Ankara, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
- Salı, Ocak 13, 2009, 18:02
- 4.579 okunmuştur.
- Henüz Yorum Yok
Öncelikle, sitede mevcut yazılar içinde, Anadolu Medeniyetleri Müzesinin yazısını okuyan ziyaretçilerin sayısı giderek azaldı ve sıralamada bayağı gerilere düştü. Ama kesin olan şu ki, öğrenci konumundaki ziyaretçilerimizin, mutlaka okul yöneticilerini bu müzeyi gezme konusunda ikna etmeliler. Gerçekten: muhteşem bir müze, burada göreceğiniz eserleri, inanın başka bir yerde; göremessiniz.
Evet; yaklaşık 2 aylık bir süreç geçti aradan ve yeniden, bu ulusal gururumuz olan Müzeye gittim ve izlenimlerimi sizinle yeniden paylaşıyorum. Ayrıca yeni resimler çektim. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesine ait, tarihi eserlerin, en yeni, en güzel resimleri-fotoğrafları burada bulabilirsiniz. Eserlerin bulunduğu yerler çok geniş bir yelpazede. Eserler; bulundukları yerlerden ziyade, ait oldukları uygarlıklara göre sergileniyor.
ULAŞIM:
Ulus’a geldiğinizde, Atatürk heykel blokunun hemen sağından ilerlediğinizde, bir süre sonra bir rampa ve Ankara Kalesinin surlarına varacaksınız, sağa dönün, yolu takiben ilerleyin, bir süre sonra, Ankara Kalesine varmadan önce, 150 m. sağda, Anadolu Medeniyetleri Müzesi.
Evet, buraya ulaşmak için, kahverengi levhaları izlemeniz gerekiyor. Yönünüzü Ankara kalesine çevirdiğinizde, ulaşabilirsiniz. Müzeye varmadan önce, hemen sağda, yol üzerinde Belediyenin Müze Otoparkı var. Aracınızı buraya park edip, muhtemelen 50 basamak civarında merdivenden çıkarak, müzeye ulaşmanız mümkün. Burayı geçerseniz, yukarıda daha uygun park yeri bulma şansınız yok. Burası ücretli (3.5 TL.) ama uygun bir park yeri. Aracınız ile giderseniz veya toplu olarak büyük bir araç ile gittiğinizde burası uygun bir park alanı.
Buraya toplu taşım olanağı yok. Yani; ya kendi aracınız ile gideceksiniz, ya da taksi veya yürüyerek çıkmanız gerek. Ama, yürüdüğünüzde, inanın bayağı zor olucak, iyi bir rampa var. Kendi aracınız ile gittiğinizde ise, en zor yanı; buranın yollarının çok dar olması, karşıdan bir araba gelip gelmediğini sürekli kontrol edin. Ayrıca; Ankara Kalesine çıkma düşünceniz varsa, Belediye otoparkına aracınızı bırakın, müzeyi gezdikten sonra, kaleye yüreyerek devam edin. Ankara kalesi hakkında, ayrıntılı bilgiyi ve gezi planını, yine bu sitede bulabilirsiniz. Burada; Ankara kalesine girmek istemiyorum.
Ayrıca; Ulus’da Atatürk Anıtının hemen solundan, Ankara kalesinden ilerlerken, buralarda herhangi bir trafik kuralı olmadığını, şey yanlış söyledim, var ama uyulmadığını, kafasına uygun olarak, araç yollarına atlayan insanları ve trafik ışıklarına kesinlikle bakmayan araçları göreceksiniz ve şaşıracaksınız, trafikteki bu kuralsızlığı kural haline getiren de bizim insanımız, bu yüzden şaşırmayın. Ama şu da var, bunlar sanırım belli bir eğitim düzeyi gerektiren konular, bu konularda insanlarımızı yeteri kadar eğitmemiş isek, şaşırmamamız gerekiyor, biraz önce dediğim gibi bu kuralsızlıklar abidesi insanlarda bizim insanımız.
ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ:
Evet, merdivenlerden çıktıktan sonra; müze binasını görüyorsunuz. Kapıya yaklaşınca, bilet gişesi, evet, evet burası müze olmalı. Kapıdan girince, bilet gişesi. Kültür Bakanlığının son yıllardaki en büyük hizmeti. Müze kart alıcam, 20 TL. hazırlıyorum ve görevliye uzatıyorum, herhangi resimli bir kimlik belgenizi istiyor, Hayret, kimlik belgesi niye derken, yaklaşık 10 dakika bekledikten sonra, görevli, kimlik belgemdeki fotoğrafın üzerine yansıtıldığı bir kart elime veriyor. İşte, Müze Kart bu. Muhteşem bir olay, teşekkürler, düşünene, yapana, düzenleyene, uygulayana.
Evet, müze kartımı aldım, kapıda okutuyorum ve bahçeye giriyorum. Evet, bahçe fazla geniş değil, birkaç parça heykel var, ama pek ilgi çekici değil, solunuzda büyük bir heykel, uzaktan belki ilginizi çekecek ve yanına gideceksiniz, ben yolumu değiştirmedim, binaya girmeyi tercih ettim. Güzel bir havada; bahçedeki bankların üzerinde oturan, dinlenen insanlar görmek mümkün.
BİNANIN TARİHÇESİ:
Ankara Kalesi bölgesinde, At Pazarı olarak bilinen bu semtte, iki Osmanlı yapısından oluşturulmuş müze. Bu yapılar: Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han.
Atatürk, 1921 tarihinde bir Eti Müzesi kurulmasını ister. Zamanın Kültür Müdürü Hamit Zübeyir Koşay tarafından, konu, Milli Eğitim Bakanlığına iletilir ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, bu iki bina satın alınarak kamulaştırılır. 1938-1968 yılları arasında, onarım çalışmaları sürdürülür ve 1972 yılında müze olarak hizmete açılır.
ÖDÜLLÜ MÜZE:
1997 yılında, Avrupa’da; ” Yılın Müzesi ” seçilmiştir. Girdiğinizde hemen karşınızda, bu konu ile ilgili bir vitrin var. Merak ettiğim bir şey var, bu müzemiz 1997 yılında, yılın müzesi seçilmiş, peki daha sonraki yıllarda, bizim diğer birçok müzemizden hiçbiri bu ödüle layık görüldü mü, görülmedi mi? Görülmedi ise, bu yarışmanın ciddiyetinden şüphe ederim, görüldü ise, niye halkın haberi yok?
MÜZEDE NELER VAR:
Müze binasına girdiğinizde; önceki gezilerden farklı olarak, bir kalabalık görmek beni şahsen sevindirdi. Bir özel okulumuzun öğrencileri vardı, bunlar sanırım lise düzeyinde. Bir de, fakülte düzeyinde bir kısım öğrenci gördüm. Bu ilgi çok hoş. İnsanlarınımız, özellikle gençlerin tarihi geçmişimize sahip çıkması çok güzel. Bunun yanında; müze içinde, bir de seyyar rehberler vardı. Bunları daha önce görmemiştim. Sanırım; yeni bir uygulama. İsteyene, ücreti karşılığı müze hakkında bilgi verip, rehberlik yapıyorlar. Sonuçta; bunun zorunluluğu yok elbette, ama bizim şu anda burda yaptığımız gibi; insanların gezdikleri yerleri bilinçli ve bilerek gezmesi kadar güzel bir şey yok ki. Yanınıza, bu yazının bir çıktısını alırsanız, elbette rehbere gereksinim duymadan, bu müzeyi keyf alarak gezebilirsiniz, yoksa rehbere danışmalısınız veya boş gözlerle müzeyi gezmekten başka şansınız yok.
