Adana

Adana, ülkemizin en büyük ve yoğun nüfuslu şehirlerinden biri. Seyhan ve Yüreğil olmak üzere, iki merkez ilçeden oluşuyor. Buyurun, bu güzel şehrimizi birlikte öğrenelim ve gezelim. Kesinlikle bu geziden mutlu olacağınıza inanıyorum. Özellikle: sıcak yaz günleri dışında, şu anda tam mevsimi. Adana’nın tüm güzelliklerini en iyi keşfedebileceğiniz zaman.
ULAŞIM:
D-400 Karayolu ve uluslar arası TEM Otoyolu ile Adana’ya ulaşılır. Ankara-Adana arası uzaklık: 472 km. dir. Ankara-Aksaray-Pozantı üzerinden gelinir. İzmir-Adana arası uzaklık: 873 km. olup, İzmir-Afyon-K.Ereğli üzerinden ulaşılır. İstanbul-Adana arası uzaklık: 909 km. olup, İstanbul-Bolu-Ankara-Aksaray-Pozantı üzerinden ulaşım mümkündür.
Otobüsler ile, Adana’ya gelirseniz, otogar, şehrin 5 km. dışındadır.
Havayolu ulaşımı: Adana’da havayolu ulaşımı: Şakirpaşa Hava Limanından sağlanmaktadır. Uluslar arası trafiğe açık bir havaalanıdır
xxxxxxxxxx

NE YENİR. NE İÇİLİR.
Adana kebabı. Şalgam suyu için. Aşlama. (meyan kökünden yapılmaktadır.) için.
Adana yöresinin zengin bir mutfağı vardır. Yemeklerin başlıca malzemeleri: un, bulgur, et, sebze çeşitleri, baharat türleri, süt, yoğurt ve çökelektir. Yörenin kendine has, ünlü yemeği “Adana Kebabı” dır. Yanında, bol yeşillik ve soğan salatası ile yenir, Şalgam suyu ve ayran içilir. Diğer ünlü yemekleri: Cartlak Kebabı, İçli köfte, Çiğ köfte, Analı kızlı, Humus, bartefit, sıkma, şırdan mumbar, etli kömbe, dul avrat çorbası, yüksük çorbası’dır.

Tüm bunları söylerken, belki aklımıza gelmedi, ama biliyorsunuz; bu güzel şehrimiz Adana’nın karpuzu çok meşhur. Tüm bu yiyeceklerin üstüne, güzel bir Adana karpuzu yemelisiniz.
xxxxxxxxxxxxx

NE SATIN ALINIR.
Adana’da, geleneksel el sanatları çok gelişmiştir. Keçecilik, koşumculuk, at arabacılığı, demircilik ve bakırcılık, yemenicilik, mermercilik, kilimcilik, hasır ve boyra örücülüğü, İlin önemli el sanatları arasında yer alır. Bunun yanında, ilginizi çekerse, Karatepe kilimlerinden alınabilir.
xxxxxxxxxxx

NE İZLENİR. KÜLTÜR ETKİNLİĞİ.
Uzun yıllardan bu yana yapılan Altın Koza Festivalini izleyin.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

GENEL:
Seyhan ilçesi, Adana ilinin, 2 merkez ilçesinden biridir. Bu nedenle: Adana ilinden ayrı mütalaa edilmesi mümkün değildir. Diğer merkez ilçe: Yüreğil’dir.
Seyhan: denizden 40 km. içeridedir. Seyhan Nehrinin iki yakasına yayılmış olmakla birlikte, batı yakada Seyhan, doğu yakada ise Yüreğil ilçesi yer alır. İki ilçe; 317 metre uzunluğunda ve MÖ.6’ncı yüzyılda yapılmış, 21 gözlü, tarihi “Taşköprü” ile birbirine bağlanmıştır.
Seyhan Nehri: Akdeniz’e dökülen en büyük nehirdir. Tarsus Çayı ile birleşerek, Akdeniz’e dökülür. Seyhan Nehrinin, taşarak şehre zarar vermesinin önlenmesi için, Seyhan Baraj Gölü yapılmıştır. Seyhan Baraj Gölü ise, Seyhan ilçesinin, deniz görünümlü bir şehir olmasını sağlar.
Evet, daha önce söylediğim gibi, merkezin diğer ilçesi: Yüreğil. İlçenin en önemli eseri: Ceyhan nehri kıyısında, bugün Yakapınarı’nın bulunduğu yerde kurulan “Misis Antik Kenti”dir. Kent: Roma ve Memluk Dönemlerinde de önemini korumuştur.
xxxxxxxxxxx

