Erzurum

Erzurum denilince akla hemen: dadaş, oltu taşı, palandöken ve kayak geliyor. Bu şehre: birkaç kez gittim ve bulunduğum sürede: güzel ve düzenli bir şehir olduğunu gördüm. Özellikle: büyük bir zevkle: Oltu taşı hediyelik tespih ve yüzük, küpe gibi güzel şeyler satın aldım. Hatta: oltu taşından tespihte, her tanenin üzerine: gümüş çok ince şeritler ile, bir harf yazmak suretiyle, adım ve soyadımı yazabildiklerini gördüm. Milli Mücadele öncesinde, ülkemizin bölünmez bütünlüğü yönünde karar alınan: Erzurum Kongresinin yapıldığı yeri gördüm. Muhteşem bir tat: çağ kebabını yedim. Çifte minarenin güzelliğini hayran hayran izledim. Rüstem Paşa Çarşısında dolaşıp, Aziziye Tabyasına çıktım. Gerçekten güzel bir şehir. Özellikle: 2011 yılında, önemli bir spor organizasyonuna ev sahipliği yapacak olması; Şehrin önemini daha da öne çıkarıyor. Birçok yabancı gelecek. Kesinlikle: gerek Erzurum’u ve gerekse Erzurum insanını seveceklerdir. Evet: buyurun Erzurum gezisine.

ULAŞIM:
Uluslar arası Erzurum Hava Alanı: yıllık 2 milyon yolcu kapasitesine sahiptir. Aynı anda: 7 uçak barınabilmektedir. ILS (aletli iniş sistemi) ile; 24 saat uçak inebilmektedir. Yurtdışından gelen uçakların, geçici gümrük işlemleri de yapılabilmektedir. Havaalanı: şehir merkezine 10 dakika uzaklıktadır. (uzaklık: 10 km. dir)
Demiryolu ulaşımı: İstanbul-Haydarpaşa-Kars demiryolu hattı, şehirden geçer. Doğu Ekspresi ve Mavi Tren, Erzurum’dan geçer.
Otobüs terminali, il merkezindedir. Erzurum-Ankara arası uzaklık: 873 km. Erzurum-İstanbul arası uzaklık: 1225 km. Erzurum-Sivas arası uzaklık: 435 km. Erzurum-Erzincan arası uzaklık: 189 km. Erzurum-Trabzon arası uzaklık: 303 km. dir.

TARİHİ:
Erzurum’un bilinen ilk adı: Bizans imparatoru II. Theodosios’a izafe edilen “Theodosiopolis’tir. Bu şehir: günümüzdeki Erzurum’un yerine; MS.415 tarihinde kurulmuştu. Erzurum adı ise: Erzen’in Selçuklular tarafından fethedilmesi üzerine, burada yaşayan insanların “Theodopolis”e göç etmelerinden sonra; bu şehre, Erzen adı verilmesi şeklinde gelişmiştir. Selçuklular tarafından, Erzurum’da basılmış paraların üzerinde, şehrin adı “Arzan al-Rum” olarak yazılmıştır. Çünkü: aynı dönemde, Silvan-Siirt arasında da, Erzen isimli bir yerleşim yeri bulunmaktadır. Oradan, burayı ayırmak için, buranın isminin sonuna: al-rum kelimesi eklenmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk: 3 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum’a gelir. 5 Temmuz 1919 tarihinde, Erzurum kongresi toplanır ve bu toplantıda: milli mücadelenin temelini teşkil eden önemli kararlar alınır.

GENEL:
Erzurum, arazi büyüklüğü bakımından: Türkiye’nin dördüncü büyük kenti durumundadır. İl: genel olarak yüksek arazilerden oluşur. Arazisinin büyük çoğunluğunda: karasal iklim özellikleri hakimdir. Kışlar uzun ve sert, yazlar kısa ve sıcak geçer. İlde, en düşük sıcaklık: -35 derece olarak ölçülmüştür. Kar yağışlı gün sayısı: 50 ve kar örtüsünün yerde kalış süresi 114 gün kadardır. En yağışlı devre: ilkbahar ve yaz mevsimlerindedir.
Şehir gayet güzel, turistik anlamda anlatacak, yazacak çok şey var. Ama, daha önemli bir gerçekte şu ki: Erzurum’da halk fakir. Şehirde, elle tutulur bir sanayi yatırımı yok. Şehrin: GSYİH’daki payı: 1979 yılında: binde 9.8 iken, 1997 yılında, yani aradan geçen 19 yıl sonunda: binde 6’ya düşmüş. Buna karşın: ülke gelinin GSYİH’sı: aynı dönemde olmasa da, 1987-1997 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde: yüzde 50.7 oranında artmış. Yani: ülke genelindeki artış, Erzurum şehrini olumlu yönde etkilememiş. Sebep: işsizlik.
Bu arada: Erzurum’da kadınlar tarafından giyilen ve sık sık göreceğiniz yerel bir kıyafet sembolü var. Bu sembol: kara çarşaf değil. Erzurum kadını: ak yünden ihram giyiyor. Erzurum’da kadının yerel dış giysisi: yün ihram.

