Düzce, Akçakoca

36.600 kişi okudu!

Son olarak, Akçakoca’ya Temmuz 2018 tarihinde gittim ve izlenimlerin aşağıdadır. Öncelikle, yolda yapım çalışmaları ve sıkıntılar vardı, bunlar giderilmiş, ulaşımda problem yok, yollar gayet güzeldir.

Ankara’dan çıkışta, İstanbul yönünde, gerek otobandan ve gerekse E-5 karayolundan ilerlediğinizde, Düzce’ye varmadan hemen önce Akçakoca’ya dönmeniz gerekiyor. Ankara-Düzce: 236 km. İstanbul istikametinden gelirken, yine gerek otobandan ve gerekse E-5 karayolu üzerinden ilerlediğinizde, Düzce’den Akçakoca’ya dönmeniz gerekiyor. İstanbul-Düzce: 217 km. İstanbul’dan gelenler için Karadeniz sahil yolundan da gelmek mümkün ama o yol pek rahat bir yol değil. Otoboyu tercih etmenizi öneririm.
Evet, Düzce’ye ulaştınız. Daha sonra, Akçakoya için 37 km. yolunuz var. Yanlız, bu yol yemyeşil alanlar içinde ilerlerken, hızlı gitmeye pek uygun olmayan, inişli-çıkışlı bir yol. Zaten bu yol sadece Akçakoca değil, bu yol aynı zamanda Ereğli, Zonguldak için de kullanılıyor, yani yoğun bir trafik var.

Özellikle; yazın turistik sezonda araç trafiği yoğun ve bir de kamyonlar eklenince, yoğunluk iyice artıyor. Kamyonların arkasında, bazen kuyruklar oluşuyor. Sonuçta, bu aradaki mesafe, özellikle yağış varsa mutlaka yavaş ve dikkatli gidilmesi gereken bir mesafe haline geliyor. Bu arada: Düzce-Akçakoca arasındaki yolda; sol yanınıza bakarak ilerleyin. Çünkü; hemen yol üzerinde, bir mesire yeri var. Adı: Şifalı Su Orman İçi Dinlenme yeri. Buradaki suyun, bazı hastalıklara iyi geldiği söyleniyor. Su; kaynağından çıktıktan sonra, hiç hava ile temas etmeden, buraya kadar geliyor. Hava almadığı için, bakteri barındırmıyor. Isısı; yaz ve kış aynı. Burada küçük bir mola ve su içmeyi sakın unutmayın. Hatta, giderken arabanızın bagajına birkaç küçük su bidonu koymanızı tavsiye ediyorum. Burayı, Akçakoca’ya giderken değil, dönüş yolunda hemen yolun kıyısında görebilirsiniz, zaten önündeki kalabalıktan hemen görebilirsiniz.

20170702_155503

TARİHİ:
Akçakoca’nın tam olarak kimler tarafından kurulduğu bilinmemektedir. Ancak; MÖ.1200 lü yıllarda, bölgeye ilk gelenlerin, Track ve Frig’ler olduğu sanılıyor. Özellikle: Frigler, uzun süre egemenlik kurmuşlar. Ancak; MÖ. 650 yıllarında, Lidya’lıların güçlenmesiyle, bölge onların egemenliği altına girmiş. Lidya’lılar merkeze yerleşerek, burada “Dia” isimli bir kent kurmuşlar. Dia, parlak anlamına geliyor. Uzun süre, buradaki yerleşim, Dia olarak anılmış. Daha sonra, bölgede Bizans’lıların egemenliği görülür. Poly (şehir) anlamına gelen, sözcük eklenerek, şehrin adı “Diapolis” olur. Yani. parlak şehir.
1204 yılında, 4′ ncü Haçlı Ordusunun, İstanbul’u işgal ederek yerleşmesi, Latin Devletinin kurulmasını sağlar. Bu sırada, Ceneviz’liler Karadeniz kıyılarına yerleşirler. Buralarda, daha önceden kurulmuş olan diğer şehirler gibi, Diapolis’de onların egemenlikleri altına girer. Şehirde; ticaret ve deniz sitesi kurarlar. Mevcut kaleyi onarırlar.
1261 yılında, Bizans’lılar bölgede, yine hakimiyeti ele geçirirler. Ancak, aynı dönemde, Anadolu’nun birçok yerinde Türk akınları etkili olmaktadır. Bizans’lıların Türk akınlarını durduracak güçleri kalmaz. 1319 yılında,Diapolis şehri, Orhan Gazi tarafından ele geçirilerek Osmanlı Beyliğine katılır. (Akçakoca’nın hemen merkezinde Orhangazi anıtını göreceksiniz) Osmanlı imparatorluğu döneminde, bölge, Osman Gazi’nin silah arkadaşı Akçakoca Bey tarafından idare edilir. Bizanslıların verdikleri isim “Akçaşar” olarak değiştirilir. Daha sonra ise, “Akçaşehir” kullanılmaya başlanır. 1923 yılında ise, Cumhuriyetin ilanıyla “Akçaşehir” nahiye olur. Akçaşehir anlamı; kayaların güneş ışığında parlamasını ifade etmektedir. 1934 tarihinde ise, ismi, burayı zapteden Akçakoca Bey’in ismine izafeten “Akçakoca” olarak değiştirilir.

20170702_160536     20170702_192419    20170702_193305

GENEL:
Akçakoca’da tarihin gizemini keşfedebilirsiniz. Doğanın muhteşem manzaralarını görebilirsiniz. 35 km. lik bir kumsalda, tertemiz bir deniz ve tane tane kum bulacaksınız. Burada: güneş denizden doğar, denizde batar. Zaten buranın eski ismi, biraz önce de söyledik, parlayan şehir.

Akçakoca denilince, buraya gelenlerin aklına fındık gelir veya gelmelidir. Çünkü: burada fındık, yaşamın bir parçası. Ama, önemli bir parçası. Yağış miktarının çok fazla olması fındığın yetişmesi için elverişli ortam yaratıyor. Şöyleki, fındık 700 ml. yağış isterken, buradaki yağış ortalaması 1000 ml. Baharla birlikte yeşeren fındık dallarında, Ağustos ayında Akçakoca’ya gelirseniz, fındığı dalından koparıp yeme zevkini tadarsınız. Bu arada; burası elbette sahil yeri. Doğal olarak balıkçılık da önem kazanıyor. Deniz balıklarından; istavrit, lüfer, çinekop, palamut, mezgit, hamsi, zargana, kalkan, barbunya, kefal, levrek gibi her türlüsünü bulmak mümkündür. Ayrıca; çeşitli otel ve restoranlarda, bu balıkları taze taze yeme şansınızda var. (Özellikle mezgit öneriyorum)

Akçakoca’da kültürel etkinlikler de yaygın. Her yılın Temmuz ayının, üçüncü Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerine rastlayan tarihlerde, burada, Akçakoca Uluslar arası Turizm Kültür ve Fındık Festivali yapılıyor. Bu festivalde, İlçenin kültürel zenginlikleriyle ilgili çeşitli sergi, panel ve konferanslar ile foklor gösterileri yapılmakta. Ayrıca, müzik şölenleri var.
Bu yoğun turist akımını barındırmak için, İlçede 1680 resmi yatak kapasiteli otel, motel ve pansiyon var. Her yıl, yaklaşık 150 bin yerli-yabancı turist burayı ziyaret ediyor. Ayrıca, ilçede, 500 civarında yazlık konut var. Bu yazlıkçıların da gelmesiyle, yazın ilçe nüfusu yoğunlaşıyor. Bir otel veya motel seçmeden önce, birkaç yere sormanızı öneririm, fiyatlar ilk söylenenden çok daha uygun olabiliyor.

