Balkanlar gezisi

253 kişi okudu!

Değerli okurlarım, ülkemizde son yıllarda yaygın olan “Balkanlar Turu” na yakın bir zaman önce katıldım, gördüğüm ve yaşadıklarımı, bundan sonra bu tura katılan veya katılmayı düşünen okurlar için aşağıda yazıyorum. Umarım: sizlere yeterince bilgi verir, özellikle bu tura katılmak isteyenler son kısımdaki bilgileri dikkatle okumalıdırlar.

8 günlük bir tur, 7 gece 8 gün, ilk gece otobüste yolculukta geçiyor, sonrasında her gece ayrı bir otelde konaklanıyor.

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Otobüs saat: 14.00 da Kızılay dan hareket etti. Aynı gün akşamı, saat: 21.30 da İstanbul Kadıköy evlendirme dairesi önünden otobüse bindik. Otobüs İstanbul da Avrupa yakasında iki duraktan daha yolcularını alarak yoluna devam etti.

 

29 Temmuz 2018 Pazar

Saat: 01.00 gibi İspala gümrük kapısına ulaştık. Gümrük kapısının Türkiye tarafında bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Burada: muhteşem fazlalıkta ve oldukça zehirli olduğunu düşündüğüm sivrisinek istilası var. Bu sivrisinekler ısırdığında, bu ısırıklar yaklaşık 1 hafta boyunca canınızı yakar, bu yüzden mutlaka ve mutlaka İpsala sınır kapısına varmadan, kol ve bacaklarınızı kapatacak giysiler giyin ve hatta vücudunuzun açık yerlerine mutlaka sivrisinek ilacı sıkın. Yalnız, burada unutmamak gerekir ki, bu sivrisinekler sadece İpsala sınır kapısında değil, bunlar otobüse giriyor ve uzunca bir süre yolcuları rahatsız etmeye devam ediyor ve inanın, bir haftada ancak geçen ısırıkları var. Mutlaka önlem alın.

Yolculuğumuza devam ediyoruz ve saat: 05.00 gibi Kavala şehrinde Nea Kavala denen yere varıyoruz. Programa göre burada sabah kahvaltısı verilecek ama kahvaltının verileceği mekanı kişileri uyandırarak biz yapıyoruz ve zifiri karanlıkta kahvaltı alınıyor. (Umarım: tur programını yapanlar programı birkaç saat ileri alıp, bu durumu düzeltirler.)

Adından Kavala şehrinde panaromik fotoğraf molası deniliyor ama zifiri karanlık biraz geçince, görevli Kavala şehrinde, Mehmet Ali Paşa nın evinin bulunduğu rampaya yolcuları gezintiye götürüyor. Sabahın erken saatlerinde, sokaklarda sadece köpek sürüsü ve biz önde, köpekler arkada gezinti yapıyoruz. Ayrıca, Kavala şehrinde geceden kalma, alkolik gençler de garip garip bize bakıyorlar. Yani, muhteşem ilginç bir ortam ve ilginç bir gezi.

(Kavala şehri hakkında ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede bulabilirsiniz.)

Sonrasında, Selanik şehrine hareket ediyoruz. Selanik şehrinde ilk durak, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ün evinin gezilmesi, ancak saat o kadar erken ki, Atatürk ün evi, saat 10.00 da açılacak ve biz, orada evin önünde yaklaşık yarım saat kadar bekliyoruz. Bu bekleme sırasında, hemen karşıda iki tane cafeterya var, ama bunlar yani buranın çalışanları o kadar nankör olmuş ki, inanılmaz, büyük kalabalık halinde bekleyen insanların tuvaleti kullanmasına izin vermiyorlar, sadece kafeterya müşterilerine kullandırıyorlar, yani tuvalet ihtiyacı için mutlaka para harcamanız gerekiyor, bu durum iki yönlü değerlendirilebilir, malüm tuvaletler kirleniyor ve bu insanlar temizlik için para alıyorlar diye düşünmek mümkün ancak orada bekleyen kalabalıkların süresi kısıtlı, yani kafeterya da birşeyler içmeye zaman yok, çünkü program hızla akıyor, neyse, bilginiz olsun açısından bunları anlatıyorum, tuvalet ihtiyacınızı, Atatürk evinin içindeki tuvaletten karşılayınız.

Atatürk evi ziyaretinden sonra, yine Selanik şehri içinde yürüyerek birkaç yer geziliyor. (Kordon boyu, beyaz kule, evet hepsi bu, sonra kısa bir (1 saat kadar) serbest zaman, ama günlerden Pazar olması nedeniyle, bütün dükkanlar kapalı, sadece sahilde yürüyerek zaman geçirebilirsiniz. Zaten Avrupa nın birçok yerinde Pazar günleri, dükkan ve mağazalar kapalıdır. Yani, tur programında Pazar günü nerede bulunduğunuz çok önemli.

(Selanik şehri hakkında ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede bulabilirsiniz.)

Ardından: yine otobüse biniliyor ve Üsküp şehrine hareket ediliyor. Yunanistan sınır çıkışı ve Makedonya sınır girişi işlemlerinin ardından, Saat: 17.00 gibi Üsküp şehrine varılıyor. Şehirde yerel rehberle buluşuluyor ve yerel rehber maalesef pek ayrıntılı bilgiye sahip değil, ama yerel rehber kullanma zorunluluğu var.

İlginç bir şehir, özellikle bol miktarda heykel ve özellikle Büyük İskender in heykelinin bulunduğu alan hareketli ve gece güzel ışıklandırılmış. Burada fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede bulabilirsiniz. Geceleme ve akşam yemeği: Üsküp şehrinde bir otelde.

 

30 Temmuz Pazartesi:

Üsküp şehrinde yapılan kahvaltının ardından, saat: 07.00’de otobüsle hareket ediliyor. Yani, bayağı erken bir saat, zaten tur boyunca sabah saat 07.00 veya en geç 07.30 da yollara düşülüyor. Üsküp şehrinden çıkınca ilk durak Matka Kanyonu.

Matka kanyonu ilginç bir yer, ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede bulabilirsiniz. Bir yürüyüş parkuru var, biraz rampa olsa da kesinlikle çekinmeyin ve bu yürüyüşü yapın, muhteşem güzellikler göreceksiniz, mutlaka kanyonda yürüyüş yapın.

Ardından yine otobüse biniliyor ve Tetova şehri, Struga şehri görülüyor. Bunlarla ilgili hatırı sayılır bir özellik yok. Sonrasında Ohrid şehrine varılıyor. Burası gayet güzel. (Ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede bulabilirsiniz.) Burada yine yerel rehber bize katılıyor ve öncesinde olduğu gibi bu da oldukça acemi ve sadece fon teşkil ediyor, yani var mı var.

Ohrid şehri, güzel ve küçük bir yer, en büyük özelliği göl kıyısında olması, kocaman bir göl var, bizim Van gölüne benziyor, oldukça büyük, sanki bir deniz gibi, insanlar kıyının bazı bölümlerinde göle giriyorlar, kıyıda güneşleniyorlar. Çarşısı oldukça ilginç, ancak burada özellikle dikkatinizi çekeceğim bir husus var. Ohrid de inci meşhur, buraya has bir inci türü, gölde yaşayan balık pullarından elde edilen bir inci türü, yani istiridye incisi değil. Bu inciden yapılmış birçok obje var ve bunlar genellikle bayanlara yönelik objeler.

Ancak, en önemli husus: size önerilen; hatta bunların gerçek inci sattıkları diğerlerinin bijuteri olduğuna inanmayın, hatta burada size ikram edilen bir bardak Türk çayının bedelinin satın alacağınız bir objenin bindirilmiş fiyatı ile sizden kat kat alınacağını da unutmayın.

İnci satış yerlerine gidin ama sakın alışveriş yapmayın, çünkü ilk önce buraya götürüleceksiniz, ardından serbest zamanda çevredeki aynı objeleri satan dükkanlarda üçte bir, hatta dörtte bir fiyat görünce oldukça üzüleceksiniz. İnci almayı düşünüyorsanız, serbest zamanda, birkaç dükkana sorarak almanızı öneririm, daha uygun fiyat bulacağınız kesin.

Evet inci faslı bittikten sonra, Ohrid gölünde tekne gezintisi yapılıyor. Güzel bir gezinti, kesinlikle katılın, bu şehre müstakil giderseniz de bu tekne gezintisini mutlaka yapın.

Şehir bir meydan ve buna açılan bir iki caddeden oluşuyor, hareketli, akşam da geç saate kadar hareketli ve kalabalık.

Akşam yemeği ve geceleme Ohrid şehrinde otelde. Unutmadan, bu gece Ohrid şehrinde akşam yemeğinde Makedon gecesi adı altında bir saçmalık daha var, 3 çocuk müzik çalıyor, 6 çocuk geleneksel kıyafetler içinde, pek de uyumlu olmayan bir tür halk oyunu oynuyorlar. Tabii son parça, ülkemize özgü bir parça oluyor ve isteyen misafirlerin katılımı sağlanıyor. İyi mi hayır, kötümü hayır, yarım saat süren ilginç bir gösteri. Çocuklar bir şeyler sunmaya çalışıyorlar.

 

31 Temmuz 2018 Salı:

Sabah Ohrid oteldeki kahvaltı sonrasında yine saat: 07.00 de yollara dökülüyoruz.