DADAŞ
Erzurum ve Erzurum denilince, en çok duyacağınız sözlerden biridir bu. Erzurum, dadaş ve bar; birbiriyle yoğrulmuş tek bir sözcük gibidir. Dadaş kelimesinin anlamı: kimine göre: mert, cesur, özü sözü doğru, zalimin karşısında, mazlumun yanında olan merhametli, yiğit biridir. Kimilerine göre ise: bar tutan, at binen, cirit atan, kabadayı, tığ gibi bir delikanlıdır.

BAR:
Erzurum ve çevresinde, halk oyunlarına “bar” denir. Bar: davul-zurna eşliğinde, açık ve kapalı olmak üzere, iki şekilde oynanır. Açık barda, oyuncular birbirlerine uzak durarak dağılırlar ve el ele tutuşurlar. Kapalı barda ise, oyuncular birbirlerinin bellerini kavrayarak dizilirler.
xxxxxxxxxxxxxx
CİRİT:
Geleneksel spor dallarımızdan en heyecanlısı olan cirit, Erzurum’da eski canlılığı ile yaşatılmaktadır. Atla, insanın birlikte mücadelesine dayanan ve erliğin bir göstergesi olarak kabul edilen cirit için, Erzurum’da özel sahalar var. Geniş çayırlık alanlarda, özellikle hafta sonlarında düzenlenen karşılaşmalarda, oyuncular kadar seyirciler de büyük heyecan duyarlar. Erzurum’da cirit mevsimi: ilkbaharda, kar kalkar kalkmaz başlar, sonbaharda biter. Ancak hava sıcaklığı -15 derecenin altına düştüğünde, kışın kar üstünde de oynanır. 23 Temmuz Doğu Fuar alanı içinde, dünyada ilk kez, cirit oyun alanı yapılmış ve hizmete sokulmuştur.

ÜNİVERSİTELER ARASI KIŞ SPOR OYUNLARI (ERZURUM 2011 WİNTER UNİVERSİADE);
Oyunlar: FISU (Uluslar arası Üniversite Sporları Federasyonu) bünyesinde düzenlenmektedir. 134 ülke üyedir.
FISU bünyesinde: Ya ve Kış Üniversite Oyunları ve Dünya Üniversite Şampiyonaları tertip ediliyor. Bu yarışmalar: olimpiyatlardan sonra, dünyanın ikinci büyük spor organizasyonlarıdır.

Erzurum’da yapımı devam eden konaklama tesisleriyle birlikte, toplam 8000 kişilik bir yatak kapasitesi mevcuttur. Palandöken Kayak Merkezinde bulunan, 5 yıldızlı bir otel FISU karargahı olarak belirlenecek ve FISU ailesinin kalacağı bu otelde, istenen tüm gereksinimler, en üst konfor ve kalite düzeyinde karşılanacaktır.
Yarışmacılar ve görevliler için barınma tesisi olarak: Atatürk Üniversitesi içinde bulunan ve tek bir yerde konuşlanan Oyunlar Köyü kullanılacaktır. Oyunlar Köyünün, toplam yatak kapasitesi: 8000 olup: restoran, medya merkezi, akreditasyon merkezi, buz sporları alanları ile antreman alanları da, Oyunlar Köyü içinde bulunacaktır. Her iki kişiye bir odanın sağlanacağı köyde, odalarda FISU standartlarına uygun istenilen malzemeler ve olanaklar, sürekli olarak sağlanacaktır.

