Belçika, Brüksel, Gezilecek yerler

5.423 kişi okudu!


Brüksel şehri: iki bölüme ayrılmaktadır. Bunlar:
1. Aşağı Şehir
2. Yukarı Şehir.

          

AŞAĞI ŞEHİR:
Burada: hareket ve meşhur bazı yerler bulunmaktadır ki, bunların başında “Grand Place” gelir.

           

Grand Place-Grote Markt:
Burası: büyük bir meydandır. Net adres: Adolphe Max. Yazının hemen başında belirtmeliyim ki; bu meydan, 1998 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesine” dahil edilerek koruma altına alınmıştır. (Not: düşünüyorum da, ülkemizde muhteşem bir çok tarihi ve kültürel eser bu listeye alınmaz iken, burada, çok da özellikleri olmayan bir meydanın koruma altına alınması ilginç)

Brüksel şehrinde: her cadde ve sokak: 15’nci yüzyılda yapılan “Grand Place” e çıkar. Burası turistlerin uğrak yeridir ve açık hava müzesi gibidir. Flemenkçe meydanın isminin anlamı “büyük Pazar” dır. Çünkü, eskiden şehrin ana Pazar yeri olarak kullanılıyormuş.

Meydanda: alışveriş merkezleri, kafeteryalar, restoranlar ve Ortaçağdan kalma yapılar görülür. Meydana açılan ara sokaklarda ise: yine şehrin birçok özelliğini keşfedebilirsiniz. Bu bölgedeki binaların hepsi: farklı loncalara ait olarak yapılmış ve ilk yapılış tarihleri, binaların üzerindeki tabelalarda yazılıdır. 13’ncü yüzyılda: burası, daha önce de belirttiğim gibi bir tüccar pazarı olarak kuruldu. Meydanın çevresinde ahşap evler ve Pazar tezgahları kuruluyordu. 14’ncü yüzyıldan itibaren ise, bu kez, aristokrat aileler burada taş evler yaptırmaya başladılar ve yavaş yavaş, meydan şehrin siyasi ve ticari merkezi haline geldi.

Ancak: “Hotel de Ville” binasının dış yapısı sağlam kalabilmiş olmasına rağmen, diğer tüm yapılar, 1695 yılının Ağustos ayında, Fransızlar tarafından şehrin bombalanması sırasında yıkılmıştır. 1695-1700 yılları arasındaki dönemde ise, yalnızca 5 yıllık süreç içinde, Grand Place ve loncalar yeniden yapılmıştır.

“Voltaire” nin bir süre yaşadığı binayı görmek için, üzerindeki yazıyı bulmanız gerekiyor.

Evet: meydan ve çevresinde bulunan birçok tarihi bina ve yapı: günümüzde müze, belediye binası ve hediyelik eşyaların satıldığı yerler olarak kullanılıyorlar. Bu dükkan ve mağazalarda, her türlü markanın ürününü bulabilirsiniz, ancak fiyatlarının pahalı olduğunu özellikle belirtmek isterim. Ama meydanın çevresindeki kafelerde oturup özellikle “tart” yemenizi öneririm.

Yazları ise, yine bu meydanda “çiçek pazarı” kuruluyor. Akşamları da konserler düzenleniyor. Yaz akşamlarında meydanın en güzel binalarında, cumartesi akşamları: müzik ve ışık gösterisi düzenleniyor, sakın kaçırmayın, gayet güzel.

Özellikle, dünyaca ün kazanan “Tapis de Fleurs” yani “Çiçek Halısı” Festivali: her iki yılda bir (çift yıllarda-örneğin 2014-2016 yıllarında); 15-18 Ağustos tarihlerinde burada, yani bu meydanda kutlanıyor. Her iki yılda bir düzenlenen bu çiçek halı festivalinde, meydanın ortasında 800 bin’den fazla begonya çiçeğinden bir çiçek halı yapılıyor ve bu halı 3-4 gün boyunca burada kalıyor. Elbette, bu dönemde, meydanın ziyaretçileri daha da artıyor.

Bunun yanında, şehrin birçok ana kültürel etkinlikleri de (örneğin: Ommegang) burada düzenleniyor. Ommegang ne derseniz?; her yıl Temmuz ayının ilk haftasında düzenlenen bu etkinlikte: kostümlü tören alayı “Sablon kilisesi”nden hareket eder ve birçok performans sergilenerek devam eder. Tam bir ortaçağ festivalidir. Tören alayı, Grand Palace de biter.

Şehre özgü çikolatalardan satın almak isteyenler de, bu meydanda bulunan çikolata dükkanlarını tercih etmelidirler.

Meydanın ortasında bir de “Maria” isimli heykel bulunuyor. Rivayetlere göre, bu heykele dokunularak tutulan dilekler gerçekleşiyormuş. Bu heykel: Karl Marx’ın, bir zamanlar komünist manifestosunu yazdığı yere yapılmış.

Grand Palace bölgesinde bulunanlar:

           

Musee de la Ville de Bruxelles-Brüksel Şehir Müzesi:
Giriş ücretlidir ve 3 eurodur.
1875 yılı yapımı, muhteşem bir neo-gotik binada bulunan bu müzede, şehrin tarihine hızlı bir şekilde göz atmak mümkündür. Bina: ilk olarak “Maison du roi” yani “kralın köşkü” olarak yapılmıştır.
3 katlı binada, Brüksel şehrinin favori maskotu “Peeing Boy”, ekonomik kalkınma, sosyal gelişme ve şehrin gelişmesinin çeşitli yönleri anlatılmaktadır.
Özellikle, “Mannekin Pis”in 700’den fazla kostümü gerçekten görülmeye değerdir. Ayrıca: duvar halıları, porselenler ve gümüş objeler de sergileniyor.

