Düzce, Akçakoca

36.959 kişi okudu!

Son olarak, Akçakoca’ya Temmuz 2018 tarihinde gittim ve izlenimlerin aşağıdadır. Öncelikle, yolda yapım çalışmaları ve sıkıntılar vardı, bunlar giderilmiş, ulaşımda problem yok, yollar gayet güzeldir.

Ankara’dan çıkışta, İstanbul yönünde, gerek otobandan ve gerekse E-5 karayolundan ilerlediğinizde, Düzce’ye varmadan hemen önce Akçakoca’ya dönmeniz gerekiyor. Ankara-Düzce: 236 km. İstanbul istikametinden gelirken, yine gerek otobandan ve gerekse E-5 karayolu üzerinden ilerlediğinizde, Düzce’den Akçakoca’ya dönmeniz gerekiyor. İstanbul-Düzce: 217 km. İstanbul’dan gelenler için Karadeniz sahil yolundan da gelmek mümkün ama o yol pek rahat bir yol değil. Otoboyu tercih etmenizi öneririm.
Evet, Düzce’ye ulaştınız. Daha sonra, Akçakoya için 37 km. yolunuz var. Yanlız, bu yol yemyeşil alanlar içinde ilerlerken, hızlı gitmeye pek uygun olmayan, inişli-çıkışlı bir yol. Zaten bu yol sadece Akçakoca değil, bu yol aynı zamanda Ereğli, Zonguldak için de kullanılıyor, yani yoğun bir trafik var.

Özellikle; yazın turistik sezonda araç trafiği yoğun ve bir de kamyonlar eklenince, yoğunluk iyice artıyor. Kamyonların arkasında, bazen kuyruklar oluşuyor. Sonuçta, bu aradaki mesafe, özellikle yağış varsa mutlaka yavaş ve dikkatli gidilmesi gereken bir mesafe haline geliyor. Bu arada: Düzce-Akçakoca arasındaki yolda; sol yanınıza bakarak ilerleyin. Çünkü; hemen yol üzerinde, bir mesire yeri var. Adı: Şifalı Su Orman İçi Dinlenme yeri. Buradaki suyun, bazı hastalıklara iyi geldiği söyleniyor. Su; kaynağından çıktıktan sonra, hiç hava ile temas etmeden, buraya kadar geliyor. Hava almadığı için, bakteri barındırmıyor. Isısı; yaz ve kış aynı. Burada küçük bir mola ve su içmeyi sakın unutmayın. Hatta, giderken arabanızın bagajına birkaç küçük su bidonu koymanızı tavsiye ediyorum. Burayı, Akçakoca’ya giderken değil, dönüş yolunda hemen yolun kıyısında görebilirsiniz, zaten önündeki kalabalıktan hemen görebilirsiniz.

20170702_155503

TARİHİ:
Akçakoca’nın tam olarak kimler tarafından kurulduğu bilinmemektedir. Ancak; MÖ.1200 lü yıllarda, bölgeye ilk gelenlerin, Track ve Frig’ler olduğu sanılıyor. Özellikle: Frigler, uzun süre egemenlik kurmuşlar. Ancak; MÖ. 650 yıllarında, Lidya’lıların güçlenmesiyle, bölge onların egemenliği altına girmiş. Lidya’lılar merkeze yerleşerek, burada “Dia” isimli bir kent kurmuşlar. Dia, parlak anlamına geliyor. Uzun süre, buradaki yerleşim, Dia olarak anılmış. Daha sonra, bölgede Bizans’lıların egemenliği görülür. Poly (şehir) anlamına gelen, sözcük eklenerek, şehrin adı “Diapolis” olur. Yani. parlak şehir.
1204 yılında, 4′ ncü Haçlı Ordusunun, İstanbul’u işgal ederek yerleşmesi, Latin Devletinin kurulmasını sağlar. Bu sırada, Ceneviz’liler Karadeniz kıyılarına yerleşirler. Buralarda, daha önceden kurulmuş olan diğer şehirler gibi, Diapolis’de onların egemenlikleri altına girer. Şehirde; ticaret ve deniz sitesi kurarlar. Mevcut kaleyi onarırlar.
1261 yılında, Bizans’lılar bölgede, yine hakimiyeti ele geçirirler. Ancak, aynı dönemde, Anadolu’nun birçok yerinde Türk akınları etkili olmaktadır. Bizans’lıların Türk akınlarını durduracak güçleri kalmaz. 1319 yılında,Diapolis şehri, Orhan Gazi tarafından ele geçirilerek Osmanlı Beyliğine katılır. (Akçakoca’nın hemen merkezinde Orhangazi anıtını göreceksiniz) Osmanlı imparatorluğu döneminde, bölge, Osman Gazi’nin silah arkadaşı Akçakoca Bey tarafından idare edilir. Bizanslıların verdikleri isim “Akçaşar” olarak değiştirilir. Daha sonra ise, “Akçaşehir” kullanılmaya başlanır. 1923 yılında ise, Cumhuriyetin ilanıyla “Akçaşehir” nahiye olur. Akçaşehir anlamı; kayaların güneş ışığında parlamasını ifade etmektedir. 1934 tarihinde ise, ismi, burayı zapteden Akçakoca Bey’in ismine izafeten “Akçakoca” olarak değiştirilir.