Tüm kapalı saha tesisleri: Oyunlar Köyünün yakınındadır. Buz hokeyi, curling ve buz pateni alanları, Üniversite ve Köy’e yürüme uzaklığındadır. Alanlar konumlandırılırken, katılımcıların konforu, kaliteli hizmet ve oyunlar sonrasında kullanımın devamlılığının sağlanması hedeflenmiştir. Kapalı tesis olarak: Palandöken’de: 2000 kişilik buz hokeyi arenası, 500 kişilik buz hokeyi rinki, Yakutiye bölgesinde: 3000 kişilik buz pateni arenası, 500 kişilik buz pateni rinki ve Erzurum Merkezde: 1000 kişilik Curling arenası hazırlanmaktadır.
Kış oyunlarında: 6 zorunlu ve ev sahibi ülkenin seçeceği 1 veya 2 isteğe bağlı spor dalında müsabakalar yapılmaktadır. Zorunlu dallar: Alp disiplini, Kuzey disiplini, Buz hokeyi, Hız pateni, Biatlon, Artistik Paten.
İki yılda bir yapılan oyunların, 2009 yılı organizasyonu: Çin’in Harbin kentinde yapılmıştır. 2011 yılında ise, 27 Ocak – 6 Şubat tarihleri arasında, Erzurum’da yapılacaktır. Ben eminim ki, Erzurum halkı ve ülkemiz, bu organizasyonu en iyi şekilde gerçekleştirecektir.

RAFTİNG:
Erzurum’un İspir ilçesi sınırlarından geçen Çoruh Nehri: rafting yapmaya en elverişli akarsulardan biridir. Derin kanyonları ile ilgi çeken Çoruh, her yıl turistlerin akınına uğrar. 1993 yılında; Dünya Rafting Şampiyonası, Çoruh Nehrinde yapılmıştır.
xxxxxxxxxxxxxx
ERZURUM KONGRESİ:
Anadolu’da milli mücadele birliği kurulmasındaki, ikinci adım: Erzurum’da atılmıştır. Kongre: 23 Temmuz tarihinde, bir okul salonunda 54 delegenin toplanması ile çalışmalarına başlar. Burada: milli mücadelenin temelleri açısından, önemli kararlar alınır. Alınan bu kararların başlıcası ise: “Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz.”
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ:
Cumhuriyet kurucusu Mustafa Kemal Atatürk: 1 Kasım 1937 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama yılının açılışı konuşmasında: Doğu Anadolu’da büyük bir Üniversite kurmanın gerektiğini ifade eder. Bunun üzerine, çalışmalar başlar. Kurulan bir komisyon; 1951 yılında, Doğu Üniversitesinin Erzurum’da kurulmasını ve adının Atatürk Üniversitesi olmasına karar verir.
1957 yılında Atatürk Üniversitesi kurulur. Kuruluşundan itibaren, 14 yıl boyunca: üniversitenin görev kadrosu, Amerika’daki Nebraska Üniversitesi personeli tarafından takviye edilir. 1968 yılında: Fakültedeki kadrolar, Türk personel tarafından doldurulur.
Üniversite: günümüzde, 16 fakülte, 5 yüksekokul, 8 meslek yüksek okulu, 6 enstitü ve 15 araştırma merkezinden oluşmaktadır. 2008-2009 öğretim yılı itibarıyla; 33.544 öğrenciye eğitim verilmektedir.
Evet, sonuç olarak, Üniversite: kuruluşundan bu yana, şanlı ismi ile, doğu bölgesinde eğitimsel ve kültürel temsilcilik görevini yürütmektedir.
xxxxxxxxxxxxxxxx
NE YENİR:
Geleneksel Erzurum mutfağını oluşturan yiyeceklerin başlıcaları şunlardır: Su böreği, ekşili dolma, kesme çorbası, ayran aşı, çiriş, şalgam dolması, yumurta pilavı, kadayıf dolması.
Bunların yanında: Erzurum’a gittiğinizde, mutlaka yemenizi önereceğim yiyecek, elbette: çağ kebabı. Bildiğiniz dönerin, dik olarak değil de, yatık olarak ve odun ateşinde pişirildiği bir şekli. Muhteşem bir lezzet, mutlaka denemelisiniz.
Bunun dışında: önerebileceğim lezzetler şunlar:
HERLE AŞI: Bir miktar un, tereyağında kavrulur, üzerine bir miktar su konur ve devamlı karıştırılır. 20-25 dakika kaynatılır ve sıcak sıcak içilir. Bu çorba, özellikle kış aylarında yapılır. Hastalara, herle çorbası içirilerek terletilir ve şifa bulmaları sağlanır.
HINGEL: Yurdumuzun birçok yöresinde mantı olarak bilinir ve yenir. Erzurumda: Hıngel(mantı) sulu ve susuz olmak üzere iki şekilde yapılır.
AYRAN AŞI: Bazı yörelerde Yayla Çorbası denen bu çorbaya Erzurum’da Ayran aşı denilir. Yoğurttan hazırlanan bir çorbadır.
CEVİZLİ KADAYIF DOLMASI: Burma kadayıftan yapılan bir çeşit tatlı. Üzerine kaymak ve dövülmüş ceviz ile süslenerek servis ediliyor.