TARİHİ;
Adana’ya ait en eski yazılı kaynak olan Hititler’in Kava Kitabelerine göre: Anadolu’nun en köklü medeniyetlerinden olan Hititler, Adana ve çevresinden: Uru Adanıa (Adana Beldesi) olarak bahsederler.
Yöreye: Milattan Önce yaşayan kavimlere: Danuna ismi verilmiştir. Bir efsaneye göre: gök tanrısı Uranüs’ün, Adanus ve Sarus isimli iki oğlu: savaşarak Adana civarına gelirler. Adanus, adını, kendi kurdukları şehre verir. Seyhan Nehri de: Sarus’un adını alır.
Hitit etkisinde kalan Fenikeliler, tarım ve bitki tanrılarının ismi olan: “Adonis”i, bereketli topraklarından dolayı, Adana’ya isim olarak verirler. MS.7’nci yüzyıldan itibaren, İslam ordularının bölgeye gelişiyle birlikte, Arap tarihçileri Adana isminin, eski peygamberlerden Yasef’in torunu, Ezene’den geldiği fikrini ortaya atarlar.
Türkler: Toroslar’ı aşıp güneye indiklerinde, buraya “Çukurova” adını verirler. Çukurova’nın tarihteki adı: Kilikya’dır. Kilikya adını kireç yataklarından almıştır.
Sümerlerden kalma “Gılgamış Destanı”ndan itibaren, sayısız kaynaklarda, sayısız olaylarla açıklanmaya çalışılan yöre adı çok renkli bir gelişim takip eder.
Evet, Adana’nın tarihsel süreç içindeki hikayesi şöyle.
Eski çağlarda: Adana bölgesini egemenlik altında bulunduran guruplar şunlar: Luvi krallığı, Arzava krallığı, Hitit krallığı, Kue krallığı, Asur krallığı, Kilikya krallığı, Pers satraplığı, Helenistik dönem, Selökidler, Korsanlar dönemi, Romalılar dönemi ve Bizans dönemi.
MS.638 yılında, Emeviler zamanında, Çukurova fethedilmiş, Abbasiler döneminde buraya yerleşilmiştir. MS.1083 yılında, Çukurova Anadolu Selçuklu Devletine katılmıştır. Haçlı seferleri sırasında Ermenilerin eline geçen Çukuova, bir süre sonra yeniden Konya Selçukluları tarafından alınmıştır.
Anadolu’nun, Moğol istilası Anadolu Selçuklu Devleti’ni zayıflatır ve beylikler dönemi başlar. Bu dönemde, Çukurova’da kurulan beylik, Ramazanoğulları olur. Mısır seferine giden Yavuz Sultan Selim, Beyliği Osmanlı Devletine katar. Ramazanoğulları; 1516 yılında Osmanlı eyaleti olmasına rağmen, 1608 yılına kadar içişlerinde serbest bir beylik olarak devam eder. Pir Mansur’un, kendi isteği ile idareyi bırakması sonucu, Osmanlı Devletine, tam bağlı bir eyalet haline gelmiştir.
Adana, bir ada devlete baş kaldıran Mısırlı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından işgal edilir ve Mısır’a bağlanır. Ancak, 1840 yılındaki Londra Antlaşması ile, bölge, yeniden Osmanlı imparatorluğuna bağlanır.
1840 yılından sonra, merkezi idaredeki bozukluklar ve ağır vergiler yüzünden, aşiretler, merkezi idareye karşı isyan ederler. Bu durum, 1865 yılına kadar sürer. Sonuçta, aşiret reisleri, beylik unvanıyla başka yerlere yollanır, göçebe durumları, gurupları zorla yerleşik hayata geçirilmiştir. 1867 yılında, idari teşkilat kurularak, Adana il haline getirilir.
20’nci yüzyılda, Osmanlı Devletinde, büyük değişiklikler başlar. 1908 yılında: Ermeni, Hınçak ve Taşnak Komitelerinin gayretleriyle, Adana’da büyük bir baskın ve kaçış yaşanır. Ermeni isyanları ile Avrupa Devletlerinin işe karışması ile zemin hazırlanır. Tüm olaylar sürerken, I.Dünya Savaşına girilir ve 1918 tarihinde Mondros Ateşkes antlaşması imzalanır. Antlaşmayı takiben, 1918 yılında Adana, Fransız işgaline ve ermeni terörüne sahne olur. Fransızlardan destek alan Ermeniler, Türk halkına büyük eziyetler yaşatırlar. Adana halkının bir bölümü, silahlanarak dağlara çekilir, bir bölümü de şehir içinde çete harbine başlar.
Tarihi süreç içinde: işgal biter, Ermeniler kaçar ve Adana ve yöresi; özgürlüğe kavuşur.
xxxxxxxx

