Ankara, Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Ekim 22nd, 2011 tarihinde yayınlandı. | 11.332 kez okunmuştur.


 

Sayır okurlar: bugün, yani 22 Ekim 2011 günü: Gazi Üniversitesi ve Ankara B.Ş.Belediye işbirliğiyle yapılan bir sosyal etkinlik olan: TURİZM İŞLETMECİLİĞİ kursunun kursiyerleri olarak, Anadolu Medeniyetleri Müzesini ziyaret ettik. Müzenin kapısında buluştuğumuzda: içeri girince, daha önce buraya defalarca gelmiş olmanın avantajı ile, içeri girdiğimizde, önce “Kybele” heykeli göreceğimizi söyledim. Ancak: içeri girdiğimizde, ilk anda sanki bir müze’ye değilde, alışveriş mağazasına gelmiş gibi, her yanı hediyelik ve hatıra eşyalarla dolu olan bir mağaza ile karşılaştık.

İlk şaşkınlığı attıktan sonra, müzeyi gezmek istediğimizde: müzenin birçok bölümlerinin kapalı bulunduğu ve büyük bir restorasyon faaliyetinin sürdürüldüğünü öğrendik. Tabii, müzenin daha önceki durumunu bilen ben ve benim gibiler, bu  durumu şiddetle tenkit etmekten geri kalmıyorlar ama ya bilmeyenler. Öğrenciler, öğretmenler, yabancı ziyaretçiler.  Müzenin: yanlızca, üçte birlik bölümünü gezdiklerinin farkında değiller veya farkında olsalar, bir anlamı varmı?

Hemen müze müdürlüğünün internet sayfasına giriyorum ve arıyorum ki ” MÜZEDE, ……….. TARİHTEN ……….. TARİHE KADAR, RESTORASYON ÇALIŞMALARI VARDIR VE BU NEDENLE, ZİYARET BELİRLİ BİR BÖLÜMDE GERÇEKLEŞECEKTİR,  ZİYARETÇİLERİMİZE DUYURULUR”

Ama, elbette ne gezer, böyle bir duyuru yok. Sonuçta: böyle bir duyuru olsa, siz şu an bu satırları okuduğunuzda yapacağınız gibi, müze ziyaretimizi, bir süre erteler, restorasyon bittiğinde giderdik. Elbette, restorasyon, onarım, yenileme gibi faaliyetler olucaktır. Ancak: bunların bir şekilde, özellikle internet sitesinden duyurulması gerekmez mi? Niye gerekmesin, elbette gerekir. Ama sanırım Müze idaresinin böyle bir düşüncesi yok.

Bu görevi: ben yapmış olayım. Sayın okurlar, Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, şu anda, büyük bir restorasyon faaliyetine girişmişler ve sanırım, müze binasını büyütüyorlar. Bu nedenle: günümüzde veya bu çalışmalar bitene kadar, müzenin çok küçük bir bölümü ziyarete açık tutuluyor, yani bence, bu  dönemde, müzenin ziyaret edilmesi pek mantıklı değil, yani giriş ücreti aynı ama görebileceğiniz eser sayısı, daha önceye oranla, üçte ve hatta dörtte bir kadar. Tercih sizin.

Evet: Anadolu Medeniyetleri Müzesine, birçok kez gittim ve her keresinde, buradaki yazılarımı güncelliyorum. Amaç siz değerli okurlar için, en güncel gezi yazılarını burada bulundurmak. Son olarak: yani bugün öncesinde: Mayıs 2011 tarihinde, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesine gittim ve buyrun müze hakkındaki gezi yorumlarım. Özellikle: genç nesil, bu kültür mirasını mutlaka gezmeli, okul öğrencileri, bu güzellikleri mutlaka görmeliler.

Öncelikle: müzeye ulaşım önemli. Ziyaretçiler, birçok yoldan müzeye ulaşmayı deniyorlar. Araç ile giderseniz, Ulus semtindeki Atatürk Zafer Anıtının hemen solundaki yolu, doğruca takip edin, “tabelalar” sizi, Müzeye kadar götürecektir. Ancak: müzeye varmadan hemen 100-150 metre kadar önce, sağınızda otopark bölümü var. Burayı geçmemeli ve aracınızı buraya park etmelisiniz, çünkü yukarı da, yani müze yakınlarında park yeri bulmak sorun. Otoparktan sonra: yaklaşık 50 basamak civarında bir merdiven çıkarak, müzenin kapısına ulaşıyorsunuz. Yani, en mantıklısı, aracınızı otoparka bırakmak. Yürüyerek çıkmayı düşününler için, müze yolu biraz zahmetli. Bence: Ulus halinin hemen arkasından, sağa rampa yukarı ilerleyen “Samanpazarı” yokuşunu  takip eden ve tepeye vardığınızda, sola dönerek, müzenin kapısına ulaşın. Ama dediğim gibi yol bayağı zahmetli ve özellikle: mutlaka lastik  tabanlı bir ayakkabı giymeniz şart.