NE SATIN ALINIR:
Erzurum’dan, hediyelik veya kendiniz için alabileceğiniz: oltu taşından tespihler, ağızlıklar, bilezikler, gerdanlıklar, broş, küpe, saç tokası olabilir. Bu ürünleri: şehir içinde, birçok dükkanda bulabilirsiniz. Ama özellikle, Rüstem Paşa Çarşısına gidin. Oltu taşı: Erzurum yöresinin en önemli el işçiliklerinden biridir. Bu yüzden: oltu taşı halkında daha ayrıntılı bilgi vermek istiyorum.

OLTU TAŞI:
Oltu taşı: kıymetli bir maden taşı olup, yalnızca Oltu İlçesi ve çevresinde çıkar. Çıkarılması zor, rezervi az, fakat işlenmesi kolaydır. Taşın oluşumu: ağaçların reçinesi ile kil ve linyitin karışımıdır. Taşın çıkarıldığı köylerin arazisi, genellikle çok engebeli dik yamaçlardan meydana geldiği için, maden çıkarılan ocaklara ancak yaya ve zorlukla ulaşılır. Kazma, kürek, murç ve çekiç gibi ilkel aletlerle çalışılır. Cevher: 3-5 cm. kalınlığında ve zaman zaman kaybolan, yani kırılmış damarlar halindedir. Maden cevherinin az ve çıkarılmasının zorluğu, Oltu taşının kıymetini daha da arttırmaktadır.
Taşın başlıca özellikleri şunlardır: Topraktan çıktığında çok yumuşak olmasına rağmen, hava ile temas edince sertleşmektedir. İşlenmesi kolaydır. İşlendikçe sertleşir. Kullandıkça parlar, rengi genellikle siyah ve bazen de kahverengidir. Çıra gibi is çıkararak, alevli bir şekilde yanar. Sürtünme ile elektriklenerek, hafif cisimleri çeker.
Oltu taşından yapılanlar şunlardır: tespih, kolye, gerdanlık, fincan takımı, yüzük taşı, sigara ağızlığı, pipo, kol düğmesi, küpe, rozet, kravat iğnesi, yaka iğnesi. Bu saydığım mamüller içinde, en çok üretileni: tespihlerdir. Oltu taşı tespihlerin ünü: Türkiye dışında da birçok ülkeye yayılmıştır. Çünkü, bu tespihler çekildikçe parlayıp güzelleşirler ve insanlar bunlara karşı bağışıklılık kazanır.
Erzurum’da oltu taşı tespih satın almak istediğinizde, gerçek olup olmadığını anlamak için, birkaç küçük deney yapabilirsiniz. Oltu taşını elinize alıp nefesinizle buharlaştırdığınızda, buharı çeker ve üzeri nemlenir. Sürtünme ile elektriklendiği için, küçük kağıt parçalarını kendine çeker. Umarım, ilginizi çeker ve güzel bir oltu taşı ürün alırsınız.

NERELER GEZİLİR:

ERZURUM ARKEOLOJİ MÜZESİ:
İlk olarak: Çifte Minareli Medrese’de: 1942 yılında faaliyete geçmiştir. 1967 yılında ise, yeni binasına taşınmıştır. Müzede sergilenen arkeolojik eserlerin çoğunu: Karaz, Pulur ve Güzelova buluntuları oluşturuyor. Bunlar: Tunç çağı aletleri, Tunç çağı çanak-çömlekleri, kutsal ocaklar, ok uçları, Urartu kapları, madeni levhalar ve klasik Roma, Bizans çağına ait küçük buluntular şeklinde sergileniyor.
TÜRK-İSLAM ESERLERİ VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ:
Yakutiye Medresesinde bulunmaktadır. Müzede: bölge kültürü ve sanatı ile ilgili etnoğrafik nitelikle eserler sergilenmektedir. Etnoğrafik eserlerler salonunda: değerli altın, gümüş eserler, kemerler, başlıklar, yüzükler, bilezikler, giyim eşyaları, yazma kitaplar, sikkeler görmek mümkün.