Bir süre Ohrid gölünün kıyısında, inişli çıkışlı ve virajlı yollarda ilerliyoruz, dar yollar aman dikkat. Ardından St Naum isimli, Kril alfabesini hazırlayan kutsal kişinin mezarının bulunduğu yere ulaşılıyor. Buradan göl manzarası muhteşem, tavus kuşları ortalıkta dolaşıyor, her yer yemyeşil burayı gezin ama mezara girmeyin, çünkü kapıda bir görevli var, giriş paralı. Ardından, hemen aşağıda yani giriş kısmında, sol yanda su kaynaklarının bulunduğu yere sandallı geziler var. Burada yaşadığımız bir olayı anlatmak istiyorum. Sayın tur görevlisinin gösterdiği bir kişi, yarım saatlik bir tur için 2.5 euro istedi, bunun teknesine binmek için giderken, diğer sandalcılara da soralım dedik, onlar da aynı parayı istedi, ama ilk adam bunu görünce hiddetlendi ve yanına gittiğimizde “burası Türkiye değil, ……….. gibisinden küfürlü konuşma ve yine kötü bir el hareketi yaparak” eş ve çocukların huzurunda ortamı gerdi. Bir misafir neredeyse sandalcı ile kavga ediyordu, zor ayırdık. Neyse, daha fazla gerilmeden adamın yanından ayrıldık ve hemen yanda bulunan kafeteryanın içindeki sandalcılarla konuşarak onların sandalına bindik.  Sizlere de önerim, kafeteryanın içindeki sandalcıların sandalına binin ve su kaynaklarının bulunduğu bu alanı mutlaka gezin, kafeterya da tuvaleti ve wife yi kullanma şansınız olur, aynı para, daha anlayışlılar, kafeterya dışındakiler arsız olmuş.

Evet, su kaynaklarının çıktığı yer muhteşem güzel, bu güzelliği mutlaka yaşayın.

Ardından yine otobüse biniyoruz ve Makedonya sınır çıkışı, Arnavutluk sınır girişi ardından, Tiran şehrine varıyoruz. (Tiran şehrine ait ayrıntılı yazıyı yine bu sitede bulabilirsiniz.) Tiran şehrinde sayın tur görevlisi, şehir meydanında yarım saatlik bir gezintinin ardından, tekrar otobüslere bindiriliyoruz ve İşkodra şehrine geçiyoruz. Yani: internette okuduğum kadarıyla Tiran şehri hani çok güzel olmasa da görülebilecek birkaç yeri olmasına rağmen, aşırı sıcak hava nedeniyle tur görevlisi de, kafiledeki insanlar da bu şehri gezmekten imtina ediyorlar.

Burası küçük bir yer, merak edenler ayrıntılı yazıyı yine bu sitede bulabilirler.

Geceleme, akşam yemeği İşkodra şehrindeki otelde. İlginç bir otelde kalıyoruz, otelde asansör yok, giriş 15-20 basamak merdivenli ancak otel görevlileri bavulları odalara kadar taşıyorlar, yaşlı insanlar, ama başka çare yok. Eskice bir otelde hani bir gece idare edelim diye düşünerek kalıyoruz.

 

1 Ağustos 2018 Çarşamba:

Bugünün en büyük özelliği: sabah Arnavutluk ve Karadağ, akşam üstü Hırvatistan yani bir günde 3 ülke görülüyor. Aynı zamanda sınır geçişleri var, çok aşırı yoğun bir gün, ama göreceğiniz güzel doğa yorgunluğu unutturuyor.

Sabah yine otelde kahvaltı ve ardından saat: 07.00 de hareket ediyoruz.

Arnavutluk sınır çıkışı-Karadağ (Montanegro) sınır girişi derken, bugün oldukça kalabalık, trafiği felç ama tam bir cennet köşesi yerler geziliyor. Adriyatik denizi kıyısında St Stefan adasının uzaktan görülmesi, Kotor şehrinin panaromik turu derken bu cennet köşesi güzellikteki ama oldukça kalabalık ve trafiği felç olan yerlerden çıkıyoruz ve Karadağ sınır çıkışı-Hırvatistan sınır girişi derken Dubrovnik şehrine varıyoruz. Buralar çok güzel, ama çok kalabalık, trafik yoğun, yollar dar ve virajlı, ayrıntılı bilgi isteyenler, yine bu sitede bulabilirler.

Ardından, geceleme Dubrovnik yakınlarındaki bir şehirde (Trebinje) otelde yapılıyor. Sanırım fiyat nedeniyle, Dubrovnik içinde konaklama yapılmıyor. Neyse, akşam yemeği ve geceleme otelde.

 

2 Ağustos 2018 Perşembe:

Trebinje şehrinde otelde kahvaltının ardından, yine saat 07.00 de otobüse biniyoruz ve Mostar şehrine doğru hareket ediyoruz. Bu arada yol üzerinde Poticel denen bir Osmanlı mimarisinin hakim olduğu köy gezisi var, boşa geçen zaman, hiçbir özelliği yok.

Ardından yine yol üzerinde Balagay tekkesi denen bir yer geziliyor. Burası: yine doğal bir su kaynağı (kayaların içindeki mağaradan çıkan su kaynağı) yanında bir tekke, aslında tekkenin içine girmedik, uzaktan görün yeter, su kaynağının çevresini gezin, kayaların içinden çıktığı yere kadar yürümek mümkün, tam bir doğal güzellik, burayı atlamayın gezin, sadece inişteki rampa, çıkışta biraz zorlayabilir, yani yürümekten kaçınanlar aşağıya inmesin.

Sonra yine otobüslere biniliyor ve Mostar şehrine ulaşılıyor. Şehir gayet güzel ama aşırı kalabalık, özellikle köprü muhteşem, önce köprünün alt kısmında köprünün görüldüğü yere gidin, sonra köprünün üstüne çıkın, köprüden atlayan gençler görülebilir, ama tam bir para cambazı olmuşlar, aşağıda kendilerini seyredenlerden kişi başı 1 euro para topluyorlar, sonra köprünün üstüne çıkın, karşıya geçin, bir süre yürüyün, her taraf hediyelik eşya satan dükkanlarla dolu, aşırı kalabalık ama burası balkan gezisinin en ilgi çeken yeri, mutlaka görmelisiniz. Mostar şehrine ait ayrıntılı gezi yazısı yine bu sitede bulabilirsiniz.

Mostar şehrinden sonra yine otobüse biniyoruz ve Saraybosna şehrine gidiyoruz. Geceleme ve akşam yemeği buradaki otelde, ilginç bir yer, fazla büyük değil, zaten yorgunluktan bitap düşeceksiniz.

 

3 Ağustos 2018 Cuma:

Saraybosna şehrindeki kahvaltının ardından, yine saat 07.00 de yolculuk başlıyor. Uzunca bir yolculuk ve sınır çıkış ve girişinden sonra Belgrat şehrine varıyoruz.

Öncelikle şehirde kale denen bölgede kısa bir yürüyüş yapılıyor, Tuna ve Sava nehrinin muhteşem manzarasına kapılan misafirler, yörenin ayrıntısını umursamıyorlar. Şehir, oldukça büyük bir yer ama maalesef gezmek, şehri keşfetmek ne mümkün, oldukça kısa süreli serbest zamanlar (en fazla 2 saat) da ne yapılabilir, ana bölgelerde gezinmeye çalışıyorsunuz, sadece tur görevlisi tarafından bırakıldığınız yörede gezebiliyorsunuz.

Belgrad şehrindeki en ilginç aktivite, tekne gezintisi, Tuna ve Sava nehirleri üzerindeki bu gezinti gerçekten güzel, mutlaka katılın, müstakil gidenler için 8 ile 10 euro arasındaki bu tekne gezintisine mutlaka katılmanızı öneririm.

Gece konaklama Belgrad şehrindeki otelde, ama otel şehir merkezine uzak olduğundan cansız bir gece geçiriliyor. Otelin bulunduğu yer, ılıca mevkii ama biz bir ılıca ortamı göremedik, sadece bolca Arap tatilci vardı.

 

4 Ağustos 2018 Cumartesi:

Belgrad şehrinde otelde kahvaltının ardından yine sınır çıkışı ve sınır girişi yapılıyor ve uzunca bir yolculuktan sonra Sofya şehrin ulaşılıyor.

Bu yol, gurbetçilerimizin ülkeye geliş ve gidiş yolu, bu yüzden oldukça kalabalık, trafik çok yoğun. Yol üzerinde öğle yemeği için bir yerde mola verildi, tam bir Tır kamyon park yeri, ama sanırım buraya Tır şöförleri de girmez, bir Türk tarafından işletilen bu restoranda ne menü var, ne de yemekler üzerinde fiyatlar var, kasaya geldiğinizde muhteşem rakamlarla karşılaşıyorsunuz, (bir çorba 3 euro, gerisini siz düşünün), neden diye sorduğumuzda mazeret daha da ilginç “ülkeye dönen gurbetçiler için yüksek fiyatlar mış” Hayır, bu saçmalığı kabul etmiyorum, özellikle bir Türk restoranında, gurbetçilere yönelik bu tür fahiş fiyatları kabul etmiyorum. Ayrıca: yine burada tuvalet paralı, eğer içeride bir şeyler yeyip fiş getirirsen tuvalet parasız, hem de saçmalığın ötesi, erkek tarafı ücretsiz bayan tarafı ücretli, saçmalık üst düzeyde.