Evet, müze gezimize başlayalım. Müzede; Anadolu’dan toplanmış: paleolitik, neolitik dönemlere ait ve ayrıca Hitit, Frigya, Urartı ve Roma Uygarlıklarına ait eserler ve koleksiyonlar var.Bu uygarlıklara ait eserler ve kalıntılar; tarihi süreçte yaşadıkları döneme göre bir sıralanarak vitrinlerde sergileniyorlar.
Paleolitik çağ denince, çoğunluk bilmiyor olabilir, günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce başlayan ve 10 bin yıl önce biten bir zaman dilimi. Yani; bayağı uzun ve eski bir dönem. İlk insan atalarımızın ortaya çıkışı, ilk aletlerin üretimi, insanlaşma sürecini temsil eden bir dönem. Anadolu’da bu döneme ait çeşitli kalıntıların bulunduğu yerlerin başında Karain Mağarası gelir. Antalya’nın 30 km. kuzeybatısında. Burada, sözü edilen döneme ait, çok sayıda yontma taş ve kemik alet bulunmuş ve burada sergilenmekte. Ayrıca, duvar resimleri var. Hemen sağdan ilerlediğinizde göreceksiniz.Özellikle, müzeye girişte hemen sağda, o dönemlere ait bir yerleşim yerinin simgesel yapılı şekli. Güzel bir görünüm katmış, o günlerin yaşanan ortamı, özellikle de, kendi atalarının/aile büyüklerinin ölülerinin, yaşadıkları yerlerde muhafaza ediliyor olması çok ilginç. Ayrıca, yaşadıkları bu evlere, merdivenlerden yararlanarak iniyorlar, yani evler, zemin altında, evlerin dekorunda kullanılan boğa başları heykelleri, görülmeye değer güzel bir ortam yaratılmış.
Evet, bu bölgede, bunlar dışında ilginize çekebilecek olanlar; duvar resimleri, kemik kalıntıları, kullanılan alet örnekleri.
Bu arada; müze binasına girdiniz, kendi kendinize söyleyin bakalım, önce sağdan mı, yoksa soldan mı gitsem, yoksa doğru mu ilerlesem. Evet, üç yönde ilerleme şansınız var. Ama herhangi bir gezi güzergahı belirlenmemiş. Ya şansınıza bir yöne gideceksiniz, ya da oradaki görevlilere soracaksınız. Sorun. Ama niye, sormak zorundamıyım, demeyin. Müze Müdürlüğü, Anıtkabir’ de yapılan Çanakkale Savaşları müzesindeki gibi, yerlere bir ilerleme istikameti gösterir herhangi bir işaret veya düzen kuramazmı? Yoksa, nereye gideceğinize ya siz karar vereceksiniz ve maalesef bazı objeleri görmeden atlayacaksınız veya bir görevliye nereden başlıyayım diye soracaksınız. Tabii, denecek ki; bu müze, bu haliyle ödül aldı. Ödül almak elbette gurur verici, ama sanırım değerlendirme komisyonundaki görevliler, bizim gibi kendi başlarına müzeyi gezmediler. Dolayısı ile, ben müzeyi gezerken, yanlızım ve rehbere ihtiyacım olmadan bu müzeyi gezebilmeliyim. Zaten, büyük olasılıkla, o ödül, müzenin düzeninden ziyade, müzede sergilenen eserlerin ve koleksiyonların muhteşemliğine verilmiş olmalı. Çünkü; Avrupa’da bu tür muhteşem eserlerin sergilendiği çok müze yok. Özellikle, Amerika’da, Chicago kentinde, gidenler bilirler, Uzay Müzesi var. Müzede, yanlızca birçok fotoğraf var ve ayrıca, bir sinevizyon gösterisi yapıyorlar. Yani, Amerika’raki uzay müzesi olarak açılan müzede, inanın, beş/altı parça orjinal eser var, bunun dışında hepsi fotoğraf.