  

Town Hall-Brüksel Belediye Binası:
Brüksel Belediye Binası: Belçika’nın en iyi ve gösterişli binalarından birisidir. Duvarların altın kaplama olması, özellikle yapıyı ilginç hale getirir. Mimari stil “gotik” dir.
Binanın duvarlarını süsleyen çok sayıda heykel bulunur. Aynı zamanda: kulenin işsiz güzelliği ilgi çeker. Kulenin en tepesinde ise, en sivri melek Saint-Michael görülür.
Rivayetlere göre: 96 metrelik kulenin tepesine “Saint Michael” heykelini yerleştiren mimar: yapının ana kapısının, kulenin ekseninden kaymış olduğunu yani yamuk olduğunu görür ve kendini, binanın en üst bölümüne çıkıp aşağı atar. Bu kulenin bir diğer özelliği daha var. Şehir merkezinde gezerken, yönünüzü belirlemeye yardımcı oluyor. Nereye giderseniz, bu kuleyi görebiliyorsunuz.
Bu muhteşem Gotik yapının temeli: 1402 yılında atılmıştır. Ancak: 1695 yılında, şehir Fransız Maraşal Villeroy tarafından bombalandığında, bu güzel yapı da çıkan yangında az oranda tahrip olmasıyla bilinmektedir.
Günümüzde burada “Town Hall Müzesi” ni ziyaret ederseniz görebilecekleriniz: 16,17 ve 18’nci yüzyıllardan kalma, ince Brüksel duvar halıları, görkemli Gotik ahşap lambri, eski filolar ve resimler, amblemler bulunmaktadır.
Evet, 15’nci yüzyıl başlarında inşa edilen heybetli gotik yapı: günümüzde evlilikler başta olmak üzere, sivil amaçlar için kullanılıyor ve aynı zamanda Brüksel Belediye Başkanının resmi makamı buradadır. Binanın avlusuna girebiliyorsunuz. Binanın içini ziyaret etmek isterseniz, sadece rehberli turlara katılmanız gerekiyor. Bu 40 dakikalık tur süresince: konsey odası, 15’nci yüzyıl halıları ve diğer sanat eserleri, decoratif odalar görülebiliyor.

        

Peeing Boy-Manneken Pis:
Burası: Grand Place meydanından birkaç blok ileride; yürüme mesafesinde, Rue de I’Etuve bölgesinde, bir köşededir.
Burada: 1619 yılında, Jerome Duquesnoy tarafından yapılan “İşeyen Çocuk Çeşmesi” ilgi çekmektedir ve şehrin simgesi sayılmaktadır. Günümüzde burada görülen heykel, orijinal değildir. Buradaki heykeller, daha önce 5 kez çalınmış ve bugün görülen heykel. 6’ncı heykeldir. 1745 yılında bir Fransız asker tarafından ve 1817 yılında ise bir mahkum tarafından çalındığı bilinmektedir.
İlk heykel: biraz önce de söylediğim gibi 15’nci yüzyılda buraya konulmuştur. Bu ilk yapılan taş heykel daha sonra, Ağustos 1619 tarihinde bronz olarak değiştirilmiştir.
Heykelin 60 cm. boyundaki bronz orjinali: halen kralın evinde yani “Maison du Roi”de bulunuyor. Günümüzde, buradaki heykelin boyu ise, yalnızca 61 cm.dir.
Bira Festivalinde: çeşmeden su yerine “bira” akıtılıyor. Evet, bu ufacık ve hiçbir fonksiyonu olmayan heykelin; hergün binlerce insanı kendine çeken özelliği “pipisinden fışkıran su” dur ve binlerce insan bu suyu izlerler.
Flemenkcede kelime anlamı “işeyen çocuk” demektir.
Çocuk: zaman zaman değişik kıyafetlerle görülmektedir. Çünkü: ülkeyi ziyaret eden birçok devlet başkanı, kendi ülkesine has kostümler hediye ediyorlar. Heykele sunulan ilk kostüm; 1698 yılında geldi ve o zamandan günümüze kadar olan süreçte, heykele 700’ü aşkın kostüm sunuldu.
Noel zamanı “Noel baba kıyafeti” ve yazın “mayo” ve hatta bazen “itfaiyeici” ve “polis” kıyafetleriyle görülmektedir. Hatta: Elvis Presley, Mickey Mouse, Tibet rahibi gibi 700 civarında kıyafeti bulunduğu söyleniyor. Jean Marc adındaki bir tasarımcı tarafından, her ay birkaç kez olmak üzere değiştirilen kıyafetleri, daha sonra “Grotemark” daki “Musee de la Ville de Bruxelles Grand Place” şehir müzesinde sergileniyormuş. Bu müzenin en üst katında, bu çocuk için dünyanın dört bir yanından gönderilmiş elbiseler sergileniyor. Her ülke, kendi yöresel ve simgeleşmiş kıyafetini-giysisini göndermiştir. Sorunuz hemen aklıma geliyor, ya bizden, evet bizim ülkemizden, bir şey gönderilmemiş.
Bu kıyafet giydirme düzeni olmadığında ise heykel çıplaktır. Heykele kıyafet giydirildiğinde, heykel, şarap işiyor ve özellikle turistler, ellerinde bardaklarla, küçük çocuğun pipisinden akan şarap ya da birayı bardak bardak içiyorlar.
Yani, Brükselliler: şehirdeki bütün hediyelik objelerde resmi bulunan bu kol kadar ve hiçbir sanatsal değeri olmayan heykeli, gayet iyi pazarlıyorlar. Şehirdeki birçok yerde, işeyen çocuğun boy boy çakma heykelleri ve çikolataları satılır.
Rivayete göre (ister inan ister inanma): bayramlarda ve yılbaşında, kolum kadar olan bu işeyen çocuk heykeli: şarap içermiş.
Yine bir rivayet: söylenenlere göre, şehirde bir zamanlar büyük bir yangın çıkmış ve bu çocuk, yangını işeyerek söndürmüş ve bu yüzden “aziz” ilan edilmiş.
Bir rivayet daha: bir savaşta fitili yanan bir bombayı, patlamak üzere iken işeyerek söndüren ve ordunun zafer kazanmasını sağlayan, bu yüzden kahraman ilan edilen bir çocuğun heykelidir.
Yine bir söylenti: Belçikalılar, bu heykelle “özgürlük” düşüncelerini debreştiriyorlarmış, yani bu ülkede insanlar sokaklarda istediklerini özgürce yapabiliyorlarmış ve bu heykel, bunu ifade ediyormuş. Günümüzde, şehirde artık sokaklarda insanlar bu tarz şeyleri yapmasalar da, bu heykel onları mutlu ediyormuş.
Gelelim, heykelin kaidesinde yazılı orijinal hikayesine: (yazılı notun Türkçesi şöyledir); 1619 yılında, 5 yaşındaydım ve Brüksel’de kaybolmuştum. 2 gün süren yoğun aramalardan sonra, asilzade ve soylu babam, beni çok utandırıcı bir pozisyonda yani “ben işerken” bulmuştur. Daha sonra, beni bulmuş olmanın verdiği minnettarlığın ifadesi olarak, beni aynı pozisyonda tasvir eden bir çeşme yapılmasını emretti ve burası yapıldı”
Evet: Brüksel şehrine gidenlerin, görmeyi ilk istedikleri yer veya obje budur. Aslında, gerçekten gördükten sonra hiçbir anlamı ve özelliği olmadığını göreceksiniz, ancak: şehrin simgesi olmuş, iyi pazarlanmış ve meşhur olmuş, mutlaka gideceksiniz. Bence: gündüz saatlerinde gitmeyin çünkü daha önce de söylediğim gibi, kol kadar heykelin önünde yüzlerce turist bulunuyor. Bence, akşam saatlerinde gidin, zaten heykel ışıklandırıldığında oldukça sevimli gözüküyor ve nisbeten tenha.

