Amasya, ülkemizin şirin şehirlerinden birisi. Buraya defalarca gittim. Özellikle: Yeşilırmak bu şehrin, en büyük güzelliği. Ayrıca: tepenin yamaçlarında, çok uzaklardan bile görülebilen mağalar yani kral mezarları, şehir içindeki güzel müze ve müzenin bahçesindeki mumyalar. Güzel bir Amasya gezisi için, aşağıdaki satırlar, sizleri mutlaka en güzel şekilde yönlendirecektir. Amasya’ya gitmeyi düşünenler için, buyrun Amasya gezisi.
ULAŞIM:
Ankara-Amasya 335 km. Ankara’dan çıkışta. Kırıkkale-Sungurlu-Çorum, Amasya. Evet, Amasya’nın öbür ucunda ise, Samsun var. Amasya-Samsun 131 km. Ankara’dan çıkışta, muhtemelen 4-4.5 saat sonra Amasya’ya ulaşabiliyorsunuz.
TARİHİ SÜREÇ;
Amasya’da tarihi süreç içinde, birçok uygarlığın egemenlik izleri görülür. Şöyle ki, bölgenin 7 bin yıllık tarihi söz konusudur. Özellikle; antik çağların meşhur coğrafya yazarı Strabon’un MÖ.1 nci yüzyılda, burada yaşamış olması, buranın tarihi geçmişinin ayrıntılı olarak günümüze ulaşmasını sağlamış. Ben, burada ayrıntılı tarihi geçmişi irdelemek istemiyorum. Çünkü; amaç, tarih dersi vermek değil. Gezilecek, görülecek yerleri anlatmak. Başlangıçta, isterseniz, şehrin isminin nereden geldiğine kısaca bakalım.
Bölgede çok etkin olan Mitridates krallığı döneminde, MS.2 nci yüzyılda, şehirde basılan sikkelerde: “Amasseia” ismi görülmekte. Strabon’a göre: Amazonların kraliçesinin ismi; Amasis. Demek ki, buralarda yaşadılar ve bu şehre de kraliçenin ismine atfen, “Amesia” ismi verilmiş olsa gerek.Neyse, şehrin ismine ait anlatılanlar bunlar.
Evet, tarihi süreçte: Hititler, Frigyalılar, Kimmerler, İskitler, Persler, Madedonyalılar (Büyük İskender)ın izleri ve etkileri görülür. Büyük İskender’in ölümünden sonra, bölgede Mitridates krallığı kurulur ve Amasya başkent olur. Özellikle; o dönemde, şehir bir kültür merkezi haline gelir. Sonraki dönemlerde, Roma, Bizans ve 1071 Malazgirt Savaşından sonra ise, Türk’lerin etkileri görülür. Burada; Danışmentoğlulları Beyliği kurulur. Bunların egemenlikleri yaklaşık 100 yıl sürer. 1175 yılında ise, şehir, Selçukluların egemenliğine girer. 1243 yılında Moğollar, 1393 yılında Osmanlılar bölgeye gelirler. Osmanlı döneminde: Amasya, şehzadelerin görev yaptığı bir sancak olarak ünlenir. 1603 yılında celali isyanlarında, şehir, yakılıp-yıkılır, yağma edilir. 1559 yılında, burada görev yapan Şehzade Beyazıt’ın İran’a firar etmesi nedeniyle, takip edilen dönemlerde hiçbir şehzade, burada bir daha görevlendirilmez.
GENEL:
Yeşilırmak, yüksek bir ovanın ortasında akan bir nehir. Nehir boyunca uzanan tarihi evlerin suya yansıyan görüntüleri muhteşem. Evet, Amasya, yeşilırmak’ın iki yakasına kurulmuş. Yeşilırmak’ın kuzey kıyısındaki kale kalıntıları, kral mezarları ve yeşilırmak arasındaki yerleşim alanı; dar. Bu yüzden, yerleşim ince bir şerit halinde uzanıyor. Şehrin asıl yerleşim ve gelişimi alanı ise, yeşilırmak’ın güney kısmında. Evet, nehir tam ortadan şehri ikiye gölüyor. Dolayısı ile, bol miktarda köprü var. Tam 7 tane. Şehrin güzellik ve özelliklerini, aşağıda ayrıntılı olarak veriyorum.
