Bu yollardan birincisi: Ankara-İstanbul otoyolunda, Yeniçağ’da otoyoldan çıkmanız gerek. Yeniçağ’dan çıktıktan sonra, Bolu-Gerede yoluna gireceksiniz ve 19 ncu km.de “Yedigöller” tabelasını görünce, buradan sapacaksınız. Bu dönüşten sonra, yol, stabilize ve toprak. Yani, tam bir rezalet mi demeli felaket mi demeli bilmiyorum. Altı yere yakın araç ile sakın gitmeyin. Nisbeten yerden yüksek bir araç ile gitmeniz şart. Aksi halde; yolun sıkıntılarını sürücü veya yolcu olarak zaten yaşayacaksınız, altınızdaki araba da, size ilave sıkıntı yaratmasın. Yani: toz yuta yuta gidiyorsunuz. Bu sıkıntılı yol, muhtemelen 3-4 saat sürüyor.

İkinci alternatif yol ise; Bolu şehir içinden, otoyolda çıkmanız gerekiyor. Bolu ilinde, otoyoldan çıktıktan sonra, şehir içinde, kuzeyde, ayrılan bir yol ile yedigöller istikametine dönüyorsunuz. Bu yol uzunluğu: 42 km. Ama yol sıkıntılı olduğundan, bu yolu yaklaşık 3-4 saat civarında alıyorsunuz. Tabii, sinirlenip, o kötü yolda hız yaparsanız, 3 saat da olabiliyor. Yol önceleri asfalt ama daha sonra virajlı ve stabilize. Aynı zamanda dar, karşıdan kamyon gelmesin diye sürekli tedirgin oluyorsunuz. Yolun bir tarafı dağ, diğer tarafı yamaç. Bir süre orman içinde gidiliyor. Hani, diğer yol kötü demiştim ya, bununda ondan pek farkı yok. Sonuçta yedigöllere ulaşım problemli. Bir zamanlar, Bolu Valisine, “niye ulaşım için doğru dürüst bir yol yaptırılmıyor? ” diye sormuştum. Aldığım cevap: ” Buraya yol yaptırmak sorun değil, ama düzgün bir yol yapılırsa, burası da Abant gibi olur, insanlar yoğunlaşır, kirlilik artar, bu güzellik elden çıkar” demişti. Bilmiyorum, bu cevap içinde, hem mantık, hem de anlaşılmaz bir tutum var. Mantık var, söylenenler doğru. Anlaşılmaz tutum ise, bu ülkenin bir insanı olarak, ülkemin güzellikleri görmenin en doğal hakkım olduğunu düşünüyorum. Ama, biliyorsunuz, bir sorun varsa tedbir alarak onu çözümlemek yerine, kapat gitsin. Sorunu çözmek gerekir, insanları bilinçlendirmek, insanların çöplerini, kirliliklerini bulundukları yere bırakıp gitmemeleri için, onların eğitilmesin gerekir diye düşünmemek elde değil. Yoksa; buraya kimse gelmesin, temiz kalır demek çözümmü?

Neyse, biraz sıkıntıya katlanın, çünkü, oraya varınca sizi bir cennet bekliyor. Muhteşem keyf alacağınız bir yer. Buna inanın ve sıkıntıya katlanın. Yeter ki, altınızdaki aracınız, bu yolu gitmeye uygun olsun. Veya size daha gerçekci bir öneri sunmak istiyorum. Buraya kendi aracınız ile değilde, herhangi bir seyehat firmasının, tur organizasyonu ile gidin, rahat edin.

