Adapazarı, Sapanca

24.908 kişi okudu!

20180422_170546

En son olarak Nisan 2018 tarihinde Sapanca’ya gittim, gezip gördüklerim, notlarım aşağıdadır. Özel aracınızı kullanarak, ücretli TEM otoyolunu kullanarak yaklaşık 1.5 saatte buraya ulaşabilirsiniz.

20180422_170540

Tarihi:

MÖ 1200 yıllarında, Frigyalıların, MÖ 4’ncü yüzyılda ise Bithynia krallığının bölgeye yerleştiği görülür.

Bölge: Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, Buanes, Sofhan ve Sofhange adıyla bilinmektedir. O zamanlar: Krallığın başkenti İzmit (Nicomedia) şehridir. Nicomedia şehrinin valisi Plinius: Sakarya nehri ve Sapanca gölünü kullanarak: Karadeniz’i İzmit körfezine bağlayarak ikinci bir boğaz kanalı yapmayı düşünmüştür. Bu projede: Osmanlı döneminde de gündeme gelmiş ama yapılamamıştır.

Sapanca ve çevresi, 1075 yılında Anadolu Selçuklularının bölgeye gelmeleriyle birlikte Ayan ve Ayanköy ismiyle anılmaya başlar. Haçlı seferleri sırasında, bölge yeniden Bizanslılara geçer. Osmanlı hükümdarı Orhan Bey zamanında, Akçakoca Bey tarafından bölge fethedilir. İlçenin gelişimindeki en büyük etken: tarihi İpekyolu üzerinde bulunan bir konaklama yeri olmasıdır. 17’nci yüzyılda: Sapanca, Kapudan Paşa Eyaletine bağlı, Kocaeli Livası içinde bir kaza merkezi olarak görülür. 1837 yılında, Sultan II. Mahmut döneminde, Adapazarı kaza merkezi haline gelir. 1950’li yıllarda E-5 karayolunun gölün karşı kıyısından geçirilmesiyle, Sapanca bir süre önemini kaybeder gibi olmuşsa da 1989 yılında TEM yolunun ilçeden geçmesiyle, tarihi misyonuna yeniden kavuşmuştur.

 

Sapanca isminin kaynağı:

1640 yılında, Erzurum Seyahatine giderken, kasabadan geçen Evliya Çelebi: kasaba hakkında şu bilgileri verir. “Bir zamanlar, İzmitli bir ihtiyar, buradaki orman ve çalıları temizleyerek, saban yürüttüğünden burada “Sabancı Koca” isimli bir köy kurulur. Sonra zaman geçtikçe mamur hale gelen köy, Kanuni Sultan Süleyman döneminde kasaba olur.”

 

Ne yemeli:

Sapanca denince ilk akla gelen yemek türü “ıslama köfte” dir. Izgarada pişirilen köftelerin yanında, en az köfteler kadar lezzetli olup, tek başına bile yenebilecek ekmekler ikram ediliyor. Özel olarak hazırlanmış soslu kemik suyuna banıp, ıslatılarak yumuşatılan bu ekmek dilimleri ile yenen köftelerin tadına doyum olmuyor. Ne güzel, okuyunca insan bunları kesin tatmak istiyor, ama maalesef böyle bir şansınız fazla yok, çünkü Sapanca’da ıslama köfte yiyebileceğiniz belki 2 belki 3 mekan var, umarım birine denk gelir yiyebilirsiniz, ben bulamadım.

20180422_170136
Genel:

Sapanca denince öncelikle akla Sapanca gölü geliyor. Hatta: belki de ülkemizde birçok kişi, Sapanca’nın sadece bir göl olduğunu, Sapanca diye bir ilçenin bulunduğunu bilmeyebilir. Evet, buraya ismini veren Sapanca gölü: özellikle Ankara-İstanbul otoyolunun hemen kıyısında, yani birçok kişi yanına gitmese de, uzaktan, yoldan geçerken bu gölü görebiliyor.

Gölde: alabalık ve sazan gibi tatlı su balıklarının bulunduğu söyleniyor.

Plaj olarak da kullanılan gölün kıyısı: bahar ve yaz aylarında, gidilebilecek ideal yerler arasında bulunuyor. Piknik ve dinlenme alanları, Atatürk İl Ormanı Uzunköy Köyü çıkışında olup, göl kenarında restoranlar bulunuyor.

Günübirlik veya konaklamalı alternatifler mevcut olan bölgede: özellikle Kırkpınar Naturel Botanik Parkı gezilebilir.