Evet, bir şekilde, müze kapısına geldiğinizde: müze girişi: 15 TL. Müze kartı gibi bir uygulamayı, bu ülkeye getirenlere teşekkürler. Müze kartınızı gösterip ücretsiz girebiliyorsunuz. Müze kartınız yoksa: öğrenci için (yanınızda aynı yıla ait bandrolu bulunan öğrenci kimliğiniz bulunması yeterli) 10 TL. ve tam 20 TL. ücretle, bir yıllık ülkemizin bütün müzelerine ücretsiz girmenizi sağlayan müze kartı satın alabiliyorsunuz. Kart: eğer sistemlerinde bir sıkıntı yoksa, 5-6 dakikada basılıp size veriliyor. Bunun dışında, burada, son yıllarda, yurt dışındaki müzelerde moda olduğu üzere, çeşitli dillerde eserlerin tanıtıldığı, telsiz kulaklıklar veriliyor. Bunların kiralama bedeli: 5 TL.

Müzenin bahçe bölümü: elbette yeşillendirilmiş ve çiçeklerle süslenmiş ve birkaç taş eser konulmuş. Burada, banklara oturarak, dinlenmek mümkün. Bu bankların buraya konulması, yorulan ziyaretçilerin dinlenmesi için olumlu bir girişim olmuş. Güzel bir havada, bahçede mutlaka oturarak dinlenmenizi ve sonra gezinize başlamanızı öneririm.

 

MÜZE BİNASI:

Burası: Ankara kalesi bölgesi. Bir anlamda ise: “At Pazarı” olarak biliniyor ve isimlendiriliyor. Burada: genellikle Osmanlı döneminden kalma yapılar var. Bu yapılardan: iki tanesi: Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk: 1921 yılında, Ankara’da bir Hitit Müzesi kurulması emrini verir. Zamanın Kültür Müdürü Hamit Zübeyr Koşay tarafından, bu emir, zamanın Milli Eğitim Bakanına iletildiğinde: bu yukarıda sözünü ettiğim iki tarihi bina satın alınır ve kamulaştırılır. 1938-1968 yılları arasında, restorasyon çalışmaları sürdürülür. 1972 yılına gelindiğinde ise, müze, ziyarete açılır.

 

ÖDÜLLÜ MÜZE:

1997 yılında: burası: Avrupa’da “Yılın Müzesi” olarak seçilir. Elbette, ödülün başında, Avrupa kelimesi olması anlamlı. Çünkü: Avrupa’da, özellikle: İtalya, Fransa, İspanya gibi ülkelerde, tarihi özellikler taşıyan, çok sayıda müze var. Bunların arasından sıyrılarak, Yılın Müzesi seçilmek elbette güzel bir olgu. Müzenin içine girdiğinizde, hemen karşıda, bu ödülün sergilendiği bir pano var.

 

MÜZE GEZİSİ:

Müze binasına girdiğinizde: seyyar rehberler var. Belli ücretler karşılığında, bunlar, size müzedeki eserler hakkında bilgi veriyorlar. Ama: şu anda okuduğunuz ve okuyacağınız bilgiler, ücretsiz.

Evet: müze binasına girdiğinizde, özellikle tatil günlerinde, mutlaka ziyaretçi kalabalığı ile de karşılaşıyorsunuz. Zamanınız uygunsa: müzeye hafta içi günlerde (pazartesi hariç, çünkü kapalı) gitmelisiniz. Çünkü, ancak o zaman, sakin bir gezi yapabilirsiniz. Dediğim gibi, tatil günlerinde birhayli yoğun. Bu yoğunluk içinde: kapıdan girdiğinizde, eğer rehberiniz yoksa ve bu satırları okumadan gitti iseniz, nereye döneceğiniz veya hangi yönde gezeceğizi hakkında hiçbir bilgi yok. Daha önceki yazılarımda da defalarca belirttiğim üzere, Müze idaresi, burada, yerlere gezi yönünü belirleyecek bir işaretleme-ok koyma sistemi geliştirmemek-uygulamamakta kararlı. Halbuki, Avrupanın birçok şehrinde ve hatta Anıtkabir müzesinde, yerlerde, ziyaretçilerin herhangi bir objeyi atlamadan gezebilmeleri için oklar ile yön gösteriliyor. Yerlerde minik-minik işaretlenen o okları takip ettiğinizde, müzedeki sergilenen eserlerin tümünü görerek, müzeyi gezmeniz mümkün oluyor.