Evet Sofya, sakin bir şehir, sokaklarda insanlar az, aşırı bir trafik kalabalığı yok, panaromik tur, birkaç yer görülüyor ve ardından otele geçiliyor. Banya camisi denen yerin yakınında bir süpermarkette uygun fiyatlar olduğunu duymuştum, büyük bir heves ve heyecanla oraya gidiyoruz, ve topluca bir hüsran. Arkadaşlar, bu markette fiyatlar yani öyle aşırı ucuz değil ama nispeten uygun sayılabilir, bir şeyler alıp kasa sırasını giriyorsunuz. Sıranız geliyor, kasa görevlisi ne kredi kartı ne de Euro veya dolar almıyor, aldıklarınızı geri bırakıyor ve çıkıp gidiyorsunuz ve keşke tur görevlisi bunu bize söyleseydi diye hayıflanıyorsunuz.

Evet, önemli bir not ve hatırlatma, Bulgaristan şehirlerinde yani tüm Bulgaristan ülkesinde: Euro, dolar asla geçmiyor, ve hatta bazı yaşlılar örneğin tuvalet kapısında bekleyen yaşlılar Euro parasını bile tanıyorlar, Leva vermezseniz, tuvalete bile sokmuyorlar, alışveriş yerlerinin bazılarında kredi kartı geçiyor ama önce kredi kartı geçmiyor diye yalan söylüyorlar, yani buradan alışveriş yapmak istiyorsanız mutlaka para bozdurmalısınız, ama unutmayın cebinizde kalacak Leva ların başka yerde geçerliliği yok. Çok ilginç, Avrupa Birliği üyesi bir ülkede Euro geçmemesi gerçekten ilginç,

Evet, akşam yemeği ve konaklama, tur boyunca gördüğümüz en güzel bir otelde yapıldı. Novotel denen bu otelin hemen yanında bir AVM var, saat 22.00 ye kadar açık, orada gezebilirsiniz. Otel oldukça lüks, gecelik fiyatının müstakil ziyaretçiler için 30 euro civarında olduğunu öğrendim.

Sofya hakkında ayrıntılı gezi yazısını yine bu sitede bulabilirsiniz.

 

5 Ağustos 2018 Pazar:

Sabahın erken saatlerinde saat 07.00 gibi otelden çıkıyoruz. Çünkü, yolumuz uzun, sınır geçişleri zaman alabilir ve hatta İstanbul girişinde, bugün Pazar olduğu için yazlıkçıların dönüş kuyruğuna denk gelebiliriz, yani çıkıyoruz yola, sonumuz hayrola gibisinden bir umut.

Bu arada yol üzerinde Filibe denen bir şehir gezilecek ama günlerden Pazar sabahın erken saati, sokaklarda çöpçüler var, dükkanlar kapalı, kısa bir yürüyüş ve ardından yine otobüse biniyoruz.

Bulgar sınırına varmadan, Türkiye’deki bazı arkadaşlarımın önerileri vardı, fiyatların çok ucuz olması nedeniyle kaşar peyniri, konserve et yani kavurma alın diye, sayın rehberimizin söylediğine göre: sınıra varmadan yol kenarındaki “M……… yeri” olarak adlandırılan bu mekanda, bandrolsüz oldukça ucuz fiyata içki satılıyormuş ve Bulgar polisi buradan alışveriş yapılmasını uygun bulmuyormuş, giremedik, yorum yapamıyorum, bence siz deneyin, girin, ucuz ise neden değerlendirmeyelim.

Neyse: Bulgar sınırı çıkış ve Türkiye sınırı giriş, tabii burada en büyük özellik, kafile bol miktarda alış veriş yaptı, hatta birçok kişi içki satın aldı, ama malüm ülkemize sınırdan içki sokmak için belli kurallar var, bu konuda yorum yapmak istemiyorum, elbette gümrük kurallarına uymak gerekir, gümrükte araçtan iniyoruz. Gümrük polisine pasaport damgalatıyoruz, sonra yine yürüyerek “x ray” cihazından geçiyoruz, bazen polis, otobüsteki bavulları da cihazdan geçirtiyor. Yani, bu konuda ayrıntılı ve somut bilgi vermek istemiyorum, çünkü kesin olan bir şey yok, tamamen gerek gümrük polisi ve gerekse gümrük görevlisinin inisiyatifinde bir olay, isterse hiç bakmaz, isterse bakar, ve hatta tüm otobüsü “x ray” cihazına sokup arayabilir.

 

Sonuç:

Büyük bir merak, heves ve arzu ile çıkılan BALKAN TURU, kısa sürede 8 ülke göreceksiniz, ama gitmeden, tura başlamadan nelerle karşılaşacağımızı, neler göreceğinizi, sıkıntıların neler olacağını bilmenizde yarar var. Ben bu tura katılan birisi olarak: size bazı önerilerde bulunurken, elbette bazı tenkitler de yapıyorum, ama benim için önemli olan okurlar yani sizlersiniz. Çünkü, siz okurlar, bu tur için, turun güzel geçmesi için, güzel hizmet almak için ilgili firmaya para ödüyorsunuz ve ödediğiniz paranın karşılığını almak en doğal hakkınız. Unutmayın, TENKİT VARSA, DEMEK Kİ EKSİK BİR ŞEYLER VAR.

1-Tur boyunca göreceğiniz yerlerle ilgili ayrıntılı gezi yazılarını, yine bu sitede bulabilirsiniz. Burada, tur hakkında genel bilgiler vermek istedim.

2-Tur boyunca, Ankara çıkış ve dönüş, yaklaşık 3500 km yol yapılıyor. Kazasız belasız bu kadar yolun bitirilmesi gerçekten kolay değil. Gerek şöförün dikkati ve gerekse vücudunuzun özellikle bacaklarınızın bu uzun yolculuklara dayanabilmesi, şişmemesi için hazır olmanız veya bu sıkıntılara hazır olmanız gerek. Bu yüzden, özellikle uzun otobüs yolculukları için rahat kıyafetler ve rahat ayakkabılar giyin, otobüste terlik kullanın, gezintilerde güneş için şapka ve güneş gözlüklerinizi unutmayın. Yağmur için mutlaka şemsiye bulundurun. Sivrisinekler için yanınıza mutlaka sivrisinek kovucu sprey ve sivrisinek ısırıkları için uygun krem bulundurun.

3-Her ülkeye geçişte sınırlarda bir çıkış-bir giriş için bazen yarım saat bazen 2 ve hatta 3 saat beklemek gerekebiliyor. Bu sınır geçişleri tam bir ızdırap, her seferinde bir aksilik çıkar mı acaba diye düşünmemek elde değil, yani her geçiş gerek zaman ve gerekse psikolojik olarak tam bir sıkıntı, önünüzde 1-2 otobüs varsa, bekleyeceğiniz zaman, bazen saatlerce sürüyor. Sinirlere hakim olmak şart. Bazı gümrüklerde, tur görevlisi pasaportları topluyor ve götürüp topluca damgalıyor, bazı gümrüklerde ise, polis, otobüs içine giriyor, tek tek pasaportları topluyor ve kendisi gidip damgalayıp getiriyor. Bazı gümrüklerde ise, özellikle ülkemizin gümrük giriş ve çıkışında, ellerimizde pasaportlar otobüsten inip, gümrük polisi önünden ve çıkışta “x ray” cihazından tek tek geçiyoruz.

4-Sabah çok erken saatlerde kalkacaksınız, yollara düşeceksiniz ve bazen saatlerce otobüs içinde kalacaksınız, yani yan koltuk boşsa biraz rahat edebilirsiniz, ancak dolu olduğunda yorgunluk, uykusuzluk kesin, bunun yanında program yoğun olduğundan hızlı ve uzun yürüyüşlere ve özellikle sıcak veya yağmurlu havada uzun ama sıkıntılı yürüyüşlere hazırlıklı olun. Tüm bunlar büyükler için zor ancak özellikle geziye çocuklarıyla katılmayı düşünenlerin iyice düşünmesini öneririm, uzun yolculuklar çocukların sıkılmasına sebep oluyor.

5-Balkanlarda meşhur köfte menüsünün ismi “Kebap” olarak geçiyor, bizim İnegöl köfteye benzer bir köfteleri var, lezzetli, porsiyon oldukça büyük, bence deneyin. Yanında bir adet közlenmiş acı biber ve doğranmış soğan getiriyorlar. Yine bir tür “Boşnak köftesi” denen oldukça büyük boyutlu, hamburger köftesi benzer bir köfte var. Bu pek lezzetli sayılmaz. Tatlı derseniz, burada triliçe ve sütlaç meşhur ama sadece bir yerde yediğim triliçe güzeldi, o da bir benzin istasyonu, birkaç yerde yediğim sütlaç rezaletti, yani bir yer öneremeyeceğim, Ama balkan gezisinde tek bir önerim, yolda kuzu çevirme yapılan bir yer var, oraya mutlaka girin ve kuzu çevirme yemelisiniz, muhteşem bir lezzet, uygun fiyat (300 gram hiç kemiksiz kuzu eti, 11 euro) mutlaka deneyin.

Bu arada, kalacağınız otellerde, kahvaltı düzeni hakkında bilgi vermek istiyorum. Kahvaltıda, genellikle: beyaz peynir, kaşar peyniri, domates, salatalık, haşlanmış yumurta, zeytin bulmak mümkün. Sosis, jambon, salam gibi ürünlerin domuz eti olma olasılığı yüksektir.