Mayıs-Eylül ayları arasında, burada balon turları düzenleniyor.

20180422_170653

Sapanca Gölü:

Marmara Bölgesinde: İzmit körfeziyle Adapazarı havzası arasında bulunuyor.

Gölün doğu kıyısı: Sakarya nehrinden yaklaşık 5 km uzaklıktadır. Batı tarafı ise, İzmit körfezinden yaklaşık 20 km uzaklıktadır. Bu aralıkta bazı dere ve çaylar bulunuyor. Ama su akışları oldukça azdır. Yazları hepsi kuruyor. Göle, yer altı suları da akıyor ve gölü besliyor. Gölün çıkışı ise, sadece bir tanedir. Bunun adı da “Çarksuyu çayı” dır. Bu çay: Adapazarı’nın içinden boylu boyunca geçip Sakarya nehrine akıyor. Çarksuyu başında, su seviyesini düzenleyen bir mekanizma vardır.

Gölün uzunluğu 16 km, en geniş yeri ise Sapanca ile karşı kıyısı arasında olup 5.5 km. dir. Yüzölçümü 42 km karedir. En derin yeri: Sapanca açıklarında 61 metredir. Gölde, yılda ortalama 75 cm kadar seviye değişikliği görülüyor. Göl seviyesi sonbaharda en alçak, ilkbaharda en yüksektir. Senenin bol yağışlı zamanlarında, Çarkderesi kapakları açılır, bir nevi su tahliyesi sağlanır ve göl seviyesi dengede tutulmaktadır.

Gölün suyu çeşitli sanayilerde kullanılıyor. Gölün yakınlarında ya da çevresinde bulunan sanayi ve kentleşme ile oluşan kirlenmeyi önlemek için, ne gibi arıtma tesisleri bulunduğu bilinmiyor. Ancak sanayi kuruluşlarının çoğunun arıtma tesisi bulunduğu tahmin ediliyor. Tüm bunların yanında, Adapazarı il geneli: göl suyunu şebeke suyu ve çeşme suyu olarak kullanıyor.

Sapanca gölünde: her çeşit su sporları yapılabiliyor. Kırkpınar köyü sahilinde, yelken ve kürek tesisleri vardır.

Son bir not: söylenenlere göre, Sapanca’da 1999 depreminin etkisi hissedilmemiş, yakın çevresinde büyük yıkımlara sebep olan deprem, fay hattının gölün altından geçmesi nedeniyle Sapanca ilçesini etkilememiş, bu bir duyumdur. Ama ben şahsen, göl kıyısındaki bir lüks otelin, deprem sonucunda göle doğru battığını duymuştum.

20180422_170140

Sapanca’da ne yapılır:

En son olarak Nisan 2018 tarihinde burayı ziyaret ettim. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. Sapanca’nın hemen girişinde TOKİ bloklarının bulunduğu yerde, bu bloklar yapılmadan önce Roman vatandaşlar yerleşikmiş, bunlar TOKİ bloklarının yapılmasını önlemek için bayağı mücadele etmişler ama olmamış ve başka bir yerde ikamete mecbur bırakılmışlar. Tabii, bu güzel yeri bırakmak zor olmuş, bir çoğu yine buralarda ve özellikle sahil kesiminde: el falı bakarak, çiçek satarak ve yine çeşitli ufak tefek ticaret işleriyle uğraşıyorlar.

Buranın ziyaret edilmesi, göl kıyısında yaklaşık 400 metrelik bir bölümde yapılacak gezinti veya burada bulunan kafelerde oturup dinlenmekten ibarettir. İlk dikkatimi çeken: bu göl kıyısındaki kıyı şeridinin çok kalabalık olması, ama özellikle Arapların aşırı yoğun olmalarıydı. Bunlara turist diyemiyorum, çünkü bir kısmı turist yani geçici gelip gitmesine rağmen, bir kısmı da artık buralara yani ülkenin en güzel yerlerine yerleşmiş durumdalar. Tabii yörenin insanı da bunu bildiği için, özellikle Arap turistlere yönelik, muhteşem çalışmalar var, Arapça yazılar, Araplara yönelik etkinlikler dolu. Örneğin: Arap turistlere çeşitli kıyafetler giydirip fotoğraflarının çektirilmesi, Maşukiye’de bulunan papağanları buraya da getirmişler, omuzuna koy, resim çektir, ver 20 TL. Kolay kazanç.