20170702_160536     20170702_192419    20170702_193305

GENEL:
Akçakoca’da tarihin gizemini keşfedebilirsiniz. Doğanın muhteşem manzaralarını görebilirsiniz. 35 km. lik bir kumsalda, tertemiz bir deniz ve tane tane kum bulacaksınız. Burada: güneş denizden doğar, denizde batar. Zaten buranın eski ismi, biraz önce de söyledik, parlayan şehir.

Akçakoca denilince, buraya gelenlerin aklına fındık gelir veya gelmelidir. Çünkü: burada fındık, yaşamın bir parçası. Ama, önemli bir parçası. Yağış miktarının çok fazla olması fındığın yetişmesi için elverişli ortam yaratıyor. Şöyleki, fındık 700 ml. yağış isterken, buradaki yağış ortalaması 1000 ml. Baharla birlikte yeşeren fındık dallarında, Ağustos ayında Akçakoca’ya gelirseniz, fındığı dalından koparıp yeme zevkini tadarsınız. Bu arada; burası elbette sahil yeri. Doğal olarak balıkçılık da önem kazanıyor. Deniz balıklarından; istavrit, lüfer, çinekop, palamut, mezgit, hamsi, zargana, kalkan, barbunya, kefal, levrek gibi her türlüsünü bulmak mümkündür. Ayrıca; çeşitli otel ve restoranlarda, bu balıkları taze taze yeme şansınızda var. (Özellikle mezgit öneriyorum)

Akçakoca’da kültürel etkinlikler de yaygın. Her yılın Temmuz ayının, üçüncü Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerine rastlayan tarihlerde, burada, Akçakoca Uluslar arası Turizm Kültür ve Fındık Festivali yapılıyor. Bu festivalde, İlçenin kültürel zenginlikleriyle ilgili çeşitli sergi, panel ve konferanslar ile foklor gösterileri yapılmakta. Ayrıca, müzik şölenleri var.
Bu yoğun turist akımını barındırmak için, İlçede 1680 resmi yatak kapasiteli otel, motel ve pansiyon var. Her yıl, yaklaşık 150 bin yerli-yabancı turist burayı ziyaret ediyor. Ayrıca, ilçede, 500 civarında yazlık konut var. Bu yazlıkçıların da gelmesiyle, yazın ilçe nüfusu yoğunlaşıyor. Bir otel veya motel seçmeden önce, birkaç yere sormanızı öneririm, fiyatlar ilk söylenenden çok daha uygun olabiliyor.

 

AKÇAKOCA’DA NE YENİR:
İskelenin hemen ucunda ve diğer birçok yerde restoranlarda; mezgit ve istavritten oluşan balık menüsü yiyebilirsiniz. Biraz daha pahalı bir menü; kalkan balığı olabilir. Yöreye özgü otların kullanıldığı Akçakoca Salatasını tatmayı unutmayın. Hepsinin üzerine ise, fındıklı tahin helvası.