GEZİLECEK YERLER:
Adana, geçmişte, pek çok uygarlıklara geçmişte sahne olmuştur. Burada görülebilecek başlıca eserler: Büyük Saat Kulesi, Taş köprü, Yağ camii ve Medresesi, Hasanağa camii, Kemeraltı camii, Ulu camii külliyesi, Yeni cami, Çarşı hamamı, Bebekli kilise’dir. Ayrıca: Eski Adana Mahalleleri ve evleri görülmeye değerdir. Bunların yanında, elbette, gezilmesi ve görülmesi gereken başka yerlerde bulunmaktadır. Bunlar hakkında, aşağıda ayrıntılı bilgi vereceğim. Sizler; bu güzel şehre gittiğinizde, Adana’da nasıl gezilir, nereler görülür, nerelere gidilir, nasıl bir gezi planı yapılır, nereleri görmeliyim derseniz; tüm bu sorularınızın cevaplarını, aşağıda bulacaksınız. İlginiz ve tercihinize göre, kendinize güzel bir Adana Gezi Planı, Gezi Rotası yapabilirsiniz.

ADANA ARKEOLOJİ MÜZESİ:
Adana kent merkezinde, Seyhan caddesinde, geniş bir bahçe ve dört büyük salondan oluşan bir müze. Pazartesi hariç her gün ziyarete açık.
Cumhuriyetin ilanından hemen sonra, 1924 yılında kurulmuş. Bu nedenle: Türkiye’nin en eski, ilk on müzesinden biri. Müzede, özellikle: Gözlükale, Yumuktepe, Sirkeli ve Misis kazılarından çıkarılan, Çukurova’nın zengin tarihine ışık tutan, özgün eserler sergileniyor.

Müze, bugünkü binasına, 1972 yılında taşınmış. 17071 adet arkeolojik ve 26547 adet sikke sergileniyor.