Ama, elbette, ısrarla yapılmayan o uygulama sonucunda, sizler yani ziyaretçiler, sağ yönde ilerleyin. Bu arada: kesinlikle göremeyeceğiz yerlerde, müze içinde “flaşh” kullanarak fotoğraf çekilmesinin yasak olduğuna dair küçük  tabelalar var. Ama: geziniz de de göreceğiniz gibi: kimsenin umurunda değil. Hadi  ziyaretçinin umurunda değil, pat pat flash patlatıyor, peki görevlilerin niye umurunda değil, niye uyarmazlar, anlamıyorum. Neyse: bizler müze kültürü edinelim ve hiçbir müzede, lütfen flash ile fotoğraf çekmeyelim, çünkü elbette sergilenen eserlere flash kullanımı çok zararlı.

Evet, burada: sizi ilk karşılayacak panolarda-vitrinlerde: Önce bir Türkiye haritası ve bu harita üzerindeki antik yerlerin ışıklı gösterimi, sonraki panolarda: Anadoludan toplanmış: paleolitik, neolitik dönemlere yani, günümüzden 2 milyon yıl önce başlayan ve 10 bin yıl önce biten zaman dilimine ait, kalıntıların sergilendiği vitrinler var. Hemen koridorun köşesinde ise: yine aynı dönemlerde yaşayan insanların, yaşam yerlerinin betimlendiği bir yer, bire-bir maket olarak hazırlanmış. Burada:dikkatinizi çekecek olan, insanlar ölülerini yaşadıkları yerde gömmeleri ve yaşam alanlarının, yerin altına doğru kazılması ve merdivenle inilmesi. Yani, evler, zemin altında, toprak içinde. Ayrıca, evlerinin dekorasyonunda, boğa başı heykelleri kullanmışlar.

Devam ediyoruz ve hemen karşımıza: yine aynı döneme ait, yani binlerce yıl öncelerine ait: mağara duvar resimleri, kemik kalıntıları, kullanılan aletlerin örneklerinin sergilendiği vitrinler var. Ancak: hemen burada, müzenin yeni bir uygulaması hemen gözümüze çarpıyor. Zaten, çarpmaması mümkün değil, tam ortaya yerleştirilmiş, kapağında kaz başı ve kanatları bulunan, üzerindeki yazıya göre “Helenistik döneme ait” bir “lahit”. Anlamadım, yeni koymuşlar, ama şu kesin, koridoru daraltmış olması kötü, ayrıca çok da anlamlı değil, özellikle kaz başı ve kanatları, komik. Neyse devam edelim, hemen burada, müzenin en değerli koleksiyon parçalarından biri var. Ana tanrıça Kybele heykeli. Her gittiğimde: bu heykelciğin karşısına geçip, 7-8 dakika izliyorum. Siz de izleyin, çünkü, düşünün ki, Anadoluda, yaşadığımız bu topraklarda, bizlerden binlerce yıl önce yaşamış insanlar, bu heykele yüzlerce yıl tapınmışlar. Heykel, o kadar özel ki, vicudunun çeşitli bölümlerinin ölçüleri aşırı büyük olarak betimlenmiş. Elbette bunun nedeni, ana tanrıça yani doğurganlığı ve bereketi simgelemesi. Aynı zamanda, dikkatimi çeken şu oldu: Anadoluda, tapınılan en büyük tanrının, bir tanrıça olması yani bir kadına ait olması da, kadına verilen önemin ifadesi açısından bence önemli.