BRUPARCK:
Bu park alanı içinde: Oceade su parkı, Kinepolis 24 salonlu sinema, yiyecek-içecek köyü, çocuk oyun alanları ve Mini Avrupa bulunmaktadır. Yani: tam bir eğlence alanıdır denilebilir. Ayrıca: yine parkın yanında “Atomium” ve “Planetarium” bulunmaktadır.
Mini Avrupa ve Oceade için birlikte giriş bileti alırsanız, indirimli bilet 23.90 euro oluyor. (karınız 5 euro)

           

Atomium:
Square de I’Atomiun denilen yerdedir. Yani şehir merkezine uzaktır.
Belçika ve Brüksel şehrinin: mimari tarihinin eşsiz bir sembolüdür. Hatta: Avrupa’da bile bilinip tanınmaktadır.
Bu simgesel yapı: 1958 yılında “Dünya Fuarı” için mimar Andre Waterkeyn tarafından ; “Atom çağı” ni simgelemek amacıyla yapılmıştır.
İlk yapıldığında, fuar süresince burada durması planlanmış (yani 6 ay) ama daha sonra gördüğü ilgi üzerine kaldırılmamıştır. 2005 yılında yapılan restorasyon çalışmalarında, anıtın metal dış kaplamaları değiştirilmiş ve hatta, bu metal dış kaplamalar, hatıra olsun diye açık arttırma ile satılmıştır.
Anıtın yüksekliği 102 metredir. Ağırlığı ise, 2400 tondur. Her alanda, 18 metre çapındadır.
Şekil olarak ise “bir demir atomunun 165 milyar kere büyütülmüş” halidir. 9 tane demir atomundan oluşmaktadır. Merkezdeki atom hariç, küpün 8 köşesindeki 8 atom, komşu 8 hücre tarafından paylaşılmaktadır.
En üst kürede: bir restoran bulunmaktadır ki, buradan şehrin panaromik manzarası izlenir. Buraya üstü camlı bir asansör ile ulaşılıyor ki, bu asansör yolculuğunda bile, ayrı bir heyecan yaşanıyor. Söylenenlere göre, ilk yapıldığında, bu asansör, Avrupa’nın en hızlı asansörü imiş. Bu panaromik restoran: her akşam saat 23.00 e kadar açıktır.
Anıtta bulunan teleskop ile: açık yani puslu olmayan bir havada “Paris-Eyfel” kulesini görmek mümkündür. Ancak, bu teleskop: aslında gerçek değildir, iyice incelerseniz, bundaki görüntülerin, yüklü görüntüler olduğu ve daha önce yüklendiği anlaşılır.
Anıt. geceleri: 2970 ışık tarafından ışıklandırılmaktadır.
Anıtı gezmek mümkündür ve giriş ücreti 9 eurodur. Her gün saat: 10.00-18.00 arasında açıktır.
Evet: anıtın en üst küresinde panaromik restoran vardır. Yürüyen merdivenle erişilebilen diğer küreler ise, sergi alanları olarak kullanılmaktadır ve 1958 yılındaki serginin tarihi ve Atomium’un inşasının hikayesi anlatılmaktadır.
Anıtı gezmek için: önce 92’nci metrede bulunan ve teleskop görülen en üst kata çıkıyorsunuz. Buraya asansörle çıkılıyor.
Asansör kabininin üstü cam ve buradan, yukarıyı görebiliyorsunuz. Daha sonra, en alt kata iniyorsunuz. Burada: atom küreleri var ve bunların içine dik merdivenleri (meyil 60 derece civarındadır) tırmanarak çıkabiliyorsunuz.
Tırmanırken pencerelerden bakarsanız, çevreyi izlemeniz mümkündür. Kürelerin içinde, çeşitli sanatsal faaliyetler sergileniyor. Bunlar arasında ilgi çekeni “Barbie bebekleri koleksiyonu” dur. Koleksiyon, 1958 yılından günümüze kadar olan barbie bebekleri barındırmaktadır ve özellikle çocukların ilgisini çekmektedir.
Anıtın birinci katında ise, anıtın nasıl yapıldığı hakkında bir video izletiliyor.

         

Mini Europe:
Burası: Bruparck içinde, atomun altında bulunmaktadır. Giriş ücretlidir, ücret 12.90 eurodur. Her gün saat 09.30-18.00 arasında açıktır. Temmuz ve Ağustos aylarında, kapanış saati 20.00 dir.
Brüksel şehrinde: Avrupa Birliği ülkelerinin turistik yerlerinin minyatür örnekleri, burada bulunan parkta sergilenmektedir. 350 kadar minyatür model ve site bulunmaktadır. Tüm anıtlar, en küçük ayrıntısına kadar yeniden inşa edilmiştir. Tüm yapılar: 1-25 arasında bir ölçeklendirmeye tabi tutulmuştur.
Yani, birkaç saat içinde, Avrupa’nın birçok önemli bölgesinin minyatürünü gezip görebilirsiniz. Her ülkenin bölümüne geldiğinizde, bir butona bastığınızda, o ülkenin ulusal marşı çalıyor.
Londra merkezinde, Big-Ben kulesinin çanlarını dinleyebilirsiniz. Big-Ben kulesinin yüksekliği 4 metredir. Paris şehrinin sembolü Eiffel kulesi, 13 metre yüksekliktedir. Gondollar ve mandolin müziği eşliğinde, Venedik’i keşfedebilirsiniz. Paris’ten Fransa’nın bir ucuna giden “TGV” hızlı trenini görebilirsiniz.
Evet, sonuç olarak 350 model ve eşsiz işçilik yansıtan siteleri görmek için burayı mutlaka ziyaret etmenizi öneririm. Kendinizi “Gulliver” gibi hissedeceksiniz.

     

Oceade:
Bruparck içindedir. Her gün saat 10.00-22.00 arasında açık bulundurulmaktadır. Giriş ücreti 16 eurodur. Eylül-Mart ayları arasındaki dönemde: Pazartesi ve Salı günleri kapalıdır. Çarşamba-Cuma günleri: 10.00-18.00 arasında açıktır. Cumartesi ve Pazar günleri, 10.00-21.00 arasında açıktır.