Bahçe: Müze girişinde, Hitit dönemine ait: Taşucunda bulunan Kapı Arslanı ve Uzunburç’tan getirilen 2 adet Augustus heykeli ve zengin çelenkli lahitler, küpler, mancınık gülleleri, yazıtlar, sunaklar ve çeşitli mimari parçalar sergileniyor.
Giriş Kat: Taş eserler burada sergileniyor. Tarsus’tan getirilen; Troya savaşını, yüksek kabartma biçiminde betimleyen mermer lahit var. Bu lahit: “Akhilleus Lahti” olarak da biliniyor. Ayrıca: Seyhan Baraj gölü altında kalan, Augustus antik kentinden getirilen, Medusa Lahti ile Karataş/Magarsus antik kentinden getirilen, insan boyutundaki, bronz Karataş heykeli, bu salonun en çok ilgi gören eserleri arasında.
Kronolojik Eserler Salonu: İlk çağlardan, Osmanlı dönemine kadar, Çukurova’da kurulan uygarlıklara ait eserleri kapsamaktadır. Sergilenen eserler arasında: adak eşyaları, kap, kandil, tanrı, tanrıça, insan ve hayvan figürleri de bulunmaktadır. Tepebağ’da bulunan “Lir Çalan Orpheus Mozaği” de bu salonda.

Bölgesel Eserler Salonu: Adana Müzesine ait olup,kazılar ve satın alma yolu ile gelen eserler sergileniyor. Zengin formlu can örnekler, Selçuklu Çinileri ve çeşitli uygarlıklara ait mühürler de, bu salonda yer almakta.
Sikke, Mühür ve Mücevher Eserler Salonu: İlk defa paranın görüldüğü Lidya dönemi ve bundan sonraki çeşitli dönemlere ait sikkeler, takılar ve Adana’nın ilçelerinde bulunan defineler, bu salonda sergileniyor.
Hitit İmparatorluk dönemine ait, “Dağ Kristali Heykelciği” çok ilgi görmektedir.


ADANA ETNOĞRAFYA MÜZESİ:
İl merkezinde, Kuruköprü’de, 1845 yılında yapılmış ve terkedilmiş kilise binası, 1924 yılında müze haline getirilmiştir. Buranın Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılması, 1983 yılındadır.

ADANA ATATÜRK EVİ:
Müze, eski Adana’nın merkezi olan tarihi Tepebağ’da. Kayalıbağ Mahallesi, Seyhan caddesi üzerinde. Pazartesi hariç her gün açık. Türk öğrenciler ve askerler, müzeyi ücretsiz geziyorlar.
19’ncu yüzyılda yapılmış, geleneksel Adana evlerinden. İki katlı, cumbalı, kırma çatılı, kagir bir bina. Bu özellikleri nedeniyle, Kültür Bakanlığı tarafından “Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı” olarak tescil edilmiş ve koruma altına alınmış.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk; bu evde, 15 Mart 1923 tarihinde, eşi Latife Hanım ile birlikte misafir olmuşlar. Bina, Atatürk Bilim ve Kültür Müzesi Derneği tarafından, zamanın Kolordu Komutanı Bedrettin Demirel önderliğinde kamulaştırılmış ve halkın da yardımlarıyla, restore edilmiş ve 1981 yılında ziyarete açılmıştır. Atatürk’ün, Adana’ya geliş günü olan, 15 Mart tarihi, her yıl resmi törenlerde, bu müzede kutlanır.