Neyse devam edelim. Bu kalabalık yanında, bu sahil şeridinde ilk dikkatimi çeken, pislik oldu. İnsanlar çay bahçelerinde otururken, deliler gibi çekirdek çitleyip, bulundukları yerleri çekirdek kabukları ve diğer her türlü atıklarla dolduruyorlar. Bir yandan: hemen sahil şeridinin yanına yapılan lunapark benzeri, ne olduğu belirsiz ama yarattığı gürültü gayet net olan bir yer daha var. Buralarda tuvalete girmek isterseniz, sakın girmeyin,  pislikten mideniz bulanır. Kapısında 1.5 TL. almayı biliyorlar ama temizlik hiç yok, işin ilginci bu pisliği şikayet edecek bir merci de yok.

Sonuç olarak: Sapanca’nın bu sahil kesimi gerçekten muhteşem güzel, sanki karşısında bir deniz duruyor, tek eksiği: denizin o özel kokusu yok. Görüntü muhteşem, ama ortam yukarıda da belirttiğim gibi pek olumlu değil. Siz yine de buraya yolunuz düşerse, sahil kesiminde güzel bir yürüyüş yapın, gölün muhteşem manzarasını izleyin ve hatta, sahil bandının sonundaki “Sanatkarlar Sokağı” nı gezin, el emeği ürünleri görün.

Evet, şimdi Sapanca çevresinde görülmesini önereceğim diğer yerlere gelelim.

Bizans dönemi lahit ve mezar taşları:

Bizans döneminden kalma lahitler, Sapanca Hükümet Konağı önündeki açık alanda bulunuyor. Lahitlerden iki tanesi, 1976 yılında İlmiye köyü yakınlarında, diğer ikisi ise, 1987 yılında, TEM Otoyolu çalışmaları sırasında bulunmuştur. Ayrıca: Kurtköy köyiçi mevkiinde Btinya krallığı dönemine ait son kralın saklanmak için yaptırdığı kale kalıntıları vardır.

Rüstem Paşa Camii:

Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı ve veziri olan Rüstem Paşa tarafından, 1555 yılında, Mimar Sinan’ın kalfalarından birine yaptırılmıştır. İlçe merkezinde bulunan cami, zaman içinde bazı tadilatlar görmesine rağmen, halen ayaktadır ve ibadete açıktır.

Vecihi Kapısı:

Mimar Sinan tarafından yaptırıldığı söylenen kemerde: İpek yoluna açılan kapıdır. Kemer: birkaç kez onarılmış ve günümüzde sadece ana gövdesi kalmıştır. Kemerin ilk onarımı 1905 yılında, Sapanca’da Nahiye Müdürlüğü yapan Yanyalı Vecihi Orhon tarafından, orijinal kapısı korunarak yaptırılmıştır. Üzerinde bulunan ve Türkçeleştirilmiş mermer yazıtta: “Her canlı ölümü tadacaktır, 1321, Yanyalı Vecihi Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır” yazılıdır. Burada şahsen benim ilgimi çeken bir cümle vardır. “Bilseydim dünya da ölüm olduğunu, koymaz idim taş üstüne taş” Evet, ilginç bir yazıt, görmeyi unutmayınız.

 

Rahime Sultan Camii ve Rahime Sultan Tuğrası:

Sultan Abdülmecit’in 4’ncü hanımı Rahime Sultan tarafından, 1892 yılında yaptırılmıştır. 1967 yılında onarım görmüştür. Özgün yapısını büyük ölçüde koruyan caminin minaresi, 17 Ağustos 1999 depreminde büyük hasar görmüştür.

 

Sakarya, Adapazarı

16.242 kişi okudu!

Aman dikkat, Adapazarı denilince, bu süreçte, bir de Sakarya karşımıza çıkıyor. Sakarya, bu bölgede bulunan bir il. Adapazarı ise, bu il’in, merkezinde bulunan bir ilçe statüsünde. Özellikle, 1999 yılındaki depremde, büyük hasar gören şehir, o an bulunduğu yerden daha farklı bir alanda, yeniden kurulmaya başlanmıştır. Günümüzde, her ne kadar eski ve yeni yerleşim yerleri birlikte kullanılıyor olsa da, deprem olan bölgede, herhangi bir yeni yapılaşmaya izin verilmiyor. Yeni yapılaşmalar, yeni tespit edilen şehir bölgesinde yapılabiliyor.

