Aydın, Kuşadası

ULAŞIM:
Kuşadası, Aydın İline bağlı bir ilçe. Aydın’a yaklaşık 60 km. uzaklıkta. Ankara yönünden gelecekler için: Ankara-Aydın: 530 km. İzmir üzerinden gelecekler için: İstanbul-İzmir arası: 561 km. İzmir-Selçuk: 76 km. ve Selçuk-Kuşadası ise: 12 km. Ulaşım sonunu yok, gerek Aydın üzerinden ve gerekse İzmir üzerinden gelirken, otoban yoldan, gayet rahat bir yolculuk yapacaksınız. Yanlızca, dikkat etmeniz gereken tek şey: her iki yönden de gelirken, sakın “Kuşadası” tabelasını yani dönemeci kaçırmamak, yoksa tekrar geri dönmeniz imkansız. Bu tabelaya mutlaka dikkat edin. “Selçuk-Kuşadası” tabelasını kaçırmamanız gerek. Bu tabeladan saptıktan sonra: yine düzgün bir yoldan Kuşadasına ulaşıyorsunuz. Yalnız: Kuşadası girişinde, hemen sağınızda, tüm bölgenin en güzel panaromik manzarasını görebileceğiniz bir alan var. Burada: duraklamayı, mola vermeyi ve panaromik manzarayı izlemeyi sakın ihmal etmeyin.

Bu arada: seyahatlerinizde havayolu kullanıyorsanız, Kuşadası, size, bu konuda iki alternatif sunuyor. Şöyle ki: İzmir ve Bodrum havaalanları, buraya havayolu ile ulaşımınız için gayet uykun mesafede. İzmir havaalanından Kuşadasına transferiniz, 30-40 dakika civarında sürer. Bodrumdan ise, yaklaşık 1.5 saatlik bir yolculuk gerekir.

TARİHİ:
Büyük Menderes ve Gediz ırmakları arasında kalan bu bölge: antik çağlarda “İyonya” adını alır. Tüccar ve denizci olan İyonlar; denizaşırı ticaretinde zenginleşirler ve bölgede üstün bir politik güce sahip olurlar. Tarihte: İyonya kolonileri adını alan, 12 şehir kurulur. Bu şehirlerden biri de: Kuşadası’ dır. İsmi ise: Neopolis. Ama; şu an yerleşilen yere değil, Kuşadası yakınlarındaki “Yılancı Burcu” denilen yerde kurulmuş. Antik çağlarda, Anadolu’nun Akdeniz’e açılan başlıca limanlarından biri olmuştur.

MÖ.7’nci yüzyılda: Lidya’lılar bölgede egemen olurlar. MÖ.546 yıllarında ise, Pers’ler görülür. MÖ.334 yıllarında, Büyük İskender, bölgeden geçer. Ortaçağa gelindiğinde, Kuşadası, korsanlar tarafından kullanılan bir limandır. 15’nci yüzyılda: Venedikliler ve Cenevizliler zamanında; şehir “Scala Nuova” adını alır.

Daha sonra: Pilavtepe eteklerinde, Andıztepe denilen yere taşınmış. Ancak: ulaşım güçlükleri nedeniyle, bir süre sonra, Andıztepe mevkiinden de taşınmış ve bugünkü yerine gelmiş. Bugünkü yerinde, ilk kuruluş ismi ise: Yeni İskele.

1186 yılında: II.Kılıçaslan: bölgeyi, Selçuklular adına alır. Böylece: bölgede, Türk egemenliği başlar. Bu devirde: Kuşadası; kervan yollarının denize açıldığı bir ihraç kapısı olur. Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra ise; beylikler döneminde, Aydınoğulları Beyliği, bölgeye egemen olur. 15’nci yüzyılın ortalarında ise, Osmanlılar görülüyor. Osmanlılar zamanında: Kuşadası, surlarla çevrilir. Bu surlarda; şehre girmek için, üç kapı bulunur. Bu kapılardan: yalnızca biri günümüze ulaşır. Yeri ise: Barbaros Hayrettin Paşa Caddesi ile Kahramanlar Caddesini birbirinden ayıran ve üst kısmı “Şehiriçi Bölge Trafik Amirliği” olarak kullanılan yer.