YAKUTİYE MEDRESESİ:
Hoca Celaleddin Yakut tarafından, 1310 yılında yaptırılmıştır. O dönemde yaptırılan, 150 kadar medrese arasında, mukarnas örtüsü ile ayrı bir yer işgal eder. İlhanlı döneminden günümüze kalan nadir eserlerden biridir. Selçuklu dönemi geleneksel mimari tarzı: Yakutiye Medresesinde de sürdürülerek, anıtsal bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Yapı: dört eyvanlı, kapalı avlulu medreseler gurubundadır. Eyvanlar arasında, hücreler var. Batı eyvanı, değişik bir tarzda ele alınarak, iki katlı inşa edilmiş. Güney eyvanın bitiminde, kümbet var. Kümbette mezar yok. Medresenin dışa taşkın taç kapısı ve iki köşesindeki minareleriyle kurulan denge, yapının bütününde de cepheye karşılık kümbet yerleştirilerek sağlanmıştır. 1984 yılından, 1994 yılına kadar onarımı süren medrese, 29 Ekim 1994 tarihinde, Türk-İslam Eserleri ve Etnoğrafya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

PALANDÖKEN DAĞI :
3271 metre rakımlı, tektonik bir dağdır. Şehrin: 10 km. güneyindedir. Erzurum şehir merkezinin rakımı: 1950 metreyi bulduğundan, şehir merkezinden, Palandöken Dağı, pek heybetli görünmez. Ancak: mitolojide ve Anadolu’daki birçok efsanede, dağın ismi geçmektedir.
Palandöken Dağının en yüksek noktası: Büyükejder Tepesidir. Burada: iletişim vericileri ve özel bir işletmeye ait kafeterya bulunmaktadır. Kayak sezonunda: telesiyej vasıtasıyla zirveye ulaşılabilir. Zirveden inen hat üzerinde, 2500 metre yükseklikte, Ejder Liftinin bitiminde de özel bir kafeterya bulunmaktadır.

PALANDÖKEN DAĞI KAYAK TESİSLERİ:
Erzurum’un güneybatısında, şehir merkezine 5 km. uzaklıkta ve Palandöken Dağının kuzey yamaçları üzerinde, Palandöken Kış Sporları ve Turizm Merkezi bulunmaktadır.
Kayak Merkezi: özel araç veya otobüs ile, kent merkezine: 10 ve havaalanına ise 20 dakika uzaklıktadır. Şehir merkezinden, kayak merkezine : tatil günlerinde Belediye otobüsleri ve diğer zamanlarda taksi ile gidilir.

10 Aralık-10 Mayıs tarihleri arasındaki dönem: kayak etkinlikleri için en uygun zamandır. 15 değişik pistte: sürekli olarak 5 km. boyunca kayma imkanı bulunmaktadır. Kayak alanı: 2150-3100 metre yükseklikte bulunmaktadır. Normal kış koşullarında: 2-3 metre kar yağışı almaktadır. Karasal iklim nedeniyle: mevsim boyunca “toz kar” üzerinde kayak yapılmaktadır. Yeterli sayı ve nitelikte yarışma ve serbest kayak pistleri var.

Tesislerde: 1 adet teleski, 3 adet telesiyej ve 1 adet telekabin (3. km.) tesisi var. Alanda: hakim rüzgar yönü: güneybatı. Arazi mülkiyeti: özel ve kamuya aittir. Konaklama tesislerindeki, toplam yatak sayısı ise: 1150 yataktır.

Uluslar arası Kayak Federasyonu tarafından, dünyanın ikinci büyük kayak merkezi olarak seçilmiştir. 6.5 km. lik profesyonel kayak merkezi, yılın 180 günü (Kasım’dan Haziran’a kadar) kayak yapma imkanı tanımaktadır.

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE:
Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad’ın kızı Hüdavend Hatun tarafından, 1253 yılında yaptırılmıştır. Çifte Minareli Medrese: iki katlı ve açık avlulu olan medreselerin en büyüğüdür. Çini ve rölyef süslemeleri, ne yazık ki yarım kalmıştır. Taç kapısı: kabartma süslemeleriyle Selçuklu tarzının en güzel örneklerinden biridir. Bugünkü durumuna, 13. yüzyıl sonlarında getirildiği anlaşılmaktadır. Cephede, taç kapısı formundan çok çeşme nişleri ile yarım yuvarlak iki payanda vardır. Taçkapının iki yanında yükselen silindir minareler, tuğla ve mozaik çiniler ile süslenmiştir. Taçkapıyı çeviren bölümdeki: bitki süslemeleri ve kalın silmeli panoların içindeki ejder, hayatağacı, kartal motifleri

Cephenin en gösterişli bölümüdür. Doğudaki tamamlanmış hayat ağacı ile kartal motifinin bir arma olmaktan çok: Orta Asya, Türk inanışına kadar uzanan gücü ve ölümsüzlüğü dile getirdiği düşünülür.