Adapazarı’na birçok kez gittim. Ama özellikle, 1999 depremi sonrasında, 2002 yılında gittiğimde: gerçekten depremin etkilerini biraz atlatmış olsa de yinede, depremin etkilerinin had safhada izlendiği bir şehir görüntüsü vardı. Yeni tespit edilen şehir bölgesine de gittim, o sıralarda, yeni kamu yatırımları, yeni bölgede yapılıyordu. Deprem olan ve yeni tespit edilen şehir arasında sanırım 20 km. lik bir yol var. Deprem olan yerde, aradan yıllar geçmesine rağmen, halen konteynırlarda ikamet eden insanlar, konteynırlarda çalışan kamu kurumları gördüm. Umarım, aynı sıkıntılar, birkez daha yaşanmaz.

ULAŞIM:

Adapazarı, merkezi bir konumdadır. Ankara-İstanbul karayolu üzerinde bulunmaktadır.

Adapazarı-İstanbul arası uzaklık: 148 km. Adapazarı-Ankara arası uzaklık: 306 km.dir. Adapazarı-Bursa arası uzaklık: 158 km. Adapazarı-Bilecek arası uzaklık: 102 km. Adapazarı-Bolu arası uzaklık: 114 km. Adapazarı-Zonguldak arası uzaklık: 179 km.dir.

TARİHİ:

Tarihi süreç incelendiğinde, bölgede ilk yerleşimcilerin: Bitinyalılar ve ardından Bizanslılar olduğu görülmektedir. 1324 yılında, Orhan Gazi tarafından, Bizanslılardan alınan yerleşim birimlerine: “Ada Karyesi” yani “Adaköy” ismi verilmiştir.

Bugün şehrin bulunduğu yerde, zamanında 12 aile tarafından kurulan köy: 16.yüzyılda nahiye e 18.yüzyılda kaza büyümeye devam etmiştir. 1868 yılında, Adapazarı Belediyesi adıyla, Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1877-78 yılları arasında ise, Osmanlı-Rus harbi sonrasında, bölgeye Kafkaslar ve Balkanlardan yoğun göçmen gelmiştir.

I.Dünya Savaşında, Yunanlılar tarafından, şehir 3 kere işgal edilir. Ancak, 1921 yılında, işgalden kurtarılır. 1940 ve 1950 yıllarında, bu kez, Karadeniz sahillerinden, Bulgaristan ve Yunanistan’dan, buraya, büyük göçler olur.

Nüfusu yoğunlaşan şehir, 17 Haziran 1954 tarihinde, vilayet olur.

Bölgenin tarihinde: 17 Ağustos 1999 tarihindeki deprem, elbette büyük önem taşımaktadır. Çünkü, bu deprem: Adapazarı’nda, büyük can ve mal kaybına neden olmuştur. Resmi kayıtlara göre: 4000’e yakın insan ölmüştür. Deprem bulunduğundaki şehirde, zemin 3 metre kazıldığında su çıkıyormuş. Bu ortamda, koca bir şehir kuruluşuna nasıl izin verilir, anlamak mümkün değil.

GENEL:

İl topraklarının: % 34 dağlar ve % 22 yaylalardan oluşuyor. İl topraklarının % 51’de tarım faaliyetleri sürdürülmektedir. Özellikle: fındık üretimi oldukça fazladır.

Bölgede: iklim olarak, Marmara bölgesi iklimi ve Karadeniz bölgesi iklimleri birlikte görülüyor. Yani, rutubetli bir hava ve ılıman iklim var. Kışlar: bol yağışlı ve az soğuk, yazlar ise sıcak geçiyor. Yağmur sürekli yağar veya yağma ihtimali vardır. Yağdığında ise, muhteşem ıslanırsınız.

Bölge: doğal bitki örtüsü yönünden oldukça zengindir.

Ekonomik faktörler değerlendirildiğinde ise, bölgede, büyük otomotiv endüstrisi bulunmaktadır. Ayrıca, şeker, ipek, yağ ve kereste endüstrisi de gelişmiştir.

Şehir merkezinde, şehre yeni gelenler için, mutlaka bir “Çar caddesi” gezisi gereklidir. Sonra “Barlar Sokağı”na gidebilirsiniz. Çünkü, burası da, dünyanın alkol olmayan ilk ve tek barlar sokağı olsa gerek. Kafelerde oturup, rahatlıkla sigara tüttürebilirsiniz.