GENEL:
Konuya girmeden önce, küçük bir anekdot vermek istiyorum. Bir arkadaşımın oğlu Kanada da eğitim yapıyor. Kanadalı bir ailenin, tatil için Yunanistan’a geleceğini öğrenmiş. Sormuş, Niye Türkiye değil de Yunanistan diye? Kanadalılar ne dese beğenirsiniz. Türkiye’de deniz var mı ki? İşte: tanıtım bu. Bunu umarım Turizm ile ilgili resmi yetkililer okur, duyar ve tanıtım da ne kadar geri kaldığımızı anlarlar ve önlem alırlar.

Evet, Kuşadası denilince, büyük olasılıkla sizin de aklınıza geldiği üzere; buraya bu ismin konulmasının amacı: burada bulunan ve aslen “Güvercin” adası olarak isimlendirilen bir yer. Bizanslılar için: üstüne kale yapılarak önemli bir askeri üs olarak görev yapan bu yere: 1834 yılında, bugün görülen kale yapılır. Burada, yani kalede, pek çok kuş barınmaktadır. Bu nedenle: buraya, Kuşadası ismi verilir.

Birde: Kuşadası denilince, akla hemen: buraya gelen kruvaziyer gemiler var. Bu büyük yolcu kapasiteli gemiler: her seferinde, buraya büyük miktarda turist getiriyor. Bu turistler ise: gerek alışveriş ve gerekse Efes-Meryemana, evet özellikle Meryem Ana ziyaretine katılıyorlar. Yani: Kuşadası’nın tüm hareketi, yerli turistten öte, yabancı turist yani gelen bu gemilerle bağlantılı. Birkaç gemi geldi mi, Kuşadası’nın havası değişiyor. Çünkü: bu gemilerle gelen binlerce, on binlerce turist, ilçeye ayrı bir hava getiriyor. Elbette, ilçe esnafı da bundan gereği kadar nemalanıyor. Yani, sonuç olarak Kuşadası’nda, gözler, hep limanda. Limana herhangi bir yerden baktığınızda, birkaç gemi görürseniz, Kuşadası o gün hareketli ve canlıdır. Aksi halde: gözler hep bu büyük gemileri arar. Sabah olağan kalabalığın olduğu bir güne başlayıp, akşam saatlerinde limana yanaşan iki yolcu gemisiyle, bir anda iki-üç misli insan görüp nefes alamayabilirsiniz. Gelen 6 gemi ile, 10500 yabancı turistin ilçeye geldiği görülmüş. Bunların büyük çoğunluğu ise: Efes ve Meryem Ana yı ziyaret ediyor ve sonra ilçeden ayrılıyorlar.

Elbette bu gemilerin yanaşması için yapılan büyük bir liman var. İstanbul’da, şehre gelen turistleri taşıyan gemilerin yanaştığı Karaköy Limanından çok daha güzel ve modern bir liman.

Kuşadası denilince: buranın en büyük özelliklerinden biri de: özellikle öğleden sonraları, denizden esen ve ortalığa tatlı bir serinlik veren rüzgardır. Yani: aynı anda, güney sahillerinden insanlar aşırı nemden bunalırken; Kuşadası’nda asla nem olmaz ve özellikle geceleri çok rahat uyuyabilirsiniz. Zaten, buranın tatil için tercih edilmesinin en büyük nedenlerinden biri de: nem olmaması.

Ayrıca: Kuşadası’nın deniz ve plajları gayet temiz. 2009 yılında: Kuşadası’nda bulunan 13 plaj ve 1 marina da; mavi bayrak dalgalanıyor. Bu güzel bir olay.