 

AKÇAKOCA’DA NE YENİR:
İskelenin hemen ucunda ve diğer birçok yerde restoranlarda; mezgit ve istavritten oluşan balık menüsü yiyebilirsiniz. Biraz daha pahalı bir menü; kalkan balığı olabilir. Yöreye özgü otların kullanıldığı Akçakoca Salatasını tatmayı unutmayın. Hepsinin üzerine ise, fındıklı tahin helvası.

 

AKÇAKOCA’DAN NE SATIN ALINIR.
Akçakoca’ya gittiğinizde, mutlaka fındık satın alın. Özellikle; normalden daha küçük boyutlu ama daha lezzetli olan dağ fındığı bulabilirseniz, hiç kaçırmayın. Fiyatı aşırı yüksekti, ben satın almadım. Mevsimine göre; kendinize veya çevrenizdekilere hediyelik yaş veya kuru fındık alabilirsiniz. Ayrıca: yine burada, Yukarı Mahalle denilen yerde, yöre kadınları tarafından kurulan pazar yerini ziyaret edebilirsiniz. Bu pazar yerinde: genellikle ev yapımı gıda ürünleri ve el işleri satılıyor. Gıda ürünleri arasında: elma sirkesi, çeşitli reçeller, hamur işleri yaygındır. Ayrıca, ahşaptan yani ağaçtan yapılan çeşitli ürünler de bulunuyor ama burada fazla zamanınız yoksa, buraya çıkmanızı önermem, çünkü bayağı zaman alıyor ve büyük ihtimalle aradıklarınızı bulamayacaksınız. Sadece zamanınız olursa çıkın.

20170702_193308    20170702_201442    20170702_201447

GEZİ PLANI:
Evet, Akçakoca’da nereler gezilir, görülür? Akçakoca’ya geldiğinizde, güzel bir yoldan ilerliyorsunuz. Girişte: yol ikiye ayrılıyor, doğu ve batı. Batı yönünde ilerliyorsunuz. Merkeze geldiğinizde, meydanda bir cami göreceksiniz. Akçakoca Merkez Camii. Görkemli bu yapının çevresi, alışveriş merkezi olarak ilçenin en canlı bölgesi. Çevre düzenlemeleri, yeşil saha ve park alanları, dikkati çekiyor. Ayrıca, yeni yapılmış olan saat kulesi var. Ancak daha önceki ziyaretlerimde genellikle batı bölümü gezerken, bu kere doğu bölümü de gezme fırsatım oldu. Kesinlikle, sizler de şehrin doğu bölümüne yürüyün, bu bölümde güzel plajlar var. Çarşı var, yürüyüş yolları var.

Plajlarla ilgili bir husustan söz etmek istiyorum. Ceneviz kalesinin doğusunda, ormanlık araziden gelerek denize karışan bir  dere var, bu dere özellikle yağışlı günlerde denize tamamen çamur akıtıyor, yani derenin aktığı yer veya akış süresine bağlı olarak denizin büyük bölümü, burada kirli bir görüntü alıyor. Deniz sanki çamurlanmış gibi oluyor ve denize girmeyi engelliyor, malum burada Akçakoca’nın en güzel plajlarından bir tanesi var, siz de eğer burada plajın hemen önünde ve yakınlarında denizde değişik bir renk görürseniz, anlayın ki, dereden denize çamur akmıştır.

AKÇAKOCA MERKEZ CAMİİ.
İlçenin ta merkezindedir, hemen önünde liman var, yani şehirdeki hayat burada canlıdır. Camiye gelince: çatısı, Selçuklu tarzında, sekizgen. Yapımında: Türk otağı ve modern mimari harmanlanmış. Farklı yapısı ile ünü Pakistan’daki camiden sonra geliyor. Mimarı: Ergun Subaşı. İnşaat halkın büyük maddi katkılarıyla yapılmış. Deprem tehlikesine karşı, 160 beton kazığın üstüne inşa edilmiş. Kubbesi 31 m. ve minaresi (çift minare var) 58 m. yüksekliğinde. Kubbenin üzeri 32 ton bakır levha ile kaplanmış. İki minareli caminin, içindeki avizelerin ağırlığı ise 1 ton civarında. Güzelliği ve modern mimarisi nedeniyle, ilçeye gelen turistlerin ilgisini çeken bir yapı. Ama, caminin mimarisi yanında, asma kattaki şadırvanlı havuz, daha da ilginç bir görüntü oluşturuyor.Suyun gücü ile dönen koca mermer küre, adeta dünyanın dönüşünü anımsatıyor. Meydandaki kafelerde bir şeyler içebilirsiniz, fiyatlar uygun, bence değerlendirin, hatta dondurma ve haşlanmış mısır da bulmak mümkündür. Meydandan sonra, sahil boyunca ilerleyin. Sahil boyunca uzanan bir cadde var. Burada: restoranlar, cafeler var. Asırlık çınar ağaçları var. Yazın turistler yoğunlaşınca, bu cadde araç trafiğine kapatılıyor. Bu yürüyüş sırasında, cadde üzerindeki banklara oturun, balıkçı barınağını, denizi izleyin. Veya dalgakıran üzerine kadar yürüyün, buradan merkez camii silüeti de görülen Akçakoca’yı denizden görün.

BALIKÇI BARINAĞI:
Kumsalın kıyısına set çekilerek iskeleye dönüştürülmüş. Burası; Karadeniz balıkçılarının canlı renklere olan düşkünlüğünü yansıtıyor. Akşama doğru, irili-ufaklı renk renk teknelerle doluyor. Burada, ağlarını tamir eden balıkçıları görebilirsiniz. Merakınız varsa, olta ile balık tutabilirsiniz. Zaten açık deniz olmadığından deniz oldukça sakin, oltanız varsa denize atın ve bekleyin.

Evet; Akçakoca’da denize girmek isterseniz, ilçe merkezinde plajlar var. Gerek şehrin batısı (Ceneviz kalesine giden yolda, sağ yanda) ve gerekse şehrin doğusunda güzel plajlar var. Merkezden denize girmek mümkün değil. Tercihinize göre, seçim yapabilirsiniz. Plajlardan söz etmeden önce denizden söz etmek gerekiyor.

Burası, malüm Karadeniz kıyısı ve Karadeniz genellikle yüzerken boğulanlarla anılmaktadır. Hatta “TERS AKINTI VARDIR” diye pek çok yerde uyarıca tabela göreceksiniz ve ters akıntıda nasıl hareket edilmesi gerektiği anlatılıyor. Önce bu tabelalar korkutucu olsa da, aslında okumak ve bilgilenmek gereklidir. Unutmamak gerekir ki, bütün plajlarda, kıyıya paralel ve tehlikeli olabilecek yerlerde şamandıra bulunuyor, yani denize girenlerin bu şamandıraları kesinlikle geçmemeleri gerekir. Çünkü denizde zaman zaman gel-git akıntıları ve buna bağlı anaforlar oluşuyor ve Akçakocalıların söylediklerine göre, bunu bilen yerliler asla denizde belli bir mesafeden uzağa açılmazlar, zaten boğulanların hep yabancı yani dışarıdan gelenler olduğu söyleniyor. Sonuç olarak: denizde yani plajlarda kesinlikle şamandıralarla-iplerle ayrılmış bölümlerin dışına çıkmayınız ve uyarılara riayet ediniz.