 

AKÇAKOCA’DAN NE SATIN ALINIR.
Akçakoca’ya gittiğinizde, mutlaka fındık satın alın. Özellikle; normalden daha küçük boyutlu ama daha lezzetli olan dağ fındığı bulabilirseniz, hiç kaçırmayın. Fiyatı aşırı yüksekti, ben satın almadım. Mevsimine göre; kendinize veya çevrenizdekilere hediyelik yaş veya kuru fındık alabilirsiniz. Ayrıca: yine burada, Yukarı Mahalle denilen yerde, yöre kadınları tarafından kurulan pazar yerini ziyaret edebilirsiniz. Bu pazar yerinde: genellikle ev yapımı gıda ürünleri ve el işleri satılıyor. Gıda ürünleri arasında: elma sirkesi, çeşitli reçeller, hamur işleri yaygındır. Ayrıca, ahşaptan yani ağaçtan yapılan çeşitli ürünler de bulunuyor ama burada fazla zamanınız yoksa, buraya çıkmanızı önermem, çünkü bayağı zaman alıyor ve büyük ihtimalle aradıklarınızı bulamayacaksınız. Sadece zamanınız olursa çıkın.

20170702_193308    20170702_201442    20170702_201447

GEZİ PLANI:
Evet, Akçakoca’da nereler gezilir, görülür? Akçakoca’ya geldiğinizde, güzel bir yoldan ilerliyorsunuz. Girişte: yol ikiye ayrılıyor, doğu ve batı. Batı yönünde ilerliyorsunuz. Merkeze geldiğinizde, meydanda bir cami göreceksiniz. Akçakoca Merkez Camii. Görkemli bu yapının çevresi, alışveriş merkezi olarak ilçenin en canlı bölgesi. Çevre düzenlemeleri, yeşil saha ve park alanları, dikkati çekiyor. Ayrıca, yeni yapılmış olan saat kulesi var. Ancak daha önceki ziyaretlerimde genellikle batı bölümü gezerken, bu kere doğu bölümü de gezme fırsatım oldu. Kesinlikle, sizler de şehrin doğu bölümüne yürüyün, bu bölümde güzel plajlar var. Çarşı var, yürüyüş yolları var.

Plajlarla ilgili bir husustan söz etmek istiyorum. Ceneviz kalesinin doğusunda, ormanlık araziden gelerek denize karışan bir  dere var, bu dere özellikle yağışlı günlerde denize tamamen çamur akıtıyor, yani derenin aktığı yer veya akış süresine bağlı olarak denizin büyük bölümü, burada kirli bir görüntü alıyor. Deniz sanki çamurlanmış gibi oluyor ve denize girmeyi engelliyor, malum burada Akçakoca’nın en güzel plajlarından bir tanesi var, siz de eğer burada plajın hemen önünde ve yakınlarında denizde değişik bir renk görürseniz, anlayın ki, dereden denize çamur akmıştır.

AKÇAKOCA MERKEZ CAMİİ.
İlçenin ta merkezindedir, hemen önünde liman var, yani şehirdeki hayat burada canlıdır. Camiye gelince: çatısı, Selçuklu tarzında, sekizgen. Yapımında: Türk otağı ve modern mimari harmanlanmış. Farklı yapısı ile ünü Pakistan’daki camiden sonra geliyor. Mimarı: Ergun Subaşı. İnşaat halkın büyük maddi katkılarıyla yapılmış. Deprem tehlikesine karşı, 160 beton kazığın üstüne inşa edilmiş. Kubbesi 31 m. ve minaresi (çift minare var) 58 m. yüksekliğinde. Kubbenin üzeri 32 ton bakır levha ile kaplanmış. İki minareli caminin, içindeki avizelerin ağırlığı ise 1 ton civarında. Güzelliği ve modern mimarisi nedeniyle, ilçeye gelen turistlerin ilgisini çeken bir yapı. Ama, caminin mimarisi yanında, asma kattaki şadırvanlı havuz, daha da ilginç bir görüntü oluşturuyor.Suyun gücü ile dönen koca mermer küre, adeta dünyanın dönüşünü anımsatıyor. Meydandaki kafelerde bir şeyler içebilirsiniz, fiyatlar uygun, bence değerlendirin, hatta dondurma ve haşlanmış mısır da bulmak mümkündür. Meydandan sonra, sahil boyunca ilerleyin. Sahil boyunca uzanan bir cadde var. Burada: restoranlar, cafeler var. Asırlık çınar ağaçları var. Yazın turistler yoğunlaşınca, bu cadde araç trafiğine kapatılıyor. Bu yürüyüş sırasında, cadde üzerindeki banklara oturun, balıkçı barınağını, denizi izleyin. Veya dalgakıran üzerine kadar yürüyün, buradan merkez camii silüeti de görülen Akçakoca’yı denizden görün.