Bir diğer buraya has özellik: Sisam (Samos) adasının çok yakın olması. Bu ada ile Kuşadası arasında: sürekli olarak çeşitli boyuttaki tekneler hareket halinde. Bu teknelere binerek, yanınızda pasaportunuz varsa, vize almadan da, Samos adasına geçme şansınız bulunabiliyor. Düşünürseniz, limandan konuyu inceleyip, tatilinizde, küçük bir değişiklik yaratabilirsiniz.

Burada; belki de dikkatinizi çekmeyecek ve yurt dışından geldiklerini düşüneceksiniz. Ancak: buradan ev alarak veya site yaptırarak yerleşmiş, bir çok İngiliz turist var. Ülkemizde, malüm kuzey Avrupa ülkesi vatandaşları, güneye, Antalya-Alanya yöresine yerleşirken, daha çok buranın nemli olmaması deneniyle, İngiliz vatandaşları, buraya yerleşmeyi tercih ediyorlar. Hatta; bazen, site halinde yani topluca konut yaptırarak yerleşiyorlar, ve hatta, bu sitelerinin bahçesine ülke bayraklarını dikmekten bile geri kalmıyorlar. Bunları göreceksiniz.

KUŞADASINDA NE ALINIR:
Kuşadası’nda: yabancı turistler için en ilginç alışveriş olanakları: halı. Türkiye’nin tüm önemli bölgelerinden toplanan halılar; burada turistlere pazarlanıyor. Ve hatta; satın aldıkları halılar, kargo hizmetiyle adreslerine gönderiliyor. Yani: yanlarında taşıma sıkıntısı yaratılmıyor. Bunun dışında: Kuşadası’nda; alınabilecek, buraya özgü herhangi bir şey yok.
Yinede, burada: tişört, kot, mayo, body, deri ürünler, abiye ve gece kıyafetleri satan, yüzlerce tekstil mağazası bulabilirsiniz. Bunun yanında: altın, pırlanta, gümüş satan kuyum mağazaları, küpe, kolye, toka,bileklik vb. gibi aksesuarları satan bijuteri mağazaları bulabilirsiniz. Bunların dışında: buradan, küçük ve üzerinde Kuşadası ismi bulunan hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

Yemek kültürü olarak da, yenebilecek özel bir menü yok. Yalnızca: malüm deniz kıyısı, balık yemeniz önerilir. Ancak: fiyatları kontrol etmek şartı ile. Tüm bunların yanında: buraya gelirken, Ortaklar Mevkiinde yani Aydın’dan çıktıktan sonra, Kuşadası’na sapakta, mutlaka ve mutlaka, çöp şiş yemeği ihmal etmeyin. Buraya has yapılan çöp şişleri beğenmemeniz mümkün değil.

Eğer: antika el yapımı halı ve kilim görmek ve satın almak istiyorsanız: Selçuk-Kuşadası yolu üstündeki “Türkmen Halil Köyü” ne uğramanız gerekli.

wwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwww

GEZİLECEK YERLER:

ÖKÜZ MEHMET PAŞA KERVANSARAYI VE CAMİİ:
İsim başlangıcı, biraz garipsenebilir. Ama ismin orjinali böyle. Çarşı içinde. Cami: 1618 yılında, Öküz Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış. 1830 yılında onarılmış. Son cemaat yeri: ağaçtan yapılmış. Tek şerefeli minaresi, sağda. Caminin giriş kapısının kanatları, geometrik geçmeler ve sedef kakmalarla süslenmiş. Camiyi: 12 kenarlı ve 16 pencereli kasnak üzerine, bir kubbe örtüyor.
Bu caminin bulunduğu yerde: bir de kervansaray var. Aynı yıl yapılmış. 1966 yılında ise restore edilmiş. Avlunun çevresini: iki katlı ve revaklı bir mekan çevreliyor. Kuzeybatı ve Güneydoğu köşelerde: arka taraftan, üst kata çıkılan merdivenler var. Kervansarayın girişi ise, kuzeyde. Mermer kapı boşluğu: 2.96 m. eninde. Basık bir kemerle örtülmüş. Avlunun ortasında daha önce şadırvan olarak kullanılan yapı, bugün havuz haline getirilmiş. Burada: günümüzde özellikle antik halı satıcıları bulunuyor. Merkezde bulunması nedeniyle, mutlaka önünden ve yakınlarından geçeceksiniz. Dikkatinizi çekecek bir yapı.