Burası, tam bir su dünyası denilebilir. Bu dünya içinde bulunanlar: jakuzi, solaryum, sauna vs.
Tüm yıl boyunca açıktır ve sadece mevsimlere göre açılış ve kapanış saatleri değişmektedir. Bizim ülkemizde de bulunan 11 tane su kaydırağı bulunuyor. Ayrıca, açık ve kapalı yüzme havuzları ve sauna bulunuyor.
Özellikle fanatikler için “mavi ve sarı renklerdeki “kamikaze” ile süper hızlı fanatikler için “niagara” deneyebilirsiniz ki, 7 saniyede 80 metre gidiliyor. Bunların dışında, yine her yaş gurubuna hitap eden “maymun köprü”, “şelale tırmanma”, “nautic tüpler”, “dalgalar”, “akarsu” “sıcak su kaynakları” ve “jetstreams” gibi eğlence üniteleri bulunuyor. Suyun sıcaklığı, 29 derecede sabit tutuluyor.
Ailecek gidip eğlenilecek bir yer.

          

ROYAL PALACE-Palais Royal:
Kraliyet Sarayı: Place des Palais yani Brüksel park yanındadır.
Her gün saat 10.30-16.30 arasında açıktır.
Yapı: 12’nci yüzyılda, aslında “Coudenberg Sarayı” olarak inşa edilmiştir. Takip eden süreçte: Brabant Dükü ve Charles V tarafından kullanılmıştır. Ancak, 1731 yılında, bir yangın sonucunda tahrip olmuştur. Bu yangından sonra: Lois Montoyer, yeni bir yer yapılması için görevlendirildi ve bugün görülen kraliyet sarayının başlangıcı olan yapı inşa edildi. Bu yapının da ilk yapılış amacı: Coudenberg Manastırı ve hükümet yetkililerinin kullanımı içindir.
1835 yılından sonraki dönemde: Kral Leopold II zamanında, saray, mimar Alphonse Balat tarafından büyük ölçüde genişletilmiş ve süslenmiştir. Bugün görülen süslü odalar, kral Leopold döneminde yapılmıştır. Kral Louis XVI döneminde ise, cephe resimleri, süslemeleri ve ön bahçe ilave edilerek, tüm çalışmalar 1904 yılında bitirilmiştir.

Burası: Belçika kraliyet ailesinin resmi sarayı olduğundan: devlet törenleri ve resepsiyonlar burada düzenlenmektedir. Binanın tepesinde Belçika bayrağı görülür. Bu bayrağı görürseniz, kralın, sarayda bulunduğu anlaşılır. Bayrak yoksa, kral saray dışındadır.
Kraliyet ailesinin bir ikametgahı daha bulunmaktadır ve Laken kraliyet şatosu olarak isimlendirilen bu yapı: Atomium yakınlarında bulunmaktadır.
Evet: bu kraliyet sarayı: Temmuz-Eylül arasındaki dönemde, ziyarete açıktır. Burayı ziyaret ederseniz, özellikle: taht odası, Auguste Rodin tarafından yapılan duvar kabartmaları, Goya odası (burada İspanyol ressam Francisco de Goya tarafından yapılan resimler örnek alınarak yapılan duvar halıları görülür), tavan ve avizeler görülür. Özellikle: Ayna odasında, 1.4 milyon Thai mücevheriyle yapılan avizeye dikkatinizi yöneltin.

Evet: Kraliyet sarayı ve Coudenberg Sarayının tarihi gelişimi: sarayın yanındaki “Belvue” müzesinde açıklanmıştır.

        

Belvue-Museum:
Müzeye giriş 5 eurodur. Coudenberg Palace kalıntılarını görmek de 5 eurodur ama her iki yeri görmek için tek bileti, 8 euroya satın alabilirsiniz.
Belçika tarihiyle ilgili olarak her şeyin başladığı Kraliyet Sarayının hemen yanındaki görkemli bir binada, Belçika tarihi hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür.
Müzede: Belçika tarihine ait: fotoğraflar, filmler, çok sayıda dönemlere ait belgeler bulunmaktadır. Müzenin altında ise: 12’nci yüzyıl Coudenberg Palace kalıntıları bulunuyor.
Ayrıca: yine müze bahçesinde bir kafeterya ve müze satış mağazası ve restoran bulunuyor.

        

PALAİS DE JUSTİCE-ADALET SARAYI:
1.Sıra Poelaert bölgesindedir. Metro ile giderken “Louise” istasyonunda inerseniz, buraya ulaşabilirsiniz.
Burası, şehrin “Adalet Sarayı” dır ve Brüksel şehrinde, en iyi akşam manzarasını sunmaktadır. Günümüzde ise, yüksek mahkemelere hizmet vermektedir. Farklı bir altın kubbesi ve birçok sütun ile dekore edilen cephesi ilgi çekmektedir.
Yapı: Kral Leopold II döneminde: 1866-1883 yılları arasında mimar Joseph Poelaert tarafından yapılmıştır. Yapıldığı yer: şehrin en fakir alanı, Ortaçağ döneminde suçluların idam edildiği yer olarak bilinen “Gallows tepesi” üzerindedir. Buradaki evlerin çoğu yıkılarak, bu bina yapılmıştır. Bu evlerde oturanların “zorla” tahliye edilmiş olmaları nedeniyle, “mimar” kelimesi, şehrin bu bölümünde, bir “hakaret” içeren kelime olarak kullanılır.
Yapıldığında yani 19’ncu yüzyılda: 160×150 metre ölçüleri, 26 bin m. Karelik kapladığı alan ile, Avrupa’da inşa edilen en büyük ilk bina olmuştur. (dini binalar dışındaki)Binanın üstünde, 105 metre yükseklikte bir bakır kubbe bulunur. Bakır kubbe 24.000 ton ağırlığındadır. Binanın içinde ise, 24 büyük ve 245 küçük mahkeme salonu bulunur.
3 Eylül 1944 tarihinde: Belçika’nın kurtuluşunun öncesinde, Naziler tarafından yapıya ateş açılmış ve bodrum katında bomba patlatılmış ve kubbe çökmüştür. Ardından, yapının tamir çalışmalarına hemen başlanılmış ve çalışmalar 1947 yılında tamamlanmıştır. Bu yenileme çalışmaları sırasında: tüm açılardan daha rahat görünebilmesi için, kubbe 2.5 metre daha yüksekte inşa edilmiştir.