Alt kat:
Çalışma Odası: Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonraki yıllarda çıkan yerel gazetelerden Yeni Adana, Türk Sözü, Çukurova, Dirlik gazetelerinin bulunduğu bölümdür.
Kütüphane: Osmanlıca ve Türkçe (Latin harfleriyle) yazılı, 2000’e yakın kitap var. Kitapların çoğu, bağış yolu ile sağlanmış.
Üst Kat:
Sofa: Emekli Subay Nevzat Duruak tarafından yapılmış, Atatürk’ün mumdan heykeli var.
Yatak Odası: Prinç karyola, sim işlemeli yatak, masa örtüsü, ayrıca Maraş işi, 2 koltuk ve elbise dolabı var.
Çalışma Odası: Maraş işi koltuk, masa, sandalye, telefon, dolap ve Atatürk porsteris var.
Basın Odası: Vitrin içinde, Yeni Adana Gazetesinin ciltlenmiş Pozantı nüshaları ve çalışanlarının çerçeveli resimleri var.
Mücahitler Odası: Gani Girici’nin ve bazı mücahitlerin portreleri, Gani Girici’ye ait madalya ve Atatürk’ün ölüm anına ayarlanarak durdurulmuş bir saat bulunuyor.
Oturma Odası: Cevizden sandaya, nargile, madeni mangal, kilim ve halılar bulunuyor.
Hatay Odası: Atatürk Adana’ya geldiğinde, Ayşe Fıtnat hanımın başkanlığındaki bir grup Fransız işgalindeki Hatay’dan gelerek, Atatürk’ün huzuruna çıkmış ve ona siyah bir gül hediye etmiştir. Buna karşılık, Atatürk de, “Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde kalamaz” demiştir. Bu olayı anlatmak için mankenler konulmuş. Ayrıca, ceviz oymalı sehpa, Türk bayrağı ve Hatay’dan gelen heyetin çeşitli boylarda fotoğrafları bulunuyor.
Silah Odası: Cins ve ebatları değişik tüfekler, tabancalar, paşa apoletleri, Atatürk’ün doğduğu evin maketi, Anıtkabir’e Osmaniye’den giden taşın numunesi ve vitrin içinde, çeşitli yıllara ait madeni paralar bulunuyor.
Yaver Odası: Atatürk’ün yaverinin kaldığı oda, içerisinde pirinç karyola, sim ve gümüş işlemeli yatak örtüsü, ceviz kaplamalı elbise dolabı, madeni ibrik ve leğen bulunuyor.
Kuva-i Milliye Odası: Atatürk, İsmet İnönü ve Kuva-i Milliye döneminde, emeği geçen ve Kuva-i Milliye hareketini başlatanların büstleri bulunuyor.

SABANCI MERKEZ CAMİİ:
Adana şehir merkezinde, Seyhan nehri kıyısında bulunuyor. Türkiye’nin en büyük camisidir. 1998 yılında hizmete açılmıştır. 32 metre çaplı ana kubbesi ile, Türkiye’nin en büyük kubbesine sahip camisidir. Ortadoğu’nun, en büyük 4.camisi olarak da kabul edilir.
20.000 kişilik cami (açık alanın düzenlenmesiyle 28.000 kişi), son cemaat mahalliyle birlikte, 6600 m.kareye yayılmıştır. Klasik Osmanlı mimarisi tarzında yapılmıştır. Genel görünüm olarak: Sultan Ahmet Camiine, plan ve iç mekan olarak Selimiye Camiine benzer. Bu nedenle: Sabancı Merkez Camisi için “Selimiye’nin eşi, Sultan Ahmet’in kardeşi, Kocatepe’nin çağdaşı” denmektedir.
4 yarım kubbe, 5 kubbe, 6 minaresi vardır. Bunlar: 4 kitap, 4 halife ve 4 mezhebe, İslam’ın 5 şartına, imanın 6 şartına karşılık gelmektedir. 32 metre çaplı ana kubbe, 32 farza, avludaki 28 kubbe Kur’an da adı geçen 28 peygambere, ana kubbedeki 40 pencere Muhammed’in peygamber olduğu yaşa ve 40 rekat namaza, 99 metrelik 4 minare, Allah’ın 99 güzel ismine karşılık gelir.
Caminin temeli, 1988 yılında atılmıştır. Arsası: Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından, Türkiye Diyanet Vakfına devredilmiştir. Halkın bağışları ile caminin yarısı tamamlanmıştır. Geri kalan yarısı: Hacı Sabancı ve onun ölümünden sonra, Sabancı ailesi tarafından karşılanmıştır. Bu nedenle, başlangıçta Merkez Camisi olması düşünülen adı Sabancı Merkez Camisi halini almıştır.