ÇARŞI:
Kuşadası’nda: özellikle akşam saatlerinde çok hareketli, ışıl ışıl, insanların yoğunlaştığı bir bölge. Denize sırtınızı verip de, iç kısımlara yürüdüğünüzde, cıvıl cıvıl bir çarşıya girersiniz. Yaz mevsiminde: günün her saatinde kalabalıktır. Ama özellikle akşam saatlerinde, tam bir mahşer yerine döner. İngilizler, biraları içip, televizyonda futbol maçlarını izlerken şarkılar söylerler. Bir başka mekanda ise, Türkler fasıl geçmektedirler. Postanenin arkasındaki dar sokaklı bölge, barlar sokağı. Ancak, çoğu bar: İrlanda bayrağı asarak, sokağı tümünü, neredeyse “Irısh Pub”lara dönüştürmüşler. Yani: yabancı turistlere hizmet etmeyi düşünen mekan sahiplerinin bulunduğu bir yer. İngiliz ve İrlanda türü barlarıyla meşhur.

LİMAN-İSKELE :
Büyük yolcu gemilerinin yanaştığı yer. Daha önce de söylediğim gibi: bayağı güzel ve modern bir yer. Bunanın dış bölümünde; gezintiye açık iskele de; dolaşabilirsiniz. Burada: günlük tekne gezintilerine katılabilirsiniz.

KADINLAR DENİZİ:
Kuşadası’nın içinde. Dolmuşlarla; şehir merkezinde 5-6 dakika uzaklıkta. Yani: 3 km. uzaklıkta. Yürüyerek de gidebilirsiniz. Tahminen 20-25 dakika sürer. Yol boyunca: palmiyelerin süslediği, upuzun, açık bir kumsal.

Denize girilebilecek başlıca yerlerden biri. Denizi çok derin değil. Ancak: dalgalı. Yinede: rahatlıkla girebilirsiniz. Tek sorun: aşırı kalabalık. Yinede: Kuşadası’nın en güzel, en kalabalık ve en eğlenceli plajlarının başında. Özellikle: buradan güneşin batışını izlemenizi öneriyorum, muhteşem. Plaj çevresinde: yemek-içmek ihtiyaçlarını karşılayabileceğiniz, değişik alternatif yerler var. Ayrıca: kaliteli otellerde bulmak mümkün.

ADALAND-AQUAPARK:
Kuşadası girişinde, Tusan Otelin arka tarafındaki yamaçlarda kurulmuş. Avrupa’nın en büyük su parkı. 24 saat açık tesiste; çeşitli su kaydırakları, dalga ve aktivite havuzları, çarpışan botlar, animasyon, bar, restoran türü faaliyetler var. Çocuklu aileler için; ilginç ve eğlenceli bir gün olabilir. Ancak: giriş ücreti bir hayli yüksek.

GÜVERCİN ADA:
Kuşadası’nın hemen kıyısındadır. Kuşadası silüetine ayrı bir güzellik katmakta ve özellikle de geceleri ışıklandırıldığında, büyüleyici bir manzara sunmaktadır.Bir mendirek ile, sahile bağlanmıştır. Sarp kayalar üzerine inşa edilmiş, eski Bizans kalesi; Osmanlılar zamanında onarılarak elden geçirilmiş ve bugün görülen kale yapılmıştır. Osmanlı imparatorluğu zamanında, özellikle: Mora isyanında, adalardan bölgeye gelebilecek bir saldırıya karşı; kale, ileri bir karakol görevini sürdürür. Ayrıca: korsanlara karşı da kullanılır ve bu yüzden, halk arasında “Korsan Kalesi” olarak da isimlendirilir. Adanın en yüksek yerinde bulunan kule: kalede görev yapan muhafızların; oturma ve gözetleme yeri olarak kullanılmıştır. Ayrıca: kale içinde, bugün bir de su sarnıcı görülmektedir. Adanın etrafında ve çevresinde: bugün, kafeterya, restoran ve çay bahçeleri var. Buradan: gün batımını seyretmenizi öneriyorum.