Evet, bu üstteki satırları yazmanın üzerinden 2 aydan fazla geçti. Hiç bir değişiklik yok. Müze idaresi, yanlızca gelen bürokratlara bizzat eşlik edip, bilgi veriyor. Yoksa; normal müze gezmek için gelen vatandaş veya turist, nasılsa yolunu bulur. Veya, bulsun, bulmasın ne önemi var? Bürokratlar gelince, nasılsa bizzat müdür tarafından müze gezdirilmekte. Neyse; siz sağ yandan gezmeye başlayın, çünkü ilk tarih öncesi dönemlere ait eserler orda. Mümkün olduğunca, sağ yandan giderek ilerleyin, belli bir istikamette değil, geride bıraktığınız bölgedeki tüm eserleri görerek, yani sağ bölümde duvardaki vitrinler, orta bölümdeki vitrinler ve sol duvardaki vitrinleri görerek ilerlemeye gayret edin.
Burada; hemen karşınıza, tam ortadaki vitrinde, Anadolu kültüründe önemli bir yeri olan, ana tanrıça Kybele’nin muhteşem bir heykelini göreceksiniz. Çeşitli vicut ölçülerinin aşırı gösterildiği bu heykeli inceleyin, insanlar bu heykele yüzyıllar boyunca Anadolu’da tapınmış, ondan medet ummuş, onun yüceliğine inanmış. Yontunun vicut ölçülerinin abartılı olması dikkatinizi çekecek, bunun nedeni, bolluk ve bereket simgelemesi.
Evet, devam ediyoruz; kısa süre sonra, Hitit Uygarlığı dönemine ait eserlerin bulunduğu yere geleceksiniz. Burada: güneş kursları, Hititlilerce kutsal sayılan geyik heykellerini izleyin, hitit seramik ustalarının binlerce yıl önce yaptıkları seramikleri izleyin, gerçekten muhteşem, hatta muhteşem ötesi. Güneş kursları;bunlar dini törenlerde ve cenaze törenlerinde taşınan, önemli kişilerin mezarlarına bırakılan dinsel objeler. Hititliler; geyit, boğa gibi hayvanlara taparlarmış. Binlerce yıl önce, onların düşüncesi, tenkit etmekten öte, saygı duymak gerek. Düşünün lütfen, bugünden, 2000 yıl sonra, nasıl bir dünya olucak. İnsanlar, 2000 yıl sonra, neye tapacaklar, neye inanacaklar. Biliyormuyuz? Hayır.
Evet, bu koridorda devam ederken, bir merdiven göreceksiniz, sol yanda, aşağı doğru inen. Üstünde belli bir yazı veya tabela olmadığından ilgimi çekmedi ve geçtim devam ettim.
Bu arada, müze binasına girerken bir resim sizi karşılıyor. Üzerinde kırmızı şerit ile çarpı işareti olan bir fotoğraf makinası resmi. Anlamak mümkün değil. Görevliye sordum:” fotoğraf makinası mı yasak ” Görevli ” hayır, flash yasak” deyince, oh dedim içimden, çünkü bu güzellikleri resmetmek gerek. Buraya kadar gelip resim çekememek, kötü bir süpriz olurdu. İtalya’da Vatikan Müzesinde, muhteşem yağlıboya tablolar var ve flash yasak değil. Bu müzemizde, binlerce yıldır güzelliklerini bozmadan günümüze gelen objelerin çoğu mermer/granit. Bunlar, flash’dan etkilenir mi bilmiyorum, ama Vatikan Müzesindeki yağlı boya tablolar etkilenmiyorsa, bunların da etkilenmemesi gerektiğini düşünüyorum, yani işgüzarlık mı, gerçekten flash kullanmamak gereklimi, anlamadım neyse gezmeye devam edelim, bunları söyleyince eminim ki, bazıları Mısır Kahire Müzesini örnek gösterecek, orda fotoğraf makinası bile yasak, malüm. Bizim bu değerlerimize hep birlikte sahip çıkmamız gerek, lütfen flahs kullanmayalım ve bu eserleri gelecek nesillere sağlam bir şekilde aktaralım.