BALIKÇI BARINAĞI:
Kumsalın kıyısına set çekilerek iskeleye dönüştürülmüş. Burası; Karadeniz balıkçılarının canlı renklere olan düşkünlüğünü yansıtıyor. Akşama doğru, irili-ufaklı renk renk teknelerle doluyor. Burada, ağlarını tamir eden balıkçıları görebilirsiniz. Merakınız varsa, olta ile balık tutabilirsiniz. Zaten açık deniz olmadığından deniz oldukça sakin, oltanız varsa denize atın ve bekleyin.

Evet; Akçakoca’da denize girmek isterseniz, ilçe merkezinde plajlar var. Gerek şehrin batısı (Ceneviz kalesine giden yolda, sağ yanda) ve gerekse şehrin doğusunda güzel plajlar var. Merkezden denize girmek mümkün değil. Tercihinize göre, seçim yapabilirsiniz. Plajlardan söz etmeden önce denizden söz etmek gerekiyor.

Burası, malüm Karadeniz kıyısı ve Karadeniz genellikle yüzerken boğulanlarla anılmaktadır. Hatta “TERS AKINTI VARDIR” diye pek çok yerde uyarıca tabela göreceksiniz ve ters akıntıda nasıl hareket edilmesi gerektiği anlatılıyor. Önce bu tabelalar korkutucu olsa da, aslında okumak ve bilgilenmek gereklidir. Unutmamak gerekir ki, bütün plajlarda, kıyıya paralel ve tehlikeli olabilecek yerlerde şamandıra bulunuyor, yani denize girenlerin bu şamandıraları kesinlikle geçmemeleri gerekir. Çünkü denizde zaman zaman gel-git akıntıları ve buna bağlı anaforlar oluşuyor ve Akçakocalıların söylediklerine göre, bunu bilen yerliler asla denizde belli bir mesafeden uzağa açılmazlar, zaten boğulanların hep yabancı yani dışarıdan gelenler olduğu söyleniyor. Sonuç olarak: denizde yani plajlarda kesinlikle şamandıralarla-iplerle ayrılmış bölümlerin dışına çıkmayınız ve uyarılara riayet ediniz.

20170702_175412

ÇUHALLI PLAJI:
Akçakoca’nın girişinde, sahil yolunun yanında, merkeze çok yakın. Uzun ve geniş bir kumsalı var. Turistlerin ilgisini çekiyor. Kafeteryalar, büfeler, barlar ve sahil önlerinde bulunan şezlong, şemsiye, yiyecek ve içecekler ile tatilcilere, çok uygun fiyatlar sunulmakta. Bu alanda bir park var. Özellikle, Ankara’dan gidenlerin ilgisini çekecektir. Çünkü: kapısında, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmış ibaresi görülüyor. Ne alaka diceksiniz. Evet, burayı Ankara Büyükşehir Belediyesi yaptırmış. Parkın içindeki: banklar, kondisyon aletleri, çöp kutuları, maket keçiler, oyun gurupları, hepsi Belediyenin kamyonları ile getirilip, buraya monte edilmiş. Ankara’lılar için, kendilerini bölgeye yabancı hissetmesinler diye mi yaptırılmış? Sanmıyorum. Hadi bakalım, sizler tahmin edin. Neyse, sonuçta burası, 750 m.lik yürüyüş parkuru, oyun alanları ve oturma gurupları olan bir yer. Bahçe düzenlemesi de, çok güzel. Maliyet ise, boşverin, veren vermiş.