ERZURUM İÇ KALESİ VE SAAT KULESİ:
Yaklaşık 2000 metre yükseklikte bir tepe üzerine inşa edilmiştir. 5. yüzyılda, Roma imparatoru Teodosyus tarafından yaptırılmıştır. Kale: 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiştir. Erzurum kalesi: bulunduğu tepenin üzerinde, bir iç kale ve bunu çevreleyen dış kaleden oluşmakdaymış. Ancak, günümüzde iç kale sağlam kalmış olmasına rağmen, şehri çevreleyen dış kale surları yok olmuştur. Günümüze ulaşan iç kalenin duvar kalınlıkları: 2-2.5 metre arasında değişmekte olup, halen 8 burcu ayakta durmaktadır.

Kalede bulunan: mescid ve saat kulesi, Türk mimari döneminin ilk örnekleri olmaları bakımından önem taşımaktadırlar. Her taraftan, çok rahatlıkla görülebilmektedir. Tepsi mimari olarak da adlandırılan kule; orta çağda, gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Osmanlı mimarisinin Barok çağında ise; saat kulesine çevrilmiştir. Kale mescidi ise: 1132-1134 yılları arasında hüküm süren, Abdul Muzafferuddin Gazi tarafından yaptırılmıştır. Tek büyük bir kubbe ile örtülen mescid, geleneksel Türk mimarisinin özelliklerini taşır.

Mescit: 12. yüzyılda Saltuklular zamanında yaptırılmıştır. Kıble duvarıyla iç surlara bitişen yapı, dikdörtgen bir plana sahiptir. Ortada, iki payeye oturan örtü sisteminde, girişte çarpraz tonozla aynı genişlikte mihrap önü kubbesi var. Yan mekanlar, beşik tonozludur. Derin mihrap, surların güneyindeki yarım yuvarlak burca oturtulmuştur. Erzurum’daki en eski Türk yapısı olarak kabul edilir. Mescit-türbe arasında ilginç bir mimari özelliği sahiptir.

ULU CAMİ.
Şehir içinde, Cumhuriyet caddesi üzerindedir. Anadolu Selçuklu Ulu Camilerinin tüm özelliklerini taşır. Cami dikdörtgen planlıdır. Esas itibarıyla, güney duvarına dikey uzanan 7 neften oluşmaktadır. Geniş olan orta nef önünde: kademeleri, silmeler ve kavallardan hafif sivri kemerler üzerine oturan bir ahşap kubbe bulunmaktadır. Üst üste yerleştirilmiş kalaslardan oluşan bu kubbeye, halk tarafından “kırlangıç” denilir.
Kubbenin oturduğu “L” biçimli iki ayakla birlikte, yapının çatısını: sivri kemerlerin birbirine bağlandığı, 28 ayak taşımaktadır. Orta nefte, kubbenin önünde mukarnaslı iki ayna bulunmaktadır. Kubbenin küçük pencereleri ve bu tonozların ışıkları: orta nefi aydınlatmaktadır. Yapının diğer bölümleri: beşik tonozla örtülmüştür. İç bölüm: cephelerdeki değişik sayıdaki pencerelerle, yukarıdan aydınlatılmıştır. İç süslemeler bakımından: mukarnaslı ikinci aynalı tonozla mihrap dikkati çekmektedir. Mihtap nişinin çevresini, bir kısmı yok olmuş geometrik süslemeli kalın bir silme çevreler. Son onarımda, kubbe dıştan çokgen kesme taş tambur üzerine, çinko ile örtülmüştür. Cami, Osmanlı döneminde, 5 kez onarım görmüştür.

LALAPAŞA CAMİİ:
Erzurum’un merkezindedir. Erzurum’daki ilk Osmanlı camisidir. Merkez bir kubbe ile örtülü; klasik Osmanlı camilerinin tipik bir örneğidir. Kitabesine göre: 1562 yılında: Kıbrıs Fatihi olan ve Erzurum Beylerbeyi görevinde de bulunmuş Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesinlikle bilinmemekle birlikte, mimari özellikleri bakımından, Mimar Sinan’ın eseri olduğu söylenir. Bir hamam, muvakkıthane, şadırvan, sübyan mektebi gibi ilavelerle, cami zamanla bir külliyeye dönüştürülmüştür.
Mimar Sinan’ın İstanbul Şehzade Camisindeki gibi, merkezi plan tipi ile inşa edilen cami, ortada dört payeye oturan merkezi kubbeyi, dört yandan destekleyen yarım kubbeler, köşelerde de, küçük kubbelerle derli toplu bir bütünlük gösterir. Caminin taç kapısı: 1870 yılında yenilenmiştir.
Cami içinde: çini alınlıklardan başka, halı, şamdan ve hat örnekleri bulunmaktadır.