       

ST MİCHAEL& ST GUDULE KATEDRALİ:
Cathedrale des Sts-Michel-et-Gudule. Parvis sainte-Gudule bölgesindedir. Giriş ücretsizdir. Buraya gitmek isterseniz, metroya binmeli ve “Parc” veya “Gare Centrale” istasyonlarından birinde inmelisiniz ve sonra yaklaşık 10 dakika yürümeniz gerekir.
Bu gotik katedral: alt ve üst şehir arasındaki bölgede, Treurenberg tepesindedir. Katedral: Belçika’nın ulusal kilisesidir ve kraliyet düğün ve cenaze törenleri burada yapılmaktadır.
Yapı: ilk olarak 12’nci yüzyılda yapılmış ve 1962 yılında katedral statüsüne ulaşmıştır. Aslında: yapının bulunduğu yerde: 8’nci yüzyıldan itibaren, Brüksel şehrinin koruyucu azizi St.Michael adına yapılan bir şapel bulunduğuna inanılıyor. 11’nci yüzyılda, 1047 yılında burada St Gudula kalıntılarına rastlanır. Yani: St.Michael ve St.Gudula’nın birlikte ithaf edildiği bir Romanesk kilise kalıntıları bulunmuştur.
13’ncü yüzyıl başlarında, Brabant Henry Ben: kilisenin yenilenmesinde görevlendirilir. 1225 yılında başlayan çalışmalar, 300 yıllık bir sürece yayılır ve bina genişletilerek, bugün görülen gotik kiliseye dönüştürülür.
Yapı; her ne kadar çok aşırı dekoratif olmasa da, ünlü yazar Victor Hugo’nun burası hakkındaki yorumu “Gotik tarzı, saf çiçek”dir.
Katedral içinde: katedral hazinelerinin (kadehler, dini objeler vs.) sergilendiği bir de küçük müze bulunmaktadır. Crypt bölümünde, bir önceki Romanesk kilisenin temelleri görülebilir.

    

BOURSE-BORSA;

Bina: mimar Leon Suys tarafından, 1873-1868 yılları arasında inşa edilmiştir ve şehrin, en zarif 19’ncu yüzyıl yapılarından birisidir.
Binanın ön tarafında: 6 Dor sütunu tarafından desteklenen bir “alınlık” görülür. Alınlık; ayrıca: Brüksel şehrini temsil eden bir kadın kabartması ile dekore edilmiştir. Alınlık altında ise, heykeltıraş De Haen tarafından yapılan: iyi ve kötüyü temsil eden iki kanatlı heykel bulunur.
Evet, günümüzde borsa binası gezilemiyor, yalnızca dışarıdan görebilirsiniz ki, özellikle ön cephe yani alınlık ilgi çekiyor.

          

AVRUPA BİRLİĞİ BİNALARI:
Bu yapılar: şehir merkezine çok yakın olan “Schuman” ve “Leopold” bölgelerindedir. Çünkü; Belçika ve Brüksel şehri: Avrupa Birliğinin siyasi merkezi ve Avrupa’nın başkenti olarak adlandırılır. Brüksel şehrinin bu kısmı: “Avrupa Çeyreği” olarak adlandırılır. Bu bölge: hafta içinde çok hareketli ve hayat dolu iken, özellikle akşamları ıssız ve sessizdir. Hafta sonları terk edilmiş bir görünüm sunar.

Burada: Avrupa Parlamentosunun cam binasını, rehberli turla gezebilirsiniz. Buraya ulaşmak isterseniz, metroya bindiğinizde “Maelbeek” istasyonunda inmeniz gerekir.

  

Parlamentarium:
Wiertzstraat bölgesinde, Rue Wiertz’dedir. En çarpıcı Avrupa Birliği binası burasıdır. Leopold Park Uluslar arası Kongre Binası içindedir. Bu büyük cam yapı: Avrupa Parlamentosunun 3 evinden birisidir. Diğerleri ise; Fransa-Strasbourg ve Lüksemburg’dadır.
Buradaki binada: 700 milletvekili görev yapmaktadır.
Avrupa Parlamentosunda, yeni açılan ziyaretçi yerini görebilirsiniz. Burada: kararların nasıl verildiği ve günlük hayatımızı nasıl etkilediği görülüyor. Burayı gezmek için rehberli turlardan birine dahil olabilirsiniz. Turlar ücretsizdir.
Burada görebilecekleriniz;
Avrupa’nın değişen haritasını temsil eden, geniş bir 3D aydınlatma tesisatı, 360 derece dönebilen digital projeksiyon, her üye devleti keşfetmek için interaktif bir sanal gezi, Avrupa Parlamentosu üyelerine gelen mesajların yazıldığı bir video duvarı.
Ücretsiz ziyaret sonunda: hediyelik eşya satan reyonu gezebilir ve merkezin kafeteryasında bir şeyler atıştırabilirsiniz.
Bu arada: Parlamento binası ile bağlantılı diğer binalarda: Başkanlar ofisi, tartışma odası, sekreterya ofisi ve politika komiteleri, parlamentolar arası heyetler ve siyasi guruplar için hazırlanmış odalar bulunur.

    

PALAIS DE LA MİLLET-BELÇİKA PARLAMENTOSU:
Palais de la Nation.Rue de la Loi 16 bölgesindedir. Metro ile gitmek isteyenlerin “Parc” istasyonunda inmeleri gerekir.
Kraliyet sarayının karşısındadır ve Belçika Parlamentosuna ev sahipliği yapmaktadır. Kraliyet sarayı monarşi rejimine ev sahipliği yapmakta iken, Devlet Başkanı ve Başbakan: Parlamento’da görev yaparlar.
Parlamento binası: 1779 yılında, Avusturyalı mimar Barnebe Guirnard tarafından inşa edilmiştir. 1830 yılından bu yana, Belçika Parlamentosu burada çalışmaktadır.
Yapı: 2 büyük salondan oluşur. Kırmızı oda “Senato” için ve yeşil oda “Parlamenterler” içindir.
Burayı gezmek isteyenler, rehberli turlara katılmaktadırlar. Rehberli turlar ücretsizdir.

 

BRUSSEİS CASİNO:
Rue Duquesnoystrat 14.B.Capitale adresindedir.
Burası: Casino Austria tarafından işletilmektedir. Bu kumarhane gerek Avrupa’da ve gerekse ülkemizde çok meşhurdur ve ülkemizden, buraya çok sayıda kumar meraklısı gitmektedir.
Evet, casinoya giriş için asgari yaş 21 dir. Yabancıların girişte pasaport ibraz etmeleri gerekir. Gazino da Fransızca konuşulur. Girişte, kadın ve erkeklerin kıyafetlerine dikkat edilir. Rüzgarlık, uzun yağmurluk, uzun palto gibi giysiler vestiyere bırakılır.
Oyun oynamak için 280 slot makinası bulunur. Ayrıca, 21 canlı oyun masası, 8 rulet, 5 Black jack, 2 stud poker ve 2 bakara masarı bulunur. Ayrıca, 4 bar ve bir gurme restoranı bulunuyor. Masa oyunları hergün saat: 14.00’de ve slot makinaları saat: 12.00 de açılır ve saat: 04.00’e kadar devam eder, 05.00;’de kapılar kapanır.