NEOPOLİS (YILANLI BURCU):
Hani Kuşadası, tarihte ilk kez: Yılanlı Burcunda kurulmuş diye söylemiştik, işte orası burada. Güvercin adanın biraz ilerisindeki bir yer. Denize uzanan, ikinci bir yarımada. Günümüzde: yalnızca birkaç duvar kalıntısı kalmış. Başkaca bir kalıntı görmek mümkün değil.

KADI KALESİ:
Kuşadası-Davutlar karayolunun 10 ncu kilometresinde, dar bir yol üzerindedir. Kale: Venedikliler ve Bizanslılar tarafından kullanılmıştır. Bir bölümü, 1976 yılında restore edilmiştir. Kalenin dış surları: 6-7 km. kadar uzanır. Günümüzde: bu surlar; kıyıdan, yaklaşık 10 metre kadar uzakta, denizin ise yaklaşık 1-1.5 m. altındadır. Yerel halk tarafından, burası “kayalık” olarak bilinse de, aslında “kale suru ve liman” dır.

UYDUKENT:
Kuşadası denilince, burayı görmemeniz ve sinirlenmemeniz mümkün değil. Davutlar beldesine giderken, solunuzda kalacak. Birçok ve çok yüksek ve de bitirilememiş yapılar göreceksiniz. Yıllardır bitirilemiyor. Bir turizm beldesi içinde, 20 katlı bloklardan oluşan, dev bir site. Plansız yapılaşmanın en büyük örneği.

DAVUTLAR MEVKİİ:
Kuşadası’nın güneyinde, Güzelçamlı ve Milli Park bölgesine ilerlerken; kıyısından geçeceğiniz bir yerleşim yeri. Eskiden bol miktarda bulunan şeftali bahçeleri, günümüzde azalsa da; yine de, bir kısım bahçeyi görmeniz mümkün olacak. Ama: Davutların en büyük özelliği, Kuşadası’nın en yoğun yerleşim bölgesi olması.

Buraya gittiğinizde: binlerce yazlık, müstakil konut göreceksiniz. Tahminen: 3000 civarında. Bu konutların ön bölümünde ise: plaj ve deniz var. Dalgalı bir deniz var. Birden derinleşiyor. Evet: neden Davutlar? Bir rivayete göre: Cafer ve Davut adında, iyi Yörük kardeş, birlikte, bir zamanlar, bu bölgeye gelirler. Davut; bugünkü Davutlar denilen köyün sırtlarına, Cafer ise, Caferli denilen köyün sırtlarına yerleşirler. Dolayısı ile: Davutlar köyü, ismini buradan alır.
Anlatılan başka bir rivayet ise şöyledir: 1600 yıllarında, Kafkasya’dan gelen, Çerkez bir kafile, Hacı Osman isminde birinin başkanlığında, Davutköy’e yerleşir. Ancak: 1700 yılında, burada, büyük bir kolera salgını çıkar. Çok kişi ölür. Bunun üzerine, halk, Davutköy’ü terk eder ve şimdiki Davutlar’ın İslamşanlı denilen mahallesine göç eder ve yerleşirler. Daha sonraki tarihi süreç içinde: Anadolu dışından yurda gelen göçmenler, buraya yerleştirilir ve bugünkü Davutlar köyü oluşur. Davutlarda; büyük olasılıkla, yazlık bir sitede kalmaya gitmeniz durumunda: bu kalabalık bölgenin önündeki plajdan yararlanarak denize girebilirsiniz. Daha öncede söylediğim gibi, deniz derinleşen ve dalgalı bir deniz. Yine de, temiz olması avantaj.