ÇINAR PLAJI:
İlçe merkezinde. Çay bahçeleri ve her türlü ihtiyacı karşılayacak otel işletmelerinin yanında. Yaz aylarında oldukça kalabalık.

DEĞİRMENAĞZI PLAJI:
İlçe merkezinin hemen bitişiğinde bulunan bir plajdır. Evet; Akçakoca denilince, akla ilk gelen yerlerden biri de, Ceneviz kalesi. Buraya gitmeyi sakın ihmal etmeyin. Özellikle; bu kaleye giderken, yanınızda deniz malzemelerinizi ve arzu ederseniz piknik malzemelerinizi de alın. Çok hoş ve güzel bir gün geçireceğiniz kesin. Önce, öğlen bir mangal sefası yapabilir, takiben aşağıda denize girebilirsiniz. Veya, tam tersi de olabilir. Tercih sizin.

CENEVİZ KALESİ:

(ÖNEMLİ NOT: Temmuz 2018 tarihinde gittiğimde Ceneviz kalesinin kapalı olduğu söylendi, tabii bu konuda merkezde bilgi olsa, insanlar oraya kadar gidip, kapalı olduğunu öğrenmese çok daha iyi olur, bu yüzden Akçakoca gezginleri, Ceneviz kalesine gitmeyin, şu sıralar kapalı, daha da ilginç olanı, ne zaman açılacağı meçhul, maalesef kimse bilmiyor.)

Ben yine de sizlere burayı anlatacağım, yıllar önce bir kaç kere gidip görmüştüm.

Merkeze 3 km. uzaklıkta,batıda. Fındık bahçeleri ve orman eteğinde. 1226 yılında, ticaret gemilerine yol göstermek için Ceneviz’liler tarafından kurulduğu sanılıyor. Ama; Ceneviz’lilerden öncede bu kalenin burada olduğu hakkında kesin kanıtlar bulunmuş.
Kale, denizden 100 m. yükseklikte bir falez üzerine yapılmış. Kartal yuvası gibi. Sur duvarları: moloz taş ve tuğlalar inşa edilmiş. Ancak; çevresindeki ağaçlar o derece büyümüş ki, kaleyi uzaktan tam olarak seçmek pek mümkün olmuyor. Deniz kenarındaki surlar, zaten yıkılmış. Kalenin yarım yuvarlak çıkıntıları ve yüksek bir kulesi var. İç avlusunda ise: 5.30×5.30 m. ebatlarında bir su sarnıcı var. Ayrıca; büyük dilek kuyusu hemen dikkati çekiyor. Kuyunun yanındaki, tabelada, dilek kuyusu anlatılıyor. Aslında, bir zamanlar, kale müdürü tarafından çöpler atılsın diye kullanılan bu kuyu, zamanla dilek kuyusu olarak halk tarafından kullanılmaya başlanmış. Şimdi, hem temiz kalıyor ve hem de atılan paralar ile, kaleye gelir sağlanmış oluyor.
Osmanlılar zamanında, kale, karakol olarak kullanılmış.