Evet, geziye devam. Koridorda, Hitit Uygarlığının muhteşemliğini geziyorum, sonra Frigya uygarlığı başlıyor. Düşünün lütfen, Avrupanın derinliklerinden, Trakya üzerinden gelip, Anadolu’ya geçen ve Ankara-Polatlı-Sivrihisar-Eskişehir istikametindeki bölgeye yerleşen, denizci bir kavim, burada büyük bir uygarlık kuruyorlar. Özellikle; bu bölümde, Gordion antik kentinde çıkarılan; ahşap masa, mobilya gibi malzemelerin parçaları orjinal. Ayrıca: vazolar, seramikler var.
Anadolu insanın binlerce yıl önce yazıyı kullandığına şahit olun. Kil tabletlere bakın. Özellikle, bu tabletler içinde: bir kadın ve erkeğin boşanma belgesini mutlaka görün. Günümüzden binlerce yıl önce, boşandıklarında, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğunu ve bunun kil tablet üzerine yazılarak taraflara verildiğini, bir raslantı bu tabletin günümüze kadar gelmiş olduğunu, ibretle görün.
Koridorun köşesinde ise; antik çağın en büyük tanrıçası, ana tanrıça Kybele’nin büyük boyutlu mermer heykeli var. İnsanlar, yüzyıllar boyunca, bu heykele tapınmışlar. Bu heykelin önünde fotoğraf çektirmek ilginç olabilir.
Devam ediyoruz. Sağ yanınızda, koridor köşesinde, Gordion kentinde, (hani Ankara’dan Eskişehir-Antalya istikametinde giderken, Polatlı’yı geçince sağınızda bir levha göreceksiniz, Gordion.Yani Frigya Uygarlığının başkentinde bulunan, Kral Midasın mezarı, simgesel olarak, aynen burada yapılmış. Muhteşem, mutlaka görün. Özellikle, mezarın üst ve yanlarındaki ağaç kütükleri de gösterilmiş ki, o ağaç kütükleri simgesel. Orjinal mezarda günümüzde hala görülebilen ağaç kütükleri, çok çok daha büyük. Hatta, ben orayı gördüğümde bu kalınlıkta ağaç kütüklerini nasıl bulmuşlar, demek ki zamanında bu bölgede muhteşem ormanlar varmış diye düşünmüştüm. Burada; simgesel mezarda; ön tarafta bir kafatası göreceksiniz. Bu kafatası, kral Midas’a ait. Ama; yakından incelediğinizde, iki özellik dikkatinizi çekecek. Birincisi; kafatası geriye ve yukarı doğru uzuyor. Bu konuda ayrıntılı bilgiyi; yine bu sitede, Polatlı-Gordion yazısında bulabilirsiniz. Ayrıca; bu kafatasının çok hırpalandığını göreceksiniz. Çünkü: üzerinde çeşitli araştırmalar yapmışlar. Örneğin; Kral Midas’ın, Gordion şehrinin düşman tarafından ele geçirilmesi üzerine, zehir içerek intihar ettiği söylenirken, bu kafatasında yapılan araştırma sonucu, kafatasının üzerinde bir kırıt ve kan pıhtısı emareleri bulunmuş, yani öldürülmüş olduğu kanısına varılmış. Burada benim dikkatimi çeken, kral Midas’ın kafatası yanında, diğer kemikleri yok, neredeler?
Devam ediyoruz, Urartu uygarlığına ait eserlerin bulunduğu vitrinler var. Burada; özellikle: sol yandaki at kullanım kalıntıları orjinal. koridor bitiyor, sağınızda bir stand, hediyelik eşyalar satış yeri, karşınızda bir cafe sanırım, doğru ileride ise çıkış kapısı. Koridor bitti, sanıyorsunuz ki, müze bitti, çünkü karşınızda çıkış kapısı var. Yanıldınız işte.