PANİONİON:
Kuşadası’na bağlı, Güzelçamlı sınırları içinde antik bir yerleşke. Davutlar-Güzelçamlı karayolu kenarında, yoldan birkaç yüz metre içeride. Tarihte: İyon Konfederasyonuna bağlı olan, 12 İyon şehrinden merkezi konumunda imiş. Ayinler ve törenler burada yapılıyormuş. Bu açıdan, önem taşıyor.

GÜZELÇAMLI:
Davutları geçtikten sonra: Güzelçamlı denilen kazaya varacaksınız. Burası da: Davutlar gibi, karayolu denizden uzaktan, evlerin arasından geçiyor. Ama: burada dikkatinizi çekecek en önemli özellik: yeşilliklerin yani ormanlık bölgenin başlaması. Batıda deniz ve evler, doğuda ise, tepelerin önünde evler ve tepeler ve sonrasında ise, yeşillik yani ormanlık alanlar başlıyor. Güzelçamlı: Davutlara 7 km. uzaklıkta. Milli Parkın hemen yakınındadır. Beldenin adı: Rumlar bu bölgede yaşadıkları sırada: “Rum Çamlığı” olarak kullanılırken, Rumların bölgeyi terk etmesinden sonra , doğa dan esinlenerek “Güzelçamlı” olarak konulmuş.

MİLLİ PARK (DİLEK YARIMADASI):
Zamanınız olduğunda: buraya mutlaka gitmenizi öneriyorum. Milli Park gerçekten güzel, özellikle burada ağaçların altındaki tahta masalarda, serin havada piknik yapabilir, hemen aynı yerde denize girebilirsiniz. Deniz kıyısı nisbeten kum olmasa da, yani çakıllı olsa da, denizin temiz olması büyük avantaj. Birbirinden güzel, 6 tane koy var. Özellikle: Büyük ve Küçük Kalamaki plajlarını görmelisiniz. Burada: deniz kumundan çıkan kaynak suyu ve köklerinin yarısı denizde olan çınar ağacı görülmeye değer.

Evet: Büyük Menderes Deltası Milli Parkı: 28 hektarlık bir alan üzerine kuruludur. Bu alanın: 10 hektarlık bölümü, 1966 yılında Milli Park olarak ilan edilmiştir. 1994 yılında ise, Büyük Menderes Deltası bu alana ilave edilmiş ve büyüklük 17 hektara yükselmiştir. Milli Park dışında kalan, Dilek yarımadası bölümü ise: 20 km. uzunluğunda ve 6 km. genişliğindedir. Buranın morfolojik yapısı içinde: birçok tepe, vadi, kanyon ve koy bulunmaktadır. Ortalama: 650 m. yüksekliğe sahip yarımadanın, en yüksek yeri ise: Dilek Tepesidir. Buranın yüksekliği: 1237 m. dir. Milli park: adını buradan alır.

Evet, bu park: Avrupa klasmanında birinci dereceye sahiptir. Akdeniz bitki örtüsü olan makinin ve vahşi doğanın tüm özellikleri, burada görülebilir. Akdeniz bölgesinde ender görülen bir kısım bitki türünü, burada bulmak mümkün. Bu özelliği nedeniyle, botanikçiler tarafından yapılan araştırmalar ile, bölge bilimsel değer kazanmış. Burada: yeryüzünde, soyu tükenmekte olan bir kısım bitkiye de rastlamak mümkün. Defne ve kestane ağaçları yanında, yüksek nem nedeniyle, ıhlamur ağaçları da görülür. Bu özelliği ile, Karadeniz’i andıran bitki örtüsü şaşırtıcıdır. Ülkemizde çok az yerde yetişen: kartopu ağaçları, Finike ardıcı topluluğu, pırnal meşesi ve dallı selvilerin yetiştiği tek yer burasıdır. Bitki örtüsünün zenginliği, hayvan türlerinin de zenginliğini yaratıyor. Rumlar döneminde, Milli Park sınırları içinde kalan ve sonra terk edilen çiftliklerde yaşayan at ve büyükbaş hayvanlar; bölgede, halen başıboş olarak dolaşmaktadırlar. Piknik alanlarında, başıboş dolaşan “yaban domuzları” nı görebilirsiniz.