AMASYA ELMASI:
Amasya denilince, her yerde, ilk akla gelen, sanırım Amasya elmasıdır. Burada, Amasya’nın ismi ile bütünleşen misket elması yetiştiriliyor. Bu elma, özelliğini Amasya’nın coğrafi konumundan alır. Amasya elmasının bir yüzü kırmızı, diğer yüzü ise sarımtırak yeşil renge kaçar. İnce kabuklu ve hoş kokuludur. Sert ve dayanıklıdır. Uzun süre saklanmaya elverişlidir. Amasya’dan ne alınır derseniz, buranın en meşhur ürünü, evet Amasya elması veya belki seversiniz, kurutulmuş bamya da tercih edebilirsiniz.
FERHAT İLE ŞİRİN EFSANESİ:
Amasya denilince, akla gelen diğer özellik; Ferhat ile Şirin’in aşkını anlatan efsanedir. Şöyleki :Ferhat nakkaşlık yapar yani yapıları süsler. Güzeller güzeli Şirin ise, Amasya sultanının kızı. Ferhat, Şirin’e aşık olur. Ancak; Şirin’le evlenmek istediğinde, Amasya sultanı, böyle bir evliliğin olmaması için, Ferhat’a yapamayacağını tahmin ettiği bir şart koşar. Der ki; “Amasya’ya su getirirsen, evlenmenize izin veririm.”
Ama, su çok uzaklarda. Şahinkaya’sı denilen mevkide. Yani, bu imkansız gibi bir istek. Ama, Ferhat yılmaz, çıkar dağlara, elinde künk ile. Günler, aylarca; taşları, kayaları, dağları kırar, yol yapar, su için. Zaman geçtikçe; şehirde suyun sesi işitilmeye başlanır. Ancak, sultan, Ferhat’ın başarısını önlemek için, bu kez, onun yanına, bir cadı gönderir. Cadı, Ferhat’a derki :” Şirin öldü, sen ne uğraşırsın?” Bunu duyan Ferhat, kahrolur ve kendini öldürür. Ölürken, “Şirin” diye haykırışı, kayalarda yankılanır. Bunu duyan Şirin, kayalara gelir. Ferhat’ın öldüğünü görünce, o da kayalardan atlar ve ölür. Su şehre gelmiştir. Coşku ile akar, ama bu iki genç birbirine kavuşamazlar. İkisi de yan yana gömülür. Her mevsim mezarlarının üzerinde, birer gül biter. Ancak, iki mezar arasında da, bir kara çalı çıkar. İki sevgiliyi, iki gülü birbirinde ayırmak için. Elbette, belki kafanızda şölle bir soru gelişecek. Bu mezarlar, bugün nerde? Evet, mezarlar yine Amasya’da. Ferhat dağının zirvesinde imiş. Elbette, bu mezarların sembolik olduğunu düşünmemek elde değil.
YEŞİLIRMAK;
Amasya denilince, Yeşilırmak da gözler önüne gelir. Yeşilırmak, Sivas’ın Köse dağından doğuyor ve Amasya’nın içinden geçerek Çarşamba’da Karadeniz’e dökülüyor. Toplam uzunluğu; 256 km. Amasya ovasından çıktıktan sonra, Ferhat boğazını geçiyor ve sonra bir vadiye girerek, şehre kadar ilerliyor. Şehrin ortasından akıyor. Nehrin batısı eski şehir. Kirlilik etkin. Sık sık, toplu balık ölümleri olmakta imiş.