        

MÜZELER:
Brüksel şehrinde, toplam 89 müze bulunmaktadır. Müzelerde karşılaşacağınız en büyük sıkıntılar: yalnızca iki ana dil, yani Fransızca ve Hollandaca yazılı kayıtların bulunmasıdır. Ancak, İngilizce kayıtlara ulaşmak isterseniz, ekstra olarak 2-3 euro vererek bir ses klavuzu satın almanız gerekir.
Bunun yanında, yine müzelere toplu giriş için uygulanan “Museum Pass” kart uygulaması bulunur. Bu kart: 1-3 günlük olarak kullanılabilir. Kart ile, toplu taşıma sistemine ve 30 müzeye indirimli girmek mümkündür. Turizm Danışma Ofislerinden satın alabileceğiniz bu kart ile: şehir çevresinde yolculuk yapabilir ve müzelere indirimli girebilirsiniz.

         

Musee des Instruments de Musique (MIM)-Müzik Aletleri Müzesi:
Müze: Montagme de la Cour 2 bölgesindedir, giriş ücretlidir, giriş ücreti 5 aeurodur. Buraya ulaşmak için, metroda “Gare Centrale” veya “Line Parc” istasyonlarında inmeniz gerekir.
Müze: 2000 yılında, bugün bulunduğu binaya taşınmıştır. Bina: 1899 yılında, Paul Saintenoy tarafından tasarlanmıştır.
Müzede: 1500 civarında antik ve modern döneme ait müzik aletleri sergileniyor. Kızılötesi kulaklıklar sayesinde, gezerken müzik aletlerinin sesini duyabiliyorsunuz. Ancak: İngilizce açıklama yok.
Müzenin zemin katında: Belçika ve Avrupa ve Avrupa dışındaki popüler müzik aletleri görülüyor. Birinci katta: antik dönem müzik aletleri ve ikinci katta: klavyeli ve telli çalgıların gelişimi sergileniyor. Bodrum katta ise, mekanik araçlar, 20’nci yüzyıl araçları ve çanlar görülüyor.
Müzenin en üst katında ise, güzel bir restoran bulunuyor ve burada şehir manzarasını izlemek mümkündür.

       

Musee de I’Armee et d’Histoire Militair-Royal Army Museum-Askeri Tarih Müzesi:
Jubelpark bölgesinde Parc du Cinquantenaire’dedir. Müzeye giriş ücretsizdir. Buraya ulaşmak isterseniz, Metroya bindiğinizde “Schuman” veya “Merode” istasyonlarında inmeniz gerekir.
Burası: dünyanın en büyük askeri müzelerinden birisidir ve müzede 1100 civarında askeri ürün sergilenmektedir. Bunlar arasında: Ortaçağ dönemi, Napolyon hakkında güzel bir koleksiyon, Fransız İmparatorluğu, Kral Leopold I ve Leopold II, silah teknoloji geliştirme çalışmaları, I ve II. Dünya savaşları objeleri (üniformalar, ekipmanlar, fotoğraflar ve belgeler), zırhı araçlar, savaş gemileri ve müzenin “Hava” bölümünde sergilenen yaklaşık 80 tane uçak.

Havacılık Bölümü:
Burada: I ve II’nci Dünya Savaşlarında kullanılan: 2 Alman gözetleme uçağı, Deniz uçağı ve diğer birçok uçak sergileniyor. Özellikle: ziyaretçiler, Hunter MK6 uçağına oturarak kontrolleri deneyebiliyorlar.

Tank Bölümü:
Buradaki koleksiyonda: 1935 ile günümüz arasında, Belçika ordusu tarafından kullanılan zırhlı araçlar sergileniyor. Ayırca: bir kısım yabancı tank ta görülüyor.

Deniz Kuvvetleri Bölümü:
Buradaki ekranda: 1960’lı yıllara kadar Belçika Deniz Kuvvetleri tarafından irtibat gemisi olarak kullanılan bir kısım tekne sergileniyor.

Napolyon Dönemi:
Burada: 1815-1830 ve 1914-1918 yılları arasındaki dönemlere ait objeler sergileniyor ki, bunlar arasında bulunanlar: üniformalar, ekipmanlar ve heykeller vs. dir.

          

Institut Kraliyet des Sciences Naturelles de Belgique-Doğa Bilimleri Müzesi:
Vautierstraat bölgesinde, Rue Vautier 29 adresinde, Avrupa Parlamentosu çevresindedir. Yani, Leopold Parkı kıyısında, Parlamento binasının yakınındadır. Giriş ücretlidir, giriş ücreti 7-9 eurodur. Buraya ulaşmak isterseniz, Metroya bindiğinizde “Maalbeek” veya “Tröne” istasyonlarında inmeniz gerekir.
Avrupa’nın en büyük “dinazor” galerisi bu müzededir. Diğer galerilerden “evrim” galerisi ilgi çeker ve burada, canlıların zaman içinde nasıl değiştiği gösterilir.
Müzenin en ilgi çeken bölümü “Memeliler bölümü” dür. Bu bölümde gezerken nesli tükenmiş memelilerin kalıntılarını görebilirsiniz. Hatta: Kuzey ve Güney Kutbu arasında, iki farklı dünyayı izleyebilirsiniz. Görkemli balinalar, yunuslar, morslar ve daha niceleri bulunuyor. Kabuklulara ait de muhteşem bir koleksiyon görülüyor. Böcekler konusunda, bilinenlerin % 80 lik bölümü, burada sergileniyor. Böcek Galeride: böcekler, örümcekler, kabuklular ve diğer eklembacaklılar ilgi çekiyor.
Evet: müzede 600 fosil ve 400 hayvan sergileniyor. Bunların yanında: mineraller, kristaller, kesme taşlar, meteorlar ve ay taşı da sergileniyor.
Gezinizin sonunda: “Dino” kafede bir şeyler içebilir ve müzenin hediyelik eşya mağazasından bir şeyler satın alabilirsiniz.