SEYHAN BARAJI VE HİDROELEKTRİK SANTRALI:
Seyhan Barajı, eski Adananın 15 km. yukarısında ve Adanayı Seyhan Nehrinin sebep olabileceği su baskınından kurtarmak amacı ile yapılan, toprak dolgu tipi barajdır.
1956 yılında hizmete açılmıştır. Yüksekliği: 53.20 metredir. 2006 yılında, Seyhan Barajında, Türkiye Offshore Şampiyonasının bir ayağı yapılmıştır.
TEPEBAĞ HÖYÜĞÜ:
Bölgenin en büyük höyüğüdür. Tarihi: ilk çağlara dayanmaktadır. Höyükte rastlanan surlarla çevrili kent çekirdeği burada Neolitik çağda yaşayan kent dönemine ışık tutuyor. Tepebağ’ın güneyinde, Taş köprünün bitişiğinde eski kale yıktırılarak, yerine Adana kalesi yaptırılmış. Bu kaleyi daha sonra, Mehmet Ali Paşa yıktırmış. Bölge, arkeolojik park olarak yine bir görünüm kazandırılmaya çalışılıyor.

TEPEBAĞ EVLERİ:
Adana merkezinde, bir zamanlar çevresi surlarla çevrili olan mahalle, yörenin ilk yerleşim yeri olan Tepebağ Höyüğünü de içinde barındırır. Ramazanoğulları Beyliği döneminde yerleşime açılır. Yerleşim alanında, 1495 yılında, Ramazanoğlu Halil Bey’in yaptırdığı konakla başlayan yeni şehirleşme döneminde: yapımı gerçekleştirilen evlerin çoğu ise, 18’nci yüzyıldan kalma. Evlerin çoğu, şemsiyeyi andıran geniş saçakları, yüksek tavanları ve cumbaları ile geçmişin nastoljik havasını günümüze taşıyor. Ünlü “Adana’nın Yolları Taştan” türküsüne ilham olan daracık sokaklara açılan kanatlı kapılardan evin avlusuna girildiğinde, yüzlerce yıllık kültür ile karşılaşılır. Ancak, Adana depreminden sonra, mahallede, yıkılan ve bir daha onarılmayan evler, tarihi mahalleyi harabe gibi gösteriyor.

TAŞKÖPRÜ:
Seyhan Nehri üzerinde, Adana şehir merkezinde, Batı ve Doğu yakalarını birleştiren, tarihi köprüdür. Bir Roma dönemi eseridir. Seyhan Nehri üzerinde bulunan Taşköprü’nün, MS.384 yılında, Mimar Auxentus tarafından yaptırıldığı belirtiliyor. Dünyanın, şehir içi trafikte kullanılan en eski köprüsüdür. Batı ucunda Türkiye’nin en büyük camii , Sabancı Merkez Camii, doğu ucunda ise HiltonSA Oteli bulunmaktadır. Aslı 21 gözlü olan köprü, Seyhan Nehri’nin ıslahı sırasında 7 gözünün toprak altında kalmasıyla, 14 gözlü olarak hizmet veriyor. Osmanlı döneminde birkaç kez onarılan Taşköprü, günümüzde de hizmet vermeye devam etmektedir.
2006 yılı başında restorasyon çalışmaları başlanmış ve 2007 başlarında çalışmalar sona ermiştir. Aslında, biraz farklı bir şekilde restore edilmiş olmasına rağmen, hala ihtişamını korumaktadır. Çalışma sonrası, köprü, araç trafiğine kapatılmış ve sadece yayaların hizmetine sunulmuştur.
Taşköprü’nün güneyinde, elektrik üreten regülatör köprü: kapakları kapanınca, Eski Baraj önüne kadar, büyük bir iç göl oluşmaktadır. Özellikle, yazın oluşan gölün, sağ ve solundaki yayalar için yapılan parkurda yürümek, gayet güzel bir deneyimdir.

BEBEKLİ KİLİSE:
Tepebağ Mahallesindedir. Adana’daki Aziz Paul Kilisesi, halk tarafından kilisenin çatısı üzerindeki Meryem Ana Heykelinin küçük bir çocuğu andırdığı için “Bebekli Kilise” diye de adlandırılır. Kilise, hem Katolik cemaat, hem de Protestan Cemaati tarafından müşterek bir şekilde kullanılmaktadır. 1880-1890 yılları arasında yaptırıldığı sanılmaktadır.