20170702_175412

ÇUHALLI PLAJI:
Akçakoca’nın girişinde, sahil yolunun yanında, merkeze çok yakın. Uzun ve geniş bir kumsalı var. Turistlerin ilgisini çekiyor. Kafeteryalar, büfeler, barlar ve sahil önlerinde bulunan şezlong, şemsiye, yiyecek ve içecekler ile tatilcilere, çok uygun fiyatlar sunulmakta. Bu alanda bir park var. Özellikle, Ankara’dan gidenlerin ilgisini çekecektir. Çünkü: kapısında, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmış ibaresi görülüyor. Ne alaka diceksiniz. Evet, burayı Ankara Büyükşehir Belediyesi yaptırmış. Parkın içindeki: banklar, kondisyon aletleri, çöp kutuları, maket keçiler, oyun gurupları, hepsi Belediyenin kamyonları ile getirilip, buraya monte edilmiş. Ankara’lılar için, kendilerini bölgeye yabancı hissetmesinler diye mi yaptırılmış? Sanmıyorum. Hadi bakalım, sizler tahmin edin. Neyse, sonuçta burası, 750 m.lik yürüyüş parkuru, oyun alanları ve oturma gurupları olan bir yer. Bahçe düzenlemesi de, çok güzel. Maliyet ise, boşverin, veren vermiş.

ÇINAR PLAJI:
İlçe merkezinde. Çay bahçeleri ve her türlü ihtiyacı karşılayacak otel işletmelerinin yanında. Yaz aylarında oldukça kalabalık.

DEĞİRMENAĞZI PLAJI:
İlçe merkezinin hemen bitişiğinde bulunan bir plajdır. Evet; Akçakoca denilince, akla ilk gelen yerlerden biri de, Ceneviz kalesi. Buraya gitmeyi sakın ihmal etmeyin. Özellikle; bu kaleye giderken, yanınızda deniz malzemelerinizi ve arzu ederseniz piknik malzemelerinizi de alın. Çok hoş ve güzel bir gün geçireceğiniz kesin. Önce, öğlen bir mangal sefası yapabilir, takiben aşağıda denize girebilirsiniz. Veya, tam tersi de olabilir. Tercih sizin.

CENEVİZ KALESİ:

(ÖNEMLİ NOT: Temmuz 2018 tarihinde gittiğimde Ceneviz kalesinin kapalı olduğu söylendi, tabii bu konuda merkezde bilgi olsa, insanlar oraya kadar gidip, kapalı olduğunu öğrenmese çok daha iyi olur, bu yüzden Akçakoca gezginleri, Ceneviz kalesine gitmeyin, şu sıralar kapalı, daha da ilginç olanı, ne zaman açılacağı meçhul, maalesef kimse bilmiyor.)

Ben yine de sizlere burayı anlatacağım, yıllar önce bir kaç kere gidip görmüştüm.

Merkeze 3 km. uzaklıkta,batıda. Fındık bahçeleri ve orman eteğinde. 1226 yılında, ticaret gemilerine yol göstermek için Ceneviz’liler tarafından kurulduğu sanılıyor. Ama; Ceneviz’lilerden öncede bu kalenin burada olduğu hakkında kesin kanıtlar bulunmuş.
Kale, denizden 100 m. yükseklikte bir falez üzerine yapılmış. Kartal yuvası gibi. Sur duvarları: moloz taş ve tuğlalar inşa edilmiş. Ancak; çevresindeki ağaçlar o derece büyümüş ki, kaleyi uzaktan tam olarak seçmek pek mümkün olmuyor. Deniz kenarındaki surlar, zaten yıkılmış. Kalenin yarım yuvarlak çıkıntıları ve yüksek bir kulesi var. İç avlusunda ise: 5.30×5.30 m. ebatlarında bir su sarnıcı var. Ayrıca; büyük dilek kuyusu hemen dikkati çekiyor. Kuyunun yanındaki, tabelada, dilek kuyusu anlatılıyor. Aslında, bir zamanlar, kale müdürü tarafından çöpler atılsın diye kullanılan bu kuyu, zamanla dilek kuyusu olarak halk tarafından kullanılmaya başlanmış. Şimdi, hem temiz kalıyor ve hem de atılan paralar ile, kaleye gelir sağlanmış oluyor.
Osmanlılar zamanında, kale, karakol olarak kullanılmış.

Evet, kaleye kara tarafındaki giriş kapısından giriyorsunuz. Özel aracınız ile geldiğinizde, hemen giriş önünde büyükçe bir otopark var, yani park sorunu yok. Girişin hemen yanında ise, büyük bir kule var. Günümüzde Akçakoca Belediyesi tarafından işletilen, 5000 kişiye hizmet verebilecek bir günübirlik piknik yeri olarak kullanılıyor. Yaz aylarında buraya gelmek büyük keyftir. Kalenin manzarası, hem yaz ve hem de kışın mükemmel. Akçakoca’nın falezlerini ya da diğer adıyla beyaz kayaları buradan görmek mümkün. Ayrıca: denizi ve plajları tepeden görebiliyorsunuz. Bir tür seyir terası gibi. Çeşitli kademelere yerleştirilmiş olan tahta masalara, küçük patikalarla ulaşılıyor. Yanlız; burada küçük çocuğu olanlar dikkat. Çünkü; bu patikaların bitiminde, denize doğru uçurum var, yani biraz tehlikeli. Ön cephe tamamen denize doğru açık. Buraya geldiğinizde, kalenin tepesinde iki bayrak göreceksiniz. Biri; malüm şanlı bayrağımız, diğeri ise mavi bayrak. Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (FEEE) tarafından, 1997 yılında bu yöreye mavi bayrak verilmiş. Yani; mavi bayrak kriterleri yerine getirilmiş. Bunun en başlıca kriteri ise, temizlik. Evet; tertemiz bir deniz var burda. Karadeniz bölgesinde, mavi bayrağa sahip tek yer.

Kalenin, doğusunda ve batısında iki koy var. Bunlar: yalıyarlar ve fok plajlarının bulunduğu koylar. Bu koyların eşsiz kumsalı ve berrak denizi var. Bu koylara inmek, sahile ulaşmak için, üç yol var. Birisi: eski toprak yol. Diğeri, Belediyenin düzelttiği, kale içine girmeden önceki yol. Son olarak ise, kale içinden merdivenle inilen yol. Denize indiniz, denize girerken kıyıdaki taşlık alanları birazcık geçmeniz gerekiyor, sonra yumuşak kuma ulaşıyorsunuz. Ama; burada tek bir gerçek var. Karadeniz’in dalgası başka yerin dalgasına benzemez. Özellikle; denizde ilerlerken, bulunduğunuz yerin sığ olması,sizi asla yanıltmasın, bir adım daha attığınızda, kendinizi büyük ve dipsiz bir boşlukta bulmanız mümkün.

YALIYARLAR PLAJI:
Dışarıdan rahatça görülemediği için, kadınlara ayrılmış. Sadece bayanlara ayrılması nedeniyle, buraya yerli halk kadınlar plajı da diyor. Denize doğru çıkıntılı halde bulunan kayaların bir adı da fok kayaları. Burası: baklava misali kat kat dizilmiş kaya oluşumları ile dikkat çekiyor.