 

GENEL:
Yedigöller havzası, kayan kütlelerin, vadiler ve akarsuların önünü kapatması sonucu oluşmuş. Yüzeysel ve yeraltı suları ile, bu göller birbirine bağlı. İsimleri: Sazlıgöl, İncegöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl, Kurugöl, Seringöl. Yöre: 1965 yılında, Milli Park Statüsüne alınmış. 2900 hektarlık bir alan. Yeşil denizinin ortasında, yedi tane mavi ada. Kuzeyden, güneye doğru, 1500 m. lik bir aralan sıralanmış, yedi tane göl. Kademeli vadide yer alan bu göllerin bazılarının arasında küçük çağlayanlar göreceksiniz.
Seyir terasları ve göl kıyılarındaki tahta iskeleler de, muhteşem.
Milli park içinde; kayın, meşe, gürgen, kızılçam, karaçam, sarıçam, köknar, ıhlamur ve benzeri birçok ağaç görmek mümkün. Toplam 238 farklı bitki türü varmış. Ülkemizin en güzel karışık doğal ormanı burada. Bölge, doğanın yarattığı bir arboretum (canlı ağaç müzesi) görünümlü. Ayrıca, zamanı geldiğinde, gölün yüzeyindeki nilüfer’ler bambaşka güzellik katıyor.
Buranın en ilginç özelliği: burada mevcut ağaçların aralarından sızan gün ve güneş ışığının, yarattığı renk armonisi. Ayrıca, bu görüntüler, göl kıyısında, göl yüzeyine yansıyarak, çok güzel görüntüler oluşturuyor. Sonbahar ve kış mevsiminde, ağaçların renki turuncu ve kızıl arasında dolaşırken, bu renk armonisi doğaya bambaşka bir güzellik yansıtıyor. Zaten, bu görüntüleri ve renk çeşitliliğini başkaca bir yerde görmek mümkün değil. Kendinizi cennette hissedeceksiniz.
İnsanlar, yedigöllere ne için geliyorlar? Dinlenmez, gezi, piknik amaçlı olarak geliyorlar. Bunun yanında, botanikçiler ve fotoğraf meraklıları da buraya geliyor.
Evet, yedigölleri ziyaret etmek için en uygun tarih? Nisan ve Mayıs aylarında. Yanınıza, mutlaka kalın giysilerinizi ve uygun (altı kaymayan) ayakkabılarınızı almanız şart. Özellikle, burada ve yakın çevresinde, hiç bir alışveriş merkezi olmadığını unutmayın. Yani; yanınıza, her türlü ihtiyaç duyacağınız şeyi almanız şart. Ayrıca; burada cep telefonu da çekmiyor. Yani, yakınlarınız sizi aradığında bulamayacaklar.

 

YEDİGÖLLER EFSANESİ:
Burada malüm yedi tane göl var. Şöyle ki; ” Zamanın birinde, buraya 7 tane evli çift gelir ve farklı yerlere yerleşirler. Bunlardan, en büyük yaşı olan çift, büyükgölün bulunduğu yere yerleşir. Yaşı en küçük olan çift, küçük gölün bulunduğu yere yerleşir. Sazlıgölün bulunduğu yerdeki çiftin damadı, sürekli saz çalmaktadır. Nazlı gölün bulunduğu yerdeki çiftin gelini ise, çok nazlıdır. Bu çiftlere, buraya yerleştikten bir zaman sonra burada bu göller oluşur. Evet, lütfen mantık aramayın. Sonuçta, efsane bunlar.

 

ALABALIK:
Buradaki göllerde, muhteşem lezzeti olan alabalık bulmak mümkün. Ama, balıkçıların, Abant’tan getirdikleri alabalık türü, buranın doğal alabalığının yumurtalarını yiyerek, yok olma noktasına getirmiş. Bunun yanında, 1969 yılında, milli parkın kuruluşu ile, burada ülkemizin ilk alabalık üretim istasyonu da kurulmuş. Hala, faaliyetlerini sürdürüyor. Çevresinde, yüksek tellerle çevrili bir göl. Burada, alabalık satın alma şansınız var. Mangalda güzel bir alabalık ziyafeti için, mutlaka buradan alabalık satın alın. Ama, hayır ben alabalık tutmak ve kendi tuttuğum alabalıkları yemek istiyorum derseniz, o da mümkün. Ücreti karşılığı, göllerde alabalık tutabiliyorsunuz. Yeterki, olta takımınız ve birazcık yem olarak ekmek içi olsun. Tabii, biraz da sabır gerekli. Evet, yedigöllerde, olta balıkçılığı, balık tutmak mümkün. Ücretini ödeyin, görevliler zaten sürekli dolaşıyorlar.