6-Özellikle öğle yemeklerinde ve diğer mola zamanlarında, kafileler saçma sapan yerlere (öğle yemeği için tır parkındaki bir rezil ve hijyen olmayan restoranlara veya fiyatların uçuk yani yüksek olduğu yerlere) sokuluyor. Bu yüzden, kesinlikle ve kesinlikle, bir restoran veya kafeterya da, fiyatı görmeden, menü görmeden sakın bir şeyler almayın ve yemeyin, aksi halde kasaya ulaştığınızda, aşırı ve uçuk hesaplar ödemek zorunda kalırsınız. Gerek fiyatlar ve gerekse hijyen yani temizlik tam bir felaket.

7-Her gece ayrı bir otel, sabah bavulu topla, gece tekrar aç, bayağı yorucu olduğu kesin, ayrıca otellerin her biri farklı, bazıları oldukça eski, odalar küçük, özellikle bazılarında asansör olmaması felaket, merdivenli oteller var, otelin resepsiyonuna ulaşmak için 15-20 basamak merdiven çıkmanız gerekiyor, kendiniz çıkarsınız da ya bavullar? Sadece bir otelde, görevli oldukça yaşlı kişiler bavulları oda kapısına kadar taşıdı, bir otelde de kendimiz taşıdık, zordu.

8-Tur görevlisi, yani rehber çok önemli. O kadar çok yerler gezeceksiniz ki, belki bir çoğu hatırınızda kalmayacak ama bunun en büyük sebebi, rehberinizi gerekli donanıma sahip olup olmamasıdır. İyi bir rehber gezip gördüğümüz yerler hakkında size gayet güzel bilgiler verir ve siz oraları asla unutmazsınız, ama üstün körü verilecek bilgiler, bir tarih dersi niteliğindeki bilgiler insanların konsantrasyonunu sağlayamıyor ve anlatılanlar hatırda kalmıyor. Örnek: “Burası Banya camisi” deniyor, bu kadar. Öte yandan: bu cami ne zaman yapılmış, kim yaptırmış, mimari ve diğer özellikleri nelerdir, yok. Birçok yerde alınan yerel rehberler ise, tam bir şenlik, hani derler ya, figüran, birçoğu zayıf, hatta bizim rehberimizin anlatmasını ısrarla rica ediyorlar. Halbuki kendi yaşadıkları yerler geziliyor.

9-Balkanlar turunun en fedakar insanları şöförleri, inanın saatlerce araç kullanıyorlar ve inanın defalarda kaza riski yaşanıyor. Bu yüzden: mutlaka iki sürücülü turları tercih ediniz, yoksa bir sürücü gerçekten zor.

10-Sonuç: hani klasik bir soru vardır “Tekrar gidermisin?” Ben bu soruya net bir yanıt verebilirim. “Hayır” Gerçekten zor bir yolculuk, görülen yerlerin çok küçük bir kısmı, özellikle Adriyatik denizi kıyıları ve Ohrid gölü oldukça güzel ve ilginç, ancak program o kadar yoğun ki, birçok yerde yeterli zaman yok, koşturmak, kısa süreli geziler ve hatta bazen çok uzaktan panaromik manzarayı izlemek zorunda kalacaksınız. Elbette bu durum, programın yoğun olmasından kaynaklanıyor, unutmayın sonuçta 7 gece 8 günlük bir sürede, 8 ülke göreceksiniz, Katıldığım turda, bizleri çok uzaklara götürüp, sağ salim evimize dönmemizi sağlayan kaptanımıza ve yoğun bilgileriyle bizleri bilgilendiren tur görevlimize yani rehberimize gıyaplarında teşekkür ediyorum.

Hepinize iyi tatiller.

 

Kosova, Piriştine

10.081 kişi okudu!

Şehir: Balkanlarda, Kosova Cumhuriyetinin başkentidir. Bu şehri gezmek isteyen ziyaretçiler için: bu şehirde tarihi eser yok denecek kadar azdır. Çünkü: Yugoslavyanın dağılmasının ardından, burada özellikle Sırplar tarafından büyük katliamlar yapılmış ve NATO tarafından müdahale edildiğinde ise, yine bombardıman sonucunda birçok tarihi ve eski yapı, yıkılarak yok olmuştur. Halen: şehrin imar faaliyetleri, mevcut tesislerin restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir. Yani, burada zorlukları aşarak yaşamlarını yeniden şekillendirmek isteyen insanları göreceksiniz.

Evet: Vietnam’dan sonra en büyük askeri kamp, Amerikalılar tarafından burada kurulmuştur. Şehrin merkezinde, Amerikan Başkanı Bill Clinton’un bir heykelini göreceksiniz. Kosovalılar: onu manevi liderleri olarak görüyorlar, onun her yıl doğum gününü kutluyorlar.

Şehir coğrafi konum olarak: ülkenin kuzeydoğu kesiminde ve Golyak dağlarının alt kısmında: tarihi “Kosova ovası” nın üstünde bulunmaktadır. Ama, aslında şehir daha yüksek alanda kurulu eski şehir ile, ovada kurulu yeni şehir diye iki bölümden oluşmaktadır. Ovada kurulu yeni şehir: Yugoslav yani Tito döneminde yapılan büyük blok apartmanlarla doludur. Yeni şehir bölümü, savaşın ardından aldığı büyük göçlerle düzensiz ve gecekondu tipi evlerle dolmuştur. Savaştan önce, şehrin 200 bin kişilik nüfusu varken, savaşın ardından, bu nüfusun 50 bin kişilik Sırp bölümü şehri terk etmiş, ancak bu kez Arnavut ve Türkler, kırsal alandan şehre göçmüşler ve şehrin nüfusu 600 binlere kadar çıkmıştır.

ULAŞIM:
Şehir: güneyde Prizren ve Makedonyanın başkenti Üsküp ile komşudur. Kuzeyde ise: Mitroviça ve Podiyeva şehirleri bulunmaktadır. Üsküp-Kosova arasındaki uzaklık 80 km.dir. Bu yolculuk 4 saat sürer.
Şehirdeki havaalanı “Adem Jashari Uluslar arası Havaalanı” olarak bilinmektedir ve şehir merkezinin 18 km. güneybatısında bulunmaktadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım yaklaşık 30 dakika sürer ve taksi tercih ederseniz 20 dakikalık yolculuk için 20-25 euro ödemeniz gerekir. Ama şehir merkezinden havaalanına gelirken, taksi için aynı yola: 15 euro ödeniyor.
İstanbul-Piriştine arasındaki uçak yolculuğu, yaklaşık 1.5 saat sürmektedir.
Otobüs tercih ederseniz, 3 euro ücret karşılığında şehir merkezine, Grand Hotel bölgesine ulaşabilirsiniz. Otobüsler, her iki saatte bir hareket etmektedirler.
Evet, uçak yanında, şehre trenle ulaşmak veya şehirden trenle ayrılmak isterseniz: tren istasyonu, şehir merkezinin 7 km. batısındadır. Fushee Kosove tren istasyonuna ulaşmak için bir minibüse binmeniz gerekir. 5-10 dakikalık bu yolculuk için 0.40 euro ödemeniz gerekir. Yürüyerek de tren istasyonuna gidebilirsiniz.

TARİH:
Şehirdeki ilk yerleşim hakkındaki bilgiler: 15. yüzyıla dayanmaktadır. Bu dönemde: şehrin 16 km. yakınında bulunan Ulpiana bölgesinde, Romalılar tarafından bir şehir kurulduğu bilinmektedir. Ancak, bu şehir daha sonraki süreçte tamamen yok olmuştur. Takip eden dönemde ise, şehir Roma İmparatoru I.Justinian tarafından yeniden kurulmuştur. Bu tarihi şehrin üzerinde, günümüzde: “Liplan” şehri bulunmaktadır.
Roma imparatorluğunun ardından, şehir, Balkanlarda ticaret yolları üzerinde bulunan konumu nedeniyle önemini korumuştur. Şehrin, Sırbistan topraklarında bulunduğu dönemde; 1200’lü yılların sonu ve 1300’lü yılların başındaki dönemde: II. Stefan Uroş Milutin döneminde: refah seviyesi hızla yükselmiştir. Sırt yönetimi: 1389 yılındaki I. Kosova savaşına kadar devam etmiştir. Savaşın ardından: bölge Osmanlı topraklarına katılmıştır.
1870’li yıllarda ise, Balkanlarda gelişen özgürlük hareketleri sonucu: Priştine de Osmanlı idaresine karşı isyanlar olmuş ve 20. yüzyılın başındaki I ve II. Balkan Savaşlarının ardından, Sırp ordusu, Priştine şehrini ele geçirmiştir. I. Dünya savaşının ardından ise, şehir: Yugoslavya devletinin bir parçası haline gelmiştir. Bu dönemde: şehirde yaşayan binlerce Müslüman ve Türk: Anadolu topraklarına göç etmek zorunda bırakılmıştır. II. Dünya savaşında İtalyanlar tarafından işgal edilen şehir: 1946 yılında Kosova özerk bölgesinin başkenti olmuştur. Bu dönemde: dağlık bölgelerden şehir merkezine göç sonucu: şehir nüfusu hızla artmış ve şehirde yaşayan Arnavut azınlık sayısı hızla yükselmiştir.
Takip eden 1998-1999 yılları arasındaki iç savaş döneminde: bölgede, Sırplar tarafından başlatılan ayırımcılık: Piriştine şehrinde sıkıyönetim ilan edilmesiyle başlayan gerginlik: 24 Mart 1999 tarihinde NATO güçlerinin başlattıkları harekat sonucu: şehirdeki birçok yer bombalanmıştır.