KONURALP PLAJI:
Kalenin diğer tarafında. Kumsalı daha uzun. Buraya gelenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak bir takım üniteler var. Ceneviz kalesine varmadan hemen önceki bu plaja giriş 5 TL dir. Güzel bir plaj ve kalabalık, yukarıda söz ettiğim gibi, uyarılara ve şamandıraları geçmemeye dikkat etmek gerekir.

    

SONUÇ

Evet; Akçakoca’da güzel zaman geçirebilirsiniz. Buraya; günübirlik gelirseniz, bence sabah ilçe merkezinde, gerek biraz doğuya ve gerekse biraz batıya doğru, bir süre dolaştıktan sonra doğruca Ceneviz kalesine gitmeniz. Akçakoca size ne sunacak. Eğer Ceneviz kalesi, şu sıralar olduğu gibi kapalı ise: bence gündüz Ceneviz kalesinin hemen girişindeki veya diğer plajları değerlendirerek denize girebilirsiniz. Deniz istemezseniz: çok güzel deniz manzaları cafeler var, Ceneviz kalesine giden yol üzerinde, tamamen denize hakim kafelerde çay içmenizi öneririm. Ayrıca, buralara kadar gelip balık yemeden olurmu diye düşünenler için, burada birçok balık restoranı var, fiyatları sorarak girmenizi öneririm, çünkü sonradan aşırı hesapla karşılaşmak mümkündür. Balık yemek isteyenler, balık sezonunda düşünsünler, balık sezonu dışında balık var ama fiyatlar aşırı pahalıdır. Balık sevmeyenler için: Akçakoca’da kapalı Karadeniz pidesi yapılıyor, bu da çok güzeldir.

Şöyleki: sessizlik, sakinlik, güzel kumsal ve temiz deniz, Ceneviz kalesinde tarihi atmosfer, yemyeşil bir doğa ve mavinin birleştiği bir manzara ve bolca yağmur, özellikle yazın belli ayları hariç, diğer aylar sürekli olarak karanlık bir gökyüzü ve yağmur olabilecektir. Ama, bunun da keyfini çıkarmak gerek. Çünkü; Akçakoca; uzun yıllardır Ankara’nın, Ankara’lıların denize açılım noktası, denizi özelliğini taşımış bir yer.

Günümüzde de öyle, çünkü, Ankara’dan bu kadar yakın bir deniz yok. Sonuçta; yola çıktınız mı, en fazla 3-3.5 saat sonra denizde, Akçakoca’da olma şansınız var.

İyi tatiller.
/p>

 

Bolu, Gölcük

24.471 kişi okudu!

gölcük.1

Son olarak 4 Mart 2018 tarihinde: Ankara’dan  hareket ile, günübirlik Gölcük’e gittim. Daha önce: 1995-2000 yılları arasında görev nedeniyle 5 yıl bulunduğum yörede, güzelliğiyle Gölcük’ün daima bir başka önemi vardı. Mart ayı başında, Gölcük yağmurluydu, ayrıca yüksekte olması nedeniyle soğuk bir rüzgar da vardı, bu yüzden, Gölcük ziyaretçilerini yağmurluk, şemsiye ve sıkı giyinme konusunda uyarmak istiyorum.

Gölcük değerlendirilirken: iki açıdan bakmak gerekir. Buranın kışı bir başka güzel, yazı bir başka güzel.

Kışın: buz tutan göl, bembeyaz karlarla kaplı ağaçlar değişik bir güzellik sunuyor. Yazın ise: masmavi bir göl ve yemyeşil ağaçlar yine başka bir güzellik sunuyor.

Gelelim, Gölcük ile ilgili genel notlara:

Evet, herhangi bir nedenle Bolu istikametine gittiğinizde veya Ankara’dan bir hafta sonu, muhteşem bir tabiat manzarası ve çam ağaçları ile kaplı bir yerde bulunmak isterseniz, kısa sürede, yani iki-iki buçuk saat civarında gidebileceğiniz bir yer ararsanız, Gölcük ideal. Bu güzelliği: kışın’da yaşayabilirsiniz. Karlar üzerinde, mangal yakabilirsiniz. Belki de, göl’ün buz tutmuş yüzeyini görebileceksiniz ama kesinlikle, bu buz tabakasına üstüne çıkmaya kalkmayın, gözümüzün önünde, bu buz tabakasının kırılması ile gölün sularında kaybolan insanları gördük. Küçük keyfler, ızdırap haline gelmemeli.

Yanlız bilmelisiniz ki, Gölcük hafta sonları ve tatil günlerinde çok yoğun. Bolu halkı yanında, çevre yerleşim yerlerinden gelen yoğun bir insan trafiği var, yani bunu göze almanız gerek.

ULAŞIM:
Ankara yönünden otobana girdiğinizde, yaklaşık 125 km. sonra, Bolu-Doğu şehir girişinde, sağınızda Çimento Fabrikasını gördükten bir süre sonra çıkın. Normal karayolundan, yaklaşık 10 km. sonra Bolu şehir içine girin. Karacasu istikametinde ilerleyin, Gölcük-Seben-Kıbrıscık tabelalarını takip ederek, asfalt yanlız oldukça dik ve virajlı bir yoldan ilerleyerek, 15 km. sonra Gölcük’e varacaksınız. Yanlız dikkat, yol asfalt olmasına rağmen, çok dik ve virajlı. Her ne kadar, Gölcük çevresinde yapılaşmaya izin verilmese de, yol üzerinde büyük miktarda yapılı konut olduğunu ve ormanın nasıl işgal edildiğini göreceksiniz. Özellikle son gidişimde dikkatimi çeken bir yer var “Sevda Tepesi” isimli bu yer: tam ormanın içine, ahşap kullanılara yapılmış, tüm şehir manzarası ayaklar altında, ilginç bir yer, mutlaka dikkatinizi çekecektir.

Bunun yanında, örneğin kuşburnu tadını sever iseniz, yol kenarlarından toplayabilirsiniz. Ayrıca; çıkışta solda, inerken sağda, bir çeşme göreceksiniz. Buradan, Bolu’nun meşhur kökez suyu akmakta, mutlaka tadın ve hatta yanınızda var ise, mevcut kaplarınızı da doldurun, bu suyun tadı muhteşem, doyamazsınız.

Gölcük tabiat parkına vardığınızda: aracınızı otoparka bırakmanız gerekiyor, giriş ücretli. Göl çevresinde araç ile dolaşmak veya park etmek mümkün değil. Giriş ücreti: yayalar için 4 TL ve araçlar için araç başına 12 TL. dir. Kapıdan ücreti ödeyip içeri girdikten sonra, aracınızı çok geniş olan otopark bölümüne park edebilirsiniz. Yani: araç parkı konusunda pek sıkıntı yaşanmıyor. Tabiat parkının önünden yol devam ediyor, bu devam eden yol “Aladağlar” denen yere kadar gidiyor ve orada: yine bir göl ve Orman işletmelerinin ve Gençlik Spor Müdürlüğünün konaklama tesisleri bulunuyor.