 

Musees Royaux d’Art et d’Histoire-Güzel Sanatlar ve Tarih Müzesi:
Jubelpark. Park du Cinquantenaire bölgesindedir. Buraya ulaşmak için metroya bindiğinizde “Schuman” veya “Merode” istasyonlarında inmeniz gerekir. Müze girişi ücretlidir ve 5 euro ödemek gerekir.
Bu müzede: resim sanatında eski ve yeni ustaların eserleri sergilenmektedir. Eserleri sergilenen sanatçılar: Bruegel, Magritte, Rubens, Delvaux.
Özellikle, müzede bulunan “Hieronymus Bosch” un tabloları ilgi çekmektedir.
Müzede ayrıca: Yakın doğu, Mısır, Yunan ve Roma dönemlerine ait koleksiyonlar “Antik dönem” bölümünde sergilenmektedir. Daimi koleksiyon 4 bölüme ayrılmıştır.
Asya koleksiyonları: Çin, Japonya, Kore.
Avrupalı olmayan medeniyetler: tarih öncesi “Merovenj” dönemi.
Belçika’da Arkeoloji bölümü: Burada, MS.4’ncü yüzyıla ait bir Roma şehrinin modeli görülmektedir.
Toplamda, müzede 650 bin sanat eseri ve tarihi öğe sergilenmektedir. Ayrıca, geçici sergiler de düzenlenir.

Musee du kakao et du chocolat-Kakao ve Çikolata Müzesi:
Rue de la Tete d’Or 9-11 bölgesindedir. Giriş ücretlidir, 5.5 eurodur. Açılış saatleri: Salı-Pazar günleri arasında: saat: 10.00-16.30 arasındadır.
Buraya ulaşmak isterseniz, metroda “Gare Centrale” istasyonu veya “Borsa istasyonun”da inmeniz gerekir.
Burada: çikolatalar yanında, pralin olarak bilinen kremler, fındık macunları ve likörlerle dolu çikolatalar da sergilenmektedir. Ayrıca: burada yine turistlere satış yapılıyor ve zaten birçok insan bu müzeyi, bu yüzden ziyaret ediyorlar. Müzede, pralin yapımı ve kakao çekirdeğinin kökeni hakkında da bilgiler veriliyor.
Evet: 2005 yılında açılan bu müzede: 1697 yılından bu yana: çikolata dünyasına ait videolar sergileniyor. Ayrıca, yine müze içinde, bir çikolata üreticisi tarafından yapılan canlı bir gösteri izleniyor. Müzeye girerken ise, çikolotaya bandırılmış bir bisküvi ikram ediyorlar.

         

Centre Belge de la Bande Dessinee-Comic Strip Museum-Centre Belge de la Bande Dessinee-Çizgi Roman Merkezi:
Zandstraat bölgesinde, Rue des Sables’dadır. Buraya ulaşmak için metroya binerseniz “DE Brouckere” veya “Parc” istasyonlarında inmeniz gerekir.
Giriş ücretlidir, ücret 7.50 eurodur. Pazartesi hariç hergün açık olan müze: saat: 10.00-18.00 arasında ziyaret edilir.
Müze binası: Belçika’nın “Gaudisi” olarak kabul edilen, ünlü mimar Victor Horta tarafından yapılan bir binadır. Ünlü mimar Horta’nın evi: müze haline getirilmiştir. İlk yapılış amacı ise, 1906 yılında, bir toptan kumaş deposudur.
Ekim 1989 tarihinde açılan bu müzede: ülkemizde de tanınan pek çok çizgi roman karakterinin birçok eseri bulunuyor. Üst katta; 30 yıldır çizgi-şerit oluşturulan Hayal Müzesi bulunmaktadır. Zemin katta, bir kütüphane görülüyor. Burası da, dünyanın en büyük bilgisayar şeritleri koleksiyonunu barındırıyor. Kütüphanenin hemen yanındaki rahat okuma odasında: doya doya çizgi roman okumanız için izin veriliyor. Her yaştan çocuklar ve ebeveynleri, burada çizgi roman bakabiliyorlar.
Özellikle: 2004 yılında, 75’nci doğum gününü kutlayan “Ten Ten” ile ilgili, zengin bir koleksiyonu, müzede görmek mümkündür. Müzede bulunan mağazadan ise, değişik hediyelik eşyalar bulup satın alabilirsiniz. Müzede, İngilizce hiçbir bilgi verilmemesi büyük şansızlıktır.

        

Cantillon Brewery-Belçika Bira Müzesi:
Anderlecht bölgesinde, 56 rue Gheude’dedir. Giriş ücretlidir, ücret 5 eurodur. Buraya ulaşmak için metroya bindiğinizde “Gare du Midi” istasyonunda inmeniz gerekir.
1900 yılında kurulan bu müze, küçük ama samimi ve Belçika Birasının tarih içindeki konumunu açıklamaktadır. Görülen makinelerin çoğu orjinaldir. Özellikle, biranın 3 yıl olgunlaştığı variller ilgi çekiyor.
Bira severler, burada, Belçika birasının tarihi süreç içindeki gelişimini, biranın tarihini video izleyerek görebilirler. Müzeyi ziyaret edenlere, bir bardak bira ikram ediliyor.

Magritte Müzesi-Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi:
Koningsplein bölgesinde, Place Royale 1 adresindedir.
2500 m. Karelik alana yayılan müzede: sürrealist sanatçılardan Irene Hamoir ve Georgette Magritte’nin eserleri sergilenmektedir. Bunlar arasında bulunanlar: tuval üzerinde yağlı boya, guaj, çizimler, heykel ve boyalı nesneler yanında: reklam afişleri, notalar, eski fotoğraflar ve Magritte tarafından yönetilen 200 civarında film burada sergilenmektedir.

 

Koninklijk Museum voor Miden-Afrika-Afrika Müzesi:
Leuvensesteenweg bölgesindedir.
Bu müze: 1960 yılına kadar Belçika tarafından sömürülen Kongo’yu anmak için hazırlanmıştır. Müzede: o döneme ait günlük objeler ve yayınlar bulunurken, bir yandan da değişik hayvan ve böcekler de sergileniyor.

 

Sanat ve Tarih Müzesi-MRAH;
Jubelpark bölgesinde Parc du Cinquantenaire’ dedir.
Müzede: sanat ve tarihe ait eserler ve Afrika dışında çeşitli medeniyetlere ait objeler sergilenmektedir. Bunlar arasında bulunanlar: Çin Pavilion ve Japon Kulesi, Japon Sanatı, Müzik aletleri Müzesi, Porte de Hal Müzesi, Lorraine Charles Sarayı Müzesi bulunmaktadır.
Yine 4 bölüme ayrılmış müzede, arkeolojik ve antik döneme ait, Avrupalı olmayan medeniyetlere ait eserler, Avrupa dekoratif sanatları eserleri de sergilenmektedir.
Ulusal Arkeoloji Bölümünde: tarih öncesi çağlardan, Gallo-Roman dönemi, Merovenj dönemi eserleri ve el sanatları sergileniyor.
Avrupa Dekoratif Sanatlar Bölümünde: kostüm, dantel, seramik, heykel, mobilya, duvar halıları, tekstil, cam, eski araç ve film ve fotoğraf malzemesine ait zengin bir koleksiyon bulunuyor.
Hazine Odasında: Meuse Vadisi Sanat hazineleri bulunuyor. Barok dönemin, Ortaçağ süsleme sanatına ait duvar halıları ve kilise mihrap arkalığı görülmelidir.
Ayrıca: Antik dönemde, Orta doğu, Mısır, Yunan ve Roma dönemlerine ait odada, yine ilginç buluntular sergileniyor. Asya: Çin, Kore, Japonya medeniyetleri için ayrılan odada, yine bu ülkelerin geçmişine ait objeler sergileniyor.
Avrupalı olmayan medeniyetler, yani Amerika, Okyanusya ve İslam medeniyeti eserleri için de ayrı bir oda ayrılmıştır.
Bu ilginç müzenin diğer bir ilginç yönü, görme engelliler için “Körler Müzesi” denilen bir bölüm oluşturulmuş olmasıdır.