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ:

Sakarya Üniversitesi, 3 Temmuz 1992 tarihinde kurulmuştur. Üniversite bünyesindeki fakülteler: Fen-Edebiyat, Mühendislik, İlahiyat, Eğitim, Teknik Eğitim, İktisadi ve İdari Bilimler, Güzel Sanatlar ve Tıp. Enstitüler ise: Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri Enstitüleri. Bunların dışında: Devlet Konservatuarı var.

NE YENİR. NE İÇİLİR:

Adapazarı şehir merkezinde, mutlaka tatmanızı önereceğim lezzetler şunlar: ıslama köfte, boza ve Boşnak böreği. Kazımpaşa köftecisinde: ıslama köftesi yemelisiniz. 1912 yılından bu yana hizmet veren bu köftecide: köfte yanında turşu ve soğan veriliyor. İçecek olarak ise, şıra denemelisiniz.

Tüm bunları beğenmeseniz, her köşe başında bulunan tavuk dönercileri deneyebilirsiniz. Burası, Türkiye’nin belki de tavuk döner en çok tüketilen bir beldesidir.

Tüm bunları söyledim de: elbette, Adapazarı yöresinde söylemeden geçmem gereken bir husus daha var: patates ve kabak.

GEZİLECEK YERLER:

ORHAN CAMİSİ:

Şehir merkezindedir. Orhan Gazi tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihi olarak: 1323-1325 yılları arası düşünülmektedir. Ancak, zamanla hasar görüp yıkılınca, II.Abdülhamit döneminde yeniden yaptırılmıştır.

SAKARYA MÜZESİ:

İlçe merkezindedir. 1910-1915 yılları arasında 5 katlı olarak inşa edilmiştir.

Bu binada: 1922 yılında, Atatürk ve annesi buluşmuş ve 3 gün kalmıştır. Yapı: 1983 yılında kamulaştırılmış ve dış görünümü, aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş ve müze olarak hizmete sokulmuştur.

Müzede: 207 adet eser sergileniyor. Bunlardan: 167 tanesi etnoğrafik ve 40 tanesi arkeolojiktir. Ayrıca: Büyük önder Atatürk’e ait, 103 eser sergileniyor. Sergilenen diğer eserler arasında: yassı el baltaları, gözyaşı şişeleri, pişmiş toprak kaplar ve koku şişeleri, madeni ve cam eşyalar var.

Müzenin bahçesinde ise, Roma ve Bizans dönemlerine ait mimari parçalar, mezar taşları, sunaklar,  pişmiş toprak erzak küpü, yazıtlı taşlar ve sütun kaideleri sergileniyor.

 

DEPREM MÜZESİ:

Şehir merkezinde, Cumhuriyet Mahallesi, Kavaklar caddesindedir. Burada: sergi standları, kafeterya ve sinevizyon salonu bulunuyor. Burada: şehirde meydana gelen 1967 ve 1999 yılı depremlerine ait, fotoğraflar, suni deprem yaratan elektronik bir stant, inşaat malzemeleri ve depremle ilgili diğer bir kısım obje sergileniyor.

Zaten bina: tamamen: fotoğraf, tablo, resim ve bu tür malzemelerin sergilenebileceği bir sanat galerisi şeklinde dizayn edilmiş.Bu müzenin yapılış nedeninin: bölgenin birinci derece deprem kuşağı olması nedeniyle, ziyaretçiler üzerinde deprem olgusunun sürekli canlı tutulmasının sağlanması imiş. Müze: 2004 yılında ziyarete açılmış.

ORHON KAPISI:

Tarihi ipek yolunun geçtiği tahmin e dilen yerde, Mimar Sinan tarafından yaptırılmıştır. Bugün, yanlızca ana gövdesi görülmektedir. Kemer, 1905 yılında, aslına uygun olarak: Vecihi Orhon tarafından onarılmıştır. Bu yüzden, bu kemere, günümüzde “Orhon kemeri” veya “Vecihi kapısı” denilmektedir.

 

JUSTİNİANUS KÖPRÜSÜ:

Şehir merkezinde, Beşköprü mevkiindedir. Günümüze kadar sağlam olarak gelmiş köprünün, Bizans imparatoru Justinianus döneminde yani 527-565 yılları arasında yaptırıldığı sanılıyor. Bizans döneminin en ünlü mimari anıtlarından biridir. Aynı yörede bulunan beş Bizans köprüsünden biri olması nedeniyle, köprü “Beş köprü” olarak isimlendirilmiştir. Kesme taştan yapılan köprünün uzunluğu: 430 metredir. 9 kemerden oluşmaktadır. Kemer açıklıkları: 6.50 metredir. En büyük orta kemerin uzunluğu ise: 23 metredir.