RÜSTEM PAŞA ÇARŞISI:
Erzurum içindeki çarşı, özellikle oltu taşı ve benzeri değerli taşlardan yapılan takıların satıldığı dükkanları ile ünlüdür. Şehir içinde, Menderes Caddesi üzerinde bulunur. Kitabesinden anlaşıldığı kadarıyla: Osmanlı döneminde, 1544-1561 yılları arasında; Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri Rüstem Paşa tarafından yapılmıştır.
Kervansaray planlı, iki katlı düzenlemeye sahiptir. 1970 yılında restorasyon görmüştür. Dört yöne açılan kapısı bulunmaktadır. Ana girişi: batıda eyvan şeklindedir. Buranın üzerinde: mescit kısmı bulunmaktadır. Alt kat: 3 eyvanlı düzenlenmiş olup, 31 hücre bulunur. Avlunun ortasında bir fıskiyeli havuz var ve avluda bulunan çeşme orijinal değildir, çünkü üzerinde bulunan kitabe, başka bir çeşmeden alınarak buraya getirilmiştir.

Taşhanın üst katında, nişler içinde açılmış dükkanlar, iki sıra halinde, karşılıklı olarak devam eder. Köşeler: dört köşe kubbe ile örtülü olup, üst örtü tonuzdur. Üst kattaki dükkanların sayısı: 58’dir.
Burada: onlarca kuyumcu var. Rezervleri artık tükenmeye yüz tutmuş, Erzurum’un ünlü Oltu Taşı, gümüşle, altınla birleşmiş. El işçiliğinin nadide eserlerini burada bulabilirsiniz.

AZİZİYE TABYASI:
Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz tarafından, devrin Erzurum Valisi Fosfor Mustafa Paşa zamanında yaptırılmıştır.
Aziziye Tabyası: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında: kahramanca çarpışmalara sahne olmuş tabyadır. Erzurum il sınırları içindeki, Top Dağının eteklerinde, güneyden kuzeye uzanan üç bölümdedir. Tabyalar: “C” şeklinde bir plan üzerinde yerleştirilmişlerdir. Kars yolunun geçtiği: Hamam Deresini tutmak için yapılmışlardır.

Evet: Aziziye tabyası denilince, akla “Nene Hatun” geliyor. 7 Kasım 1877 günü, bölge halkından olan, Osmanlı vatandaşı Ermeni çeteleri, Aziziye Tabyasına girmeyi başarırlar. Tabyayı koruyan Türk askerlerini öldürürler. Arkadan gelen Rus askerleri, bunun üzerine, hiçbir karşılık görmeden, tabyayı ele geçirirler. Ancak: baskından yaralı olarak kurtulan bir asker, bu kötü haberi şehir merkezine ulaştırır. Sabah ezanından sonra, minarelerden şehir halkına duyuru yapılır. Bunun üzerine: silahını eline alan veya silahı olmayanlar balta, tırpan, kazma, kürek, sopa ve taşları ellerine alarak: Tabyaya doğru saldırırlar. Evet: Erzurum halkı, ölüme gittiğini bildikleri halde, Aziziye Tabyasına doğru koşarlar. Tabyaya yerleşmiş olan Rus askerleri: gelenlere ateş açar ve ön saflardakiler ölürler. Ancak: halk daha kararlı olarak ileri atılır ve boğaz boğaza bir çatışma başlar. Mükemmel silahlarla donatılmış olan Rus askerleri; halk karşısında tutunamaz ve 2300 Rus askeri öldürülüp, Aziziye Tabyası geri alınır. Türkler: 1000 şehit verirler.

Halk arasında bulunan: Nene Hatun’un mücadelesi: tüm düşman Erzurum’dan atılıncaya kadar devam eder. Cephane taşır, hemşirelik yapar, yemek pişirir, su dağıtır, hizmetten hizmete koşarak destanlaşır. Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın zaferinde: Nene Hatun ve onun vatan aşkını paylaşan Erzurum halkının da payı vardır.
Bu kahraman Türk kadınının mezarı; günümüzde Aziziye Tabyalarında bulunmaktadır. Yalnız: Aziziye Tabyalarının toprak olan kötü yolunu ve Tabyanın bulunduğu bölümün kirliliğini burada yazmak istemiyorum, umarım ilgililer bu konularda gerekli ve yeterli önlemleri alırlar. Çünkü: burayı ziyarete giden insanlar, bu çirkinlikleri görünce, tarihi geçmişimize yapılan bu saygısızlığa neden olan görevlileri, kötü sözlerle anıyorlar.