Bunun dışında: vahşi hayvanlarda var. Bunun en tipik örneği ise: Anadolu Parsı. Ayrıca: Milli Park sınırları içinde: çok sayıda; sürüngen, memeli hayvan ve kuş türü barınıyor. Denizde ise; Akdeniz ülkelerinde koruma altına alınan “Akdeniz Fok” u yaşıyor.

İnsanlar: ağaçların altında, tahta masalarda piknik yapmakta ve denize girebilmektedirler. Gerek ormanlık alanın güzelliği ve serinliği ve gerekse aynı anda denize girilebilmesi; insanları buraya çeker. Her yıl: binlerce, yerli ve yabancı turist ve belde halkı; burayı bir mesire yeri olarak kullanmaktadırlar. Ayrıca: orman içindeki patikalar; yürüme ve tırmanma sporu yapmak isteyenlere de uygun. Ancak: buralarda, mutlaka rehber kullanmak gerek, aksi halde dikkat etmeseniz, kaybolursunuz. Tepelere kadar çıkmayı düşünüyorsanız, bunu, yöreyi bilen bir rehber eşliğinde denemeniz şart. Ya da, Kuşadası’ndaki seyahat ajentalarının jeeplerle düzenlediği safari turlarına katılmalısınız.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

PRİENE:
Bu antik şehir, Kuşadası dışındadır. Söke ilçe merkezine: 15 km. uzaklıktadır. Güllübahçe kasabası yakınlarındadır. Miletos’lu ünlü mimar “Pippodamos” un planına göre kurulmuştur. Helenistik karakterdedir. Burada önce: Bergama krallığı ve daha sonra ise Roma ve Bizans egemenlikleri görülür. Özellikle: Bizans döneminde, şehir bir piskoposluk merkezi haline gelir. Ancak, tarihi süreç içinde, zamanla önemini kaybeder ve 13’ncü yüzyıldan sonra tamamen terk edilir.
Günümüze: diğer antik şehirlerden daha sağlam olarak gelmiş olması nedeniyle önem taşır. Prytaneum, Bouleterion, evler, Athena tapınağı, Büyük Kilise, Tiyatro, Yukarı Gymnasium, Mısır Tapınağı, Kutsal Stoa, Agora, Büyük İskender Tapınağı (Kutsal Ev) görülebilecek antik kalıntılardır. Bölgede bulunduğunuz zamana ve tarihe merakınıza göre: tercih sizin, gidip görmeyi size bırakıyorum.

PAMUCAK MEVKİİ:
Kuşadasında, ayrı bir bölüm. Kuşadasına 10 km. uzaklıkta, 5 km. lik bir sahil şeridi var. Plajın genişliği ise: 80 metre kadar. Plaj boyunca: kaliteli su sporları aktivitelerinin bulunduğu oteller görebilirsiniz. Türkiye’nin en büyük Aquaparklı Hoteli ile bir tatil beldesi oluşturan Türkiye’nin bir numaralı su parkı; Aqua Fantasy burada. Kuşadası-Selçuk sınırında. Bataklıkta kurulan muhteşem tesisler bunlar. Bölgeye gelen turistlerin yoğunluğu: buraları tercih ediyorlar.