Takip eden dönemde, köprüde restorasyon yapılmış. Ancak, restorasyon adı altında, köprü bayağı yenilenmiş, yani orijinal görünümünü kaybetmiş. Eskiden, Sakarya ırmağının bir kolu,  bu köprünün ayaklarının altından geçermiş. Sapanca gölünün sularını, Sakarya nehrine aktaran “Çark deresi” (Melas) üzerinde yapılmıştır.

Ama, daha sonraki dönemlerde derenin yatağı değiştirilmiş ve bu köprünün altındaki bölüm, kuruyarak tarla olmuş.

Günümüzde, köprü üstünden: Adapazarı-Arifiye demir yolu geçiyor. Aldığım bilgilere göre, köprünün altından yeniden bir su kanalı geçirilmesi için çalışmalar yapılıyormuş.

POYRAZLAR GÖLÜ:

Sakarya ırmağının yanındadır. Gölün diğer bir ismi ise,  Teke gölüdür. Sakarya ırmağı taştığında, fazla suları, Kapaklı Boğazından, bu göle boşaltılıyor. Genel olarak, Poyrazlar gölü, bu şekilde beslenmektedir. Evet, derin bir göl. Yanlızca, güney kıyıları sığ ve sazlık-bataklıktır. Gölde, tatlı su balıkları var. Bu yüzden: olta balıkçılığı yapmak isteyenler tarafından tercih ediliyor. Bunun yanında: piknik yapmaya da uygun. Bu özellikleri nedeniyle, tercih ediliyor. Milli Park olarak belirlenen bu bölgeye ücret ödeyerek giriliyor. Araç ile girmek isterseniz, ilave ücret ödemek gerekiyor. Piknik masaları, çocuk oyun aletleri, kameriyeler, iskeleler var.

Dibinin bataklık olması nedeniyle, gölde yüzmek yasak. Göl çevresinde, kalmak için uygun yer de yok. Günübirlik geziler için uygun.

KUZULUK KAPLICALARI:

Kuzuluk kasabasındadır. Bölgede, gayet güzel tesisler yapılmış. Merkezde: lokanta, eğlence merkezi, kafeterya ve alış-veriş merkezi bulunuyor. Ayrıca, büyük bir otel kompleksi var. Ayrıca: Türkiye’nin en büyük devremülk kompleksi buradadır. Toplam 1470 daire bulunmakta ve bu kaplıca evlerinde, sınırsız sosyal imkanlar sunulmaktadır.

Kaplıca suları, içme suyu olarak kullanıldığında, hazmı kolaylaştırıcı özellik taşıyor. Banyo olarak kullanıldığında ise: romatizma, siyatik ve mafsal ağrılarına iyi geliyor. Ayrıca: kronik bel ağrıları, spor yaralanmaları, nerolojik rahatsızlıklar, stres ortamlarına da iyi gelmektedir.

Suyun, kaynaktan çıktığı sıcaklık: 80 derecedir.

HARMANTEPE KALESİ:

Harmantepe köyü bölgesinde, doğal bir tepe üzerine kurulmuştur. Özellikle yağışlı havalarda, kaleye ulaşım çok zor. Gitmeye niyetlenirseniz, bunu mutlaka düşünün. Çünkü: kalenin çevresindeki alan sulak ve bataklık.

Kalenin Bizans döneminde, 12-13.yüzyıllarda yapıldığı tahmin ediliyor. Sakarya nehri boyunca, birbirini gören, gözetleme kulesi niteliğindeki savunma yapılarından biridir. Ancak, bu kale dizilerinden, günümüze en sağlam olarak ulaşanların başındadır.

Yapı: yöresel taşlarla yapılmıştır. Sur duvarlarının kalınlığı: 2 metre, yüksekliği: 10 metre civarındadır. Sur duvarlarında: 5 x 5 metre ebatlarında, 6 adet burç bulunmaktadır. Bu burçların üst kısımlarında, değişik yönlere bakan pencereler mazgal delikleri var. Kalenin ana giriş kapısı: güneydedir. Farklı yönlerde ve değişik ebatlarda, 5 adet kemerli giriş bulunuyor.

Günümüzde, kalenin içi: ağaç ve bitkilerle sarılmış durumda. Yine de, günümüze epeyce sağlam olarak gelebilmiş kale, görülmeye değer. Uygun bir havada, mutlaka gitmelisiniz.