AMASYA KALESİ;
Ramazan ayında, iftar saatlerine yakın, üstlerinde orjinal kırmızı renkli kıyafetleriyle, Belediye bando takımının, bu kalede, marşlar çaldığı hakkında, televizyonlarda haber çıkmıştı, belki hatırlarsınız. Evet, şehre hakim bu kale, şehrin kuzeyinde. 3 bölüme ayrılıyor. Bunlar; içeri şehir (Hatuniye Mahallesi), Kızlar Sarayı ve Yukarı kale (Haşema)
İÇ ŞEHİR (HATUNİYE MAHALLESİ):
Yeşilırmak nehri boyunca, İstasyon Köprüsü ile Hükümet Köprüsü arasında kalan, yaklaşık 800 m.lik bir alanda Hatuniye Mahallesi kurulu. Bu mahalle de, Yeşilırmak kuzeyinde yükselen antik sur duvarı üzerinde, Osmanlı dönemine ait Amasya evleri, hamam ve cami var. Aşağı kale olarak adlandırılan bu bölüme: İstasyon köprüsü, Mağdenus köprüsü (Beyazıt Camii karşısındaki) ve Hükümet köprüsünden girmek mümkün. Kızlar sarayı ise, demiryolu ile, Hatuniye mahallesinden ayrılmış.
KIZLAR SARAYI:
İç kalenin üzerinde bulunan mağaranın altında. Kalenin güney eteğinde. Osmanlılar zamanında yapılmış. Sinop mutasarrıfı İsfendiyar Beyin torunu Doğrak Hatun, Amasya’ya geldiği zaman, Selçuklu sarayında kalamamış ve onun üzerine bu saray yaptırılmış. Bu saray yapıldıktan sonra ise, İsfendiyar Beyleri, Amasya’yı bir üs olarak kullanmaya başlamış ve bu sarayda ikamet etmişler. Burada, takip eden dönemlerde ise, 150 yıldan uzun süre, Osmanlı şehzadeleri ve bunların aileleri kalmış. Yani; burası, 1852 yılına kadar aktif olarak kullanılmış. Bu tarihten sonra ise, Amasya ayanına terkedilmiş. Daha sonra ise, kendi haline bırakılmış. Bugün, tamamen harap olmuş durumda.
YUKARI KALE (HARŞENA):
Yeşilırmak’ın kuzeyinde, Harşena dağı üzerindeki dik kayaların üzerine inşa edilmiş. Yeşilırmak’tan 300 m. yüksekte. Enderun kalesi olarak da biliniyor. Bu iç kaleyi, Pontus kralı Mitritates’in, MÖ.250 yılı dolaylarında yaptırdığı sanılıyor. Kalenin içi kesme taş, surları ise moloz taştan yapılmış. Önemli tepe noktaları ise, kesme taşlardan yapılmış. Sur duvarlarının çoğu, bugün ayakta. Kalenin; 4 kapısı var. Bunlar: Belkıs, Saray, Maydonos ve Meydan kapıları. Kalenin içinde; sarnıçlar, su depoları, burç ve cami kalıntıları var. 1146 yılında, Selçuklu sultanı I.Mesud, Amasya’yı kendine merkez yapmış. İç kaleye ise; cami, medrese, hamam yaptırmış. Ölünceye kadar da burada oturmuş. Kale ile Yeşilırmak arasında kalan bölümde, 8 tane savunma kademesi var. Kale, birçok kez el değiştirmiş ve tahrip olmuş. Persler, Romalılar, Pontus ve Bizans egemenlikleri dönemlerinde saldırıya uğrayan kale, yüzyıllar içinde yakılmış-yıkılmış ve her seferinde yeniden inşa edilmiş.
CİLANBOLU KUYUSU:
Amasya kalesinde, çok sayıda dehliz ve su kuyusu var. Bu kuyuların en ünlüsü ise cilanbolu dehlizi. Bu dehliz; Harşema kalesinin orta yerinde, büyük kapının hizasındaki yüksek yerde bulunuyor. Güneyden kuzeye doğru ilerliyor. 150 kadar basamakla aşağıya iniliyor. Daha aşağılarda, tahribat sonucu merdivenler kaybolmuş. Kuyunun girişi geniş ve yuvarlak. Önce kagir olarak başlatılan kuyu, aşağılara inildikçe kayaların oyulması biçiminde devam ediyor. İnilen yerin çapı 8 m. Bu dehlizin; ilk yapıldığında,
kaleden 70 m. aşağıda Yeşilırmak nehrine ve kral mezarlarına kadar ulaştığı sanılıyor.