İKLİM:
Şehirde, tipik okyanus iklimi hüküm sürmekte olup, buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kışlar ise karlı ve soğuk geçer.

İNSANLAR:
Piriştine şehrinde: Arnavutlar, Türkler, Boşnaklar ve Sırplar yaşamaktadırlar. Burası: Avrupa tarzı Batı kültürünün egemen olduğu, Balkan ve Müslüman bir şehir görüntüsü sunmaktadır.
Evet: 2011 yılı nüfus sayısına göre: şehirde 198.897 kişi yaşamaktadır. Bunların: 194.452 kişi Arnavut, 2156 kişi Türk, 430 kişi Sırptır. Halkın büyük bölümünün Arnavut olması nedeniyle, şehirde Kosova bayrağı kadar Arnavut bayrağı da dalgalanıyor. Ancak: Avrupa Birliği: Piriştina’nın Arnavutluk ülkesine ilhak etmesine izin vermiyor. Yani, işler karışık.
Özellikle, yaşlı Piriştinalılar, Türk olduğunuzu duyduğunda sevecen yaklaşıyorlar ama gençlerde, Türklere karşı bir antipati var.

ŞEHİR İÇİ TOPLU TAŞIMA:
Şehirde taksiler nispeten ucuzdur ve bu yüzden, şehrin toplu taşım araçlarını sık kullanmanız gerekmez. Şehir içi otobüslerde bir biniş: 0.40 eurodur. Bunların biletlerini, otobüs içinden satın alabilirsiniz. Bir aylık otobüs kartı almak isterseniz, bu kez 10 euro ödemek gerekir.
Taksilere gelince: ilk açılış gündüz 1.5 euro ve gece, yani saat 22.00’den sonra 2 eurodur. Kilometre başına ücret ise 0.60 eurodur.

 

KAFELER:
Şehirde çok sayıda kafe bulunuyor. Kafelerde insanlar, bir içecek alıp, oturup gelip geçenleri seyrediyorlar. Söylenenlere göre: işsizlik nedeniyle, insanlar ya taksi şöförü oluyorlarmış ya da kafe açıyorlarmış. Daha da ilginç olanı: bu ülkede kapalı alanlarda sigara içmek yasak değildir. Bu yüzden, kafelerde muhteşem bir sigara dumanı oluşuyor. Bu kafelerde, özellikle espresso içmenizi öneririm, tadı harikadır.

GECE HAYATI:
Şehirde: birçok kafe, bar ve gece kulübü bulunmaktadır. Gece hayatı: şehrin doğu ucunda “Santea” bölgesinde hareketlidir. Bir anlamda, gece hayatının şehrin merkezindeki stadyumun çevresinde “Grand Hotel” in arkasında döndüğü söylenebilir.
Burada: öğrencilerin eğlendikleri mekanlar bulunmaktadır. Şehrin güneyinde ise “Rruga Garibaldi Pejton” denilen bölge de ilgi çekmektedir. “Sprey” isimli kulüp: şehrin en tercih edilen yeridir. Mekan yaklaşık 1500 kişiliktir ve 1000 metrekarelik bir alana sahiptir.
Bu arada: şehri ziyaret edipte casino da şansını denemek isteyenlerin “Avrupa Casino” yu ziyaret etmeleri gerekir. Otobüs garajı yakınındaki bu casinoda: slot makinaları, poket, ücretsiz içki ve ücretsiz açık büfe hizmeti verilmektedir.

ALIŞVERİŞ:
Şehri merkezi değil, doğu ve güney bölümlerindeki yollarda: birkaç mağaza ve hipermarket bulunmaktadır. Merkezde ise, derme-çatma tezgahlarda güneş gözlüğü, sigara ve kitap satıcılarını görebilirsiniz. Merkezde, çarşıda ise: sahte giyim tasarımcıları, meyve ve sebze satıcıları, korsan CD ve sigara satıcılarının bulundu küçük ve modern bir Pazar yeri bulunmaktadır.
Priştine şehrinde: birkaç hediyelik eşya dükkanında: Hint ürünleri, küçük heykeller ve diğer bir kısım hediyelik eşyalar satılıyor. Ayrıca: kilim ve çeşitli giyim eşyaları ve el sanatı ürünleri de bulup satın alabilirsiniz.
Son bir not: Piriştine şehrinde, özellikle “Arnavut telkari gümüş işleri” çok meşhurdur. Bunlardan satın almalısınız. Bu telkarileri: Garibaldi caddesi üzerinde Krenare Rugovica dükkanında bulabilirsiniz.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR:
Şehirde: Piriştineliler genellikle evlerinde yemek yapmıyorlarmış. Bu yüzden, restoranlarda rahat koltuklar bulunuyor ve insanların bu koltuklara oturarak sanki evlerinde imiş gibi yemek yemeleri düşünülüyormuş. Yemek için göze çarpan mekanlardan herhangi birini denemek isterseniz: sıkça rastlanan “qebabtore” leri yani “köfteci”leri deneyebilirsiniz. Biraz daha ayrıntılı ve yanında şaraplı bir yemek düşünürseniz, bu kez: home restoran, the lounge, rings gibi yerleri düşünebilirsiniz.
İçmek için önerilere gelince: burada “peja” isimli bir bira bulunuyor. Bunu tadabilirsiniz.

              

GEZİLECEK YERLER:

 

ÇARŞI:
Şehrin en canlı bölgesi: doğu bölümünde “Rruga İlir Konusheci” bölgesindeki büyük pazardır. Pazarın büyük bölümü, 1950’li yıllarda tahrip olmasına rağmen, günümüzde de halen Balkan piyasalarının en tipik ticari hayatı ve atmosferi, burada yaşanmaktadır. Pazarda: meyve-sebze, Arnavut bayrakları, sigara, mutfak eşyaları, araba parçaları, cep telefonları ve daha birçok ürün satılmaktadır. Satıcıların büyük bölümü: Almanca, İtalyanca, İngilizce biliyorlar.

 

AKADEMİ BİNASI:
Saat kulesinin sağ yanında bulunan bu yapı: 19. yüzyıl Osmanlı konak mimarisi tarzında yapılmış bir yapıdır. Yakın geçmişte, yapıya: oldukça kötü ve çirkin bir cam kış bahçesi eklenmiştir. Günümüzde: Bilim ve Sanat Akademisi tarafından kullanılan yapıyı gezmek isterseniz, avlunun çevresinde yürüyebilirsiniz.

 

YENİDOĞAN ANITI:
Anıt: 17 Şubat 2008 tarihinde, Kosovanın bağımsızlığının ilan edildiği gün açılmıştır. Burada: 99 ülkenin bayrağı bulunmaktadır.

GRAND HOTEL PİRİŞTİNA:
1999 Kosova savaşı öncesinde Yuguslovya hükümetinin mülkü olan yapı: Rahibe Teresa bulvarı üzerindedir. Otel 5 yıldızlı olmasına rağmen: otel hakkında aldığım duyumlar pek olumlu değil, yani kötü bir otel olduğu söyleniyor.

 

KARDEŞLİK VE BİRLİK ANITI:
15 metre yüksekliğindeki, bu 3 sütun: Arnavutlar-Sırplar-Karadağlılar olmak üzere, üç halkın “birlik ve kardeşlik” duygusunu ifade etmek için yapılmıştır. Anıtın büyütülmüş alt ucu: dikenli tellerle çevrilidir ve burada bulunan yazıt üzerinde “1961” tarihi görülmektedir. Anıt: Yugoslavya için favori bir slogan olan “birlik ve kardeşlik” için dikilmiştir.

MİLLİ KÜTÜPHANE:
Milli Kütüphane, 1982 yılında, Hırvat mimar Andrija Mutnjakoviç tarafından tasarlanmıştır. Uzay çağı teknolojisini yansıtan binanın, 16.500 metrekarelik dışında farklı boyutta, 99 adet beyaz cam kümbet ve tamamen metal balık ağı bulunmaktadır. Bina: 1990’ların başında, çok az olan Arnavut edebiyatının az sayıdaki eserinin korunduğu yer olarak bilinir. Burada, ayrıca eski Piriştine şehrine ait bazı fotoğraflar, 16.yüzyıldan kalma eski ve nadir kitaplar ve el yazmaları ve 5000 eser bulunmaktadır.

 

ULUSAL ŞEHİTLER ANITI-VARREZAT E DESHMOREVE:
Velania üstündeki Şehitler Parkı tepesi: Yugoslav döneminde, Dünya savaşında bölgenin kurtuluşu sırasında ölen partizanlar anısına oluşturulmuştur.
Anıt: topraktan çıkmış, birkaç somut kabuk ile çevrili: bir sopa üzerinde, bir metal küre şeklinde bir platformdan oluşmaktadır.

KOSOVA MÜZESİ:
Müzenin bulunduğu koyu sarı boyalı villa tipi bina: 1898 yılında Avusturyalılar tarafından inşa edilmiş ve 1945-1975 yılları arasında Yugoslavya ordusunun idari merkeziyken, daha sonra Kosova Müzesine satılmıştır.
Müzede: özellikle 1960 yılında Piriştine şehri yakınlarında Tjerrtorja bölgesinde bulunan “Neolitik” döneme ait “Tanrıça” heykeli ilgi çekmektedir. Bu heykel: 2002 yılında Piriştine şehrine dönmüştür. Bir taht üzerindeki tanrıça heykeli aynı zamanda şehir amblemidir ve “Sitting Tanrıçası” nın 6000 yaşında olduğu söyleniyor.