Özellikle: yine su parklarının bulunduğu; yapı olarak uzaktan da olsa büyük ilgi çeken (Moskova Kızıl Meydan yapısı benzeri) yapılar var. Yanlarındaki otellere ait bu su parklarına: ücret ödeyerek girebilirsiniz. Gerçekten muhteşem, mutlaka girmenizi öneriyorum. Her ne kadar ücretleri (euro bazında belirleniyor) yüksek olsa da; gerçekten en azından bir kez de olsa girilmesi gereken yerler. İçeride çok güzel zaman geçireceğiniz kesin. Dünyanın en eğlenceli işini yaptığını söyleyen bir İngiliz denetçi: yaptığı 48 bin km.lik yolculuk ve incelediği binlerce su parkı arasında, en yüksek puanı: Aqua Fantsy su parkına vermiş. Haber İngiliz gazetelerinde uzun süre yer aldı. Ülkemizde, bu tür su parklarının bulunması, gurur verici.

Evet: Pamucak sahilinin karşısında, Küçük Menderes ırmağı denize akıyor. Bu deltada yapılmış o kocaman otelleri görünce, sanırım sizlerinde aklınıza gelecektir. Bu zemin üzerine, bu ölçüde büyük inşaatlar sağlıklı mı? Gerçekten değil, zaten buraya yapılan oteller, uzun süre, bu yüzden iskan alamamışlar, yani zemin pek sağlam değil. Deniz ve nehrin birleşme noktasında, kıraç ve tuzlu su nedeniyle kurak bir toprak tabakası oluşmuş. Bu dezavantaj. Halen, bölgede turizme açılan alan çok sınırlı.

Bu arada: Pamucak sahillerindeki plajlarda: at ve deve binme olanakları var. Turistlerin ilgisini çekiyor. Develerin üzerinde resim çektiriyorlar, sonra gidip kendi ülkelerinde bu resimleri gösterdiklerinde, insanlar bizim ülkede halen develerin kullanıldığını sanıyorlar.

SONUÇ:
Tatil cenneti Kuşadası: cafeler, klüp ve barlarıyla gece hayatı için alternatifler sunuyor. Barlar sokağı ve kale içi bölgeleri: gece hayatının kalbinin attığı yerler. Ayrıca: birçok plaj ve beach club; gündüzleri, eşsiz deniz ve kum rahatlığı sağlıyor. Geceleri ise: yine bir eğlence mekanına dönüşüyorlar. Yinede: Kuşadası bugün turistlerin rahatça gezebileceği bir alan olmaktan çıkmış, tamamen bir beton yığını haline dönüştürülmüş bir kent havasında. Ama dedim ya: yazın en sıcak günlerinde nemi az ve geceleri rahat uyuyabileceğiniz bir ortam istiyorsanız, tertemiz bir denize girmek istiyorsanız, su parklarının o muhteşem büyüsünü yaşayarak eğlenmek istiyorsanız, gece hayatını tatmam, o ortamları yaşamak istiyorsanız; Kuşadası’nı tercih edin. Burada: antik kalıntılar, tarihi ören yerleri pek yok. Bu arada: yabancı turistler için de: Efes ve Meryem Ana nın buraya yakın olması en büyük tercih nedeni. Buyurun, güzel bir tatil sizi bekliyor.

Yazıyı Paylaş
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Blogplay

Benzer Yazı Başlıkları

Etiketler: ,

Yazar Hakkında

Orhan MERAL Sitenizde 563 adet yaziniz bulunuyor.



Yorumunuzu Bırakın

Eğer profil resminizin görünmesini istiyorsanız gravatar'a ücretsiz kaydolabilirsiniz.



Copyright 2008-© 2010 Online Gezi Rehberiniz. Bütün Hakları Saklıdır. İletişim ormer5656@hotmail.com
Web Sitesi Korhan Meral Tarafından Hazırlanmıştır. Sitenin tek yazarı Orhan Meral'dir. Sitemizdeki yazıları paylaşırken alıntı şeklinde belirtip linkimizi koyarsanız memnun oluruz.Sitemap
Diğer Web Sitem tarih