KRAL MEZARLARI:
Amasya kalesi eteklerindeki kalker kayalara oyulmuş 3 mezar var. Helenistik dönemlerde, Harşema dağının güney eteklerine yapılmış. Yamaçlarda, yerden 20-25 m. yükseklikte, düz bir duvar halindeki kalker kayalara oyulmuşlar. Ancak; birbirine çok yakın oyulmuşlar. Yapıları ve mevkileri itibarıyla, hemen dikkati çekiyor. Strabon’a göre: kaya mezarları, Pontus krallarına ait. Buraya çıkabilirsiniz. Buradan; kıvrım kıvrım akan Yeşilırmak ve Amasya’yı izlemek gerçekten çok keyfli. Pek, buraya nasıl çıkılıyor? Hatuniye mahallesinin dar sokaklarından ve tren yolunu geçerek çıkılıyor. Kayaya oyulmuş yollar ve merdivenler var. Bu kaya mezarların içlerinde, arkalarına oyulmuş geçitler çok ilginç. Bu bölgedeki büyük mezarların birinin yanında, buradan Yeşilırmak’a kadar uzandığına inanılan bir tünelin başlangıcı bulunmuş. Kral kaya mezarlarının en büyüğü; galeri ve merdivenlerle çıkılan, batı yönündeki en son mezar. Bu mağaranın yüksekliği 15 m. genişliği 8 m. ve derinliği ise 6 m. Mezar odası girişi, diğer mezarlardaki kapılardan daha yüksek. Büyük kral mezarı olarak adlandırılan mağara, cephe itibarı ile büyük tahribata uğramış. En solda yer alan mezar, ortadaki mezar sahibini gölgede bırakmak amacıyla, ön plana çıkarılmış.
Kızlar sarayının alt kısmında ve demiryolu tünelinin üzerinde bulunan bir mezar daha var. Diğerleri gibi blok kayaya oyularak yapılmış. Diğer kaya mezarlarından farklı olarak, etrafı oyulmamış. Ayrıca, mezar odasına çıkmayı kolaylaştıracak taş merdivenler yapılmamış. Mezar odasının sağ ve sol kenarlarına yapılan sütunlar ise, daha sonraki dönemlerde kırılmış.
Mağaraların bütününde görülen, kapaksız 2-3 m. arasında değişen yükseklikte, kapıya benzer girişler var. Bu mağaraların ortak özellikleri; mağaraların etrafı geniş biçimde boş bırakılmış, bunun nedeni ise, bazı mezarların tavaf edilmesi, bazılarınında, kayalardan sızan suların hava ile temas ederek, mezar odasının korunmasının sağlanması.
Vadi içinde; toplam 18 tane kral mezarı tesbit edilmiş. Helenistik dönemde, Amasya’yı MÖ.333-26 yılları arasında kullanan Pontus kralları, öldükten sonra yeniden doğacaklarına inandıkları için, kendilerini korumak amacıyla, bu kaya mezarlarını dağlara oydurmuşlar.
Kral kaya mezarları: bazı dönemlerde hapishane ve cezalandırma mekanları olarak da kullanılmış. Örneğin: IV.Mitridates, kendisi ile yapılan barış görüşmelerinde zorluk çıkaran Roma’lı elçileri, demiryolu geçidinin hemen üzerindeki mezara hapsettirmiş.
1075 yılında, Amasya’yı fetiheden Malik Ahmet Danışment Gazi, mezarların içindeki pontus devrinden kalma gönüleri kaldırtmış. Yine o dönemlerde, hıristiyan keşişlerin bu mağalarda inzivaya çekildikleri bilinmekte.
FERHAT SU KANALLARI:
Roma dönemine ait, antik Amasya kentinin su ihtiyacını karşılamak üzere yapılmış. Kayalar oyulup tüneller açılarak, yer yer duvar şeklinde, tonozlu bir biçimde, arazi eğimine göre, su terazisi sistemine uygun olarak yapılmış. Yaklaşık 75 cm. genişliğinde ve toplam 18 km. uzunluğunda bir kanal sistemi. Bu kanalın, 2 km. uzunluğundaki bölümü, Ferhatarası mevkiinde, karayoluna paralel olarak uzanıyor ve görülebilmekte.