 

PİKNİK-YEDİGÖLLERDE NE YENİR:
Milli park alanı içinde, pikniğe gelenler için tahta masalar ve ocaklar var. Yiyecek ve içeceklerinizi mutlaka beraberinizde getirin. Aksi halde, burada yanlızca alabalık satın alabilirsiniz. Veya, amatör balıkçılık yeteneğiniz varsa, göllerden tutacağınız balıkları mangalda pişirme şansınız olacak.

 

NE SATIN ALINIR:
Yol kıyısında, yolda ilerlerken, yörenin insanları çeşitli şeyler satıyorlar. Özellikle, alıç almanızı öneririm. Napolyon kirazı büyüklüğünde, iplere dizilerek satılıyor. Beyaz renkli bu meyveyi mutlaka tadın. Meyveleri kokulu ve lezzetli. C vitaminince zengin. Dokularında elma asiti var. İdrar söktürücü olduğu söyleniyor.

KONAKLAMA:

Bungalov evler rezervasyon           374-2178086

GEZİ PARKURU:
Evet, bir şekilde ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra yedigöllere vardınız. Önce küçük bir klübe sizi karşılıyor. Giriş ücretli. Kişi sayısı ve araç büyüklüğüne göre, giriş bileti almanız gerekiyor.
Arazi düşleşince, Orman Bölge Müdürlüğünün konaklama tesisini göreceksiniz. Hemen yanında idare binası. Orman Bakanlığına ait bu tesiste: 40 yatak var. Bungalov tipi evlerde var. Sınırlı kapasitedeki bu tesiste kalabilmek için önceden rezervasyon yaptırmanız şart. Ankara da Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğünün ilgili birimine rezervasyon için telefon açmanız gerekli. Tabii, öncelik kendi personellerin de olmak üzere, boş yer kalırsa, ücreti karşılığı rezervasyon yapıyorlar. Ama, bu tesiste, yemek yok. Yemek yapmak için gerekli düzen (ocak vs.) var. Yani, yemek malzemenizi yanınızda getirmeniz şart. Hatta, yanınızda çarşaf bile götürmenizi öneririm.

Bu misafirhaneden yararlanmayı düşünmez iseniz, burada çadır kurmanız mümkün. Çadırlı kamping alanı var. Ama, özellikle hangi mevsimde giderseniz gidin, geceleri serin. Yanınıza, gerekli kıyafetleri almanız şart, yoksa üşürsünüz. Tabii, bu arada, gerekli yiyecek maddelerini de almanız şart. Daha önce söylediğimi gibi, burada alışveriş yapabileceğiniz hiçbir yer yok.

Evet, gezmeye devam edelim. Ön tarafta, hemen girişte otopark var. Aracınızı burada bırakın. Konaklama yerinin önünde, göl isimleri ve yerlerini gösteren pano var. Bu panoya parelel olarak ilerlediğinizde, araçların park edildiği alandan sonra, tesisin hemen yanında, iç içe girmiş iki göl göreceksiniz. Muhteşem görüntü ve kuş sesleri, sizi hemen büyüleyecek ve yolda çektiğiniz sıkıntıları unutacaksınız. Uzun boylu ağaçlar arasından gün ışığı yansıyor. Göl; ilginç akustik yaratıyor. Konuşmalar, çevredeki kuşların seslerine karışıyor. Ekolu ve farklı olarak duyuluyor. Göl yüzeyinin bir bölümü yeşil bitki örtüsüyle örtülü. Gölün uzak kıyısı ise, yosunlu bitkiler, bodur çalılarla kaplı.