Hayır, biraz meraklı bir tip iseniz ki, burada öyle olmanız şart, çevrenize iyice bakın. Birden koridor çıkışında, solda bir kapı daha göreceksiniz, oraya girin, büyücek bir salon. Oraya girin. Girmesseniz müzenin yarısını kaçırmış olursunuz. Evet, oraya da girin ve kaya zeminlere oyulmuş muhteşem objeleri mutlaka görün. Bunlara dokunun, yapıldıkları devirlerdeki ihtişamı hissedin, bunları yaratan sanatçıların sanatını hissedin. Karşılarına oturun, uzaktan izleyin, yapıldıkları dönemde, bunları uzaktan izleyen, yörenin, dönemin insanı gibi, bunları yaşayın. Evet, burada, bir sürü sandalye vardı, sanırım ara sıra burada sinevizyon gösterisi yapıyorlar, ama ne zaman? Denk gelmek için ne zaman gitmek gerek? İlla ki turla mı gitmeli?
Evet, bu salonu da gezin ve muhteşemlikleri görün. Dışarı çıkın artık. Yoooo, sakın çıkmayın. Esas güzellikleri görmediniz daha. Öyle ya, müze denince insanın aklına, eski zamanlardan kalan paralar, sikkeler gelir, demi? Şu ana kadar hiç para görmediniz. Nerde, bu paralar/sikkeler. Düşünün, ya, ben ilk koridorda gezerken aşağıya inen merdiven vardı, orası neydi acaba. Doğru dürüst bir yazı/tabelası yoktu, oranın ne olduğu hakkında. Oraya yönelin, gidin bir bakın, orada ne var. Bakıyorsunuz, merdiven başında, üstte küçük bir levha, ” Anadoluda diğer uygarlıklar ” yazılı. Ama tabela, biraz gölgede kalmış, bilmem, ben şansımı denemek istiyorum, aşağıya inicem, evet, evet, sizde inin, aşağıda harikalar var.
Merdivenlerden inin, hemen solunuzda bronz ve büyük boyutlu bir heykel, kültürümüzün bahtsız heykellerinden biri daha, çalınmış, mahkeme mahkeme dolaşmış ve sonra geri alınmış, inanamadım, nasıl geri vermişler, olamaz diye hayıflandım. Kesin, ülkemizde bu işe gönül vermiş bir veya birkaç kişi, bunun geri alınması için muhteşem bir mücadele vermişlerdir. Yoksa, kesin geri alınamazdı. Onun yanında, yine mermer harika bir heykel, domuz avı sahnesi. Evet, sağınızda koridoru takip edin, vitrinleri inceleyerek ve geri dönün, sol yanda, işte karşınızda, muhteşem bir koleksiyon, eşsiz bir eski dönemlere ait para koleksiyonu. Kesinlikle, dünyada bu tür bir para koleksiyonu yoktur. Çok güzel dizayn edilmiş, vitrin içinde. İnceleyin, bu arada çeşitli yerlerde bulunmuş defineler sergilenmiş, bunları nasıl bulup buraya getirdiler, şaşıyorum.
Koridorda devam ettiğinizde, Ankara’daki çeşitli kazı bölgeleri ve kazılarda elde edilen objeler sergilenmekte, özellikle, ulus kazısında yani yine bu sitede yazdığım gibi, hani Ulus’da antik yol ve kaleye çıkarken solda kalan roma tiyatrosu ve balgat inşaat harfiyatında bulunan mezar odaları, simgesel olarak buraya yapılmış, üç boyutlu ve gerçek haliyle görmek mümkün, güzel düşünülmüş, bravo. 2 ay önce bravo yazmıştım, şimdi geri alıyorum, çünkü şu an bu mezar odalarının önünde bir paravan görüyorsunuz. Yani; kapalı, yeni düzenleme yapılıyormuş, neyse, bekleyelim ve görelim, ama bu düzenlemeler lütfen zaman almasın.