Ancak: Gölcük’e gelirseniz, bilin ki, yakın çevrede konaklama durumu yoktur. Bu yüzden, buraya gelmeden önce, kalmayı düşünüyorsanız, mutlaka konaklama yerinizi Bolu şehir merkezinden ayarlamanızı öneririm. Burada çadır kurma gibi bir düşünceniz var ise, kesinlikle tavsiye etmiyorum, özellikle akşamları serin, tercih sizin.

GENEL:
Bu göl; Bolu Orman İşletmesinin yaptığı suni bir göl. Tamamen doğal gibi gözükmesine rağmen, suni. Yapılış amacı: gölün alt kısmında bulunan ormanlık alanda herhangi bir yangın tehlikesine karşı önlem almaktır. Göl ilk olarak 1958 yılında oluşturulmuş ve takip eden yıllarda büyütülmüştür.

Gölün çevresi; çam ve köknar ağaçları ile kaplı, ormanlık bir alan. Bu alanda; yaban hayatı süregelmektedir. Göl ve çevresi Milli Parklar tarafından koruma altına alınmıştır.

Gölün deniz seviyesinden yüksekliği; 1205 metredir. En derin yeri 5 metredir.

Dediğim gibi yapay bir göl. Bir zamanlar, bu göl üzerinde, gölün yüzeyini tamamen kaplayan bir yosun türü gelişmiş, çeşitli önlemler alınarak engellenemeyince, göl suları tamamen tahliye edilip, gölün zemini temizlenmiş. Zemine çakıl taşları döşenmiş ve yeniden su tutularak, göl eski seviyesine getirilmiş. Gölün bir tahliye kapağı var, yürüyüş parkuru üzerinde, dikkat ederseniz görebilirsiniz. Bu tahliye kapağı açıldığında, gölün suları, aşağıya doğru ormanlık alana akıyor.
Ayrıca; hava durumuna bağlı olarak, bazen çok kısa sürede muhteşem bir sis çökmekte. Bu anlarda, göz gözü görmüyor, ama sis fazla kalmadan yine hızla çekiliyor.

20170702_132212
Buranın en büyük özelliği; her türlü resim ve çekimde görülen, ahşap bir yapıdır. İlk olarak tamamen ahşaptan yapılan yapı, sonradan yıkılmış ve yerine günümüzde görülen daha sağlam yapı yapılmıştır. Özellikle, bu yapının su yüzeyine yansıyan görüntüsü muhteşemdir. Burası; Orman Bakanlığına ait bir misafirhane. Ama sadece bürokratların kalması mümkündür. Zaten çoğu zaman, kapısında bir kilit görülmektedir.
Göl çevresini çepe çevre dolaşan patikada mutlaka yürüyüş yapmalısınız. 1350 metre uzunluğunda. Yürüyerek rahatlıkla gezilebiliyor. Yürüyüş yaklaşık 20-30 dakika sürüyor. Özellikle, Misafirhanenin arka bölümündeki parkurda, orman içinden gelen suların sesini duyunca, orman havasının güzelliğini teneffüs edince, tam anlamı ile tabiatın tüm güzelliklerini hissedeceksiniz. Bazen ve özellikle, sabah erken ve akşam gün batımından sonra, orman içinden yükselen yaban hayatı canlılarının seslerini duyacak, hem ürkecek, hem de keyif alacaksınız. Çünkü, belki de, daha önce hiç duymadığınız sesler bunlar. Bu arada, yürüyüş yaparken orman içinde fazla ilerlemeyin, çünkü tam bir güvenliğin mümkün olmadığını düşünüyorum. Yürüyüş parkurunda ve piknik alanlarında bulunmanızda yarar var. Son ziyaretimde gördüğüm bir durum var: Orman alanı içinde “yürüyüş parkurları” oluşturulmuş ve bunların planı, hemen girişte bir tabela üzerinde belirtilmiş, yürüyüş meraklıları bunları değerlendirebilirler. Yürüyüş yapmak istemezseniz, veya yaş olarak yürüyemez iseniz, gölün çevresinde dolaşan, elektrik motorlu, 4-6 kişilik küçük golf arabaları vardır, bunlara binerek göl çevresinde bir tur atabilirsiniz.
Yürüyüş yaptınız, yoruldunuz, aslında o kadar güzel bir manzara var ki, gerçekten yorulmayacaksınız. Yine de, bol miktarda ağaç piknik masası ve oturma yeri var. Yanınızda piknik malzemesi getirdi iseniz, bu masaları kullanarak harika bir piknik yapabilirsiniz. Hayır, herhangi bir malzemeniz yoksa, gölün hemen girişindeki kır gazinosundan yararlanabilirsiniz. Burada, gerek yemek ve gerekse çay vs. gibi içecekler var. Yemek olarak ne tavsiye edebilirim, sizin aklınıza sanırım alabalık geliyor. Ama bilin ki, burada size sunulan alabalık, bölgede bolca bulunan alabalık çiftliklerinden gelen balık, yani doğal ortamda yetişen alabalık yeme şansınız yok. Ayrıca, balık tutma merakınız varsa, gölde değişik bir tür balık var. Bunun yöresel adı, “Hollanda sarısı” ve diğer ismi “kadife” bağılıdır.

Özelliği ise, sudan çıktıktan uzun zaman sonra bile, canlı kalabilmesi, yani dayanıklı bir balık. Yanlız, çok kılçıklı ve lezzetli değil. Avlanmak mümkün. Orman İşletme görevlilerine belli bir ücret ödemeniz karşılığında balık tutabiliyorsunuz, ama dedim ya çıkan balık pek makbul değil, tercih sizin. Öte yandan, balık tutmak: yılın belli zamanlarında ve ücret karşılığı mümkündür, balık tutmaya niyetlenirseniz, yanınıza mutlaka devriye gezen görevliler geleceklerdir.

20170702_131427   20170702_131431   20170702_131930   20170702_13223301

Yazın burayı ziyaret ederseniz: gölün yüzeyindeki çok renkli nilüfer çiçeklerini görebilirsiniz.

Evet yürüyüş yapmanın dışında: burada göreceğiniz yüzlerce kişi gibi piknik yapabilirsiniz. Ortam muhteşem güzel, mangal yakabilirsiniz. Yanınızda gerekli düzen yoksa: hemen gölün kıyısındaki restoranı tercih edebilirsiniz. Hatta: giriş yolunun kıyısında bulunan marketten bir şeyler satın almak ta mümkündür. Bunun dışında, gölün girişinin hemen sağında bir cafeterya ve restoran olarak hizmet veren tesis bulunuyor. Burada muhteşem göl manzaralı mekanda oturup bir şeyler yeyip içebilirsiniz.

Kışın, işte buranın yazı da güzel, kışı da güzel. Kışın 40 cm. civarında kar birikiyor. Gölün yüzeyi, çoğu zaman buzlu. Ama, buraya ait anlatılan hikayelerin çoğunluğu: bu buz tutmuş göl yüzeyinde, özellikle heyecan arayan gençlerin, buz zeminin kırılması sonucu suya düşmeleri, bazen kurtulmaları ama çoğu kez kurtulamamaları üzerine. Lütfen dikkat, göl yüzeyindeki buz tabakaya güvenmeyin, aksi halde buz kırıldığında düşebileceğiniz göl sularından kurtulma şansınız çok küçük.
İşte böyle, Bolu’da Abant ve Yedigöller yanında, Gölcük’ün de kendisine has bir güzelliği var. Buralardan geçerseniz mutlaka uğrayın. Büyük şehrin kalabalık yaşantısından bıktı iseniz, küçük bir kaçamak ihtiyacınız varsa, kısa zamanda ulaşabileceğiniz muhteşem bir tabiat ve manzara sizi bekliyor Gölcük’de. Ancak: muhteşem bir kalabalığın parçası olmanız gerektiğini unutmayınız.