Gezimize devam ettiğimizde: bu kez karşımıza, Anadoluda yine büyük bir uygarlık kuran, Hititler ve onların öncelleri, Hattiler bölümü geliyor. Aslında: müze, Anadoluda uygarlık kuran medeniyetlerin, tarih sırasına göre eserlerinin sergilendiği bir düzen taşıyor. Bu güzel. Evet, önce Hattiler. Burada da, müzenin sembol eserlerinden: güneş kurslarını görebiliyorsunuz. Özellikle.hemen soldaki, kırmızı zemin üzerine yerleştirilen, güneş kursu muhteşem. Hemen solunda: yine içinde, o dönemlerde kutsal olarak kabul edilen, geyik heykelleri bulunan güneş kursları sergileniyor. Siz bunları görünce elbette hemen Sıhhıyedeki Anıtı hatırlayacaksınız. Evet, bunlar bir zamanlar Ankara Belediyesi tarafından “simge” olarak kabul edilmiş ve daha sonra ise vazgeçilmiştir. En son kullanılan Ankara simgesi, mahkeme kararı ardından kullanımdan kaldırılmış ve günümüzde, Ankara şehrinin simgesi yok.

Evet, biz gezimize devam edelim. Bu güneş kursları: Hattiler döneminde, dinsel ayinlerde kullanılmıştır. Zaten: Çorum ilimizin Alaca ilçesinde, Alacahöyük yöresinde, Hatti kral mezarlarında, mezar hediyesi olarak bulunmuştur. Bunlar, cenazenin mazara nakli sırasında, cenaze alayında, ucuna uzun bir sopa  takılarak kullanılmış ve üzerindeki hareketli parçalar, yürüyüş sırasında, çıkardıkları sesler ile, cenaze alayında mistik bir müzik oluşmasını sağlamış ve cenaze gömülürken, bu güneş kursu da cenaze ile birlikte gömülmüş ve yakın z aman önceki arkeolojik kazılarda bulunarak, müzede sergilenmeye başlamıştır. Bunları izlerken: yapıldıkları ve kullanıldıkları dönemi  düşünün, günümüzden binlerce yıl öncesinde, bu topraklarda yaşayan insanların, bunları yapabilecek düzeyde bir kültüre ve gelişime sahip olduklarını düşünün. O zaman bunlar daha çok anlam ifade ediyor.

Geziye devam ediyoruz. Bu bölümde, Hititlerden sonra, yine Anadoluda büyük bir uygarlık kurmuş olan, Friglerin günümüze ulaşan eserlerinin sergilendiği bölüm geliyor. Burada: özellikle, tam koridorun köşesindeki, sağ bölümde, bir çivi yazısı ile  tablet üzerine yazı yazan kişinin betimlendiği, maket var. Hemen solunda ise, Asurlular ve Hititlerden günümüze kalan, çivi yazılı tabletler var. Bunlar arasında, özellikle görmenizi istediğim: Anadoludaki iki kralın birbirlerine yazdıkları tablet, evlilik belgesi yazılı tablet ve özellikle, bir boşanma belgesi mahiyetindeki  tablet. Boşanma belgesi tabletinde: boşanma halinde, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduklarının yazılı olması, mutlaka ilginizi çekecektir. Günümüzden binlerce yıl öncesi, kadının bu topraklardaki önemi, rolu ve eşit haklara sahip olmasını düşünün.

Bu arada: koridorda, yine pano-vitrinler arasında, çağdaş sanat adına, garip bir şeyler yerleştirilmiş.  Müze idaresinin bu uygulamasını anlamakta zorluk çektim, çünkü koridorda ilerlemek imkansız hale gelmiş. Başınızı ne yöne dönseniz birşeyler görülüyor, ziyaretçinin kafası karışıyor.

Koridor köşesini döndüğümde, bu kez karşınıza: daha önceki ziyaretlerimde gördüğüm: Gordion kralı Midasın mezarı maketi vardı. Bunu göremedim, kaldırmışlar. Halbuki: ilginç olduğunu düşünüyordum. Niye kaldırdıklarını anlamak mümkün değil. Ayrıca, yine büyük bir taş Kybele heykeli vardı, o da yok. Sanırım, bu müzede, büyük bir değişim yaptılar ve bazı eserleri kaldırdılar ama yeni koyulan eser de göremedim. Yanlızca, koridorda panolar arasına yerleştirilen, değişik eserler var ki, bunlar sanırım çağdaş sanatlardan esintiler. Ama, kişisel fikrim, yakışmamış. Çünkü, çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği ve sergileneceği yerler de ayrıca var. Yani, burada bir yanınızda, üç beş yıl önce yapılmış bir eser, öte yanınızda, üç-beş yüz yıl önceden kalma bir kalıntı.