ÜÇ KÜMBETLER:
Üç kümbetlerden: sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olanın Saltuklu devletinin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu sanılmaktadır. Tamamen kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin, diğer ikisinde kimlerin yattığı bilinmemektedir. Genel olarak: 13. yüzyıl sonu veya 14. yüzyıl başına ait oldukları kabul edilmektedir. Üç kümbetler: Türklere ait diğer kümbetlere nazaran, değişik planları, kullanılan malzeme ve süslemeleri açısından, dikkat çekmektedir.

ATATÜRK EVİ MÜZESİ :
Müze: Çaykara Caddesi, Çaykara Sokaktadır. 19. yüzyıl sonlarında, Erzurumlu bir zengin tarafından konak olarak yaptırılmıştır. 1915-1916 yıllarında, 9 aylık kısa bir süre için: Alman Konsolosluğu olarak kullanılmıştır. 12 Mart 1918 tarihinde, Erzurum’un kurtuluşundan sonra, Erzurum Valiliğine ikametgah olarak tahsis edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk: Samsun’a çıkmasından sonra, kongre için gelmiş olduğu Erzurum’daki bu konağa, 9 Temmuz 1919 tarihinde, Hüseyin Rauf Bey ve arkadaşları ile yerleşmeleri, 29 Ağustos 1919 tarihine kadar 52 gün Erzurum Kongresi çalışmalarını sürdürmeleri ile, konak, tarihsel bir önem kazanmıştır. Bodrum kat üzerine, zemin ve birinci kat ile çatı katından ibaret olan bina, onarılarak, 1984 tarihinde Atatürk Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

KONGRE SALONU:
Kendi adını verdiği Kongre Meydanında bulunmaktadır. Bina: 19. yüzyılda yapılmıştır. 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi: bu binanın birinci katındaki salonda yapılmıştır. 1925 yılında geçirdiği yangında, binanın tüm ahşap bölümleri yanmış, yangından sonra onarılan bina: Yapı ve Sanat Mektebi olarak hizmete açılmıştır. Günümüzde: Güzel Sanatlar Lisesi olarak hizmet vermektedir. Binanın ikinci katında bulunan bir salon ve salona açılan iki oda: Kongre Müzesi olarak düzenlenmiştir.

Bu salonda: kongre üyelerinin fotoğrafları, biyografileri, o dönemden kalma sıralar ve benzeri kongre belgeleri sergilenmektedir. Bodrum ve 2 kattan oluşan binanın, birinci katında Erzurum Kongresinin temsili salonu bulunmaktadır. Salondan girilince, tam karşıda Atatürk heykeli, dört sıra halinde oturma gurupları, duvarlarda kongreye hangi illerden delegelerin katıldığını gösteren harita bulunmaktadır. Salonun karşılıklı her iki yanındaki küçük odalar, zamanın mobilyaları ile döşenmiştir.

TORTUM ŞELALESİ:
Bu doğa harikası: Erzurum’un 123 km. kuzeyindedir. Tortum gölünün kuzey kenarında, son kısmındadır. Çağlayan’da dahil, bu çevrede çok yüksek bir su sporları (özellikle rafting) ve dağ sporları (kamping) turizmi potansiyeli bulunmaktadır. Çağlayan: 48 metre yükseklikten dökülmektedir. Bu yükseklikten dökülürken; heybetli ve görkemli bir manzara oluşturuyor.

ÇOBANDEDE KÖPRÜSÜ:
Erzurum-Kars karayolunun, 58. km. de, Bingöl Çayı ile Hasankale Çayının birleşme noktasında bulunmaktadır.
1297-1298 yılları arasında, İlhanlıların veziri Emir Çoban Salduz tarafından yaptırılmıştır. Aras nehri üzerinde, 7 kemer gözlü olarak inşa edilen önemli bir yapıttır. Uzunluğu: 200 metredir. Günümüzde: 6 kemer ve 130 metrelik bölümü ayaktadır. Üç renkli kesme taştan yapılan kemerlerin açıklıkları: 11-11.5 metre arasında değişmektedir. Köprü ayakları, ahşap ızgaralarla desteklenmektedir. Kemer boyunca yükselen ve kesik koni şeklinde sonuçlanan ayaklar üzerinde, yatay kalın silmelerle Selçuklu üslubu ile işlenmiş, geometrik geçme motifli süsleme şeritleri bulunmaktadır.


çok güzel aydınla açıklama yapılmış ve ödevim muhteşem olmuş çok teşekkürler