PARKLAR:

     

PARC DE BRUXELLES-BRÜKSEL PARK:
Buraya ulaşmak için metroda “Parc” istasyonunda inmeniz gerekir.
Parkın ilk yapılış amacı: 12’nci yüzyılda: Brabant Dükleri için bir av alanıdır. 1776 yılına kadar bu işlev devam ettirilmiş ve aynı yıl Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresa tarafından, av alanı, Fransız tarzı bir bahçeye dönüştürülmüştür.
Küçük ama sevimli bir parktır. Şehrin bu en eski parkı; bir taraftan: Belçika Parlamentosu ve diğer taraftan Kraliyet sarayı ile çevrilmiştir. Park içinde: küçük bir kafe, çeşitli heykeller, ağaçlıklı yürüyüş yolları ve havuzlar bulunuyor.
Parkın diğer bir özelliği ise: 18’nci yüzyılda, Brüksel şehrindeki serbest masonların buranın ana hatlarını sembol haline getirmiş olmalarıdır. (özellikle: pusula ve gönye)
Eylül 1830 yılında: Belçikalıların bağımsızlık savaşı, şehri işgal eden Hollandalılara karşı burada yapılmıştır. Dolayısı ile, her yıl 21 Temmuz tarihinde, Belçika’nın bağımsızlık kutlamaları burada yapılır.

     

PARK DU CİNQUANTENAİRE:
Metro ile buraya giderseniz “Schuman” veya “Merode” istasyonlarından birinde inmeniz gerekir.
Park: 1880 yılında, bağımsızlığın 50’nci yılı anısına, Kral Leopold II tarafından, Dünya Fuarına ev sahipliği esnasında yaptırılmıştır. Park alanı, 30 hektardır. Ağaçlar, güzel bahçeler ve yollar ve özellikle peyzaj ilgi çeker.
Parkta: bir “Zafer Takı” bulunmaktadır. Bu anıt: Fransız mimar Charles Girault tarafından tasarlanmıştır. Anıtın her iki yanında, renkli mozaiklerle süslü sütunları bulunan iki büyük sergi alanı bulunur. Buralarda: Sanat ve Tarih, Ordu ve Askeri Kraliyet Müzesi ve Otomotiv Dünyası kraliyet müzesi bulunmaktadır.

 

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER:

  

BOZAR PALAİS DES BEAUX-ARTS:
Rue Ravenstein bölgesindedir.
Mimar Victor Horta tarafından: Art-Nouveau stilinde 1928 yılında yapılmıştır. Burası: şehirde, kültürel ve sanatsal yaşam merkezidir. Burada: müzik, sinema, edebiyat, mimarlık, tiyatro, dans etkinlikleri düzenleniyor.
Daha önce yasak olmasına rağmen, günümüzde ziyaretçilerin içeriye girmesine izin veriliyor. Şehirde bol zamanınız varsa ve merakınız varsa gidebilirsiniz.

FLAGEY:
Belvederestraat bölgesinde Rue du Belvedere’dedir.
Burası: teknolojik yeniliklerle eş anlamlı muhteşem bir mimari parçadır. Daha doğrusu burası bir “Ses Fabrikası” da denilebilir. Çünkü: bu binada ünlü “Studio 4” ve yine birkaç tane eşsiz akustiği olan konser salonları ve stüdyoları bulunuyor.

TEN TEN HEYKELİ:
Rodestraat bölgesinde, Rue Rouge’dedir.
Uccle Kültür Merkezi “Tenten” in 30’ncu yılını kutlamak için: bir heykel yapımı tasarlamıştır. Heykel: Belçikalı heykeltıraş Neujean tarafından yapılmış ve 21 Ekim 2011 tarihinde yerine konulmuştur.

KOEKELBERG BAZİLİKASI;
Basiliekvoorplein 1 Paris bölgesinde, De la Basilique’dedir.
Burası: dünyanın en büyük beşinci kilisesi ve en büyük “Art Deco” yapısıdır.
Bazilika içinde iki tane müze bulunuyor. Bunlar “Musee des Soeurs Noires” ve “Musee d’Art Moderne Religieux” (Dini Modern Sanat Müzesi) dir.

 

ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER;

        

BASILIQUE NATIONALE DU SACRE-COEUR:
Koekelberkg ilçesindedir. Giniş ücretsizdir, ancak kubbedeki seyir bölümüne çıkmak isterseniz. 4 euro ücret ödemek gerekiyor. Buraya ulaşmak isterseniz, metro’ya bindiğinizde “Simonis” istasyonunda inmeniz gerekiyor.
Yumuşak eğimli bir tepe üzerinde kurulu yapının ikiz kuleleri ve 80 metre yükseklikteki bakır kubbesi ilgi çeker. Yapının kubbesi: şehir manzarası sunmaktadır ve ziyarete açıktır.
Bazilikanın yapılışı öyküsü: 1902 yılında, Kral Leopold II: Paris şehrindeki “Basilique du Paris Sacre-Coeur” a ziyarette bulunduktan sonra: Belçika’nın bağımsızlığının 75’nci yıldönümü anısına, bir bazilika yapılmasına karar verdi ve ilk temel taşı: 1905 yılında konularak, yapının inşaatına başlandı.
Dünya savaşı sırasında, bina halk tarafından yapılan bağışlarla mimar Albert van Huffel tarafından yavaş yavaş da olsa yapılmaya devam edildi. Sonuçta, ancak 1970 yılında tamamlanabildi.

“Belçika, Brüksel, Gezilecek yerler” için bir yorum

  1. Yakında yapacağımız Brüksel seyahatimizde , yazdıklarınız çok faydalı olacak.Emeğiniz için teşekkür ediyorum.Herşeyi not ettim,sağolun.Saygılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.