Devam ediyoruz. Hemen ortadaki ilk panolar: ahşap Frig dönemi eserlerine ait. Özellikle: ahşap masaların güzellikleri büyüleyici. Daha sonra: Urartu uygarlığı, yani Doğu Anadolu medeniyetleri eserleri var. Özellikle, sol yanda: bir at başını süsleyen, o dönemlere ait “at başı kuşamı” ilginç. Ayrıca, bir kalkan var. Devam ettiğinizde ise, bu güzelim müzede, kahve kokuları sizi karşılıyor. Hemen koridorun sonunda, kafeterya var ve buradan yayılan kahve kokuku muhteşem bir davet sunuyor. Ama, sanırım bu kahve kokusu da, pek hoş kaçmamış.

Evet: şimdi bu koridorda, biraz geri gelin ve hemen soldaki kapıdan girerek, orta bölüme geçin. Orta bölümde: taş eserler sergileniyor ve ayrıca: sinevizyon gösterileri düzenleniyor. Hoş ne zaman düzenlendiği meçhul, ben bu müzeye, 8-9 kere gittim ve hiçbirinde bu gösterilere rastlayamadım. Neyse, taş eserler ilginç elbette, çünkü, bulundukları yerlerden çıkarılıp buraya getirilmeleri çok mantıklı. Hattuşaş yani Hititlerin başkentindeki, aslanlı kapının her iyi yanındaki aslanlar burade sergileniyor. Ayrıca: Hitit askerleri, Hitit tanrıları, Hitit prensleri, muhteşem taş eserler var. Bunları: gezin, hatta ve hatta günümüzden binlerce yıl önce yapılmış bu eserlere bu kadar yakın olabilmek muhteşem bir duygu. Bu arada: hemen sağ yanda, üzerinde baykuş başları figürleri bulunan bölümün anlamını çözemedim, müze idaresi bunu umarım okur ve neden onları oraya konulduğunu izah eder. Yine, burada da, koridordaki tüm boşlukları doldurmak adı altında, askeri silahlar sergisi gibi bir etkinlik yapılmış ve koridordaki boşluklar, panolarla doldurulmuş. Panoların içinde ise, eski dönemlerde kullanılan silahlar sergileniyor. Bence, kalabalık yaratmış ve koridorun serbest ve rahat  dolaşımını engellemiş.

Bu orta bölümde: gezimiz bittikten  sonra, sanmayın ki, müze bitti. Aslında, müzenin en güzel bölümlerinden biri olan ve sikkelerin sergilendiği bölüm var. Ama, bu bölüm, müzenin zemin katı altında ve buraya iniş-çıkış için, üzerinde gözalıcı tabela bulunmayan merdivenlerle iniliyor. Ben daha önceki gezilerimden bildiğim için, hemen oraya yöneldim. Nerde? Müzeye ilk girdiğiniz koridorda, Hattiler dönemine ait güneş kurslarının bulunduğu bölümdeki koridorda, sol yanda, aşağıya inen merdivenleri bulun ve bu sikke koleksiyonu olan yeri mutlaka görün. Yoksa, çoğu ziyaretçi gibi, siz de burayı pas geçip, bu güzellikleri görmeyebilirsiniz.

Evet, sikke bölümünü gezmek için, orta bölümden çıkıp, buraya yöneldiğimde, merdivenlerin önünde, bir oturma kolduğu konulmuş. Neden, nedir, niçin? Bunları bilen yok. Hemen bir görevli bulup soruyorum, neden?Tek cevap, tadilatta. Hadiii, ne tadilatı, demek istiyorum, ama sonuçta görevlinin de elinden gelen bir şey olmadığı kesin, yönetimin kararı. Neyse, umarım bu tadilat uzun sürmez ve siz bu satırların okurları, müzeyi ziyarete gittiğinizde, bu bölümü gezebilirsiniz. Ben size bu bölüm hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Elbette: tadilat sonucu bu bilgilerde  değişiklik olabilir. Eski haliyle: burada merdivenlerden indiğinizde, hemen solda bronz bir heykel var. Kültürümüzün bahtsız heykellerinden olan bu kalıntı, çalınmış ve uzun uğraşlar sonucu, mahkeme kararı ile Amerikadan geri alınmış ve burada sergileniyor. Aşağıda, uzunca bir koridor var, gerek sağ ve gerekse sol bölüme doğru uzanıyor. Sağ bölüme uzanan koridordaki vitrinlerde, muhteşem sikke ve para koleksiyonu sergileniyor. Bunların hemen yanında ise, buluntular sonucu ortaya çıkarılan defineler sergileniyor. Bu koleksiyonun dünya üzerinde benzeri olduğuna sanmıyorum, mutlaka izleyin.