Ayrıca: yine bir çok arkeolojik buluntular sergilenmektedir ve bunların sayısının 50 bin civarında bulunduğu söyleniyor.
Ancak: müzede bulunan antik döneme ait eserlerin büyük bölümünün, 1999 yılındaki iç savaş sırasında Sırplar tarafından çalınarak Belgrad Müzesine götürüldüğü bilinmektedir. Binanın önünde ise: iki büyük Yahudi mezar taşı bulunmaktadır.

SAAT KULESİ-CLOCK TOWER-SAHAT KULLA:
Osmanlı döneminde: her Pazar kasabasında, bir saat kulesi yapılması bir gelenek olmuştur. 19. yüzyılda: eski çarşı alanının merkezinde, kendi adını taşıyan caminin yanında inşa edilen, 26 metre yüksekliğindeki saat kulesi: Üsküp şehrindeki saat kulesine çok benzemektedir.
Kule: kumtaşı ve tuğla ile yapılmıştır. Saat kulesinde bulunan çan: Boğdan şehrinden buraya getirilmiştir. Üzerinde bulunan yazıta göre: “1764 yılında Moldova Rumen için yapıldığı” yazılıdır. Ancak: 2001 yılında bu orijinal çan çalınmış, ardından NATO mensubu Fransız askerleri tarafından, saat mekanizması değiştirilerek elektrikli hale getirilmiştir.

 

KOCADİSHİ EVİ:
Saat kulesinin 150 metre güneydoğusunda bulunan ev: Kocadishi ailesine aittir ve tipik bir Osmanlı yapısıdır.

   

CLİNTON&BİLLBOARD HEYKELİ:
Kosova’nın en sevdiği kahraman olarak: bulvara bakan büyük bir pano üzerinde resmi yapılarak onurlandırılmıştır. Bunun hemen aşağısında ise: 3 metre yüksekliğinde bronz bir heykel bulunur ve bunlar 2009 yılında açılmıştır. Amerikan Başkanı Bill Clinton: iç savaş sırasında, NATO’nun buraya müdahale etmesini sağlamış ve Kosovalıların Sırplar tarafından tamamen imha edilmelerini önlemiştir. Bu yüzden, seviliyor.

 

KUTSAL RAHİBE TERESA KATEDRALİ:
Bu Katolik dini yapı: 2007 yılında hizmete girmiştir. Arnavut rahibenin adını taşımaktadır. Şehrin silüetini etkilemektedir.

RAHİBE TERESA HEYKELİ:
Rahibe Teresa: Hindistan’da yoksullar için kendisini adamıştır ve halen Makedonya sınırları içinde bulunan “Üsküp” şehri doğumlu ve etnik Arnavut kökenli bir rahibedir.
Heykelin çevresinde: küçük bir havuz bulunuyor ama söylenenlere göre havuz harap haldedir, çökmektedir. Çünkü: rahibenin, daha büyük bir heykelinin: yeni katedral önünde dikilmesini istemektedir.

RAHİBE TERESA BULVARI:
Bu cadde üzerinde turlamak, şehirde yapabileceğiniz başlıca uğraşılardan birisidir.

 

EKSİK RESİMLER:
Kosova krizinin hatıralarını gündeme getirmek için: bulvarın kuzey ucunda, çatışmalarda kayıp olan Kosovalıların fotoğrafları bulunmaktadır. Bunların yaklaşık 1900 civarında bulunduğu söyleniyor.

 

RUGOVA GRAVE:
21 Ocak 2006 tarihinde akciğer kanserinden ölen Kosova Cumhurbaşkanı İbrahim Rugova’nın cenaze törenine, yarım milyon insan katılmıştır.
1980’lerin sonunda siyasete giren ve Sırp yönetimine karşı yaptığı pasif direnişle hatırlanan ve 2002 yılında Cumharbaşkanı olan Rugova’nın naaşı: “Parku Varrezat e Deshmoreve” yani “Şehitler Parkı” üstünde bulunmaktadır.

 

NATİONAL THEATRE:
Burası: Kosova cumhuriyetinin ulusal tiyatrosudur. 1946 yılında kurulmuştur ve Arnavutlara ait her türlü kültürün geliştiği yer olarak bilinir. Ulusal tiyatroda: Arnavutça dil oyunları ve gösteriler düzenlenmektedir.

 

ETNOĞRAFYA MÜZESİ-MUZEU ETNOLOGJİK EMİN GJİKU:
İliaz Agushi-Fatih Camisi yakınlarındaki bu güzel ve geleneksel 18.yüzyıl evi: eski çarşı alanında kalan tek özgün yapıdır. Evin sahibinin ismini taşımaktadır ve 2006 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Müzede: bölgeye ait giyim, doğum ve mezar ritüelleri, el sanatları ve bölgesel özellikler görülmektedir. Özellikle: halk kostümleri ilgi çekiyor.
Bu müzede: bölgeye özgü, geleneksel, beyaz “plis şapka” satılıyor, bölgeye has hediyelik eşya satın almak isteyenler bunları tercih edebilirler.
Müzeye giriş ücretlidir. Yetişkinler için 2.5 euro, çocuklar için 0.5 euro ücret ödemek gerekir.

       

NEW BORN ANITI.
Gençlik ve Spor Sarayı dışındaki burası: 9 adet sarı boyalı çelik harften oluşmaktadır. Bur çarpıcı anıt: Sırbistandan bağımsızlığın kazanıldığı, Şubat 2008 deklarasyonu odak noktası olması için tasarlanmıştır. 3 metre yüksekliğindeki harflerin üzerinde: 150.000 den fazla imza bulunmaktadır.

 

KOSOVA SANAT GALERİSİ:
Milli Kütüphanenin arkasında, bu büyük sergi binası 500 metre karelik iki sergi salonundan oluşmaktadır. Kültür ve Spor Bakanlığı tarafından işletilen müzede, özellikle gençler olmak üzere, sanatçılar için eğitici çalışmalar yapılmaktadır.

İSKENDER ANITI:
İskender Bey için adanmış bir anıttır. İskender Bey heykeli bulvar sonunda bulunmaktadır. Bu kişi: 15. yüzyılda Osmanlıya karşı savaşan Arnavut kahramanıdır. Bir kaide üzerinde yükselen heykel: geceleri ışıklandırılmaktadır. Kafasında, geleneksel Arnavut yumurta kabuğu şapka bulunur. Heykel: 2001 yılında, Arnavut sanatçı Janaq Paco tarafından tasarlanmıştır.

 

CARSHİA CAMİİ-TAŞ CAMİ:
Tek odalı cami: Piriştine şehrinin en eski camilerinden birisidir. 1389 yılındaki savaş sonunda kazanılan zaferin anısına, 15. yüzyılda Sultan Bayazıt tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde, eski çarşı kompleksinin bir parçası olarak bulunan cami de, bir de türbe bulunmaktadır.

 

FATİH CAMİİ:
Saat kulesinin karşısındaki bu cami: 1461 yılında, Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilmiştir. Bu yüzden: “Fatih” camisi olarak bilinir. Yapı: 1690-1698 yılları arasında, Avusturya-Türk savaşları sırasında, şehri ele geçirenler tarafından “kilise” ye dönüştürülmüştür. Ardından ise: 1955 yılında depremde hasar görmüş, özellikle büyük hasar gören minaresi yenilenmiştir.
Yapının ana kapısı üzerinde: Arapça gravür ilgi çekmektedir. İç bölümde ise: boyalı çiçek dekorasyonu ve arabest duvarlar ve süslü tavanlar görülür. Sütunlar üzerinde yükselen, 15 metre çapındaki kubbe; biraz önce sözünü ettiğim gibi, muhteşem süslemelerle güzelleştirilmiştir.

ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER:

           

GRAÇANİTSA MANASTIRI-MANASTİR GRACANİCA:
Şehir merkezinin güneyinde, kısa bir yolculuk yapılarak buraya ulaşılabilir. Gilan bölgesine giden otobüslere binerek buraya ulaşabilirsiniz.
Bu dini yapı: Kosovanın en iyi dini eserlerinden sayılır. 1321 yılında tamamlanan yapı: Sırbistan efsanevi kralı Milutin Nemanjic tarafından yaptırılmıştır ve Sırp Ortodoks kilisesinin Sırp-Bizans geleneği mimari özelliklerini yansıtır. Manastırın yapısal ve dekoratif unsurları, ziyaretçiyi büyüler. Geç Bizans mimarisinin bir başyapıtıdır.
Yapının içindeki friskler ilgi çekmektedir. Bu freskler: 1321-1322 yılları arasında boyanmış ve iyi korunmuştur. Bunlar içinde, özellikle: Paleologues döneminden kalanlar, klasik sanatın en iyi örnekleridir. Bu fresklerde, İsa’nın mucizeleri görülür. Ayrıca: bir keşiş olarak Kral Milutin ve Kraliçe Symonida, bir rahip olarak Kraliçe Helen (kralın annesi) ve kral Milutin’in portreleri görülür. Bu iç fresklerin: 1379-1383 yılları arasında, Türkler tarafından tahrip edildiği söyleniyor. Bu yüzden: manastır, 1383 yılında restore edilmiştir. 1688 yılında, manastırın yine Türkler tarafından yağmalandığı ve hazinelerinin İstanbul’a taşındığı söyleniyor. Manastırın hazinesinde: 16. ve 17. yüzyıllardan kalma değerli simgeler, birkaç el yazması kitaplar bulunmakta olup, bunlardan en eskisi 1539 yılına aittir.
Kilisenin girişinde hayırsever portreleri ve kral Milutin ve eşi Simonida ile birlikte, Nemanjic aile ağacına ait 16 portre ile tasvir edilmiştir.
Anıt, UNESCO tarafından, 2006 yılında “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Ancak: manastır KFOR askerlerinden oluşan bir emniyet gücü tarafından korunmaktadır ve girişte, kimlik sorulmaktadır. Çünkü: Gracanica: bir Sırp yerleşim bölgesidir ve burası tam bir huzursuzluk odağıdır. Özellikle: 1998-1999 yılları arasında Arnavut teröristler tarafından, el bombası atılarak burası tacize uğratılmıştır. Son bir not: burayı ziyaret ederseniz, burada ikamet eden rahibelerin sattıkları ürünlerden, özellikle bal’dan satın almanızı öneririm.