Evet, bu koridorda bitince merdivenlerden yukarı çıkın ve acaba başka bir yer varmı diye düşünmeyin, müze bitti, hadi çıkış kapısına. Çıkmadan önce, tuvalet kullanmak isterseniz, bahçede. Girince biraz şaşırtıcı bir görüntü var, klozetlerin bulunduğu yeri, bir şerit çekerek, tamamen kapatmışlar. Lütfen ilgililer şu satırları okusa, aradan 2 ay geçti, o kırmızı beyazlı plastik şerit hala orda idi. Birazcık ilgi lütfen. İnsanlar bu müzeye, iki ayda bir gitmedikleri için, sanıyorlar ki, o şerit geçici olarak oraya çekilmiş, hayır, iki aydır orada ve gittiğinizde bakın, belkide baylar, o şeridi yani arızalı kullanmayın şeridini hala orda görebilecekler.
Bunlardan biri veya birkaçı arızalı olur diye düşünürken, hepsini şerit çekip kapatmışlar. Yapmayın, kısa sürede tamir ettirin, çünkü diğer ülkelerde bu tür görüntüler yok. Hoş, tuvalet ihtiyacının karşılanmasında sorun yok ama, görüntü hoş değil.
Evet, gezimiz bitti, çıktık. Geriye dönüp baktığımda; iki aylık fasılada, müzede yapılan hiçbir yenilik, değişiklik yok. Zaten, müzede ne yapılabilir diye düşünmek mümkün. Yinede; bizler ve sizler, bu ulusal gurur abidemiz müzenin en güzel olması için; güzellikleri alkışlamak, çirkinlikleri ve eksikleri ise tenkit etmek durumundayız. Çünkü; görevliler gelip geçici, ama bu müze daha orada yüzyıllarca kalacak. Sorun varsa, çözülmeli. Çıkışta, yazının başında belirttiğim gibi; bahçedeki banklara oturun, güzel havanın, güneşin tadını çıkarırken, bu muhteşem müzeye, bu müzeyi oluşturan eserleri yaratan kültürlerin yoğrulduğu Anadolu’ya sahip olmaktan gurur duyalım. Okullardaki öğrencileri bu müzeye mutlaka götürelim, o büyük medeniyetlerin binlerce yıl önce yarattıkları objeleri görüp, geçmişiyle gurur duyan bir nesil yaratalım.
THE MUSEUM OF ANATOLİAN CİVİLİZATİONS:
The museum building was created by converting two Ottoman buildings located to the south-east of the Ankara Citadel in the Atpazarı Square. One of these buildings, which was a bazaar, was built between 1464-1471 by Mahmut Pasha, one of the principal viziers of Sultan Mehmet the Conqueror. The rectangular building was covered by ten domes and surrounded by 102 shops covered by arches. The second building, Kurşunlu Han, was built as a charitable foundation of the Üsküdar soupkitchen of Mehmet Pasha, another principal vizier of Sultan Mehmet. İt appears to be a typical Ottoman Han with a yard in the middle surrounded by porticos and a twow-storey room.
Under Atatürk’s initiative, the repairs were carried out to the museum in 1938 and it was reopened as the Ankara Archaeological Museum in 1968. The Museum of Anatolian Civilizations is now one of the most significant museums in the world with its unique collections and works exhibited in chronological at excavations at Karain, Çatalhöyük, Hacılar, Canhasan, Beycesultan, Alacahöyük, Karaz, Mahmatlar, Eskiyapar, Kültepe, Acemhöyük, Boğazköy, Gordion, Altıntepe, Adilcevaz and Patnoz, which belong to the Palaeolithic, Neolithic, Chalcolithic and Bronze Ages, Assyrian Trading Colonies, the Hittites, Phrygians and the Urartians. Displays also include artefacts belonging to the Hellenistic, Roman, Byzantine, Seljuk and Ottoman periods, as well as Hittite reliefs from the city portals at Alacahöyük, Malatya, Kargamış and Sakçagözü, which date from the Late Hittite Period.












