Evet, kaleye kara tarafındaki giriş kapısından giriyorsunuz. Özel aracınız ile geldiğinizde, hemen giriş önünde büyükçe bir otopark var, yani park sorunu yok. Girişin hemen yanında ise, büyük bir kule var. Günümüzde Akçakoca Belediyesi tarafından işletilen, 5000 kişiye hizmet verebilecek bir günübirlik piknik yeri olarak kullanılıyor. Yaz aylarında buraya gelmek büyük keyftir. Kalenin manzarası, hem yaz ve hem de kışın mükemmel. Akçakoca’nın falezlerini ya da diğer adıyla beyaz kayaları buradan görmek mümkün. Ayrıca: denizi ve plajları tepeden görebiliyorsunuz. Bir tür seyir terası gibi. Çeşitli kademelere yerleştirilmiş olan tahta masalara, küçük patikalarla ulaşılıyor. Yanlız; burada küçük çocuğu olanlar dikkat. Çünkü; bu patikaların bitiminde, denize doğru uçurum var, yani biraz tehlikeli. Ön cephe tamamen denize doğru açık. Buraya geldiğinizde, kalenin tepesinde iki bayrak göreceksiniz. Biri; malüm şanlı bayrağımız, diğeri ise mavi bayrak. Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (FEEE) tarafından, 1997 yılında bu yöreye mavi bayrak verilmiş. Yani; mavi bayrak kriterleri yerine getirilmiş. Bunun en başlıca kriteri ise, temizlik. Evet; tertemiz bir deniz var burda. Karadeniz bölgesinde, mavi bayrağa sahip tek yer.

Kalenin, doğusunda ve batısında iki koy var. Bunlar: yalıyarlar ve fok plajlarının bulunduğu koylar. Bu koyların eşsiz kumsalı ve berrak denizi var. Bu koylara inmek, sahile ulaşmak için, üç yol var. Birisi: eski toprak yol. Diğeri, Belediyenin düzelttiği, kale içine girmeden önceki yol. Son olarak ise, kale içinden merdivenle inilen yol. Denize indiniz, denize girerken kıyıdaki taşlık alanları birazcık geçmeniz gerekiyor, sonra yumuşak kuma ulaşıyorsunuz. Ama; burada tek bir gerçek var. Karadeniz’in dalgası başka yerin dalgasına benzemez. Özellikle; denizde ilerlerken, bulunduğunuz yerin sığ olması,sizi asla yanıltmasın, bir adım daha attığınızda, kendinizi büyük ve dipsiz bir boşlukta bulmanız mümkün.

YALIYARLAR PLAJI:
Dışarıdan rahatça görülemediği için, kadınlara ayrılmış. Sadece bayanlara ayrılması nedeniyle, buraya yerli halk kadınlar plajı da diyor. Denize doğru çıkıntılı halde bulunan kayaların bir adı da fok kayaları. Burası: baklava misali kat kat dizilmiş kaya oluşumları ile dikkat çekiyor.

KONURALP PLAJI:
Kalenin diğer tarafında. Kumsalı daha uzun. Buraya gelenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak bir takım üniteler var. Ceneviz kalesine varmadan hemen önceki bu plaja giriş 5 TL dir. Güzel bir plaj ve kalabalık, yukarıda söz ettiğim gibi, uyarılara ve şamandıraları geçmemeye dikkat etmek gerekir.

    

SONUÇ

Evet; Akçakoca’da güzel zaman geçirebilirsiniz. Buraya; günübirlik gelirseniz, bence sabah ilçe merkezinde, gerek biraz doğuya ve gerekse biraz batıya doğru, bir süre dolaştıktan sonra doğruca Ceneviz kalesine gitmeniz. Akçakoca size ne sunacak. Eğer Ceneviz kalesi, şu sıralar olduğu gibi kapalı ise: bence gündüz Ceneviz kalesinin hemen girişindeki veya diğer plajları değerlendirerek denize girebilirsiniz. Deniz istemezseniz: çok güzel deniz manzaları cafeler var, Ceneviz kalesine giden yol üzerinde, tamamen denize hakim kafelerde çay içmenizi öneririm. Ayrıca, buralara kadar gelip balık yemeden olurmu diye düşünenler için, burada birçok balık restoranı var, fiyatları sorarak girmenizi öneririm, çünkü sonradan aşırı hesapla karşılaşmak mümkündür. Balık yemek isteyenler, balık sezonunda düşünsünler, balık sezonu dışında balık var ama fiyatlar aşırı pahalıdır. Balık sevmeyenler için: Akçakoca’da kapalı Karadeniz pidesi yapılıyor, bu da çok güzeldir.