AMASYA EVLERİ:
19 ncu yüzyılda yapılmış ve bugün bölge SİT alanı ilan edilerek koruma altına alınmış. Evler, genellikle yan yana ve bitişik nizam olarak düzenlenmiş. Bu konut tipi mimarisinin en güzel örneklerini; yalıboyu evleri olarak Yeşilırmak kenarında, tarihi sur duvarı üzerinde görmek mümkün. Geleneksel Osmanlı evinin bütün özelliklerini taşıyorlar. Buradaki evlerden birini gezmek, sanırım hoşunuza gidecektir.
YALIBOYU-HAZERENLER KONAĞI:
Yalıboyu evleri, İstanbul boğaziçindeki yalıların manzarasını andırıyor. Ama yalı yerine, sıra sıra konaklar getirin gözünüzün önüne. Zaten, Amasya resimlerinde bunları görüyorsunuz. Özellikle, Yeşilırmak üzerine yansımaları muhteşem güzel bir görüntü ortaya çıkarıyor.
Evet, bu konaklardan en ilgi çekeni; Hazerenler Konağı. Burası, onarılmış ve 1983 yılında müze haline getirilmiş. Konak çok büyük. İç mekanlar geniş ve ferah. Kalabalık ailelerin nasıl yaşadıklarını betimleyen bir yapısı var. İki ebeveyn odası, oturma odası, haremlik, selamlık odaları, mutfak, kiler, tuvaletler var. Oturma gurupları: duvar ve cam boyunca uzanan sedirlerden oluşuyor. Dolaplar, genellikle yer kazanmak için duvar içinde, gömme dolap olarak yapılmış. Isınma için kocaman mangallar kurulmuş. Konakta yaşanılan zamanları betimlesin diye; gündelik hayata ait yerel kıyafetler giydirilmiş mankenler, evin bölümlerine yerleştirilmiş. Elbiseleri, kadife üzerine sırma işlemeli. Takılar ağır ve inanılmaz emek sarfedilmiş görüntüsü veriyor. Evet, konağa mutlaka gidin ve gezin. Küçük bir avludan giriyorsunuz ve dar ve dik ahşap merdivenlerden yukarı çıkıyorsunuz. Bu arada, ayakkabılarınızı çıkarmayı unutmayın.
AMASYA MÜZESİ:
1980 yılında hizmete açılmış. Bölgede egemenlik kurmuş olan 12 ayrı medeniyete ait arkeolojik, etnoğrafik eserler ile sikke, mühür, el yazması ve mumyalar sergilenmekte. Müzede görülmeye değer bir eser daha var. Bu; fırtına tanrısı Teşup heykeli. MÖ.1400-1200 yılları arasındaki bir dönemde yapıldığı sanılıyor. 1962 yılında, Doğantepe yakınlarındaki kazılarda bulunmuş. Hitit dönemine ait bu tanrı heykeli, bronz döküm tekniğiyle yapılmış. 21.5 cm. boyunda ve 1340 gr. ağırlığında. Hitit imparatorluk dönemi kaya kabartmalarında yer alan tanrı tasvirleriyle, özellikle de, Boğazköy ve Yazılıkaya açık hava tapınağındaki tanrı kabartmalarıyla benzerlik göstermesi ilginç.
Evet, bir diğer görülmesi gereken yer; bahçe içinde. Selçuklu sultanı I.Mesud’a ait bir türbe var. Burada; 8 mumya bulunmakta. Yanlız, burada bir şey söylemek istiyorum. Mumyalar, malum biraz ürkütücü. Gerek siz ve gerekse çocuklarınızın, bu görüntülerden ürkeceğini sakın unutmayın. Gerekiyorsa, girmeyin veya çocuklarınızı buraya sokmayın.