SAAT KULESİ:
Adana’nın önemli simgelerinden biridir. Ulu Cami mahallesinde, Hükümet caddesi üzerindedir. Saat kulesinin üzerinde kitabesi olmamakla birlikte, Adana Valisi Abidin Paşa tarafından, 1882 yılında yaptırıldığı bilinmektedir. Aynı zamanda, Belediye Reisi Hacı Yunus Ağa’nın da Saat Kulesinin yapımında emeği geçmiştir. Adana’nın Fransızların işgali sırasında, Saat Kulesi Ermeniler tarafından tahrip edilir. Cumhuriyetin ilanından sonra, 1925 yılında, saatin makineları, Almanya’dan getirilerek yerine yerleştirilir.
Saat kulesi, kare prizma şeklinde olup, 35 metre yüksekliğindedir. Halk arasındaki söylentilere göre, bir o kadar yüksekliği de toprağın altındadır. Kulenin içerisinde, hem yukarıya, hem de toprak altına inen bir merdiveni bulunmaktadır. Kulenin üzerinde, baldaken şeklinde bir köşk olup, bunun dört tarafına saatin kadranları yerleştirilmiştir.
BEDESTEN:
Adana, eski Belediye caddesinde bulunuyor. Ramazanoğlu Halil Bey ile oğlu Pir Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 16’ncı yüzyılda yaptırıldığı anlaşılmıştır. Kapalı çarşı veya Büyük Çarşı isimleriyle de tanınır. Adana Valisi Kel Hasan Paşa tarafından, 1850 yılında onarılmıştır.

ULU CAMİİ:
Külliyenin bugün mevcut olan kısımları: cami, medrese, türbe, Ramazanoğulları Saray Selamlığıdır. Bununla birlikte: imaret, Darül Hadis, Darüs Şifa, Sıbyan Mektebi olduğu kaynaklarda geçse de, günümüze kadar gelememiştir. Cami, Ramazanoğulları döneminde yapılmıştır. Caminin tarihlendirilmesine ait 3 kitabe vardır. Bunlardan 2 tanesi, taç kapının ve diğer biri ise minberin üzerindedir.
Üç ayrı taç kapıdan anlaşıldığına göre; Ramazanoğlu Halil Bey tarafından, 1509 yılında yapımına başlanmış olup, Piri Paşa döneminde, 1541 yılında tamamlanmıştır.
Cami, plan ve fonksiyon bakımından, üç ayrı başlıkta toplanabilir. Asıl Cami: Revaklı avlunun güneyinde, mihraba paralel iki sahından oluşur. Mihrap önünde bir kubbe bulunurken, beşe ayrılan harimin diğer mekanları, kubbe ile örtülüdür. Harimin içerisi, yaklaşık 1 metre boyunda, çini kaplıdır. Oldukça değerli olan bu çiniler, sıratlı tekniğiyle yapılmıştır. Bunların çoğu: 1541 yılından kalmadır.

YAĞ CAMİİ:
Adana ili, Büyük Saat mevkiindedir. Yanıbaşındaki medrese ile birlikte, bir külliye teşkil etmekte olup, bu külliye, bu yerdeki küçük bir kilisenin camiye tahvil edilerek, doğu yönüne, ulu cami karekterinde, yani çok sütunlu cami tipinde, bir caminin etrafına, medrese odalarının ve dershanenin eklenmesiyle meydana gelmiştir.
Caminin asıl adı “Eski Cami” dir. Evliye Çelebi, Seyahatnamesinde de eski cami diye geçer. Ramazanoğlu Halil Bey’in emriyle, 1501 yılında camiye tahvil olunan kilisenin bitişiğine ve yanıbaşına, Piri Paşa tarafından, ilave cami ve medresenin inşa ettirildiği ve bu işin 1558 yılında tamamlandığı anlaşılıyor. Minaresinin inşa tarihi ise, 1525 yılıdır.