Bolu, Abant Gölü

26.995 kişi okudu!

abant.1

Abant gölü denilince, gerçekten yörenin en güzel yerlerinden biri akla geliyor. Yıllarca yaşadığım bu yörede, Abant gölüne her gittiğimde, sessizlik, doğal güzellik, muhteşem görüntü, yeşil ve güzel havanın tadını çıkardım ve her seferinde bıkmadan, usanmadan bu güzel bölgede yaşamanın keyfini çıkardım. Siz de, çok güzel zaman geçirebilirsiniz, mutlaka gidin, mutlaka bu güzellikleri yaşayın. Son olarak 4 Mart 2018 tarihinde Abant gölüne gittim ve gördüklerimi aşağıda yazıyorum.

ULAŞIM:

Abant gölü, o kadar enteresan bir yerde ki, gerek İstanbul’a ve gerekse Ankara’ya aynı yani eşit mesafede. Bolu kent merkezine ise, 30 km. uzaklıkta.Ankara-Abant sapağı:180 km. ve İstanbul (Tem gişeler)-Abant sapağı ise 225 km.
İstanbul’dan gelenler için; Boludağı tünelinden çıktıktan sonra, Bolu şehrine gelmeden önce: otobandan çıkıp, Abant sapağına girmeniz gerekiyor.

Ankara’dan gelenler ise, otobanda ilerlerken, Bolu şehri geçildikten sonra Abant kavşağına gelindiğinde otobandan çıkılıp E-5 karayoluna girilecek ve sonra Abant levhası takip edilerek, Abant sapağına girelecektir. Abant sapağına girildikten sonraki yol ise, 20 km. lik ve asfalt. Fazla virajlı değil, çevresinde özellikle muhteşem görüntülü villaları seyrederek ilerleyeceksiniz. Ayrıca, bol miktarda ızgara restoranı görebilirsiniz. Özellikle, sağ yanınızda kalacak olan, alabalık üretimi ve pişirilerek servisinin yapıldığı restoranların birinde, mutlaka mola verin ve yöreye özgü alabalık yemelisiniz.

Evet, yol dediğim gibi, pek virajlı değil, düzgün. Abanta yaklaşırken, sol yanınızda, Geyik Üretim Çiftliği olucak, aracınızı kısa süre yol kıyısına park edin ve tel engellerinin yanına gidin, belki de, yem yemek üzere buraya gelmiş geyikleri görebileceksiniz.

Özellikle, bahar ve yaz aylarında, yolun görünümünün tadına doyamayacaksınız, yolun kıyısında uzanan bölümdeki ağaçlarda yeşilin her tonunu görecek ve güzelliğe doya doya ilerlerken, Abant Milli Parkına ulaşacaksınız.

Yanlız, kışın bu güzel yol biraz sıkıntı yaratıyor. Çünkü, malüm, bölgede muhteşem bir kar yağışı var, havanın durumuna göre elbette buzlanma da oluyor. Giderken mevsim şartlarını mutlaka dikkate alın, yanınızda zincir, çekme halatı bulunsun, lastiklerinizin kar lastiği olmasında yarar var. Yanında zincir bulunmayan araçların, özellikle yolun bazı bölümlerindeki minik de olsa rampalarda kayarak kalma olasılıkları çok yüksek. Yinede, yolda kalırsanız üzülmeyin, çünkü bu durumları iyi bilen yöre sakinleri, traktörleri ile yada yanlarında satılık zincirler ile, yol kıyısında bekliyorlar, sorununuza çare bulmak üzere, gerektiğinde aracınıza zincir takıyorlar, gerektiğinde ise, traktörleri ile aracınızı çekerek kurtarıyorlar, ama birazcık maliyeti yüksek bir çare oluyor, seçim size kalmış.

Sonuç olarak; karlı bir havada Abant’a gitmekten korkmayın. İnanın, çok muhteşem bir görüntü ve çevre manzarası sizi bekliyor olacaktır. En büyük problem; sis ve buzlanma. Ancak; söylediğim gibi, Abant karlı bir ortamda çevrede oluşan bembeyaz görüntüsü ile bambaşka bir güzel. Hatta; Abant’ta herhangi bir tesiste, belki şömine başında belki de bir havuzda (otellerden birinin oldukça büyük ve kapalı bir yüzme havuzu var ve dış cephenin bir bölümü cam) yüzerken, sıcak bir ortamda, dışarıda lapa lapa kar yağdığını görebileceksiniz ve inanın muhteşem bir görüntü, harika bir ortam ve yaşamdan büyük keyf alacaksınız. Abant’a kar yağarken de gidin, tek gereken, aracınızın yeterli olması. Kar lastikleriniz, zinciriniz bulunması.

Abant Milli Parkına geldiğinizde, doğal park alanına aracınız ile giriş yapacaksınız, bedelini ödüyorsunuz ve giriyorsunuz. Göl etrafında araç ile dolaşabileceğiniz gibi, park yerlerini kullanıp aracınızı bırakabilirsiniz. Piknik alanına veya göl çevrenizde yürüyerek yapmak istediğiniz turunuza yürüyerek başlayabilirsiniz. Yanlız, özellikle, birkaç günlük bayram tatillerinde, buraya gelen ziyaretçi sayısı onbinleri buluyor. Bu durumda, muhteşem bir araç sıkışıklığı yaşanıyor, tıkanmalar ve uzun süre beklemeler olabiliyor, ayrıca insan kalabalığı da var. Abant Gölüne giderken, lütfen buna dikkat edin, arzunuz, sessizlik ve sakinlik ise, gideceğiniz tarihi mutlaka iyi seçin, aksi halde orada sıkıntı yaşamadan dönmeniz mümkün değil.

abant÷¹

GENEL:
Abant Gölü, Abant dağları üzerinde, arazi kaymaları ile oluşmuş bir set gölüdür. 1988 yılında Tabiat Parkı olarak korumaya alınmıştır.

Deniz seviyesinden, 1328 m. yükseklikte olan göl, 1.28 km. karelik bir alanı kapsamakta ve uzunluğu 900 metre. En derin yeri ise, 18 metre, ortalama derinlik 10-15 metredir. Göl çevresi yaklaşık 7 km dir. Yürüyerek yaklaşık 1.5 saat sürer. Ancak, özellikle yeraltı sularının yoğunluğunun arttığı Mart-Nisan dönemlerinde, gölün su seviyesi 25-30 cm. daha yükseliyor ve çevresindeki yolun küçük te olsa bir bölümü su altında kalıyor.

Göl, bir kısım küçük akarsular ile beslenmekte, ama esas kaynağını yer altı sularından aldığı söylenmektedir. Göl, sularını kuzeydoğu ucundan boşaltıyor ve bu sular, çevredeki ormanlardan gelen sularla birleşerek, Filsoy Çayının kollarından olan Bolu Suyunu oluşturuyor.