14ncü yüzyılda, burada nazırlık ve emirlik yapmış olan bir şahıs ve aile efradına ait mumyalar. Bunlar; aslında, Moğol ırkından gelen İlhanlılar. İslam inancında, mumyalama uygulaması yok. Ama gelenekler gereği, önemli bu aileye mumyalama uygulanmış. Camekanlı sandukalar içinde sergileniyorlar. Mumyaların üzerinde, ince bir çamur tabakası göreceksiniz, daha önce bulundukları yeri sel basmış, o olayın hatırası.
Müzenin bahçesinde; bir lahit göreceksiniz. Bu lahit roma dönemine ait bir mezar lahti. Üzerinde yazan yazıt ilginç: ” Saygı ve merhamet duygusuyla yaklaşanlar, tanrıdan iyilik görsünler. Ancak kötü niyetle yaklaşanlar ve mezarı ele geçirmeye çalışanlar veya bir kötülük yapanlar için, bu dünya basılmaz, denizler aşılmaz olsun. Çocuklarının ve karılarının hayrını görmesin, rızkı azalsın ” Evet, biz iyi niyetle yaklaşıp, baktık.
OLUZ HÖYÜK:
Amasya şehir merkezinin, 25 km. güneyinde, Geldingen ovasının batı kısmındadır. Merkeze bağlı “Tokluca köyü” yakınlarındadır.
Burada bir höyük var. Bu höyük üzerinde, yapılan incelemelere göre, tarihi süreç içinde, 9 kent kurulmuş ve bu kentlerden, 4 tanesinin kalıntıları, günümüze nispeten sağlam olarak ulaşabilmiştir. Bölgede: iki tür mezar kalıntısı görülmektedir. Bunlardan birinci tür, açılan büyük bir mezar ve buraya adeta atılan iskeletler ve ikinci tür ise, İslami usullere göre gömülerin yapıldığı mezarlardır. Dolayısı ile, İslami usullere ait gömülerin yapıldığı mezarların, burada daha önceki mezarların bulunması nedeniyle, yani bir mezarlık olması nedeniyle gömüldükleri düşünülmektedir.
Evet, burada: yaklaşık 100 civarında mezar bulunduğu tahmin ediliyor. Bugüne kadar, bu mezarlardan yalnızca 2 yetişkin ve 1 çocuğa ait 3
tanesi açılabilmiştir.
Bu mezarlarda: İslami usüllere göre gömülmüş cesetlerin sağlam iskeletlerine ulaşılmıştır. Bunların: 10-11’nci yüzyıllardan kalma
olduğu ve göçebe Türklere ait olduğu anlaşılmıştır. Ama ilginç olan: bu mezarların yanlarının kiremitle döşenmesidir. Çünkü, bu tür mezar geleneği: Roma-Helen uygarlıklarında görülmektedir. Ama, bu kiremit döşeli mezarlardaki iskeletlerin İslami usullere
göre gömüldükleri anlaşılmaktadır ve ilginç olan budur. Bu durum ilgililer tarafından şöyle izah edilmektedir.
Göçebe toplumlar: herhangi bir yerleşimleri olmasa da, kendileri dağlarda yaşarken, mezarlarını: ekilip-biçilmeyen, başkaları
tarafından sahiplenilmemiş, insan hafızasında kalabilecek yerlere yaparlarmış. Yani burası bir mezarlık noktasıdır. Ancak, burası aynı zamanda bir höyüktür. Ancak, belirtilenlere göre: bu insanlara ait, yakın ve uzak çevrede herhangi bir yerleşim izi görülememiştir. En ilginç buluntu: yine İslami usüllere göre gömülmüş olan ve 1000 yıllık: 6 yaşında bir kız çocuğuna aittir. Bu mezarda: iskeletin sol kulağında tunç küpe, sağ kulağında ise muska şeklinde bir küpe ve göğüs kısmında, tunç çengelli iğne bulunmuştur. Bu küpelerin benzerlerine, daha önce rastlanmamış
olması ilginçtir. Yani, İslam sanatına göre üretilmiş oldukları düşünülmektedir.