Koridorun karşı bölümünde, yani sol bölümde ise: Ankarada yapılan çeşitli kazılarda ortaya çıkarılan kalıntılar sergileniyor. Özellikle; Balgat semtindeki kazıda bulunanlar ve Ulus semtindeki antik Roma yolu kazılarında bulunanlar var.

Müze gezisi burada bitiyor. Başkaca: gezilip görülecek bir yer yok. Müzeye girişte kullandığınız ana kapıdan, müze dışına, yani bahçeye çıkılıyor. Bahçedeki banklarda yine kısa bir mola verebilir ve müzenin tuvaletlerini kullanabilirsinzi. Daha önceki bütün gelişlerimde, asla ve asla iyi olmayan müze tuvaletleri, şimdi, beş yıldızlı otel tuvaleti gibi yapılmış, muhteşem güzel ve temiz.

Sonuç olarak: diğer bir kısım müzede gördüğüm “Ziyaretçi Defteri” bu müzede niye yok? Ziyaretçilerin görüş ve önerileri, müze yönetimi için önemli değil mi? Lüften girişe bir ziyaretçi defteri koyalım ve ziyaretçilerin olumlu-olumsuz yorumlarını değerlendirelim. Amaç, burasının yani müzenin, en güzel şekilde yaşama girmesini, gelecek nesillere aktarılmasını ve özellikle genç nesil üzerinde müze bilincinin yaratılmasını sağlamak. Benim şahsi fikrim: müzede gezi güzergahını belirleyecek bir sistemin gündeme getirilmesi (yerlere ok işaretleri çizerek yapılabilir) ve son gezimde gördüğüm, çağdaş sanat simgeleyen o eserlerin yarattığı, panolar-vitrinler arasındaki kalabalık görüntüsünün ortadan kaldırılması. Zemin altındaki bölümün tadilatının aylar sürerek değil, en kısa zamanda bitirilerek ziyarete açılması.

Siz, değerli okurlar: müze hakkındaki yorumlarınızı ve düşünceleriniz buraya yorum olarak yazarsanız, okurlarla paylaşma imkanı olur. Hepinize iyi geziler.

 

 

xxxxxxxxxxxx

THE MUSEUM OF ANATOLİAN CİVİLİZATİONS:

The museum building was created by converting two Ottoman buildings located to the south-east of the Ankara Citadel in the Atpazarı Square. One of these buildings, which was a bazaar, was built between 1464-1471 by Mahmut Pasha, one of the principal viziers of Sultan Mehmet the Conqueror. The rectangular building was covered by ten domes and surrounded by 102 shops covered by arches. The second building, Kurşunlu Han, was built as a charitable foundation of the Üsküdar soupkitchen of Mehmet Pasha, another principal vizier of Sultan Mehmet. İt appears to be a typical Ottoman Han with a yard in the middle surrounded by porticos and a twow-storey room.

Under Atatürk’s initiative, the repairs were carried out to the museum in 1938 and it was reopened as the Ankara Archaeological Museum in 1968. The Museum of Anatolian Civilizations is now one of the most significant museums in the world with its unique collections and works exhibited in chronological at excavations at Karain, Çatalhöyük, Hacılar, Canhasan, Beycesultan, Alacahöyük, Karaz, Mahmatlar, Eskiyapar, Kültepe, Acemhöyük, Boğazköy, Gordion, Altıntepe, Adilcevaz and Patnoz, which belong to the Palaeolithic, Neolithic, Chalcolithic and Bronze Ages, Assyrian Trading Colonies, the Hittites, Phrygians and the Urartians. Displays also include artefacts belonging to the Hellenistic, Roman, Byzantine, Seljuk and Ottoman periods, as well as Hittite reliefs from the city portals at Alacahöyük, Malatya, Kargamış and Sakçagözü, which date from the Late Hittite Period.


Comments are closed.

Sorularınız veya önerileriniz için iletişim | Google Sitemap

Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan .yer sağlayıcı. olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz .uyar ve kaldır. prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, iletişim yolunu kullanarak bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.

| Alexa | XHTML | CSS | Gezi | Gezi | Google

Creative Commons