Gölün çevresi: çam, köknar ve kayın ağaçlarından oluşan orman ile kaplı. Bu ormanı izlediğinizde, yeşilin birçok tonunu görme şansınız olucak. Ayrıca, yabanı meyve ağaçları ve çiçekler, çeşitli mantarlar ve özellikle gölün yüzeyini kaplayan nilüfer çiçekleri, inanın muhteşem bir görüntü.

Ayrıca, kuş seslerini duyacaksınız, belki de özellikle akşam-gece saatlerinde uzaklardan gelen yabani hayvan seslerini duyup ürkeceksiniz. Ama inanın, bunlar, sizin o anda tamamen doğanın içinde bulunduğunuzun en büyük kanıtı, güzelliği yaşayın.

 

MEVSİMLER:
Abantta, kışın doyumsuz bir kar manzarası ile karşılaşacaksınız, belki de gölün yüzeyinin buzla kaplı olduğunu görme şansınız bile olucak. Bazen, yerdeki kar kalınlığının, belinize kadar geldiğini görecek ve bu kar yoğunluğu içine kendinizi öylesine bırakıvereceksiniz, belki de kartopu oynamanın keyfini süreceksiniz.
İlkbaharda, gölün yüzeyinin nilüfer çiçekleriyle kaplandığını görünce, bu tür çiçekleri başka yerde görmemiş olmanın şaşkınlığını yaşayacaksınız, Durgun suda, o çiçeklerin saplarının, su içinde ve çok derinlere kadar uzandığını, çiçeklerinin ise, su yüzeyinde, tüm güzellikleri ile açtığını görüp izleyebileceksiniz.
Ancak ve özellikle yaz aylarında, akşamları bir bakıyorsunuz sis inmiş, göz gözü görmüyor, ama geri dönmeyi düşünenlerin telaşlanmasına gerek yok, çünkü sis hızla indiği gibi, çoğu kez hızla gidiveriyor, nadiren uzun süre kalıyor.
Tüm bunların yanında, Abantta hava gün içinde bile değişebiliyor. Bu yüzden, hırkanızı, şemsiyenizi yada yağmurluğunuzu yanınızda bulundurmanızda yarar var. Çünkü, yazın bile, hava sıcaklığı gündüz en fazla 26-27 derece civarında ve akşamları ise mutlaka serin. Bu yüzden tedbirli olmanızda yarar var. Zaten böylesi bir ormanlık alanda, sık sık yağmur yağması kaçınılmaz bir tabiat olayıdır.

ABANT EFSANESİ:

Bir zamanlar günümüzde gölün bulunduğu alanda bir tarla varmış ve yine buradaki bir kilisede yaşayan iki papaz, bu tarlayı ekip biçer, elde ettikleri ürünlerle burada yaşayan köylüleri beslerlermiş. Tarlayı sürmekte kullandıkları öküzün boyunluğu ve sabanı altınmış. Bu yüzden, tarladan alınan ürün de çok kıymetli oluyormuş.

Bir süre sonra kutsal öküz ölmüş, çevredeki köylüler yas tutmaya başlamışlar. Papazlar, tarlayı süremez olmuşlar. Tarlanın her yanı taş olmuş. Açlık ve kıtlık başlamış. Köylüler açlığa dayanamaz hale gelince, kiliseye saldırmışlar. Tam o sırada, taş kesen tarla birden alev püskürtmeye başlamış ve tarlanın bulunduğu yerde kocaman bir delik açılmış. Köylüler korkup hemen orayı terk ederler. Papazlar, kutsal öküzün ölümünün ardından, toprağın gazaba geldiğini  düşünürler ve açılan delikten içeriye, kutsal öküzün altın boyunluğu ve sabanını atarlar. Birden gökyüzü aydınlanır ve deliğin içinden sular fışkırmaya başlar. Ardından taş tarlanın yerinde, günümüzde görülen göl oluşur.

ABANT’TA YAŞAM:

FOTOĞRAFÇILIK:

Abant gölünde karşılaşacağınız muhteşem doğa, sizi birçok kare fotoğraf çekmeniz konusunda uyaracaktır. Özellikle, Abant gölünü, en güzel nereden görebilirim derseniz, gölün kıyısından ilerleyen ve bir süre sonra ayrılan, küçük bir rampa üzerinde yükselen Mudurnu karayolunda bir süre aracınız ile ilerleyin, gölü en iyi görebileceğiniz noktalar, bu yol üzerinde, muhteşem fotoğraflar çekebilirsiniz. Fotoğraf çekmek için en iyi yerlerden birisi de, göl kıyısında, tam karşı kıyıda, burun kesimidir. Her ne kadar, burada muhteşen bir rüzgar olsa ve bazen ayakta bile durulamayacak hale gelse de, en iyi fotoğrafın burada çekildiğini unutmayın. Bir de, bu burnun hemen ilerisinde, otelin önünde, göl içinde, bol miktarda “Nilüfer” bulunuyor. Mevkim uygunsa, bunların çiçeklerini bile görebilirsiniz.

 

OLTA BALIKÇILIĞI:

Göle gelirken, doğal olarak, balık tutma meraklıları, oltalarını yanlarına alacaklardır. Belkide, abant alası olarak bilinen ve yanlızca bu gölde yetişen, kırmızı noktalı alabalık hakkında da bilgi sahibidirler. Oltanızı alın, ücreti karşılığı oltanızı göle atabilirsiniz. Ancak, maalesef balık tutmanız büyük şansa kalmış durumda, çünkü gölde pek balık kalmamış, özellikle abant alası olarak isimlendirilen alabalık, uzun süredir gölde yakalanamıyormuş ve koruma altına alınmış, üretim çiftliğinde üretilerek göle bırakılması için çalışmalar yapılmakta imiş. Şunu unutmamak gerekir, Abant gölünde balık tutmak hiç te kolay değil, uzun süre sabırla beklemek gerektiğini unutmayın.

 

GÖL ÇEVRESİNDE YÜRÜYÜŞ YAPMAK:
Gölün çevresi, yaklaşık 7 km. ve burada bir yürüyüş yolu var. Ortalama adımlar ile, saatte 5 km. yüründüğü düşünüldüğünde, bu mesafe yaklaşık 1.5 saatlik bir yürüyüş ile alınabilir. Mutlaka deneyin, büyük keyf alacaksınız. Bunun yanında, gölün çevresindeki ormanlık alanda ve yaylalarda yürüyüş yapmakta mümkün ama, tercih size ait, özellikle bu yürüyüş esnasında kesinlikle bölgede bol miktarda bulunan ve zehirli olma olasılığı daima söz konusu olan mantarlara dokunmamanızı tavsiye ediyorum. Bir de bu  yürüyüş için, kış veya karlı-buzlu havaları seçmemeniz gerekiyor. Çünkü: bu yürüyüş sırasında, güneş görmeyen kesimlerde, yoğun buzlanma var ve yürümek gerçekten sorunludur.

 

GÖL ÇEVRESİNDE FAYTONLA DOLAŞMAK:
Milli park girişinde faytonlar bulunmakta, bunlara belli bir ücret karşılığı binip, gerek gölün çevresinin tamamını veya gerekse Abant Köşküne kadar olan bölümü, fayton ile gezerek dolaşabilirsiniz. Tur yaklaşık yarım saat sürmekte. Denemenizi öneririm. Ancak, elbette aşırı pahalı bir keyf olacaktır. Kısa bir fayton turu için ödemeniz gereken miktar: 60 TL. dır. Gölün çevresinde tam tur 80 TL. dir.