 

KOSOVA SAVAŞ ANITI:
Anıt: Piriştine-Mitroviça yolunda, yoldan 400 metre içerde bulunmaktadır. Anıt: 1389 yılındaki Kosova Savaşı yıldönümü için 1953 yılında yapılmıştır. Savaşın 600. yıldönümünde, Sırp Lider Slobodan Miloseviç, buradaki kuleden, toplanan Sırp kalabalıklara konuşmalar yapmıştır. Anıtın buraya dikilme nedenine gelince: Sırplar, I. Kosova savaşında yenildiklerine kabullenmiyorlar. Bu anıt ta, o savaşın anısına dikilmiştir. Hatta: savaşın yapıldığı 28 HAZİRAN gününü de, Sırplar “En kutsal gün” olarak kabul ediyorlar. “Vivodnan” adı altında, bu günü dini ve kutsal bir gün olarak kabul ederek, kutlamalar yapıyorlar. Biraz önce söylediğim gibi: Yugoslavya bölünmemiş iken: Miloseviç, burada konuşmalar yapıyor ve Sırp milliyetçiliğini öne çıkararak 600 yıl önce buraya yerleşen Türklerden ve onların soyundan gelenlerden intikam almanın zamanının geldiğini söylüyormuş. Zaten o tarihten sonra da, Balkanlarda akla hayale gelmeyen soykırım ve katliamlar yapılmaya başlanmıştır.
Evet, burayı ziyaret ederseniz: çevredeki plato ve dağların muhteşem manzarasını izlemek için kuleye tırmanmalısınız.

              

SULTAN I. MURAT TÜRBESİ-TYRBJA E SULLTAN MURATİT:
Türbe: Piriştine ile bir sonraki en büyük şehir olan Vuçitırın yolu üzerinde, Piriştine şehir merkezine 6 km. uzaklıktadır.
Kosova ovasında: 1389 yılında, Kosova savaşı sırasında öldürülen Sultan Murat için inşa edilmiştir ve sultanın iç organları burada gömülmüş, bedeni ise Bursa’da defnedilmiştir.
10 Ağustos 1389 tarihinde, I.Kosova savaşında, Osmanlı ordusu ile Balkan ordusu savaşı sırasında, sultan muharebe meydanında gezerken; Milos Obiliç isimli biri şehit edilir. Kendisi: Osmanlı imparatorluğunun 3. padişahıdır ve Osmanlı devletinin kapılarını, Avrupa’ya açmasıyla bilinir.
Türbe: şehir merkezinin 20 km. dışındadır. Yaklaşık 600 yıldır burada bulunan türbe, yakın zaman önce: burada bulunan basit bir anıt yerine: Türk Diyanet Vakfı tarafından 19. yüzyılda inşa ettirilmiştir.
Türbede: Osmanlı Barok süslemeler ve süslü bir kubbe sundurma bulunmaktadır. Bahçesinde ise, 700 yıllık olduğu söylenen bir dut ağacı bulunur.
Burayı ziyaret ederseniz: türbenin bekçisi: bol dökümlü, yeşil bir bez ile örtülü tabut şekilli taş bölümde sizi gezdirecektir. Türbenin bahçesinde: türbedarların ve Silistre Komutanı Rıfat Paşanın, Kosova Valisi Hafız Mehmet Paşanın, ilk türbedar Haci Ali Buharanın, İsmail Ağanın mezarları bulunuyor. Ayrıca: 1911 yılında Sultan Reşad anısına yaptırılan bir çeşme bulunuyor. Ayrıca: türbenin hemen yanındaki bir yapı, müzeye dönüştürülmüştür ve burada: Osmanlı dönemi kıyafetleri, resimleri, balmumu heykeller, belgeler ve haritalar sergileniyor.
1389 yılından bu yana: Özbek Türkü bir aile, türbede bekçilik yapmaktadırlar. Buraya ulaşmak isterseniz, şehir merkezinden taksi ile gidebilirsiniz. Burada bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum, bu türbeye giderken bir kasaba ile karşılaşacaksınız, kasabanın ismi “Obilic” kasabasıdır, yani Sultan Murat’ı şehit eden Sırp askerinin ismidir.

 

ULPİANA-FONTANA ULPİANE:
Kosova’da gümüş ve kurşun madenlerinin yanında inşa edilmiş, önemli bir Roma şehridir. Burada: yollar, kamu ve dini yapıların kalıntıları bulunmuştur. Ayrıca: 4 ve 6. yüzyıllardan kaldığı düşünülen mezarların bulunduğu “nekropol” bölümü görülür. Yol boyunca, kalıntıların restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.

Yunanistan, Didimotixo, Dimetoka

11.626 kişi okudu!

Trakya bölgesinde bir kasabadır. Ülkemiz Sınırlarına uzaklığı, yalnızca 12 km. dir. Uzunköprü ilçemizin, yaklaşık 20 km.kuzeyindedir. Edirne ili: 50 km. Atina ise, 948 km. Selanik: 437 km. uzaklıktadır. Dedeağaç iline ise, 90 km. uzaklıktadır. İlçenin isminin kelime anlamı “ikiz hisar” ve ya  “ikiz duvar” dır.

Ülkemiz sınırlarına, 5 km. uzaklıkta ve Edirne ilimizin sanki uzak bir mahallesi gibidir. Kasabanın içinden: “Kızıl Deli Çay” geçmektedir. Zaten, ilçenin en büyük sıkıntısı, Meriç Nehrinin taşkınlarıdır. Son olarak: 2 Mart 2005 tarihinde, birkaç gün süren sel, bölgeyi etkilemiştir. Ancak: mağazalar ve evler, son 50 yıllık sürecin en etkin sel baskınından, çok fazla etkilenmişlerdir.

İlçe merkezinde, 9 bin kişi yaşamaktadır. Bölgenin hemen yakınında “Didia” ormanı bulunuyor. Batı bölümündeki arazi: çok dağlık ve ormanlıktır.

 

Buranın diğer öne çıkan özelliği: Osmanlı Bektaşilerinin en önemli merkezi olan “Kızıl Deli Sultan Bektaşi Tekkesi” nin burada bulunmasıdır. Kızıl Deli Sultan yani Seyyid Ali Sultan hakkında anlatılan bir rivayetten söz etmek istiyorum:” Süleyman Paşa: Rumelinin fethine çıkacağı zaman, ordusuna katılmak isteyen Seyyid Ali Sultanı; çok genç olduğu bahisle kabul etmez. Ancak; Seyyid Ali Sultan, ordunun peşini bırakmaz, geriden orduyu takip ederek ilerler. Ordu: Çanakkale Boğazına geldiğinde, Rumeliye geçecekleri yerde mola verirler ve bir gecenin sabahında, Seyyid Ali Sultan uyandığında, bütün ordunun sallar üzerinden ilerleyerek, boğazın karşısına geçtiğini görür ve kendisi, boğazın diğer yanında kalır. Bunun üzerine: Seyyid Ali Sultan; denize doğru koşmaya başlar ve sanki karada koşar gibi, denizin üstünde koşarak, boğazın karşı kıyısına geçer.” Evet, yani sonuçta pek bilimsel yanı yok ama bu bir inanç meselesi.

Seyyid Ali Sultan’ın tekkesi: İlçe merkezinin 4-5 km. uzağındaki Ruşenler köyündedir. Zaten, bölgedeki ilk Türk yerleşim yerleri, bu köy civarıdır. Tekkede: mescit, mezarlık, misafirhane, türbe, aşevi, çeşme bulunmaktadır. Günümüzde: Hıdırellez sonrası, yani 6 Mayıs sonrasında: birçok yerden gelen misafirler, burada uzun yıllara dayalı gelenekleri sürdürmektedirler.

 

TARİHÇE:

Şehir: MÖ.204 yılında, Romalılar zamanında, Roma İmparatoru Trajan tarafından; kenti çevreleyen iki tepe arasında kurulmuş ve eşinin ismi olan “Plotina” ismi verilmiştir. ( 1980’li yıllarda, kentin kurucusu olan imparator Trajan’ın som altından bir büstü, arkeolojik araştırmalar sırasında bulunmuş ve günümüzde Gümülcine Müzesinde sergilenmektedir.) Ancak, özellikle
Bizans döneminin sonlarında önem kazanmıştır. İmparator VI.Yannis Kantakuzenos: 1341 yılında  burada imparator ilan edilmiş ve iç savaş sonunda başarılı olması üzerine, 1346 yılında yine burada taç giymiştir.