Şöyleki: sessizlik, sakinlik, güzel kumsal ve temiz deniz, Ceneviz kalesinde tarihi atmosfer, yemyeşil bir doğa ve mavinin birleştiği bir manzara ve bolca yağmur, özellikle yazın belli ayları hariç, diğer aylar sürekli olarak karanlık bir gökyüzü ve yağmur olabilecektir. Ama, bunun da keyfini çıkarmak gerek. Çünkü; Akçakoca; uzun yıllardır Ankara’nın, Ankara’lıların denize açılım noktası, denizi özelliğini taşımış bir yer.

Günümüzde de öyle, çünkü, Ankara’dan bu kadar yakın bir deniz yok. Sonuçta; yola çıktınız mı, en fazla 3-3.5 saat sonra denizde, Akçakoca’da olma şansınız var.

İyi tatiller.
/p>

 

Kocaeli, Kandıra

7.439 kişi okudu!

Kandıra’da bir tam gün bulundum. Küçük bir yer, gezilecek yer olarak elbette: kuzeydeki Kefken, muhteşem doğal güzelliğiyle öne çıkıyor. Peki, ilçe içinde ne var derseniz, ben bunu oralı dostlarıma söylediğimde, beni bir hindi çiftliğine götürdüler. Burada: büyük hindi çiftlikleri var. Ayrıca: belki sizler de, benimle hemfikir olacaksınız ki, Mustafa Kandıralı isimli bir müzik sanatçımız, burası ile özdeşmiş durumda.

 

 

 

ULAŞIM:

Kandıra’ya, 3 ayrı yönden ulaşmak mümkündür. TEM Otoyolundan, Kandıra sapağına ayrılarak, 35 km. sonra, İlçeye ulaşmak mümkün. Ancak: özellikle tatil günlerinde, Kandıra yolunda, İstanbul ve Kocaeli plakalı araçların yoğunluğu o kadar fazla olur ki, ilerlemek çok zor.

Kandıra’nın il merkezine uzaklığı: 42 km. Kandıra-Adapazarı arası uzaklık: 45 km. Kandıra-Ağva arasındaki uzaklık: 38 km.

 

xxxxxxxxx

TARİHİ:

 

Osmanlı döneminde: İstanbul’un ihtiyacı olan: odun kömürü, tomruk ve tahta buradan karşılanırmış.

Milli Mücadele sırasında, I.Dünya savaşında, bölge işgale uğrar. 1918 yılında İngilizler, 1920 yılında ise Yunanlılar bölgeyi işgal eder.

 

GENEL:

Karadeniz sahilinde bulunan bir ilçemiz, ancak ilçe merkezi içeride kalıyor. Sahildeki bölümleri, temiz deniz nedeniyle, özellikle yaz sezonunda büyük turist yoğunluğu alıyor.

 

Kocaeli’nin, Karadeniz kıyısındaki tek ilçesidir. Kıyıda 52 km. lik sahil şeridi vardır. Ekonomisi: tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri: buğday, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı ve yulaf. Ayrıca: elma, üzüm, fasülya ve armut yetiştiriliyor.

 

İlçenin arazisinde küçük tepecikler yoğunluktadır. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 75 metredir. İlçenin iklimi: Karadeniz ve Marmara iklimlerinin etkisi altındadır. Yazın yağışlar genellikle düzensiz olup, kuzeyden gelen sert rüzgarları, kıyı boyunca uzanan dağlar engeller. Kış, genellikle fazla sert geçmez, yağışlar genellikle yağmur şeklindedir. Kar yağışı azdır.

 

İlçe, ormanlık alanlar bakımından zengindir. Kıyı şeridi boyunca, ormanlık alanlar uzanmaktadır. Genel olarak çam türleri yoğundur.

 

KANDIRA BEZİ:

Kandıra bezi, dayanıklılığı ile biliniyor. İlk kez, Romalılar döneminde dokunmaya başlamıştır. Romalıların “Çalı yırtmaz” dedikleri, çift katlı kandıra bezi: o dönemde, özellikle “yelkenlerde” kullanılmıştır. Ayrıca: nem çekme özelliği nedeniyle, Mısır’da, mumyalama işlemlerinde bile, kandıra bezinin kullanıldığı söyleniyor.