 

AT BİNMEK:

Göl kıyısında, ata binmek ve kısa bir yolculuk yapmak mümkündür. Kısa bir at biniş turu 20 TL dir.

 

GÖL ÇEVRESİNDE PİKNİK YAPMAK:
Göl çevresinde piknik yapmak üzere, elbette birçok alan tahsis edilmiş, siz de zaten gittiğinizde mangallardan çıkan yoğun duman bulutunu daima görebilmeniz mümkün. Ancak, Milli parka girişte, üzerinde milli parkta uyulması gereken kuralların yazılı olduğu kağıt çöp poşetleri veriliyor, güzel ve yerinde bir uygulama, çöplerinizi bu poşetlere doldurup, çıkışta yine görevlilerin bulunduğu yerdeki çöpe atmanız şart, aksi halde, çıkışta görevliler tarafından ” lütfen çöpünüzü toplayın ve öyle gelin ” şeklinde uyarılmanız mümkün. Kızmamak gerek, buranın temizliği elbette, elbirliği ile sağlanacak.

 

GÖL ÇEVRESİNDEKİ RESTORANLARI DEĞERLENDİREBİLİRSİNİZ:
Göl çevresindeki restoranları, gerek yemek ve gerekse bir şeyleri içmek amacı ile değerlendirebilirsiniz. Elbette, yemek için, özellikle alabalık çeşitlerini seçmeniz, buranın yöresel özellikli bir yemeğini tatmanız açısından önemli.

 

MAHALLİ ÜRÜNLERİN SATILDIĞI PAZAR YERİ (ABANT PAZARI-ABANT PAZAR YERİ):
Abant Gölü bölgesini terk etmeden önce, mutlaka uğrayın, alışveriş yapmasanız bile, görmenizde yarar var. Yöre sakinleri, kurdukları tezgahlarda, yörenin kendine özgü tarhana ( özellikle kırmızı kızılcık tarhanasını tercih edin, mide rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenmekte), erişte, yağlı peynir, tereyağı, çam balı, fasulye (özellikle iri boy fasulyeyi tercih edin, yöreye özgü) ve çeşitli meyveler gibi köy ürünleri satılıyor. Bir çoğu Mudurnu köylerinden gelerek, getirdikleri, özellikle: ceviz, kestane, patates, kuşburnu ve alıç isimli kolye misali ipe dizili dağ yemişleri alıcı buluyor.

 

KONAKLAMA:
Abantta bir hafta sonu veya daha uzun süreyi geçirmek niyetinde olanlar için çadır ile konaklamayı saymassak, üç seçenek var. Çadır ile konaklamak mümkün ancak kesinlikle tavsiye etmiyorum, özellikle geceler çok serin, çadırda barınmak mümkün değil. Soğuktan donarsınız, sabahı zor çıkarırsınız. Diğer seçenekler ise, Abant Gölü kıyısında bulunan üç otel. Bunlar yeteri kadar reklam yaptıklarından, kalmayı düşleyen ziyaretçiler, zaten gitmeden önce mutlaka oteller hakkında gerekli incelemeyi ve rezervasyonlarını yaptırmak durumundalar. Daha önceki yıllarda, göl kıyısındaki nisbeten daha uygun fiyatlı olan Turban Otel, günümüzde özelleştirme uygulamaları sonucu, özel şirkete devredilmiş durumda, Ayrıca, E-5 karayolundan saptığınızda, sağınızda yine geceleme yapabileceğiniz büyük bir tesis var, devre-mülk olarak kullanılabilen bu tesisi de değerlendirebilirsiniz. Özellikle belirtmek istediğim bir husus var, göl kıyısında, kapalı yüzme havuzu olan oteller var, bunların ısıtılmış sularında, dışarıda kar yağışını seyrederken havuza girmenin keyfi muhteşem, tercih ettiğiniz otelde havuz olup olmadığını soru ve yanınızda mayolarınızı götürmeyi unutmayın.

5 Yıldızlı              Abant Palace Otel                   374-2245012

5 Yıldızlı              Büyük Abant Oteli                  374-2245033

Abant Bungalov Evleri                                         374-2245178

Abant Evleri                                                           374-2245178

Petro Club Tatil Köyü                                          374-2252870            Abant yolu. 2’nci km. dedir.

Abant Pansiyon                                                     374-2371107             Abant yolu 14’ncü km. dedir.

Abant Dere Pansiyon                                           374-2371105             Abant yolu 14’ncü km. dedir.

 

 

RESTORANLAR:

Abant Göl Restoran                                             374-2245045

Abant Çamlık Restoran                                       374-2245049

 

SONUÇ:
Evet, mahalli ürünlerin satıldığı pazar yerinden çıktınız ve aracınıza binerek, yöreden ayrılış istikametine yöneldiniz. Şöyleki, bugün için gölde kirlilik var ve bu durum göl için büyük tehdit. Çevredeki otel ve restoranların atıkları, günü birlikçilerin atıkları, etrafta gezinen faytonları çeken atların dışkıları. Bütün milli parklarımızda olduğu üzere, tüm temizlik tedbirlerine kişisel ve kurumsal bazda mutlaka riayet edilmesinin gerekliliği, günümüzde kuşku götürmez bir gerçek. Abanttan ayrılırken, geriye baktığınızda, bu kirliliğe hiçbir katkınızın bulunmadığını düşünüyorsanız, mutlu bir şekilde buradan ayrılabilirsiniz. Çünkü, kirliliğin boyutları böyle giderse, 10-15 yıl sonra, Abant Gölü kalmayacak.

Ayrıca: Abant içinde, piknik yerlerinde, kar yağışı nedeniyle aşırı çamur, yürüyüş yollarında, güneş görmeyen yerlerde buzlanma vardı. Ama en önemlisi, sanırım tuvalet konusundaydı. Çünkü: mevcut tuvaletlerin birçoğu kapatılmış, kapılarında bir zincir ve bir yazı (arıza nedeniyle kapalıdır) var. Halbuki, yine aynı piknik alanının hemen yakınındaki diğer bir tuvalet hizmete açık, ama hemen önünde: bir masa, bir kolonya, birkaç peçete parçası. İçeride akmayan çeşmeler. Ama, kapıdan çıktığınız gibi karşınıza çıkan: tuvalet para bekçileri, yani, tuvalete girip çıktıktan sonra 1 TL. tuvalet parası vermeniz gerekiyor ki, hayır, bence hiç hoş değil ve bunların kontrol edilmediğini düşünüyorum. Kontrol gerekli. İşin ilginç yanı: para vermeniz istenen bu tuvaletlerin içi berbat pis, yerler kirli, çamur içinde ve çeşmelerden su akmıyor.

Son bir not: Abant’ta, şu anda, yani Mart ayı başı itibarıyla, iyi soğuk var. Buraya gitmeyi düşünenler, burada piknik yapmayı düşünenler: sıkı giyinmeli ve soğuk havayı, çamuru, buzlu zeminleri göze almalıdırlar. Ayrıca yanınızda mutlaka şemsiye ve yağmurluk olmalı, su geçirmeyen ayakkabı giymelisiniz. Havada bir an güneş görülüyor, 5 dakika sonra şiddetli bir yağmur olabiliyor. Ama, tüm bu hava şartları ve yoğun kalabalıklar: bu muhteşem güzelliği görmenizi engellemesin.