Burası: 1362 yılında, Sultan I. Murat tarafından ele geçirilmiş ve Edirne şehrindeki saray inşa edilene kadar, 5 yıl kadar bir süre, Osmanlı devletinin merkezi olarak kullanılmıştır. Ancak, burası savaş yapılarak ele geçirilmemiştir. Çünkü: o dönemdeki Bizans imparatoru, kızını Orhan Gazi’ye vermiş ve çeyiz olarak da burayı Osmanlıya bırakmıştır.

Zaman içinde: Yıldırım Beyazıt, burada doğmuştur. Edirne’deki saray tamamlandıktan sonra ise, Edirne’ye bağlı bir kaza olmuştur. Ama en büyük özelliği, çevresinin avcılığa uygun olması ve ava meraklı Osmanlı Sultanlarının, bu nedenle sık sık buraya gelmesidir. Takip eden dönemlerde ise, bu şehir: özellikle Yavuz Sultan Selim ve Kanuni dönemlerinde, bir sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Hatta: Yavuz Sultan Selim başa geçtiğinde, babası II.Beyazıt’ı, sürgün anlamında, eski taht merkezidir diye buraya göndermiştir. Yıldırım Beyazıt oğlu Musa Çelebi de, burada
oturmuştur. Sultan Süleyman döneminde de, buraya gönderilen, üst düzey yönetici
sürgünler bulunmaktadır.

1912 Balkan Savaşları sırasında, Dimetoka, Bulgarlar tarafından işgal edilir. 1913 yılında ise, Osmanlılara geri verilir. Ancak, I.Dünya Savaşı sonunda, henüz savaş bitmeden, Dimetoka bölgesi, Almanya-Avusturya-Osmanlı imparatorluğundan oluşan ittifaka girmesi için, Bulgarlara rüşvet olarak verildi ve Bulgarlar ittifaka katıldılar.

1919 yılında ise, Neuily anlaşması ile, burası, Bulgarlar tarafından Yunanlılara terk edilir. Savaş sonrasında: Dimetoka bölgesinde, bir çok Osmanlı yapısından, yalnızca Çelebi Sultan Mehmet camisi ve Doğan Bey camisi ayakta kalır.

 

TURİZM:

Özellikle: yaz aylarında, ilçenin meydanı çok hareketlidir. Çünkü: burada, birçok kafe bulunmaktadır ve gençler, bu kafelerde otururlar. Hatta: normal bir gün içinde bile, ortalıkta dolaşırken güzel kıyafetler ve makyaj yaptıklarını görünce şaşıracaksınız.

İlçede, az sayıda otel var.

 

NE SATIN ALINIR:

Dimetoka bölgesine yolunuz düşerse: buradan kırmızı bardak, kase veya ibrikler satın alabilirsiniz.

 

GEZİLECEK YERLER:

DİMETOKA KALESİ:

İlçenin en dikkat çekici bölgesidir. Evliya Çelebinin yazıtlarında: kalenin ilk olarak: Dimo isimli bir Rum kral ve oğlu Doka tarafından yapıldığını ve bu yüzden adının: “Dimodoko” olduğu söylenir. 1359 yılında, Yıldırım Beyazıt döneminde, Hacı İlbey, kaleyi kuşatır. Dimo isimli kral avda iken esir edilir. Doko isimli oğlu ise, teslim olur ve kale ele geçirilir.

Günümüzde, Kızıl-Deli çayının bulunduğu yerde, bölgeye hakim bir tepe üzerinde, kalenin kalıntıları, harabesi görülebiliyor. Kaleye çıktığınızda, dümdüz bir ovada, nasıl bu kadar büyük bir kaya kütlesinin bulunduğuna şaşıracaksınız. Zaten, eski Dimetoka yerleşimi de, bu kaya
kütlesinin üstü ve yamaçlarında kurulmuştur. Buranın uzun süre Osmanlılar tarafından tutulmasının en büyük nedeni de, bu muhteşem ve ele geçirilemez kalenin bulunduğu söyleniyor.

Evliya Çelebi, yazıtlarında kale hakkında: kalenin gayet sağlam olduğu ve en yüksek kısmında ise Padişah Sarayı ile 2 kule (iç kalede Kız kulesi ve Cephane kulesi) bulunduğunu yazar. Ayrıca: o dönemde, Yıldırım Beyazıt Han Camisi başta olmak üzere, bölgede 11 mescit bulunduğunu da
belirtir. Eski kaleye çıkmaya niyetlenirseniz: yol boyunca eski sokaklar, cumbalı ahşap evler ve camiler arasından geçersiniz. Bu durum, uzun yıllar, Osmanlı egemenliğinde kalmış olmanın etkisini, ziyaretçilere hemen hissettirir. Buradaki 2 camiden, biri halen ibadete açıktır. Diğer cami ise, gayet muhteşem bir görünümdedir. Ancak, bu cami, ibadete açık değildir. Minaresinin bir kısmı çökmüş, hatta tavanı da çökmüş ve sonradan bir şekilde kapatılmıştır. Kaleye, dış kapıdan girerken: duvarlardan birinde, mermer üzerinde, süslü yazılar görülüyor. Yukarı kalede, görülmeye değer bir de padişah sarayı kalıntıları bulunmaktadır. Sarayın küçük köşkleri, odaları ve sofaları bulunuyor.

ÇELEBİ SULTAN MEHMET CAMİSİ:

Dimetoka Beyazıt Camisi de denilmektedir. Çelebi Sultan Mehmet tarafından, 1420 yılında, mimar İvaz Paşaya yaptırılmıştır. İvaz Paşa: aynı zamanda Bursa’daki Yeşil Cami ve Yeşil Türbenin de mimarıdır. Cami: 11 metre yüksekliktedir. Duvarlarının kalındığı: 2 metredir. Balkanlar bölgesinin, en büyük camisi olarak öne çıkmaktadır.

Ancak, caminin yapılması sırasında Çelebi Sultan Mehmet vefat eder ve bu yüzden cami kubbeli değil, çatılı yapılmıştır. Bu şekilde yapılmasının bir nedeni daha var. Cami inşaatı bitmiş, tam kubbeye sıra gelmiştir. Ancak; bu sırada, Anadolu’da Timur istilası görülür. Bunun üzerine:
kubbeyi istedikleri gibi tamamlayamazlar ve acele ile: ahşap-kurşun karışımı bir çatı yaparlar ve savaşa katılırlar. Ancak: bu meşe ağacı ve kurşunla kaplı çatı: 1996 yılında sökülür. Günümüzde, çatı olarak sentetik bir madde konulmuştur. Çünkü: kurşunlar, rutubet nedeniyle meşe tahtaları çürütmüş ve tahtalar, ağaç kurtları tarafından yenilerek yok olmaya yüz tutmuştur. Caminin
yeni yapılacak çatısının: meşe kullanılarak yapılması, kurşun yerine ise, lityum kullanılması düşünülmektedir.

   

Yapı: ahenkli bir yapı sunmaktadır. Özellikle: taç kapısı görülmeye değerdir. Yapımında, büyük kesme taşlar kullanılmıştır. Bu caminin diğer en büyük bir özelliği de: başka hiçbir camide bulunmayan ve duvarlara işlenmiş manzara resimlerinin bulunmasıdır. Bu manzara resimlere: caminin duvarlarında taşa işlenmiştir. Gökyüzü ve cennet tasvirleri, daha sonra üzerileri kapatılmış ama, şimdi tekrar ortaya çıkarılmıştır. Renklerin canlılığı ve güzelliği, gözalıcıdır.

Günümüzde: caminin uzun süredir, bölgenin bir deposu olarak kullanıldığı görünüyor. Ayrıca: dış görünüşü de bakımsızlık nedeniyle kötü haldedir. Minaresi: 22  metre uzunluğundadır ve uç kısmı bulunmamaktadır. 1970 yılında meydana gelen deprem sırasında minarenin üst kısmının yıkıldığı söylenmektedir. Ancak, diğer bir söylenti de, Bulgar işgali sırasında, Bulgarlar tarafından yıkıldığıdır.

PANAGİA ELEFTHEROTRİA – KATEDRAL:

Kasabanın meydanında, Yunanistan ülkesinin en yüksek katedrali bulunuyor. Niye yüksek? Türkiye’den de görülebilsin diye, bu kadar yüksek yapmışlar. Oysa, bizim ülkemiz, bu katedralden, yalnızca birkaç adım ötede. Katedral yapısının hemen önünde ise: burnu ülkemize dönük şekilde yerleştirilmiş bir savaş uçağı bulunuyor. Sanırım tüm bunlar: yıllardır, ülkemizin hemen dibinde yaşayan Yunanlıların, ülkü yönetimi tarafından moralman güçlü tutulması amacıyla yapılmış hamlelerdir. Elbette, bunun karşılığı var, ülkemizde, özellikle Trakya bölgemizdeki birçok askeri birliğin girişindeki toplar, her ne kadar süs olarak konulmuş olsa da, namluları Yunanistan’ı göstermektedir.

 

SESSİZ HAMAM:

Burası: ilginç bir yer. Avrupa’nın en eski hamam yapısı olarak önem kazanıyor. Yapının içinde; sesin gayet net olarak iletildiği, küçük borucuklar var. Bunların, diğer yandan, ses için değil, hamamın içindeki nemin dışarı atılması için yapıldığı da söyleniyor. Ama, gerçek olan şu ki: “  yapı içinde, en kısık sesle olan konuşmalar bile, uzaktan duyulabiliyor.” Günümüzde halen kullanılmaktadır.