Sonuç olarak: 1071 tarihi ve Malazgirt, yalnızca bir semboldür. Türklerin: bu tarihten yüzyıllar önce, Anadolu’da bulundukları, ama göçebe olarak sabit bir yere yerleşmedikleri anlaşılmaktadır. Göçebe oldukları için, herhangi bir yerde kalıntılara bugüne kadar ulaşılamamıştır. Bu nedenle, buradaki mezarlık, İslami usullere göre hazırlanmış olması nedeniyle ilginçtir ve Türklerin: Malazgirt’ten yıllar önce, Anadolu’da bulunduklarının en büyük kanıtıdır. Zaten: Türkler, Malazgirt’ten önce, yaklaşık 200 yıl kadar, Van gölü kıyısında “Ahlat” ve “Adilcevaz” yöresinde bulunmuşlar ve bu durum: bu mahallerdeki gerek mezar taşları ve gerekse kültürel yapı tarzları ve diğer imgeler ile ispatlanmıştır. Bu mezarlık: aynı dönem öncesinde, Türklerin, Anadolu içlerinde göçebe olarak yaşadıklarını kanıtlamaktadır.
Yalnızca kanıt değil, aynı zamanda: özellikle kız çocuğu mezarındaki buluntular: göçebe Türklerin, neler giydikleri, takıları ve fiziksel özelliklerini de ortaya koymaktadır. Hatta, kız çocuğu mezarında, üzerindeki kefen örtüsünün büyük kısmı günümüze kadar ulaşmıştır ki, bu durum, o döneme ait dokuma özelliklerini de göstermektedir. Hatta, buna Anadolu bezi denilebilir.
Oluz höyük bölgesinde: bu düzenli mezarlar dışında: daha eski dönemlere ait, iskelet topluluklarının bulunduğu bir mezar kalıntısı daha
bulunmuştur. Bu kalıntılarında, MÖ.5’nci yüzyıldan kalma olduğu, açılan bir çukura, üstün-körü atıldıkları anlaşılmaktadır. Yani, büyük olasılıkla öldürülmüş ve buraya gömülmüş oldukları düşünülmektedir. Yani, Amasya yöresinde, bilinen en eski cinayet kalıntıları.
GEZİ ROTASI-PLANI:
Evet; Amasya’da nereyi gezelim, nereyi görelim, ne alalım, ne yiyelim. Ben; bu şehirde görmeniz gereken yerleri tek tek yazdım. Siz; burada kalış sürenize göre, buralardan seçeceğiniz yerlere gidin, gezin, görün. Amasya’nın tarih kokan sokaklarına dalın, yürüyün. Şehir belirgin bir biçimde, Osmanlı izleri taşıyor. Yeşilırmak, başlı başına şehrin atmosferini etkilemiş. Bunun kıyısındaki, çay bahçelerinde mutlaka oturun, çayınızı yudumlarken, ırmağı izleyin.
Ancak, şehrin neresine başınızı çevirirseniz çevirin, karşınıza mutlaka kayalara oyulmuş kral mezarları çıkıyor. Celali isyanlarında; şehrin ileri gelenleri, kral mezarlarının bulunduğu mağaralara çıkarak canlarını kurtarmışlar. Yani; bu mezar mağaralarının, şehrin yaşantısında, daima yeri ve önemi olmuş. Kral mezarlarını görmeki için, yamaca tırmanmak belki biraz sizi yorar ama sonuçta, buna değeceğini göreceksiniz. Gerçi kral mezarlarının bakımsızlığı ve ziyaretçilerin sağa-sola attıkları çöpler ve yazdıkları yazılar, sizi biraz öfkelendirecek ama sonuçta, ülkemizdeki tarihi eserlerinin hepsinin ortak kaderi bu değilmi?
Evet; Amasya size ne verecek. Buram buram tarih kokan bir kent.
İyi tatiller.



















Yorum
merhabalar amasya ile ilgili güzel yazınızı okudum.
acaba mutlaka görülmeli diyeceğiniz ilçeleri var mı? zira ben bir gece kalıp dönmeyi planlıyorum. yoksa iki gece yapabilirim.
teşekkürler
emre
Selamlar
Amasya merkezini birkaç kez gördüm ve yazdım. İlçelerle ilgili size üzgünüm, bilgi veremiyorum. İyi tatiller.