KARATEPE-ASLANTAŞ AÇIK HAVA MÜZESİ:
Bir Neo-Hitit bölgesi olan Karatepe Milli Parkı’nda, Kral Asitawada’nın yazlık sarayının kalıntıları, Hitit ve Fenike yazıları içeren tabletler ve rölyeflerin sergilendiği, açık hava müzesi var. Tepenin zirvesinde, saray olduğu tahmin edilen, 2 tane yanmış bina harabesi ve zahire kuyuları var.
MİSİS(YAKAPINAR) ÖREN YERİ:
Misis antik kenti, Ceyhan nehri kenarında, tarihi İpek Yolu üzerinde kurulmuştur.
Adana’dan sonra gelen, ikinci bir geçit durumundadır.
Misis’in tarihi, antik kentin üzerinde bulunduğu ve Neolotik Çağ’a tarihlenen, höyük ile başlar.
Misis’i, Troya kahramanlarından “Mopsos” un kurduğu söyleniyor.
Tarihi süreçte: Hitit, Asur, Makedonya ve Seleukosların eline geçer. Roma ve Bizans dönemlerinde de, önemli bir merkez konumunu sürdürmüştür.
1517 yılından sonra, Osmanlı Devletinin hakimiyetine girmiştir.

Misis’de, bugün ayakta kalmış olan eserler: MS.4’ncü yüzyılda, Bizans imparatoru Flaulus Constantinus tarafından yaptırılan Misis köprüsünün yakınındaki bazilikanın mozaik taban döşemeleri, dokuz gözlü bir taş köprü, akropoldeki surlar, sukemerleri ve hamam kalıntıları ile Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan Havraniye Kervansarayı ve tek kubbeli mescittir.
MİSİS MOZAİK MÜZESİ: Müze, Adana-Ceyhan arasındaki, tarihi İpek yolu üzerinde, Adana’ya 26 km. uzaklıktadır. Yüreğil İlçesinin Yakapınar Beldesindedir. Pazartesi günü dışında, her gün açıktır.
Burada sergilenen eserler arasında, Misis antik kenti sınırları içerisinde yer alan, bir Bazilikaya ait zemin mozaikleri de vardır.
Eser 1956 yılında, Misis Höyüğünde kazı yapan Alman Arkeoloji heyetinden Prof.Dr. H.Theodor Bossert ile Dr.Ludwıng Budde tarafından, ortaya çıkarılmıştır.
Mozaiğin tam ortasında bir masa veya sehpa şeklinde yapılmış bir kümes ve çevresinde Nuh Peygamberin tufanda gemisine aldığı 23 adet kuş ve kümes hayvanları, bu gurubun çevresinde ise vahşi ve evcil hayvanlar yer almaktadır. Eser, MS.4 ncü yüzyıla aittir.
Müzede: Misis Höyüğünde yapılan kazılar sonucu elde edilen kimi eserler de sergilenmektedir.
SONUÇ:
Evet, Adana merkezdeki gezimiz bu kadar. Şimdi, şartlarınıza göre, Adana’nın ilçelerindeki gezinizi planyalabilirsiniz. Adana merkezdeki gezinizde: özellikle, Adana Arkeoloji Müzesini, Atatürk Evini, Taşköprüyü, Misis antik kentini gezmenizi öneriyorum. Ayrıca: Seyhan Baraj Göleti çevresinde muhteşem güzellikteki parklarda, sanki bir deniz gibi gelişen ve büyüyen baraj göletini izlemek bambaşka bir keyf. Bu arada: bir veya birkaç kez, elbette ilginizi çekerse, Adana Kebabının tadına bakmayı sakın ihmal etmeyin. Bunun yanında, yine ilginize bağlı, ama şalgam suyu.
İyi tatiller.