 

Kandıra bezi: Şile bezinin atasıdır. Köy evlerinde tezgahlarda dokunup, kadın ve erkekler tarafından giysilerin yapımında kullanılmıştır. Ancak, günümüzde pek kullanılmamaktadır. Çünkü, günümüzde modern giyim tarzları tercih edilmektedir. Köylerde dokunan kandıra bezleri ise: üzerine eski Türk motifleri işlenerek: çay takımı, peçete, masa örtüsü, ceket, pantolon, yatak çarşafları ve mendil gibi objelerde kullanılmaktadır.

 

Ancak, biraz önce de söylediğim gibi: kandıra bezinin, günümüzde kullanımı gittikçe azalmış ve buna bağlı olarak da bezin üretimi durmuştur. Son yıllarda ise, bu bezin yeniden üretimi için, çalışmalar yapılmaktadır.

xxxxxxxxxx

KANDIRA YOĞURDU:

Yörede beslenen manda sütünden üretilmektedir. Özellikle: Akçaova ve Araman köylerinin süt ürünlerinden üretilen yoğurtların lezzetine doymak mümkün değil. Mutlaka denemelisiniz.

Evet: yoğurtun içinde: üçte iki, manda sütü ve üçte bir oranında inek sütü bulunur. Özel şartlarda ve aliminyum kaplarda mayalanarak yapılır ve aynı kaplarda alıcılara sunulur.

Bu yoğurdun öne çıkarılması için: 2000’li yıllardan sonra “Kandıra Kültür Sanat ve Yoğurt Şenlikleri” düzenlenmektedir.

 

Xxxxxxxx

KANDIRA HİNDİSİ:

Kandıra yöresinde, siyah renkli hindi yetiştirilmektedir. Burada: 1979 yılında, hindi üretim istasyonu açılmış ve 2002 yılında, maalesef, Tarım Bakanlığı tarafından kapatılmıştır. Bunun üzerine: İl Özel İdaresi tarafından, hindi üretimini teşvik edici çalışmalar yapılmaktadır.

 

 

 

 

 

 

xxxxxxxx

NE YENİR. NE İÇİLİR:

Kandıra’da: yazının başında belirttiğim gibi: hindi ve yoğurt meşhur. Yoğurt: içine manda sütü ve keçi sütü katılır ve çatalla yenir.

 

 

xxxxxxxx

NE SATIN ALINIR:

Burada, buraya has “Kandıra bez”i üretiliyor. Bu bez, köylerdeki evlerde, tezgahlarda dokunuyor ve üzerine eski Türk motifleri işlenerek, satışa sunuluyor. Satın alabilirsiniz. Bunun dışında, yörede; çeşit çeşit süsleme taşları da var.

Ayrıca: Kandıra’ya giderken, Babadağ mevkiinde, yöresel ürünler satan köylüler göreceksiniz. Bunlardan, bir şeyler satın alabilirsiniz.

 

GEZİLECEK YERLER:

 

KEFKEN-KERPE-CEBECİ-PEMBE KAYALAR:

Kefken, Kerpe, Cebeci ve Pembe kayalar ile ilgili, ayrıntılı yazım: yine bu sitede bulunmaktadır.

 

 

AKÇAKOCA ANIT MEZARI:

Kandıra-Kefken yolu üzerinde, Babadağ tepesindedir.

Akçakoca Bey: 1234-1328 yılları arasında yaşamış, Kocaeli fatihi bir zattır. Bu anıt mezarı ise, 1974 yılında yapılmıştır. Anıtın merkezinde, basamakla çıkılan podyum üzerinde, Akçakoca Bey’in mezarı bulunmaktadır.

Anıt mezarın çevresi: tel ile çevrilidir. Mezarın bulunduğu yere giriş: batı yönündendir. Merdivenlerle çıkılıyor. Şekli: bir tavaya benzetilmiştir. Mezar: mermer taşlarla yapılmış ve süslenmiştir. Kuzey tarafı daha ağaçlıklıdır. Ağaçlık ve gölgelik olan bu kesim: piknik yapanlara ayrılmış ve piknik masaları yerleştirilmiştir.