Yedigöllerde, herkesin gidebileceği oldukça kolay yürüyüş parkurları var. Parkuru tamamen gezmek, yaklaşık 2-3 saat alabiliyor. Evet, gezi parkurunda yürümeye devam edin. Bu gölden sonra, daha büyük bir göl göreceksiniz. Ama, ikisinin arasında, küçük boyulu şelalelerin yarattığı güzellik, etkileyici. Bu bölüm: piknik masaları ile, piknik yapmaya gelenler için düzenlenmiş. Burada, göl kıyısında, bir de ağaç seyir terası var. Burası; yedigöllerin en keyifli bakış açısına sahip yeri. Göl yüzeyine baktığınızda, suya vuran farklı renklerdeki göl yüzeyi göreceksiniz.

 

KAPANKAYA MEVKİİ VE ANIT ÇAM AĞACI:
Yaklaşık 900 m. yüksekliğinde bir yer. Tabelaları takip ederek gidebilirsiniz. Tırmanma ve inme zor. Tercih sizin. Ama kendinize güveniyorsanız, mutlaka gidin ve görün. Oldukça dik bir yamaca tırmanmak gerek. Aşağı yukarı 15-20 dakika zaman alıyor. Bu tırmanıştan sonra, tepeye Kapanyaka Mevkiine ulaşıyorsunuz. Buradan, tüm milli park alanını ve yedigöllerden, aynı anda üç-dört tanesini görebileceksiniz. Yanlız, dikkat, bu yamaçtan inerken, çıkıştan daha tehlikeli bir durum oluşuyor. Ayakkabılarınızın, mutlaka altı kaymayan cins olması gerek. Aşağı indikten sonra, tabelaları takip ederek, anıt çam bölümüne gidin. Ana yoldan ayrılan dik bir patikada 30-40 m. ilerledikten sonra, karşınıza çıkıyor. Son derece sağlıklı. Büyüklüğü 30 m. den fazla. Çapı ise; 2 m. civarında. Bu dev karaçam ağacının 550-600 yaşında olduğu söyleniyor. Düşünebiliyormusunuz, İstanbul fetih edildiğinde, bu çam ağacı bir fidan imiş. Kabuklarının rengi de, diğer karaçam kabuklarına nazaran farklı, giri ve beyaz.

 

BÜYÜK GÖL:
Çam ve kızılçamların yoğun olduğu bir göl. Yüzölçümü 24 bin m.kare. Yedi gölün en büyüğü. Gölün kıyısında: Milli Parklar Müdürlüğünün idare binası ve misafirhanesi var. Bu gölün sonunda: aşıklar köprüsü olarak adlandırılan bir yer. Yedigöllerin simgesi bu köprüyü mutlaka görün.

SERİNGÖL:
Burada alabalık yetiştiriliyor. Malüm, alabalık soğuk suyu sever. Yedigöller alabalık üretim istasyonu burada. Gölün çevresi: yüksek kafes telleri ile örtülmüş. Seringölün hemen arkasında, ücreti karşılığı alabalık satın alabiliyorsunuz.

GEYİK ÜRETME ÇİFTLİĞİ:
Burası Milli Park olmadan önce, geyik sürüleri varmış. Tabii,zamanla bu sürüler bitmiş ve buradaki geyik nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Bunun üzerine, geyikler koruma altına alınmış. Tabelaları takip ederek, burayı ziyaret edebilirsiniz. Özellikle, çocukların ilgisini çeken bir yer.

Evet; yedigöller böyle. Ulaşım zor, ama hayatınızda bir kez de olsa, mutlaka gidin ve bu doğal cenneti görün. Burada sizi: sessizlik, sakinlik,kuş sesleri, muhteşem bir orman, yeşilin her tonu, su yüzeyine çok güzel görüntülerin yansıdığı göller, merakınız varsa alabalık, tertemiz ve bol oksijenli bir hava bekliyor.